5 yeni kitap satışa çıktı!

Çınaraltı Yayınları'nın desteği ile Asalet Salgınoğlu'nun 'Su Rengi', Nermin Taylan'ın 'Osmanlı'da Yasaklar', Uğur Babat'ın 'Kırık Vazo', İlhami Akan'ın 'Krizantem' ve Erhan Akhan'ın Selçuklu Kartalı isimli eserler okurlarını beklemek üzere raflardaki yerini aldı.

GİRİŞ 21.12.2019 13:28 GÜNCELLEME 21.12.2019 13:28 KİTAP
5 yeni kitap satışa çıktı!
5 yeni kitap satışa çıktı!

 

Yasaklar,dünyaya gelmemizle başlar ölümümüzle son bulur.

Biraz düşünün ilk yasaklarımızı:sobaya yaklaşma,misafir odasını karıştırma,vazoya dikkat et…Ardından okuldaki yasaklar,işteki yasaklar,şer’i yasaklar,orfi yasaklar…

 

Peki ya Osmanlı’da?

En çok merak edilen ve maalesef karanlık kalmış olan

‘’Osmanlı’da Yasaklar’’meselesi,bu kitapta aydınlanıyor.

Belgelerle desteklenen bu kitap,bir tarafıyla akademik olmakla birlikte diğer akademik çalışmalardan farklı olarak akıcı ve herkes tarafından beğeniyle karşılanacak diliyle sizi Osmanlı döneminde gezintiye çıkaracak.

Kadınlara uygulanan kıyafet ve dışarı çıkma yasağı,basılması ve ülkeye girmesi yasaklanan kitaplar,kitaplar,gayrimüslimlere uygulanan yasaklar,şehzadelere uygulanan yasaklar ve diğerleri…

“…sevildiğimi anladığım zamanlarda yüzümde açan çiçekleri bugüne kadar kimse görmedi. Çünkü beni gerçekten seven bir insana hiç denk gelmedim. Sevilmediğimi anladığım bir yerde durmakta ısrar edince de böyle hayal kırıklarıyla dolu bir hayatım oldu. Bir çiçek dahi güneşi görmediği yerde kuruyarak ölürken, ben ısrarla perdeleri kapalı karanlık bir odanın içerisinde güneşin doğmasını bekledim. Ta ki biri gelip beni tüm kalbiyle sevinceye kadar…

* * *

Genç yaşta Alzheimer hastalığına yakalanan bir mahkûmun, sevdiği kadını unutmaması için verdiği savaş ve ona en büyük hayalini gerçekleştirebilmesi için yardım eden üç muhteşem dostun gerçek hayat hikâyesi.

Uğur Babat’ın kendi özgü üslubuyla kaleme aldığı bu hayat hikâyesinde, başarıya ulaşabilmemiz için bugüne kadar iddia edilenin aksine birçok farklı yolun daha olduğunu gösteriyor. 

Üstelik “Kırık Vazo” bunu yaparken de edebiyatı kullanarak bizi çok farklı bir dünyaya götürüyor.

Aşk, bilgi ve dostluk bağları bugüne kadar hiç bu yönüyle kaleme alınmamıştı.

Aşk nice bir yiğitliktir.

Nice bir direniştir bu aşk?

Yürek perçin tutar mı, duygulara pranga vurulabilir mi?

Demir parmaklıklar, açılmaz kelepçeler aşka engel olabilir mi,  çok farklı yaşam felsefesine sahip iki kişi birbirini ölesiye sevebilir mi? 

Vefa nedir, sürgün nedir, tutsaklık nedir, özgürlük nedir? Ölmek mi yeğdir, yoksa sevmek mi?

12 Eylül döneminin karanlık günleri.  Bir yandan bir türlü aşılamayan ekonomik kriz, diğer yandan uluslararası ambargo, petrol krizi ve bu sorunları çözmesi gerekirken kendi iç çekişmeleriyle meşgul siyaset… 

Anarşi ve terör sokakları teslim almış. Üniversite gençliği ve tüm toplum sağ ve sol kutuplara ayrılmış. Hasılı, memleketin tüm sokakları, geceleri ve gündüzleri, bir örümcek ağı gibi kaosla sarmalanmış.

Bütün bu hengame içinde bir aşk filizlenmektedir. Mustafa ile Sevda’nın aşkı…

Üniversitede filizlenen, demir parmaklıklar ardında vefayla yoğrulup, on senelik tutsaklıkla pişen, lakin vuslatı Krizantem mevsimine kalan bir aşk…

“Ben Sevda… Bir sevdanın devrimiyle devrilen Sevda… “

“Bir çiçeği çok sevdim, o da ömrümün sonbaharında açtı.”

Bir şimşek daha çaktı ve eğri kılıçların çeliğinde ışıldayarak yansıdı.

Yine de David artık korkmuyordu. Kaç yıldır bu güne hazırlanıyordu ve sonunda intikamını alacaktı. Önce Sparrow’dan, sonra da Alice’ten…

“Gel bakalım …..” Ağır bir küfür savurdu. “Kartalmış!..

Önce tüylerini yolup, sonra canını alacağım!

”Bunun karşılığında Kartal sadece gülmekle yetindi. Çifte kılıcını döndüre döndüre, ağır adımlarla merdivenlerden aşağı, David’e doğru yürüdü…

Erhan Akhan’ın usta kaleminden yine bir aksiyon fırtınası…

Haçlı yağmacılar tarafından kaçırılan küçük “Kartal” “Serçe” olmayı kabul edecek mi?

Genç bir İngiliz Leydisi ile kölesinin aşkı, kralları devirecek güçteki bir kötülüğün karşısında ne yapacak?

Anadolu’dan başlayıp Akdeniz’in enginliklerine ve İngiltere’deki şatoların karanlık dehlizlerine uzanan, nefes kesen bir macera…

Satırlarında kılıçların çınladığı, savaş naralarının yankılandığı bu muhteşem romanı elinizden bırakmak istemeyecek, yiğitlik ve cesaretin yeni bir destanına tanıklık edeceksiniz…

Koyuverdi yapraklarım.

Şimdilerde değil sert rüzgarda, birinin nefesinde bile yıkılacak

 kadar güçsüzüm.

Evladını, daha dal vermemiş gönül fidanını toprağa vermiş ve her geçen mevsim acıyı hasat eden bir anneyim.

İpek sokağında döktüm yapraklarımı. Eskişehir’den İzmir’e kadar bir

yaprağım kaldı bu dalda.

O da kendi canım.  Yansam da kavrulsam da hatta can çekişsem de yaşıyorum.

Arkama bakarak  yürümek benim hayatım. Bir romanda okumuştum:

“Herkesin gökkuşağında yedi renk olmaz, hatta bazılarının

gökkuşağı da olmaz.” yazıyordu.

Doğru benim ruhumun gökkuşağı yoktu artık.

Yavrum Dilara’m tüm rengim  artık solmuştu.

Evlatsız anneyim ben.

Üç nefeslik bir ömür benimki.

Her şeye rağmen sabır, şükür ve dua…

ETİKETLER

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR