12 Eylül öncesi TSK raporunda Aleviler
Radikal Gazetesi'nde Alevilik'le ilgili yazı dizisi devam eden Oral Çalışlar, 12 Eylül öncesi TSK raporunda Aleviler'in nasıl görüldüğünü gündeme getirdi.
ABONE OL12 Eylül öncesi Genelkurmay ve Aleviler
Haziran 1980, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzalı ‘iç tehditlere’ ilişkin bir gizli belgede şunlar yazıyordu: “Kapalı bir topluluk durumu arz eden Aleviler toplu bulundukları bölgelerde dış güçlerin de kışkırtmaları ile siyasal etkinlik sağlamak üzere faaliyette bulunmakta, kendilerinden olmayan memur, görevli ve vatandaşları bölge dışına itmeye gayret göstermekte, Kürtçülük faaliyeti ile uğraşanlarla işbirliği yapmaktadır.”
...
Oral Çalışlar'ın yazı dizisinde bugün ayrıca kaçak bir cemevinin öyküsü yer alıyor.
Sultanbeyli Belediyesi ve Kaymakamlığı’nın adını işitmek bile istemediği ‘kaçak’ cemevinin öyküsü, ABD Dışişleri Raporu’na kadar girdi. Ancak cemevi halen tanınmadığı için yöneticilere dava üstüne dava açılıyor...
Öykü ilginç:
Sultanbeyli’nin en yoksul mahallesi olan Yavuz Selim’de tek katlı bir gecekondu... Bu gecekonduyu, bir yıldır ‘İbadet yeridir’ yazılı fatura gönderen İSKİ dışında hiçbir kurum, ibadet yeri olarak kabul etmiyor. Onlar tam beş yıldır varlık yokluk mücadelesi veriyorlar.
Mahallenin adı, 25 bine yakın Alevi’nin yaşadığı bir yer için akla en son gelebilecek seçeneklerden biriydi; o, konuldu: Yavuz Selim. Nüfusunun çoğunu, kente yeni göçmüş Sivas, Tokat, Muş ve Erzurumlu Aleviler oluşturuyor. Yavuz Selim’de 2000 yılına kadar cemler evlerin geniş salonlarında yapılıyordu. O yıl Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) mahallede şube açtı. Dükkândan bozma, tek göz bir yer tutuldu. Dernekte gençler semah çalışmaları yapıyorlardı. O gençlerden biri, o yıllarda 20’li yaşlarda olan ve sonradan mahallenin liderliğine kadar yükselen Sadegül Çavuş’tu.
Çavuş’un verdiği bilgiye göre derneğe yönetici bulunamıyor, kirası ödeneyemiyordu. Yönetim mecburen gençlere kalmıştı. O süreçte Avrupa Birliği (AB) Uyum Yasaları kapsamında Belediyeler Yasası değişmiş, yasadaki ‘Cami’ ifadesi yerine ‘İbadet yeri’ ifadesi konulmuştu.
11 bin imza topladılar
Gençler toplanıp karar verdiler: Bir cemevi kuracaklardı. Tüm mahalleyi dolaştılar. Tam 11 bin 160 Alevi’den imza alındı. Bu imzalarla, kapatılan Fazilet Partisi (FP) yönetimindeki Sultanbeyli Belediyesi’ne gidildi. Cemevi için yer gösterilmesini istediler. FP’li belediye, “Sizler Müslümansınız, ibadet yeriniz de camidir” diyerek kapıyı kapatınca aralarında para toplayarak arazi satın aldılar. Ardından Alevi mimarları harekete geçirip bir cemevi ve kültür merkezi projesi hazırladılar. Tapu ve projeyle yeniden belediyeye başvurup inşaatlarına ruhsat istediler. Belediye bu kez başka bir sebep gösterdi: “O arazi, İSKİ havzası içinde kalıyor, izin veremeyiz.”
Su faturasıyla gelen zafer
Tarih, 2003’tü. Çaldıkları kapılar yüzlerine kapanınca 10 Mayıs’ta kaçak kondunun temelini attılar. Çavuş, “Kavga gürültülü bitti” dediği o gün şöyle geçmişti: Zabıtalar araziyi çevirdi, harç makineleri girmesin diye girişe duvar ördü, iş makineleri bağlandı. Mahalleliler de zabıtaları sokmamaya kararlıydı. Örülen duvar yıkılsa da makineler geri alınamadı. Harcı elle karıp gecekondunun temelini attılar.
Bu kez Çavuş aleyhine art arda davalar açıldı: duvarı yıktığı için ‘kamu malına zarar vermek’ten, kaçak inşaattan, zabıtaya hakaretten...
Fakat yılacak gibi değillerdi. Yıkıma gelen belediye ekipleriyle çatıştılar. Tüm mahallelli cemevi çevresinde güvenlik çemberi kurdu. Sık sık yürüyüş yaptılar. Onlara destek vermek için İnönü Stadı’nda konser bile düzenlendi.
Şimdi bu kez, ücretsiz su ve elektrik istiyorlardı. Bunun için İSKİ’ye başvurdular. İSKİ, kondunun ibadet yeri olduğunun belgelenmesini, bunun için de Sultanbeyli Kaymakamlığı’ndan yazı getirilmesini istedi. Kaymakamlık yazıyı vermeyince su bağlanmadı. Çavuş’a göre, suyu kaçak bağlamak zorunda bırakılmışlardı. Faturalar ‘cezalı’ gönderildi. İlk faturayı ödedilerse de, “O ki bizi tanımıyorsunuz, ödemeyeceğiz” deyip ikinciyi vermediler. Faturalar birikiyordu...
Bu çile 2007 yılına dek sürdü. O yıl İSKİ, gönderdiği faturayı ‘İbadet yeri’ ibaresini yerleştirdi. Bu, Türkiye için de bir ilk; Sultanbeyliler için de zaferdi. Aynı yıl ABD Dışişleri Bakanlığı Raporu’ndaki sıralanan hak ihlalleri arasında ‘cemkondu’ da vardı.
Sultanbeyli (Kaçak) Cemevi aslında hâlâ tanınmıyor. Görevini geçen yıl devreden Çavuş’a 50’yi aşkın dava açılmış. ‘Cemkondu’ya belki dokunulmuyor fakat, ruhsatı da hâlâ verilmiyor. Bu arada, cemkondunun arkasında iki kaçak bina daha yükseliyor. Biri morg, biri yeni cemevi... Ruhsat verilmediğinden, ölü yıkama işlemleri de bu binada ve kaçak yapılıyor.
Bir de elektrik faturaları var tabii... Onu ‘şimdilik’ ödüyorlar. Çavuş’tan, AYEDAŞ’a haber var: “Aynı işlemi AYEDAŞ’a da yapacağız ama zaman yok. İSKİ tanıdıysa onlar da tanır.”
Ya yıkım için bir daha gelinirse? Çavuş, tereddütsüz cevap veriyor: “Daha önce onlarca kez yıkılmak istedi, yıktırmadık. Gece gündüz nöbet tuttuk. Gene yıktırmayız.”
(Radikal)
Yazı dizisinin tamamını görmek için bu linki kullanabilirsiniz