Göktürk, Ermenilerden özür diledi

Yazar Gülay Göktürk, 'kamuoyu önünde yüksek sesle atalarımın bugün yaşayan Ermenilerin atalarına verdiği bütün acılar için özür dilemek istiyorum' dedi

ABONE OL
GİRİŞ 19.09.2006 08:46 GÜNCELLEME 19.09.2006 08:46 GÜNCEL
Göktürk, Ermenilerden özür diledi

Gülay Göktürk'ün köşe yazısı


Hele bir koyalım da görelim bakalım nasıl işleyecek' diye madde konur mu ceza kanununa? Ya da 'madde var ama işlemiyor, o zaman ne zararı var' diye bir mantık olur mu?


İşte Kerinçsiz gibi bir grup çıkar ve senin bu sakat mantığını çürütüverir böyle... Ondan sonra ne yapacağını şaşırırsın. AB de bastırdı mı, paçan tutuşur. Doğru olan şeyi kendi iradenle, kendi kararınla yapmak varken 'yabancıların baskısıyla' yapar duruma düşersin. Daha üç gün önce koyduğun maddeyi değiştirmek için olağanüstü toplantılar yapar, ittifaklar ararsın... İyi bir şey yaptığın halde, bu davranışının ardındaki dürtü ilkelerin değil, pragmatizmin olduğu için alkış da alamazsın. Tam tersine, taviz verdiğin için suçlanırsın.


 Orhan Pamuk'un, Hırant Dink'in, Elif Şafak'ı n davaları da kara birer leke olarak kalır demokrasi tarihimizin sayfalarında... O duruşma sahnelerini hatırladıkça utanırız.


Neden doğru olanı kendiliğimizden yapamıyoruz bir türlü? İlkeli olmak bu kadar mı zor?


Şimdi değiştirmeye çalıştıkları 301'i koyarken düşünmediler ki, Türklüğü aşağılamayı cezalandı ran bir madde koymak ister işlesin, ister işlemesin- daha baştan ırk ayrımcılığıdır. Çünkü ceza kanununa böyle bir madde koymakla, başka milliyetleri aşağılamayı suç saymamış olursun. Dünya üstündeki bütün milliyetleri sayıp, herbirini aşağılamayı suç sayan ayrı ayrı maddeler koyamayacağına göre, sadece kendi milletini 'koruyan' bir madde koyuyorsan, diğer bütün milletlerin aşağılanmasına aldı rmıyorsun demektir, ya da onlara hakaret edilmesini suç saymıyorsun, demektir.


Yoksa, böyle bir maddenin başka ne anlamı olabilir ki...


Peki bu şovenizm değil midir? Ayrımcılık değil midir?


***


301'in suyunun ısındığı görülüyor. Belli ki, Elif Şafak 21 Eylül'de yargılanmaya başlasa da, maddenin ömrü onu mahkum etmeye yetmeyecek. Dava yarıda kesilecek.


 Ama doğrusu bu durum işin özünü değiştirmiyor. Ne 'sağ kalanların torunları'nın öfkelerini yatıştırabilir bu durum, ne de bizim ayıbımızı örtebilir. Türkiye'yi, roman kahramanlarının sözleriyle bile olsa, resmi tarihi sorgulamayı yasaklamış bir ülke olmaktan çıkaramaz.


 Çünkü böyle bir dava açıldı bir kere. Ve devlet çekilen acıların ve o acılar karşısında duyulan tepkinin bir roman karakterinin ağzından bile olsa ifade edilmesine tahammül etmediğini ortaya koydu


 Böyle bir tutum karşısında, bizlerin tek tek bireyler olarak, 'bu mesele tarihçilerin işi' deyip işin içinden çıkmamız ya da kendimizi devlet politikalarından ayırıp vicdanımızı rahatlatmamı z mümkün görünmüyor.


 Bu durumda, bu dava karşısında susmak tam da Leydi Tavuskuşu'nun ve Anti kavurma'nın dediklerini yapmak oluyor.


Ne diyorlardı:


 'Hepimiz zaman içindeki bir sürekliliğe do- ğarız ve geçmiş şimdinin içinde yaşamaya devam eder. Bir soydan, kültürden, milletten geliriz. Devletiniz tarihi inkar ediyor, o devleti de sizler var ediyorsunuz. Suça ortaksınız demektir bu. Hep beraber inkar politikasının içindesiniz.'


'Yani diyelim ki babamın büyükbabası bir suç işledi. Bundan ben mi sorumluyum?'


 'Babanın büyükbabasının suçundan değil, ama o suçun inkar ve ihmal edilmesinden sen sorumlusun'


İşte ben bu sebeple, şimdiye kadar yapmadığım bir şeyi yapmak, bu inkar politikasına ortak olmadığımı ortaya koymak ihtiyacı duyuyorum. Bu davada - 301'inci madde değişecek ve Elif Şafak mahkum olmayacak olsa bile- Kerinçsizlerin karşısında ve Elif Şafak'ın yanında yer almak; böylece kamuoyu önünde yüksek sesle atalarımın bugün yaşayan Ermenilerin atalarına verdiği bütün acılar için özür dilemek istiyorum.


(Bugün)