Haber 7

Attila İlhan kimdir? Attila İlhan'ın en güzel dizeleri...

Türk romancı, yazar, gazeteci, senarist, eleştirmen, fikir adamı ve en çok da şair Attila İlhan. Edebiyat dünyamızın en köklü çınarlarından Attila İlhan yadında bıraktığı dizelerle hala dillerde. Eserleri kadar uzun sanat yaşamıyla da gönle dokunan Attila İlhan kimdir? İşte, Türk Edebiyatının kilometre taşlarından biri olan Attila İlhan...
GİRİŞ 11.07.2018 14:33 YAŞAM
Metin Boyutu
Attila İlhan kimdir? Attila İlhan'ın en güzel dizeleri...

Cumhuriyet sonrası Türk Edebiyatına damga vuran şahsiyetlerden biri olan Attila İlhan'ın en bilinen yönü şairliği olsa da o, 80 yıllık ömrüne birçok sıfatı sığdırmayı başarmıştır. Daha bir lise talebesi iken başına dert açan şiir, onun hayatının derdi olacak ve o dert ile, nesilleri dert sahibi yapacaktır. Değerli sanat yaşamına sığdırdığı şiirleri, romanları, senaryoları ile büyük bir edebiyat adamı olan İlhan, aynı zamanda fikri yönü ile de uzun yıllar savaş vermiştir. Ömrünün son demlerine kadar devam ettirdiği kalemi, gazeteciliği, eleştirmenliği ve fikir adamlığı ile hem sanat hem düşünce hayatımızın önemli bir parçası olmuştur. Peki, dilimize pelesenk olan "Ben Sana Mecburum" ve daha birçok şiirin sahibi Attila İlhan kimdir? Ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu Çolpan İlhan'ın ağabeyi olan Attila İlhan'ın yaşamı ve eserlerine dair bilinen, bilinmeyen her şey...

 

 

ATTİLA İLHAN KİMDİR?

Bundan 93 sene evvel 15 Haziran 1925 yılında hayata gözlerini açan Attila İlhan İzmir Menemen doğumludur. Tam adı Attila Hamdi İlhan olan büyük şairin kökleri Kafkaslara kadar dayanır. Attila İlhan'ın kız kardeşi, eşi de kendi gibi ünlü olan sinema ve tiyatro oyuncusu Sadri Alışık'ın eşi Çolpan İlhan'dır. İlk ve orta öğrenimini İzmir ve muhtelif şehirlerde tamamlayan İlhan ve ailesi babasının memuriyeti nedeniyle uzun yıllar farklı bölgeler yaşadı. Şairlik yönünü aruzla yazan babası Bedri Bey'den alan Attila İlhan'ın şiirle imtihanı daha 16 yaşında bir lise öğrencisi iken başlamıştı. 

16 yaşında mapus damları...

1941 Şubatıydı, İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıf öğrencisi olan Attila İlhan, sevdiği kıza yazdığı mektuba iliştirdiği Nazım Hikmet şiiri nedeniyle tutuklandı. 16 yaşında ceza alan İlhan, iki ay hapis yattı. 1944 yılında karar bozulana kadar okuldan uzaklaştırıldı. Cezası feshedilir edilmez İstanbul Işık Lisesi'ne kaydoldu. Liseden sonra tercihi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi oldu. Buradaki eğitimini yarım bırakan İlhan, artık şiirlerini yayınlamış, yavaş yavaş rüştünü ispata başlamıştı.

21 yaşında ilk şiir ödülü...

Toplumcu şiirler kaleme alan Attila İlhan'ın ilk ödülü amcasının ondan habersiz bir şiirini yarışmaya göndermesi ile oldu. 1946 yılında usta işi sayılabilecek bir şiirini HP'nin açtığı şiir yarışmasına yeğeninden habersiz gönderdi. Sonuçlar açıklandığında herkes çok şaşırdı. Birinciliği Cahit Sıtkı Tarancı almış, üçüncü ise Fazıl Hüsnü Dağlarca olmuştu. Bu tanınmış usta iki şairin arasında ikincilik ödülünü alan 'Cebberoğlu Muhammed' isimli şiirin sahibi, ismini daha önce kimsenin duymadığı, 21 yaşındaki Attila İlhan'dı. İlk şiirleri Yığın ve Gün gibi dergilerde yayımlanan İlhan, ilk şiir kitabı Duvar'ı 1948 yılında kendi imkanları ile çıkarmayı başardı.

1948'de Nazım'ın peşinden Paris'e...

1948 senesinde Nazım Hikmet'i kurtarma hareketine katılamak üzere Paris'e giden Attila İlhan'ın başı zaman zaman polisle derde girdi, gözaltına aldındı. Fransa izlenimleri aynı zamanda hayatı boyunca yazacağı hemen her eserlerine de bir malzeme olacaktı. 1951 senesinde Gerçek gazetesinde yayımlanan bir yazısı nedeniyle yine Paris'in yolunu tuttu. Fransa artık onun için Marksizm demekti. Paris- İstanbul- İzmir üçgeninde yaşayan İlhan adını ülke çapında duyurmaya başladı. Bu yıllarda gazetecilik ve sinema ile de haşır neşir olmaya başladı. İlk sinema eleştirisine 1953 yılında Vatan gazetesi yer verdi. 

Sinema, babanın vefatı, şiirler ve evlilik...

İstanbul- İzmir habitatında yaşam sürmeye devam eden İlhan Erzincan'da askerliğinin sonunda 1977 yılında İstanbul'a döndü. Senaryolar yazmaya bu dönemde başlayan Attila, ilk senaryolarını Ali Kaptanoğlu mahlası ile kaleme aldı. 1960 yılında Paris'e döndü televizyon ve Sosyalizmi inceledi. O yıllarda babasını kaybetti ve İzmir'e uzunca bir süre burada kalmak üzere döndü. Adını çok daha geniş kitlelere duyurmayı başaran İlhan, Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler dizisinden Bıçağın Ucu'nu yayımladı. 1968 yılında Biket İlhan ile evlendi. Attila ve Biket çiftinin evliliği 15 yıl sürdü.

İstanbul yılları, gazetecilik, televizyon dizileri...

1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak'ı Ankara'da yazdı. 1981'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından 2005 yılına kadar köşe yazılarını Cumhuriyet Gazetesi'nde sürdürdü.

1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Birçok dizinin senaryosunu yazdı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu. Türkiye'de ilk talkshow olan 'Çalar Saat'i de hazırlayıp sundu.

Romancı yönüyle Attila İlhan...

Attila İlhan'ın ilk yayınladığı romanı Sokaktaki Adam oldu. Ancak bu romana kadar toplamda 10 roman yazan Attila İlhan'ın bu eserleri hiçbir zaman ortaya çıkmadı. Bunların neden gün yüzüne çıkmadığına dair düşüncelerini şu sözlerle ifade etti;

"... birçok roman yazdım daha önceden. Ama neden yayınlamadım? Çok akıllıca bir sebebi vardı. Çünkü biliyorum ki yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatırlar. O da romancılık değildir. Günlük tutmaktır." (Düşün, Haziran 1996)

Yazarın "olgunluk dönemi" diye tanımlanabilecek edebiyat süreci Kurtlar Sofrası ile başlar. Bu üç romanıyla Attilâ İlhan Türk aydınına farklı açılardan bakar, fikirlerini diyalektik-materyalist bir sentez içinde derleyerek Türkiye için bir sentez önerir- ki sonradan yazdığı yedi kitaplık Aynanın İçindekiler serisi de bu zemine oturmaktadır. Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Dersaadet'te Sabah Ezanları, O Karanlıkta Biz, Allah'ın Süngüleri: Reis Paşa ve Gazi Paşa bu seriyi oluşturan romanlardır.

Her romanda yer alan karakterler, Türkiye'nin tarihinde köşebaşlarını oluşturmuş dönemlere ayna tutan aydınlardır. Tarihi olaylar, politik ve sosyal dengelerle ele alınır. Birbirleriyle bağlantısı olan karakterlerden her biri bir romanda ön plana çıkar ve olaylar onun gözlemleriyle aktarılır. Bu serinin bütünü irdelendiğinde yine, yazarın Türk aydınına yakın tarihimize bir bakma şansı tanıdığını ve kendi toplumcu-gerçekçi bakış açısıyla önergeler sunduğu görülür. Romanın dilinin farklılığını ise yazıldığı dönem içerisinde yoğun Fransızca çalışmasına bağlayan yazar, bazı cümleleri Fransızca düşünüp Türkçe yazmıştır.

Fena halde bir sonbahar akşamı kalbine yenik düştü...

20 yıl kardiyolojik problemler yaşayan Attila İlhan, ilk kalp krizini 1985 yılında geçirir. 2004 yılında rahatsızlığı artan İlhan, 2005 yılı sonbaharında evinde geçirdiği bir kalp krizi nedeniyle 80 yaşında hayata gözlerini yumdu. Ve sanki büyük şair kendi ölümünü çok evvelden haber vermişti...

AN GELİR

evvel zaman içinde
    kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
    çeşmelerden akar sinan
        an gelir
            -lâ ilâhe illallah-
                kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
    şairler dolaşır saf saf
        tenhalarında şiir söyleyerek
            kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
    saatli bir bombadır patlar
        an gelir
            Attila ölür

Ödülleri:

- 2003 Sertel Demokrasi Ödülü

- 1946 CHP Şiir Yarışması İkinciliği

- 1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü - Tutuklunun Günlüğü

- 1974 Yunus Nadi Roman Armağanı - Sırtlan Payı

- 2003’te "Sertel Demokrasi Ödülü"

- 2007’de vefatının ardından “Attila İlhan Bilim ve Sanat Kültür Vakfı” kuruldu.

ESERLERİ:

Şiirleri: Adım Sonbahar, Adımla Nasıl Berabersem, Ağır Kan Kaybı, An Gelir, Arabesk, Aydınlık Neyin Oluyor Senin?, Ayrılık Sevdaya Dahil, Aysel Git Başımdan, Bana Bir Şimşek Çak, Bekle, Belki Gelmem Gelemem, Belma Sebil, Ben Artık Küsüm, Ben Sana Mecburum, Bence Malumdur, Böyle Bir Sevmek, Büyük Yolların Haydudu, Cebber Oğlu Memmed, Cinayet Saati, Cinnet Çarşısı, Claude Diye Bir Ülke, Delik Deşik, Diyalektik Gazel, Duvar, Elde Var Hüzün, Elimden Gelen Bu, Emirgan’da Çay Saati, Emperyal Oteli, Gece Buluşması, Gecenin Kapıları, Geç Kalmış Ölü, Geçerdi Hep, Hacı Murad’ın Ölümü, Harp Kaldırımda Aşk, Her Sabah, Yanılmak!.., Herşeyi Birden İstemek, Issızlığın Çığlığı, Işık Mezarlığı, İhtiyar Balladı, İki Yüzlü Melekler, İkinizden Hanginiz, İstanbul Ağrısı, Jilet Yiyen Kız, Kadınlar Sonbahar, Kalk Gidelim Kadınlar Balladı, Karantinalı Despina, Kimi Sevsem Sensin, Korkunun Krallığı, Mahur Beste, Memleket Havası, Muhayyer, Mustafa Kemal…, Müjgan’a Aşk Şarkıları, Nasıl Bir Sevdaysa, Saçların Örülmüş Olmalı, Salı Sabaha Karşı, Sen Benim Hiçbir Şeyimsin, Sevmek İçin Geç Ölmek İçin Erken, Sokaklarda Mızıka Çalma Çocuk, Yağmur Gemileri, Yağmur Kaçağı, Yalnızlık Şiiri…

Televizyon dizileri:

Teleflaş / Kanal 6 (1991)
Sekiz Sütuna Manşet (1982)
Kartallar Yüksek Uçar (1983)
Yarın Artık Bugündür (1986)
Yıldızlar Gece Büyür (1992)
Baykuşların Saltanatı(2000)

Romanları:

Sokaktaki Adam (1953)
Zenciler Birbirine Benzemez (1957)
Kurtlar Sofrası (1963)
Aynanın İçindekiler serisi
Bıçağın Ucu (1973)
Sırtlan Payı (1974) Yunus Nadi Roman Armağanı
Yaraya Tuz Basmak (1978)
Dersaadet'te Sabah Ezanları (1981)
O Karanlıkta Biz (1988)
Allah'ın Süngüleri: Reis Paşa (2002)
Gazi Paşa (2006)
Fena Halde Leman (1980)
Haco Hanım Vay (1984)
O Sarışın Kurt (2007)
Yengecin Kıskacı (2001)

ATTİLA İLHAN'IN KALEMİNDEN...

Aysel Git Başımdan

Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.

Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim için kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.

Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum…

Yağmur Kaçağı

Elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
Sarayburnu’ndan geçiyorum
akşamsa eylülse ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.

Ben Sana Mecburum

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..

Ayrılık Sevdaya Dahil

görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek
gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm

necati

-1.
açılmış sarmaşık gülleri 
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın

-2.

rüzgâr 
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor 
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an 
demirler eriyor hırsımdan

-3.

ay ışığına batmış 
karabiber ağaçları 
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar 
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çün
..........
..........

Üçüncü Şahsın Şiiri

Gözlerin gözlerime değince 
Felaketim olurdu, ağlardım 
Beni sevmiyordun, bilirdim 
Bir sevdiğin vardı, duyardım 

Çöp gibi bir oğlan, ipince 
Hayırsızın biriydi fikrimce 
Ne vakit karşımda görsem 
Öldüreceğimden korkardım 
Felaketim olurdu, ağlardım 

Ne vakit Maçka'dan geçsem 
Limanda hep gemiler olurdu 
Ağaçlar kuş gibi gülerdi 
Sessizce bir cigara yakardın 
Parmaklarımın ucunu yakardın 
Kirpiklerini eğerdin, bakardın 
Üşürdüm, içim ürperirdi 
Felaketim olurdu, ağlardım 

Akşamlar bir roman gibi biterdi 
Jezabel kan içinde yatardı 
Limandan bir gemi giderdi 
Sen kalkıp ona giderdin 
Benzin mum gibi giderdin 
Sabaha kadar kalırdın 
Hayırsızın biriydi fikrimce 
Güldü mü cenazeye benzerdi 
Hele seni kollarına aldı mı 
Felaketim olurdu, ağlardım

Sisler Bulvarı

elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk

sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk

sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı'da bir tren vardı

sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı

bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarı'nı hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapurlar uğuldayacak

sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlik bana dokunuyordu

eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlıyamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı

sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray'da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum

Böyle Bir Sevmek

ne kadınlar sevdim zaten yoktular 
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir 
azıcık okşasam sanki çocuktular 
bıraksam korkudan gözleri sislenir 
ne kadınlar sevdim zaten yoktular 
böyle bir sevmek görülmemiştir 

hayır sanmayın ki beni unuttular 
hala arasıra mektupları gelir 
gerçek değildiler birer umuttular 
eski bir şarkı belki bir şiir 
ne kadınlar sevdim zaten yoktular 
böyle bir sevmek görülmemiştir 

yalnızlıklarımda elimden tuttular 
uzak fısıltıları içimi ürpertir 
sanki gökyüzünde bir buluttular 
nereye kayboldular şimdi kimbilir 
ne kadınlar sevdim zaten yoktular 
böyle bir sevmek görülmemiştir.

Henüz Yorum Yapılmadı

Algıladığımıza göre şu anda haber7.com’un mobil versiyonuna normal bir tarayıcıdan erişmeye çalışmaktasınız.
Daha iyi dolaşabilmeniz için normal siteye dönmenizi öneriyoruz.