"Ermeni yasası elitist sonuçlar doğuracak"

Fransa Meclisi'nde ve Senatosu'nda kabul edilen Ermeni yasasıyla ilgili, UMP Bas-Rhin Senatörü Fabienne Keller özel açıklamalarda bulundu.

ABONE OL
GİRİŞ 06.02.2012 17:21 GÜNCELLEME 06.02.2012 17:21 Avrupa
"Ermeni yasası elitist sonuçlar doğuracak"

1 ay arayla Fransa Ulusal Meclis ve Senato’da kabul edilmesinin ardından Senatör ve Milletvekilleri’nin imzalarıyla Anayasa Konseyi’ne itiraz başvurusu sunulan soykırım yasasının özellikle birlikte yaşama ve sosyal bütünlüğü tehdit ettiğine vurgu yapan Strasbourg eski Belediye Başkanı Fabienne KELLER, Türkiye-Fransa ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerine dair sağduyulu değerlendirmelerde bulundu.

İşte o röportaj:

23 Ocak’ta Senato’da yapılan oturuma katılarak oy kullanmadınız ve bununla birlikte bir vekalet de vermediğinizi biliyoruz. Buna karşılık yasa tasarısının Senato’da kabul edilmesinin hemen ardından Anayasa Konseyi’ne sunulmak üzere hazırlanan imza listesinde siz de yer aldınız. Sizi buna iten unsurlar nelerdir ?

Öncelikle belirtmem gerekir ki ben bu tür yasalara prensip olarak karşıyım. Bu konu Senato’ya en son Mayıs 2011’de geldiğinde de bunu açıkça belirtmiştim. Parlamentoların tarihsel konulara bu şekilde müdahil olmamaları gerektiğini düşünüyorum. Parlamentolar tarih yazamaz. Onların fonksiyonları arasında bu yok.

Senato’daki oylamayla aynı gün Strasburg Belediye Meclisi’nde de çok önemli bir toplantı olduğu ve bir seçenek yapmak zorunda kaldığım için Senato’daki oylamaya katılamadım.

Sonuç olarak RDSE Grubu Başkanı Senatör Jacques Mézard tarafından başlatılan itiraz çalışmasında yer aldım. Çünkü geçmişi ve tarihi olayları, üstelik de başka topraklarda başka toplumları ilgilendiriyorsa, biz bu şekilde yargılayacağımızı düşünüyorum. Böylesi meseleleri tarihçilere, oluşturulacak komisyonlara ve çalışma gruplarına bırakmamız gerekiyor. Aksi halde ifade özgürlüğü ve hatta bilimsel çalışmaların yapılmasındaki özgürlükler kısıtlanmış olacak.

Bu kanun Senato’da kabul edilmiş olsa bile Anayasa Konseyi’nde geri çevrileceğini umarak ben de imza attım.

Bir komisyonun oluşturulmasından bahsettiniz. Kabul edelim ki konunun uzmanlarının içinde yer aldığı bir komisyon oluşturuldu ve 1915 olaylarının soykırım olduğu sonucuna varıldı. Bu durumda yine Fransa, bu kararın inkârını suç sayan bir kanun çıkartmalı mıdır? Sizce neden İngiltere, İrlanda ya da İspanya değil de özellikle Fransa bu konunun üzerinde çok duruyor?

Neden özellikle Fransa’nın bu alana girdiğini pek bilmiyorum. Ancak söyleyebilirim ki bu tür kanunlar ülkelerin parlamentolarında değil Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde görüşülmeli ve yargılanmalıdır. Böyle birşey söz konusu olduğunda ülkeler bu mahkemenin kararlarını parlamentolarında kabul ederek gerekli adımları atmış olurlar. Nitekim Yahudi soykırımı ile ilgili süreç bu şekilde işlemiştir. Önemli olan bu tür olayların tekrarlanmasının önüne geçecek sağduyulu çalışmaları başarabilmektir.

Kanun teklifinin Senato’da 23 Ocak’ta kabul edilmesiyle başlatılan çalışma sonucu 30 Ocak itibariyle sizin de imzanızla Anayasa Konseyi’ne itiraz başvurusu yapıldı. Bu itirazla ilgili olarak ileriye dönük beklentileriniz nelerdir?

Şu an sonucu beklemek durumundayız. Normal olarak Anayasa Konseyi’nin yasayı iptal etmesini umuyoruz. Aksi halde bu kanunun toplumumuz açısından ortaya çıkartacağı sorunlara hazırlıklı olmak zorundayız.

Elbette 1915’te yaşanan dramı ve Ermeni kökenli yurttaşlarımızın veya dünya Ermeni’lerinin acılarını yok saymak düşüncesinde değilim. Ortada çeşitli sebeplerle meydana gelmiş acılar var. Bu acılar hem Ermeni toplumunun hem de Türk toplumunun acıları. Fakat biz de Fransa olarak bu dramları yanlış çerçevelere sokmamalıyız. Bu tür kanunlar toplumdaki birlikte yaşama olgusuna zarar veriyor. Ülkemizin sosyal bütünlüğünü tehdit ediyor. Bu ise Fransa’nın temel değerlerine ve prensiplerine aykırı.

Tam da bunu söylemişken, bu kanunun Fransa’da diğer bir topluluğa göre üstün ve ayrıcalıklı topluluklar ortaya çıkartacağını düşünüyor musunuz?

Kesinlikle düşünüyorum. Bu kanunlar aynı ülkenin vatandaşları olan iki farklı etnik kökene ait vatandaşların arasında bir sınıflandırma yaratacak. Fransa böyle bir rol oynamamalıdır. Tam tersi Fransa bu iki toplumu bir araya getiren bir çaba içine girmelidir. Ermenistan’la Türkiye’nin ilişkilerinin yeniden normalleşmesinde etkili olabiliriz.

Acılar üzerinden böyle siyasetler yapılmamalıdır. Buna karşılık tüm taraflar buna dikkat etmelidirler. Örneğin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cezayir halkının acılarıyla ilgili konuşmaları da son derece rahatsız etti bizi. Elbette biz de orada yaşanmışları inkar etmiyoruz ancak söylemeliyim ki Fransa olarak bunlarla yüzleşmeye henüz hazır değiliz…

Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin konuyla ilgili yaptığı son açıklamada Anayasa Konseyi’nin yasayı iptal etmesi halinde derhal yeni bir metin hazırlayacağını söyledi. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Cumhurbaşkanımız bu konuda bize karşı oldukça kızgın. Bunu Perşembe gün (1 Mart) özel bir toplantıda tekrar dile getirdi. Tam olarak ne düşündüğünü bilemiyorum. Ama seçimlere 3 ay gibi bir süre kaldığını düşünürsek, bu girişimlerin bir seçim yatırımı olduğunu düşünüyorum.

Ancak sayısal bilgilere göre Fransa’da, tamamı seçmen kategorisinde olmayan, 500 bin kadar Ermeni kökenli vatandaş var. Fransa genelinde seçmen sayısı ise 45 milyon civarında. Yani orantılandığında Ermeni kökenli seçmenlerin oranı genele göre %1’e bile karşılık gelmiyor. Sizce bütün bu girişimler buna değer mi?

Buna değer mi gerçekten bilmiyorum. Aslında bu soruyu yasa tasarısını Ulusal Meclis’e taşıyan Valérie Boyer’ye sormak lazım.

Burada altını çizerek belirtmem gereken bir husus daha var. Bu yasa cumhurbaşkanının ya da hükûmetin gündeme getirdiği ve meclise taşıdığı bir yasa değildir. Bu sebeple özellikle Türk medyasının her fırsatta Sarkozy’yle dalga geçmesinden, onu aşağılamasından ve kötülemeye çalışmasından rahatsızım.

Hükûmetimiz nezdinde de biliyorsunuz, itiraz başvurusuna imza atan 65 milletvekilinden 51’i UMP’li. Senatörler açısından da 77’de 18. Bütün bu rakamlar söz konusu kanunun hükûmetin bir kanunu olmadığını gösterir.

Fransalı Türklerle ilgili konuşacak olursak, sizce Türk kökenli vatandaşlar Fransa toplumunun bir parçası haline gelmişler midir? Gelmişlerse size göre bunun ispatları nelerdir? Gelememişlerse önlerindeki engeller nelerdir?

Rahatlıkla söyleyebilirim ki Fransalı Türkler bu toplumun bir parçası haline gelmiştir. Artık her alanda Türk kökenli vatandaşlarımızla karşılaşabiliyoruz. Belediye başkanlığım döneminde de Türklerin yoğun yaşadığı bir bölge olan Alsace Bölgesi’nin farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir bölge olarak kalması için çalışmalar yürüttük. Türk toplumu da bu kapsamda bölgemizin çeşitliliği açısından önemli. Ben bir seçilmiş olarak bu durumdan çok memnunum.

Doğruyu söylemek gerekirse bu soruyu genellikle “Fransalı Türkler ne zaman Fransa toplumunun bir parçası olacak?” şeklinde soruyoruz. Buna göre Türklerin kendi aralarında Türkçe konuşmayı bırakırlarsa, entegrasyon konusunda daha fazla çaba harcarlarsa, eğitim konusunda ilerleme kaydederlerse Fransa toplumunun bir parçası olabilecekleri yönünde cevaplar alıyoruz. Siz bunlara katılıyor musunuz?

Elbette ilerleme konusunda bir sınır yok. Her zaman daha fazlası yapılabilir. Yabancı kökenli vatandaşların bulundukları ülkenin dilini bilmeleri, sosyal hayatında yer almaları, iyi eğitim görmeleri, ekonomik olarak güçlü olmaları önemli. Zaten ilk nesil hariç Fransalı Türkler bu konuları artık aşma noktasındalar.

Diğer taraftan yabancı kökenli bu vatandaşların sahip oldukları kültürel arka planları Fransa için de önemli. Farklı kültürleri barındırıyor olmak bizim için büyük zenginlik. Fransalı Türkler de bu zenginliğin bir parçası.

Temennim bu durumun daha güzel devam etmesi; Fransalı Türkler ve tüm diğer etnik kökenlerle birlikte Fransızlar olarak farklılıklarımız ve benzerliklerimizle güçlü bir Fransa’nın geleceğinde pozitif rol oynamak.

 

MEDYATURK