Sızlayan bir yara: Başörtüsü sorunu
Başörtüsü sorununu irdeleyen Özdalga, 'Başörtülülerin sözlerinde daha çok sorgulanan sınırlar ve açık bir diyalogun parçası olma arzusu var' diyor
ABONE OLTürkiye’nin gerek siyasî gerekse sosyal ve kültürel olarak çeşitli sorunları var. Bunların en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz “Başörtüsü sorunu”dur. Adına “Başörtüsü sorunu” dediğimiz şey, aslında 12 Eylül 1980 ihtilali ile başlayan ve bugüne kadar gelen bir sürecin devamı. Bugüne kadar palyatif çözümlerin hiç biri işe yaramadığı gibi, sorunu daha da büyüttü.
Türkiye'nin bir dönemine damgasını vuran 28 Şubat süreci olumlu ya da olumsuz olarak herkesi derinden etkiledi. Banka sahipleri el degişirdi, zengin olanlar da oldu, mağdur edilenler de. Siyasetten ekonomiye pek çok mağdurun olduğu süreçte hiç süphe yok ki en çok mağdur olanlar başörtülü kızlardı. Üniversıte önlerinde, fakülte koridorlarında türbanlı kız öğrencilerin yaşadığı dramları belgeleyen görüntüler hafızalardaki tazeliğini hâlâ koruyor. Unutulması kolay olmayan görüntüler bunlar.
Yazar Elisabet Özdalga işte o görüntülerin kahramanlarını buldu ve onlarla konuşarak ilginç bir esere imza attı. Özdalga yeni yayınlanan Başörtüsü Sorunu kitabında oldukça çarpıcı 'teshişlerde' bulunuyor.. Kitabının yazarı Elisabeth Özdalga bilimsel ciddiyete sahip, objektifliği ile tanınan bir akademisyen. Amacı, -kendi ifadesiyle- “haksızlığa uğrayan toplumsal bir kesimin derdini anlatıp daha iyi anlaşılır olmalarına katkıda bulunmak.”
Yazar kitabında sorunu, sadece deskriptif olarak ele almıyor, konuyu 100 yıl gerilere kadar götürüyor ve başörtüsü ekseninde Türkiye’nin genel bir panoramasını da çıkarıyor.
Özdalga, başörtüsü sorununu otoriter devlet yapısından demokratik devlet yapısına hâlâ tam geçişin sağlanamamasına bağlıyor. Daha demokratik bir devlet yapısının bu sorunu çözeceğine inanıyor. Bu yüzden de Başörtüsü Sorunu adlı kitapta 12 Eylül dönemi ağır eleştirilere maruz kalıyor.
"Türkiye'de giyim sorununu daha karmaşık hâle getiren iki unsur bulunmaktadır" diyen Özdalga'ya göre bunların en önemlisi 1982 anayasası. Yazar, anayasal çeliskiler konusunda, Fransa ve Türkiye'nin benzerlikler taşıdığına işaret ediyor.
Yazarın, "hakim feminist söyleme" dâır eleştırıleri de var. Özdalganın bu konudaki teşhisi yoruma gerek bıraktırmayacak şekilde net: "Türkiye'de hakim femınıst söyleme göre başörtüsü gericilik sembolü. Bu söyleme göre kadınlar başını örterek erkeklerin himayesi altına girip onların üstünlüğünü kabul etmiş olurlar. Feminist söyleme sahip olanlar, İslâmî kesimde başını örten kadınlara bakarak, kendi eşıtlik statüsünü sorgulamayı ıhmal ediyor veya unutmuş gibi görünüyorlar."
Kitapta, başörtüsü yasağının acılarını yaşamış üç kadınla yapılan mülâkatlar yer alıyor. Başörtülü kadınların avukat, ögretmen ve akademisyen olmalarının, beraberınde nasıl zorluklar getirdiğine şahit oluyoruz.
Avukat Binnaz hanım; "İşe uzun saçla gelmenin ya da kimliğinizle yakından ilişkili başka bir şeyin yasaklandığını düşünün. Zaten giyinme ya da kişisel görünüme ilişkin her türlü müdahale yeterince kötü iken, başörtüsü kullanımına yönelik sınırlama daha da kötü" diyor ve başörtülü kadının nasıl bir cendereye alındığını işaret ediyor.
Lise öğretmeni Leman hanımın ya da akademık kariyer için başörtüsünden vazgeçen Bayan Nuran'ın mülâkat boyunca söylediklerini ise en iyi yazar özetliyor: "Bu tartışma yenı ideolojık sınır arayışı içinde eski ideolojık sınırların nasıl yıkıldığını kesin olarak göstermektedir."
"Resmî Lâiklik", "İslam ve Uzlaşma Politikası", "Başörtüsü Sorununun Hukukî Yönleri", "Üç Örnek Olay" kitapta yer alan konu başlıklarından bazıları.
Elisabeth Özdalga; 1946'da İsveç'in Göteborg şehrinde doğdu. Göteborg Üniversitesi'nde sosyoloji öğrenimi gördü, ve doktora yaptı. 1983 yılından bu yana ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak görev yapıyor.
(Haber 7)