Modern mimariye adanmış bir ömür
Abdurrahman Hancı, hayatında hep belli bir çizgisi olmuş bir mimar. Yapılarında sanat eserlerini her zaman gerekli buldu. Hancı'ya göre, sanat eseri o projenin kaçınılmaz bir parçasıydı
ABONE OLAbdurrahman Hancı, 1930'lu yıllardan itibaren modern mimarinin dünyadaki gelişmelerini, az sayıdaki meslektaşlarıyla birlikte takip etti ve uyguladı. Hancı, Cumhuriyet dönemi mimarisini dünyadaki modern mimariyle sentezleyerek çalıştı.
Ülkemizde en büyük mimarlık ödülü olarak kabul edilen Mimarlar Odası Ulusal Mimarlık Ödülü'nün (Sinan Ödülü) 1996'da sahibi oldu. Ödül Jürisi onu; 'Aydın kişiliğiyle bütünleştirdiği meslek birikimini alçak gönüllülükle değerlendirmeye devam eden, mimarlık dünyamızın saklı değerlerinden biri olarak' değerlendirdi. Yalnız Türkiye'de değil, yurtdışında da önemli eserlere imza atmış bir mimar Abdurrahman Hancı.
Abdurrahman Hancı'nın bu başarıyı elde etmesi tesadüf değildi elbette. Cumhuriyet'le yaşıt bir neslin mensubu olarak mesleğini icra ederken belli prensiplere her zaman bağlı kaldı. Hancı, bunu kitabında şöyle ifade ediyor; 'Ulusal kültürümüzü daima yüceltecek ama ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine yükselmesi için doktorun, mühendisin, profesörün ne yapması gerekiyorsa aynısı mimar içinde geçerliydi. Tasarımlarımızda hiçbir zaman kendimizi ulusallık kisvesi altında suni sınırlara hapsetmedik. Çağdaş olacağız diye kökümüzden kopuk da olmadık. Nereye gittiğimiz kadar nereden hareket ettiğimizi bilmenin de aynı ölçüde önemli olduğunun farkındaydık her zaman.'
Hancı, mesleğini doğru ilkelere dayanarak yaptığından, bu alanda ulusal/evrensel, mimari/iç mimarı, sanat/mimari gibi ayrımlarla ilgili yapılan tartışmaların ne kadar suni olduğunun da farkına varan bir sanatçı. Bu anlayışı; 'Mimar ve sanatçının teşriki mesai etmesi fevkalade mühimdir, çünkü bir mimari eser sanat esersiz çıplak ve tam bitmemiş bir durum arz eder. Bir evin duvarlarına koyduğunuz tablolar birdenbire evi giydirir ve evde sıcak bir atmosfer yaratır' diyerek dile getiriyor.
Abdurrahman Hancı, mimarlıkta işi arabeskleştirmediği gibi, hayatında hep belli bir çizgisi olmuş bir mimar. Yapılarında sanat eserlerini her zaman gerekli buldu. Hancı'ya göre, sanat eseri o projenin kaçınılmaz bir parçasıydı. Bu anlayışla yaptığı çalışmalarda Bedri Rahmi Eyüboğlu, İlhan Koman, Füreya Koral, Erol Akyavaş, Hüsamettin Koçan, Erol Eti gibi isimlerin yanı sıra; Abidin Dino, Avni Arbaş, Cihat Burak, Eren Eyüboğlu, Hayati Misman, Orhan Peker, Jülide, Ömer Uluç gibi önemli isimlerle de duvar süslemeleri konusunda çalıştı.
Ekipte bir Türk mimar
Hancı, 1955 yılında NATO'nun Fransa'da bulunan genel müdürlük binasının, iç mimari ve düzenlemesini yapan on kişilik ekipte Türkiye'yi temsilen yer aldı. Bedri Rahmi Eyüboğlu da Türk hükümetinin aynı binaya hediye ettiği panonun müellifi olarak görevlidir Paris'te. Böylece NATO binasının yapımına iki Türk sanatçının imzası yer alır. Hancı, Türkiye'ye döndükten sonra Turgut Cansever'le birlikte Büyükada Anadolu Kulübü binasını yaparlar. Akademik çevreler bu çalışmayı; 1930'lardan sonra yapılmış ilk modern yapı olarak değerlendirir. Aynı dönemde İstiklal caddesinde bulunan Galeri 1'i de yapar. Bu İstanbul'daki üçüncü galeri olacaktır.
Abdurrahman Hancı, çalışmalarında en ince ayrıntıya büyük önem verirdi. Detay gibi görüneni atlamaz, her malzemeyi denemek isterdi. Bu anlayışla Büyükada'da yaptığı villanın perdelerinin desenini Bedri Rahmi Eyüboğlu'na çizdirir. Perdelerin kumaşını ise Vakko dokur.
1968 yılında Vehbi Koç'un isteği üzerine İstanbul Taksim'de bulunan Divan Oteli'nin mimari düzenlemesini üstlenir. İlhan Koman imzalı heykel de otelin önüne yerleştirir. Bunu Divan Pastaneleri takip eder. Vakko mağazalarının mimari düzenlemesini yaptığında da, daha önce Türkiye'de mağazacılık anlayışında yer almayan yeni kavramlar oluşturmayı başarır. Bu çalışmayı yaparken, tüm Vakko mağazalarının olmazsa olmazı haline gelecek sanat galerine de imza atar. Vakko'da oluşturduğu sanat galerisi projesinde, Mustafa Plevneli ve Ferit Edgü ile birlikte çalışır. Bu çalışma bununla kalmaz, Vakko Fabrika, Beyoğlu İstanbul Vakko, Ankara Vakko, İzmir Vakko mağazalarını yeni baştan yaratır. İzmir Vakko mağazasında bütün bina yüksekliğindeki boşluğa astığı ve zemin kata kadar inen küresel camlardan oluşan 24 metre uzunluğundaki dev avizeyle; 1992 yılında Şişecam'ın düzenlediği 'Ayna ve Mekan' yarışmasında birincilik ödülü alır. Türk Ekonomi Bankasına yaptığı düzenlemelerinde de önemli sanatçıların çalışmalarına yer vererek tasarım alanını sanatla iç içe geçirme fırsatı bulur.
Bunların yanı sıra, Hancı konut mimarisinde de önemli yapılara imza attı. O, konut mimarisini, 'insanın temel ihtiyacı olan barınma ihtiyacına cevap veren bir nevi makine gibi işleyen' sistem olarak tanımdı. Bu anlayışla da modern mimarinin önemli örneklerinden olabilecek birçok konuta imza attı.
Türkçesiyle birlikte İngilizce baskısı da yapılan, Yapılar ve Projeler '1947 - 2001' Abdurrahman Hancı kitabında mimar; ulusal/evrensel, mimari/iç mimari sanat/mimari gibi ayrımlar üzerine yapılan tartışmaları suni olarak değerlendirir ve kitabı kaleme alış nedenini şöyle açıklar: 'İstedim ki bu kitap bu başlıkları birbirinden kopuk olarak değil de birbiriyle ilişkili, dengeli bir şekilde ele aldığımızda, daha iyi neticeler alacağımızı göstermesi bakımından bir rehber olsun.' Kitabın önsözünü Mimar Doğan Tekeli, Abdurrahman Hancı ve Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı başlığıyla yazarken, Emel Korutürk, Cemil Ormanlar, Mustafa Plevneli, Hıfzı Topuz, Orhan Başdoğan, Radi Birol, Nesrin Esirtgen, Vural Gökçaylı, Halik Gürelman ve Ünaç Erem'in Hancı'yla ilgili yazılarına da yer verildi. Kitabı Nil Birol derledi.
Hancı'nın, Eyüboğlu'nun okuduğu şiiri kitabına alması ve kitabı çıkmadan bu dünyadan ayrılması da anlamlıdır.
Can kuşudur gelip düştü tene
Bir yuvadır kuruldu çerden çöpten
Günlerden bir gün
Durup dururken
Can kuşudur havalandı içimden
Yuvan mercan dallarına asılı kaldı
Can kuşudur havalandı içimden
Yuvan henüz sımsıcaktı.
Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartları