NATO nereye koşuyor?

NATO zirvesi ne kadar başarılı oldu? İttifak, Bükreş’teki 3 günlük toplantıdan daha güçlü çıkabildi mi?

ABONE OL
GİRİŞ 05.04.2008 09:34 GÜNCELLEME 05.04.2008 09:34 DÜNYA
NATO nereye koşuyor?

Sami Kohen'in köşe yazısı

NATO zirvesi ne kadar başarılı oldu? İttifak, Bükreş’teki 3 günlük toplantıdan daha güçlü çıkabildi mi?


Resmi beyanlara bakılırsa, bu dorukta NATO’nun rolünü ve etkinliklerini artıracak bazı somut sonuçlar alındı. Örneğin, “genişleme” bağlamında, iki yeni ülkenin -Hırvatistan ile Arnavutluk’un- üyeliği kesinleşti...


Afganistan‘daki savaşa Fransa’nın 700 kişilik bir muharip güç göndermesi karara bağlandı... Ayrıca Fransa‘dan NATO’nun askeri kanadına döneceği sözü alındı... Avrupa’da antibalistik füze savunma sisteminin kurulması yönünde bir adım atıldı ve ABD ile Çek Cumhuriyeti arasında “füze kalkanı” konusunda mutabakata varıldı...


Bunlar bardağın dolu tarafında görülen olumlu gelişmeler.


Ama bardağın boş tarafında hissedilen eksiklikler veya olumsuzluklar da var. Örneğin “genişleme” bağlamında, Makedonya‘nın üyeliği, Yunanistan’ın isim üzerindeki itirazları yüzünden, gerçekleşemedi. Ayrıca Ukrayna ve Gürcistan‘ın olası üyeliği konusu da, Rusya’nın tepkilerini dikkate alan Almanya ve Fransa’nın muhalefeti nedeniyle, başka bir bahara kaldı... Afganistan’a muharip güç gönderme hususunda Fransa’dan başka ülkeler (Türkiye dahil) isteksizliklerini ortaya koydular.

Genişliyor, yayılıyor...


NATO’nun Bükreş’ten daha güçlü çıkıp çıkmadığı sorusunu yanıtlarken; asıl bu zirvenin, ittifakın şimdiki varlık nedeni, misyonu ve rolü açısından neler getirdiğini (veya getirmediğini) değerlendirmek lazım.


Soğuk Savaş döneminde NATO’nun stratejik amaçları ve görevi belliydi. Soğuk Savaş’tan sonra eski düşman ve eski tehdit potansiyeli yok oldu. Dünyadaki yeni konjonktür içinde, yeni tehdit odakları ve yeni düşmanlar ortaya çıktı. NATO, adeta el yordamıyla bu duruma göre kendini yeniden ayarlamaya başladı. Aktif bir “genişleme” politikası izledi ve üye sayısını 26’ya çıkardı... Bir o kadar da Avrupa ve Asya’dan “ortak” edindi...


Net biçimde tanımlanmayan tehdit algılaması üzerinde olduğu gibi, NATO’nun misyonu ve görev alanı hususunda da değişiklikler oldu. Örneğin eski “alan dışı” (out of area) kavramı terk edildi ve bu kez NATO Balkanlar’dan Afganistan’a kadar çok geniş bir coğrafyada askeri ve siyasi eylemlere girişti...


Yani, geçen gün belirttiğimiz gibi, NATO bir yandan “genişledi”, diğer yandan da faaliyetini “yaydı”...


Ancak gelinen noktada sorulan soru, -iki yönde de- bunun nereye kadar uzanacağıdır.


“Genişleme”de NATO tüm Balkanlar’ı, Kafkasya’yı ve hatta Asya’yı da kapsayacak mı? “Yayılma”da, NATO tehdit olarak algılanan bir sorun çıkan her yerde, askeri ve siyasal müdahaleye girişecek mi?

... Ama nereye kadar?


Bükreş’teki zirveden bu yönde net bir perspektif ortaya çıktığı söylenemez.


Siyasi alanda, ne genişlemenin ne de yayılmanın sınırları belli. ABD, Ukrayna ve Gürcistan’ın alınmasını istiyor, ama diğer ülkeler istemiyor. Nedeni de, açıkçası Rusya. Putin o takdirde Soğuk Savaş’a dönülebileceği uyarısında bulundu... Peki Rusya bugün ortak mı, rakip veya düşman mı? Bu konuda da bir görüş birliği yok.
Askeri alanda, Afganistan’a müdahale, teröre karşı savaş çerçevesinde değerlendiriliyor. Bu NATO’nun -hem de başka kıtalarda da- müdahalesi için yeni bir kriter -ve emsal- oluşturacak mı? NATO, bir nevi BM’nin ordusu görevini mi üstlenecek?


NATO’nun gerçekten bugünkü dünya koşulları altında, varlık nedenini, stratejik amaçlarını, misyon ve rolünü daha net biçimde tanımlamasına ihtiyaç var.


skohen@milliyet.com.tr