Hilal'in tespitindeki büyük ayıbımız

Her Ramazan’da temcit pilavı gibi tartışır dururuz. Kim haklı? Önce başlayanlar mı sonra başlayanlar mı? Hesapçılar mı, ru’yetçiler mi?

ABONE OL
GİRİŞ 29.08.2008 07:49 GÜNCELLEME 29.08.2008 07:49 GÜNCEL
Hilal'in tespitindeki büyük ayıbımız

Faruk Beşer'in köşe yazısı

Ru’yeti hilal ya da Ramazan’ın tespitindeki büyük ayıbımız  

Her Ramazan’da temcit pilavı gibi tartışır dururuz. Kim haklı? Önce başlayanlar mı sonra başlayanlar mı? Hesapçılar mı, ru’yetçiler mi?

Konu hakkında en az yirmi yıllık birikimimle bir kez daha ilan ediyorum. İddialı olmam kibir sayılmasın.

Daha önce meseleyi her yönüyle ele alan ilmî bir araştırma yaptım ve yayımladım. Yurt içinde ve yurt dışında ilgililerle tartıştım ve aksini söyleyenlerin tutarlı bir delillerinin olmadığını gördüm.

Kameri ayların başlangıcını hilali görmekle/ ru’yetle tespit etmenin bir ibadet olmadığını, önemli olanın en isabetli tespitin yapılması gerektiğini defalarca söyledim. Pek çok ayeti kerimenin Ayın seyrinin de, Güneşinki gibi bir hesap ölçüsü olduğunu söylediğini hatırlattım.

Sabah namazının vaktini hesapla belirlemekle, Ramaza’nın başlangıcını hesapla belirlemek arasında hiçbir farkın bulunmadığını anlattım.

İlgili hadisi şeriflerinde Efendimizin (sa) vurgusunun ru’yet değil, Şaban’ın son gününde şüpheli oruç tutulmaması olduğunu izah ettim.

Hilalin görülmesiyle oruca başlanmasını, görülmesiyle bırakılmasını söyleyen hadisi şeriflerin ‘çünkü biz hesap kitap bilmiyoruz’ gerekçesiyle söylendiğini, hadisi şerifleri doğru anlayan álimlerin ta Hicrî Beşinci Asırda hesapla hareket etmekte bir sakınca görmediklerini, hatta hesap kesin olursa aksinin mümkün olmadığını söylediklerini delileriyle naklettim.

Ayrıca gördüm ki, Suudi Arabistan ru’yete (hilalin gözle görülmesine) itibar ettiğini söylüyor ama hesapla hareket ediyor. Türkiye ise hesaba dayanıyor ama ru’yetle hareket ediyor ve her ikisi de hata yapıyor. Aslında Diyaneti bu gün yönetenlerin bunu anlamamış olmaları düşünülemez. Ama onlar da statüko ile cedelleşmek istemiyor olabilirler.

Çünkü bazı gruplar meseleyi ideolojik bir çatışma konusu haline getirmişler ve ideolojilerini savunmak için gayri ilmî bir çaba içerisine girmişler.

İmdi; Diyanet takvimi 30 Ağustos 2008 Cumartesi günü Greenwich saatiyle 19 59’da İÇTİMÁ (kavuşum) olacak diyor. Bunun çok açık anlamı şudur: O anda eski ay bitmiş yeni ay girmiştir ve kavuşumu izleyen ilk sahurla birlikte Ramazan orucu başlayacaktır. Yani Pazar günü Ramazan’ın biridir. Ancak topluluktan ayrılmamak için ben de Pazartesi günü başlayacağım. Çünkü topluluktan ayrılma hatası, Ramazan’a isabet edememe hatasından büyüktür. Çünkü ayın seyri astronomik bir olaydır ve yeni ayın hesaba dayalı kesin bir başlangıcının olması gerekir ki, o da kavuşumdur (içtimadır). Bilindiği gibi kavuşum Kameri aylara göre ayda bir kez güneşin, ayın ve dünyanın aynı düzlemde bulunmalarıdır ve bu bir anlık meseldir. Dünyanın her yerine göre aynıdır. Bilimi bir delil sayan İslam’ın buna itiraz edeceği hiçbir dogması yoktur.

Efendim, filan sene hesaba itibar edenler yanılmışlardır deniyorsa, falan sene de ru’yete itibar edenler yanılmışlardır. Bunların hiçbir anlamı yoktur.

O halde (bazı) İslam alimlerine teessüf ediyor ve onları kınıyorum.

Kanaatleri değiştirmek mümkün olmasa dahi bendeniz iddiamı ispata hazırım.

Bu durumun bu bazı alimler için (aslında hepimiz için) bir ayıp olduğunu söylüyorum. On yıl sonra kabul etmek zorunda olacağınız bir şeyi bu gün reddetmenin dine de akıla da bilime de aykırı olduğunu haykırıyorum.

Gelin, ideolojik saplantılara düşmeden bu ayıbımızdan vazgeçelim ve bütün dünya müslümanları artık beraberce oruca başlama ve beraberce bayram etme neşesini yaşasınlar.

(Star)

fbeser@stargazete.com