Güven, 11 Eylül'de diziye tank sokacak

12 Eylül’ün klasik bir Türk ailesi üzerindeki etkilerini eğlenceli bir sit-comla ekrana taşıyan Seksenler dizisinin yapımcısı Birol Güven, dizi ile ilgili sürpriz bilgiler verdi.

GİRİŞ 20.03.2012 16:22 GÜNCELLEME 20.03.2012 16:22 Televizyon
Güven, 11 Eylül'de diziye tank sokacak
Güven, 11 Eylül'de diziye tank sokacak

Seksenler dizisi Türkiye’nin 1980’lerin başından günümüze değin geçen 32 yıllık geçmişini ve değişimin hikayesini konu alıyor. 12 Eylül’ün klasik bir Türk ailesi üzerindeki etkilerini eğlenceli bir dönem sit-com’u olarak ekrana getiren Seksenler sosyal hayattaki değişimin, hayatımıza giren yeniliklerin bizleri nasıl etkilediğini komedi unsurlarıyla harmanlayarak gözler önüne seriyor.

Kehkeşan dergi, Seksenler dizisinin yapımcısı Birol Güven ile Türkiye’deki dizi izleyicisinin profilini ve Seksenler dizisi ile ilgili bilinmeyenleri konuştu.

İşte Birol Güven'in ilginç açıklamaları…

Hacettepe Üniversitesi İngilizce bölümü mezunusunuz. TV sektörüne geçişiniz nasıl oldu. Gani Müjde’nin bu geçişteki etkisinden bahsedebilir misiniz?

Dil bilimi okudum ama televizyonculuğa geçiş yaptım. Bu artık çok normal çünkü Türkiye’de hiç kimse eğitimini aldığı işi yapmıyor. Tabii ki doktorluk gibi mesleklerin dışında. Ben de bir Türk vatandaşı olduğum için üniversiteye bilinçsizce girdim, sırf açıkta kalmamak ve okumuş olmak için okudum biraz. Sonra da hayatın akışına kapıldım.

Hayattaki felsefem “bilen değil, yapabilen olmak” tır. Kimse bilgiliyim diye hava atamaz bu dünyada bu yüzden bilenlerden değil yapabilenlerden olmak için uğraşıyoruz.

Peki, televizyon dünyasına geçiş yapmanızda Gani Müjde’nin bir payı var mıydı?

Evet, Gani Müjde vesile oldu diyebilirim. Fakat o dönemler ufak tefek bir şeyler yazıyordum, deneme yazılarım vardı.

Gani Bey’i kendinize rakip olarak görüyor musunuz?

Hayır, görsem görsem usta olarak görebilirim. Zaten uzun bir süre ortaklık yaptık şimdi de en yakın dostlarımdan biri. Gani ile öyle bir rekabet içinde değiliz. Olsa olsa usta-çırak ilişkisi olabilir.

kullan

MİNT Yapım “Made İn Turkey” anlamına geliyor. Neden bu ismi tercih ettiniz?

Biz bu işlere başladığımız zaman sit-com yapıyorduk. Ve bu tür, Amerikalıların yaptığı Türklerin yapamayacağı, daha doğrusu yazamayacağı bir yapım olarak görülüyordu. Biz de bunun üzerine önce Ayrılsak da Beraberiz’i sonra Çocuklar Duymasın’ı yaptık. Başarılı olunca da böyle bir duygusal isim koyduk. Bugünkü şartlarda bu başarıyı yakalasaydık yine böyle duygusal reaksiyon sonucu bir isim koyar mıydım bilemiyorum. Biz Türk usulü işler yapıyoruz. Bizim bütün numaramız yerel işler yapmamız.

Geçmişten günümüze ülkemizde çekilmiş en başarılı komedi dizisi sizce hangisi?

Ben küçük hayatları seviyorum, yani küçük detayları anlatan yapımları seviyorum. Perihan Abla gibi, Bizimkiler gibi, bizim kendi rutinimizi anlatan işleri izlemeyi seviyorum dolayısıyla yapmayı da seviyorum. Bizim yaptığımız işler de bu dizilerin bir basamak sonrası. Çok iyi çok başarılı dediğim bir iş yok ama günlük hayatı anlatan tüm yapımları seviyorum.

Ayrılsak da Beraberiz, Çocuklar Duymasın gibi başarılı işlere imza attınız ve ardından Seksenler geldi. Bu gibi dizilerin halk tarafından beğenilmesini nasıl buluyorsunuz? Ve bu başarınızı neye borçlusunuz?

Biz film hikayesi anlatmıyoruz. Peki, film hikayesi anlatmak yanlış mı? Değil. Fakat herkes anlatıyor bu hikayeleri, biz yapmıyoruz, çünkü gündelik hayatlarımızı anlatmayı tercih ediyoruz. İnsanlar bazen, monoton hayatın rutinini yaşamayı sevmese de ekranda görmeyi sever. Kendi hayatlarında yaşadıklarını ilginç görmezler fakat bunu ekranda izlediklerinde ilginç gelir. Bu yüzden insanlar bu yapımları beğeniyor.

Seksenler dizisini yapma fikri nasıl oluştu? Halkın Seksenler’e ilgisi nasıl?

Seksenler dizisi benim yaşımdakilerin o yıllara duyduğu özlemin moda olmasıyla oluştu. Biz de Çocuklar Duymasın’da bir seksenler partisi yaptık. Baktık mekanlarda seksenlerle ilgili müzikler, yılbaşında yapılan seksenler partileri, insanların eskiye dair ürünler çıkarmaları başladı son yıllarda, sonra burada arkadaşlar arasında da bir baktık ki hep eski şarkılar dinliyoruz kendimiz için bir şeyler yapalım dedik. Bu kadar izleneceğini de hiç tahmin etmedik.

Seksenler dizisi, bizim yaptığımız işlerin aynısının belli bir dönemi. Nasıl ki bugün Çocuklar Duymasın gibi bir diziyle 2012’deki gündelik aile hayatını anlatıyorsak, Seksenler’de de 1980’deki gündelik hayatı anlatıyoruz. Bizim yaptığımız bir tür belgeseldir aslında, küçük detaylar belgeseli hatta önemsiz şeyler belgeselidir.

İzleyiciler diziyi çok sevdiler, çok beğeniyorlar. Dizi iki şekilde beğeniliyor; birincisi diziyi, ikincisi çocukluklarını, gençliklerini, o yılları anlatmamızı beğeniyorlar. Zamanla yılların arasında bir şeyler kaybolmuş, bir şeyler özlemişler bunu hatırlattığımız için bir şekilde diziyi çok sevdiler.

Seksenler ile ilgili çok fazla yorum geliyordur size. Sosyal medyada da çok fazla tartışılıyor. Çok dikkatinizi çeken, sizi güldüren yorumlar var mı aklınızda kalan?

Okunamayacak kadar çok yorum geliyor. Ortak görüş, duygulu düşünceler geçirmişiz insanların akıllarından. Yani biz insanları güldürmeyi düşünürken aslında duygulandırmışız. “Gözlerim doldu, ağlayarak seyrettim” gibi yorumlar geldi çoğunlukla. Çünkü hatıraları anımsatmaya çalışıyoruz ama hatıralar her zaman güldürmüyor insanları. Aslında bizim dizimizi değil kendi hayatlarını seyrediyorlar. O yüzden herkeste başka bir şey uyandırıyor. En önemlisi de tüm aile izleyebiliyor ve aralarında konuşabiliyorlar. Mesela bir baba çocuğuna “siz kaloriferli evde büyüyorsunuz biz böyle kömür taşıyorduk, böyle yıkanıyorduk” diyebiliyor. Seksenler dizisi Türk halkının geçmişiyle bir bağ kurmasını sağlayan bir vesile. Ne işe yaradınız derseniz, ailelerin arasındaki muhabbeti arttırdık bu da benim için çok önemli.

Diziye kendi yaşantınızdan da bir şeyler katıyor musunuz? Mesela, 80’li yıllarda yaşadığınız ilginç bir anınız dizide var mı?

Ben 80’li yıllarda çok sıradan bir çocukluk yaşadım, sıradan bir ailenin içinde büyüdüm ve hep küçük şeyler yaşadım. En komik anılarımdan birini de yazdım zaten. Bizim bir akrabamız vefat etti bizde de duyulur duyulmaz cenaze evine koşulur. Bizde baş sağlığı dilemek için gittik, tabi o zamanlar da morg yok ve merhum odanın ortasında yatıyordu. Gece ölmüş, ertesi gün de defnedilecek. Biz de oturduk, “daha dün gördüm yaşıyordu” konuşmaları yapılıyordu ve evin zili Konyalım yürü. Küçük bir yer olduğu için de duyan geliyor, zile basıyor. Zil de öyle bir şey ki basıldığında bir yirmi saniye kadar çalıyor. Düşünsenize odanın ortasında yatan bir merhum, karnında bir makas, arkadan da Konyalım yürü çalıyor ve ortalık yıkılıyor. Bu herkesin cesaret edebileceği bir iş değil.

Diziyi ne kadar sürdürmeyi planlıyorsunuz?

Bizim planımız ürütücü aslında, kronolojik gidiyoruz. Yani şu anda 1980 yılının Nisan ayındayız. Eylül ayında 12 Eylül dönemini yayınlamak istiyoruz, şimdiki yakın planımız o. 11 Eylül’de Seksenler’in yayınlandığı Salı gününe denk geliyor, biz de 11 Eylül’de diziye tankları dahi sokmaya çalışacağız. 12 Eylül’de politize olmayan apolitik insanların neler yaşadığını biraz eğlenceli biraz trajikomik bir şekilde anlatacağız.

Son olarak yeni projeleriniz var mı?

Tabi yeni projelerimiz var ama şimdilik yapmıyoruz çünkü yorulduk. Bizim işlerimizde kıştan sonrası yani Mart’tan sonrası bıkkınlık dönemleridir. Bu seneyi de Çocuklar Duymasın ve Seksenler’le tamamlayıp yazın tatil yaparken proje üretip onları da Eylül, Ekime yetiştirebilirim. Ya da bu iki projeyle devam ederken bir sinema projeleriyle çalışabiliriz.

Kehkeşan Dergi

ETİKETLER

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR