Haber 7

İzmir'deki en eski Türk izleri silinmek üzere

Gerek yok denilerek İzmir Birinci Bölge Koruma Kurulu'nun onayladığı Konservasyon Projesi askıya alınan alanda acil arkeolojik çalışma yapılmazsa, Eski Çeşme köyünün kalıntılarından söz etmek mümkün olamayacağı gibi 14 ve 15. asırlara ait bölgenin en eski Türk yerleşimi de yok edilecek.
GİRİŞ 30.10.2018 23:32 KÜLTÜR
Metin Boyutu
İzmir'deki en eski Türk izleri silinmek üzere

6 Temmuz 1770 gecesi yaşanan ve Osmanlı Donanmasının kül olmasıyla sonuçlanan Çeşme Faciası Türk Denizcilik Tarihi açısından oldukça önemlidir ve tarihe meraklı herkes tarafından bir şekilde bilinmektedir...

Oysa bugün o facianın yaşandığı yerin sadece bir kaç kilometre uzağında Türk Denizcilik Tarihinin en önemli isimlerinden Çaka Bey'in mezarının da bulunma ihtimali yüksek Türkmen yerleşim alanı Eski Çeşme Köyü'nde yaşanan faciadan kimsenin haberi yok gibi.

 

 

İzmir'de Türk varlığının en eski izlerinin bulunduğu alandaki Türk Mimarisine ait son izler de "konservasyona ihtiyaç yok" denilerek tarihe gömülüyor....

Eğer arkeolojik kazılar yapılırsa İsmailobası'nda Selçuklulara ait izler bulmak da mümkün görünüyor. Çaka Bey'in mezar anıtı bu konuda ipucu sayılabilir. Alandaki Selçuklu varlığı ne kadardır bilinmez fakat Osmanlı varlığı tartışma götürmeyecek şekilde (en azından şimdilik) belirgin.

Osmanlı döneminde İzmir Yarımadasında Türkmen aşiretlerinin iskân ettirildiği merkezler arasında yer alan İsmailobası (bugünkü adıyla Eski Çeşme Mahallesi) sahilden 3 kilometre kadar içeride. Sahilden uzak iskanın nedeni hem güvenlik hem de yaşam biçimiyle alakalıydı. Hayvancılık ve tarımsal faaliyetlerle ilgilenen Türkmen aşiretlerinin denizden gelecek baskınlardan korunması ve gerektiğinde yeterli savunma hazırlığını yapabilmesi amaçlanıyordu.

Tahrir defterlerindeki kayıtlara bakıldığında Eski Çeşme Köyünün oldukça önemli bir yerleşim merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Yarımada’da XV ve XVI. asırlarda belirli sayıda kurulan pazar yerlerinden biri de buradaydı. Kurulduğu yerde hem ticaretin gelişmesine katkı sağlayan hem de yerleşim alanlarının büyümesini sağlayan pazar yerlerinin seçiminde cuma namazı kılınabilen bir cami, bir hamam veya bir kervansarayın bulunması tercih ediliyordu....

İsmailobası'nın Osmanlı döneminde "pazar yerleri" arasında yer alması burada büyük bir cami, büyük bir hamam ve muhtemelen kervansaray ya da han mimarisi bulunduğunu gösteriyor. 

Peki nerede bu binalar derseniz, malesef sadece harabe kalıntıları mevcut. Onlar da ilgiye muhtaç ve acınacak haldeler...

Eski Çeşme Köyü adı gibi Çeşme'nin kurulduğu eski yerleşim alanlarından olması açısında da tarihi önem arz ediyor.

Ancak onu çok daha önemli kılan bir özelliği var. Efsanevi Selçuklu Emiri İzmir Fatihi Çaka Bey'in mezarı da muhtemelen burada. Çaka Beyin Çeşme ilçesinde Iılıca Plajının arkasındaki tepede bulunan ünlü anıtının ve Çeşme meydanındaki heykelinin dışında pek bilinmese de burada da bir mezar anıtı var çünkü mezarının burada olduğuna dair bazı bulgular söz konusu.

Ancak gerek mezar anıtı, gerek tarihi cami kalıntıları gerekse kime ait olduğu bilinmeyen türbe binasının hali içler acısı.

Türbenin duvarlarına çizilmiş çektiri tarzı gemi motifleri ise burasının Çaka Beyden sonra da Türk Denizciliği ile yakından ilgili olduğunu işaret ediyor...

İsmailobası köyünün günümüze kadar ayakta kalabilen bir diğer yapısı ise bir türbedir. Kare planlı, kübik gövdeli olan türbe bir kubbe ile örtülüdür. Kesme taş ve tuğla bir arada kullanılarak inşa edilmiştir. Tuğladan inşa edilen kubbeye geçişler pandantiflerle sağlanmıştır. Güney duvarı üzerinde bir mihrap nişi yer alır. Yapıya giriş, doğu cephesi üzerindeki açıklıktan sağlanır. Bu yapının mimari özelliklerine bakıldığında cami gibi 15. yüzyıla tarihlenmesi mümkün görünmektedir. Arkeoloji ve Sanat Dergisi olarak bu türbe duvarlarındaki gemi figürlerini ilk kez belgeledik.

Yerleşimin merkezinin cami ve civarı olduğu tahribata ve doğal bitki örtüsüne rağmen buradaki kalıntılardan anlaşılabilmektedir. Yan yana dizilmiş, birbirleriyle ilişkili ve bir planlamanın sonucunda ortaya çıktıkları anlaşılan bina kalıntıları halen görülebilmektedir. Örneğin türbenin güneyinde bir su binasına ait olduğu anlaşılan bazı temel kalıntıları korunmuştur.

Definecilerin "güzel taş" çıkardığı söylenilen edilen yer

Halen burada yaşayan insanlar, kaçakçıların “güzel taş” çıkardıkları bir yerden söz ettiler. Yerleşimin hemen güneyindeki yamaçta bulunan bu alanda görülen mezar taşları buranın mezarlık olduğunu ispatlamaktadır. Bu alanda acilen bir arkeolojik çalışma yapılmazsa, çok kısa bir süre içinde Eski Çeşme köyünün kalıntılarından söz etmek mümkün olamayacak 14 ve 15.yy’lara ait bölgenin en eski Türk yerleşimi yok olacaktır.

Belediye yasasıyla Çeşme Belediyesi’ne geçmeden önce, Çeşme Kaymakamlığının girişimi ile bu yerleşimin konservasyon projesi yapılmış, İzmir I. Bölge Koruma Kurulu onaylamış, yerleşim Çeşme Belediyesi’ne geçtikten sonra proje iptal edilmiş (durdurulmuş), restorasyona ihtiyaç yoktur denilmiş...

Ama Türk Tarihi açısıdan önemli bulgular, korunup restore edilmek ve araştırılmak bir yana ilgisiz ve bakımsız bırakılarak tarihe gömülüyor. Bu da yetmezmiş gibi yanıbaşına rüzgar türbinleri yerleştirilmiş. Türk Tarihi açısından birinci derece Arkeolojik Sit alanı ilan edilmesi gereken yerde yaşanan manzaralara rüzgar türbinleri ile tam anlamı ile "tüy dikilmiş" oluyor...

Konservasyon Projesi 'gerek yok' diyerek iptal edildi.

Aslında bu alandaki eserlerin öneminin farkında olan ve korunması için çaba sarf edenler de vardı. Çeşme Kaymakamlığının girişimi ile alanın konservasyon projesi yapılmış, İzmir 1. Bölge Kurulu projeyi onaylamıştı. Ancak Belediyeler Yasasındaki değişiklikle köyler mahalle olurken Eski Çeşme Köyü, Çeşme Belediyesi'nin mahallelerinden biri olunca proje hayata geçirilemedi. Çeşme Belediyesi yetkilileri "ihtiyaç yok" diyerek Konservasyon Projesini iptal etti.

Arkeolojik çalışma olmaması kuruluş tarihinin saptanmasının önünde bir engel

Bugün Çeşme ve Alaçatı arasında kalmış ve harabeye dönüşmüş mimari yapıları ile kaderine terk edilmiş olan Eski Çeşme Köyü’nün, bölgenin Türk hakimiyetine geçtiği 14. yüzyılda kurulmuş olması muhtemeldir. Köyde günümüze kadar ayakta kalabilmeyi başarmış mimari elemanlar üzerine yapılan çalışmalar, 15. yüzyılı işaret etmektedir. Köyde yapılan herhangi bir arkeolojik çalışma olmaması kuruluş tarihinin saptanmasının önünde bir engel gibi görünmektedir. II. Bayezit döneminde yapılmış olan Çeşme Kalesi (1508-1509) köy nüfusunun deniz kıyısına taşınmasına neden olmuştur. Ancak hayvancılıkla uğraşan insanların (az sayıda olsa da) günümüze kadar burada yaşamaya devam ettiği bilinmektedir.

Günümüze kadar gelmeyi başaran en önemli mimari kalıntısı camidir

İsmailobası köyünün günümüze kadar gelmeyi başaran en önemli mimari kalıntısı camidir. Yerleşimin merkezinde bulunan cami eğimli bir arazi üzerine inşa edilmiş ve birkaç kez ciddi onarımdan geçmiştir. Günümüzde yapının son cemaat yerinin dört payesi ile üç kubbesi, harimin kuzeybatı köşesine bitişik minarenin kürsüsü ve harim duvarları kısmen ayaktadır. Ancak, iyice zayıflayan bu duvarlar kısa süre sonra ayakta kalamayacak ve yıkılacaktır. Son cemaat yerinin cephesi kesme taş, tuğla ve kaba yontu taşla inşa edilmiştir. Payelerde ve payeleri birbirine bağlayan sivri kemerlerde kesme taş kullanılmıştır. Kemerlerin kavisini izleyen ve dört sıra tuğladan oluşan şerit, süsleme amacıyla yapılmıştır. Son cemaat yerinin kemer köşeliklerinin tamamının tuğlayla yapılmış olması estetik olarak göze hoş görünmektedir. Bugün ayakta kalan yapıda harim dikdörtgen bir plana sahiptir. Herhangi bir tonoz veya geçiş izine rastlanmamış olması caminin üzerinin ahşap hatıllarla kapatıldığının kanıtı gibidir. Harimin güney duvarının doğu köşesine yakın bir noktada bir niş yer almaktadır. Güney duvarın ortasında ise köşeleri yuvarlatılmış dikdörtgen mihrap nişi bulunmaktadır. Caminin hangi tarihte yapıldığını gösteren herhangi bir inşa kitabesi bulunmamaktadır. Bununla birlikte, son cemaat yerinin kemer köşelikleri ve kemer üzerindeki tuğla süslemelerinden yararlanılarak tarihleme konusunda fikir edinmek mümkün olmaktadır. Tuğla cephe süslemelerini özellikle Erken Osmanlı döneminde görmek mümkündür. Tuğla cephe süslemesinin 15. yüzyıldan sonra 18. yüzyıla kadar kullanılmadığı bilinmektedir. Cami, süsleme karakteri bakımından 15. yüzyıl özellikleri taşımaktadır. Caminin son cemaatindeki duvarlarda sıva üzerine kazıma çizgilerle gemi resimleri tespit edilmiştir ki bu konuda herhangi bir çalışma da yapılmamıştır.

Kaynak: Arkeoloji ve Sanat Dergisi

Henüz Yorum Yapılmadı

Algıladığımıza göre şu anda haber7.com’un mobil versiyonuna normal bir tarayıcıdan erişmeye çalışmaktasınız.
Daha iyi dolaşabilmeniz için normal siteye dönmenizi öneriyoruz.