Özal açılım yapmaması için öldürüldü
Kurtlar Vadisi ekibinin gerçekleştirdiği Gladio filmi, 20 Kasım Cuma günü vizyona girecek Nuriye Akman, filmin senaristleri Cüneyt Aysan ile Bahadır Özdener'le konuşarak senaryo hakkında bilgi aldı.
ABONE OLDaha sonra sadece yeni filmi değil, bir süre önce kanal değiştiren dizinin gidişatını da konuştuk. Kullanılan bazı klişelere rağmen, kurgusu sağlam, görselliği, ışığı, oyunculuğu çok iyi, aksiyonu az, siyasi mesajı bol bir film olmuş. Hayatın ve sinemanın dramatik gerçekliği çok farklı biliyorum. Ancak filmde anlatılan Türkiye'nin hikayesi olunca, bu farkın yarattığı zaafları sorgulamaktan geri duramıyor insan. Bahadır ve Cüneyt, kibar, akıllı ve cesur çocuklar. İki buçuk saat boyunca, her soruma sabırla cevap verdiler. Onlarla her konuda aynı düşünmesem de filmleri görülmeye değer diyorum.
-Yeni filminiz hayırlı olsun. Kullanılan bazı klişelere rağmen, kurgusu sağlam, görselliği, ışığı, oyunculuğu çok iyi bir film olmuş. Aksiyonu az, siyasi mesajı bol bir film. Bu tercihin sebebi ekonomik mi, yoksa siyasi söyleminizin daha net ortaya çıkması için mi?
-Bahadır: Hikayeyi anlatabilmek için bu yolu seçmek durumda kaldık. Çünkü bugünle birlikte 1993'ü ve hemen akabini de anlatmak istiyorduk. Dolayısıyla filmin kendi matematiğinde, kendi dengesinde olması gerektiği kadar aksiyonun bu olduğuna karar verdik.
-Cüneyt: Bu politik yönü daha ağır olan bir film. Çünkü konsept onu gerektiriyor. Gladio, çok fazla aksiyona yönelik eylemler değil, spesifik eylemleri seçen bir örgüt olduğu için bu tür seçildi.
-Kurtlar Vadisi Irak'tan sonra, fanatikleriniz aksiyon az diye hayal kırıklığı yaşarlar mı?
-Bahadır: Aşağı yukarı yedi sene oldu. Kurtlar Vadisi'nin içerisinde aksiyon vardır ve bu da Türkiye'de belki tek örneği olduğu içinde en çok bu vasfıyla ortaya çıkarılır. Ama 90 dakikalık dizinin içerisinde bu 5 dakikayı geçmez. İnsanları şüphesiz ki sadece aksiyon diri ve dinamik tutmaz. Politik aksiyon içerisinde dizinin kendisi de, anlattığı her iki konseptte politik kısmının daha önde olmasını gerektirir. Kurtlar Vadisi Irak'ta da tercih ettiğimiz yol budur. 120 dakikanın içerisinde 10-15 dakikayı geçmez aksiyon.
-Cüneyt: Kurtlar Vadisi'nde karakterinizin bir bakışı ve bir sözü de aksiyondan çok daha fazla etkileyici ve seyircimizi daha çok ekrana tutan bir şey.
-Bunun hasılata nasıl yansıyacağını düşünüyorsunuz?
-Bahadır: Bu filmden çıkmış, tatmin olmuş bir şeyirci bizim için dünyalara bedel. Filmin izlenmesini çok isterim. Ama bunu tatmin olmuş bireyin çoğalması adına isterim. İnşallah filmi 4 milyon, 5 milyon kişi izler. İnanın hiçbir türlü hayal kırıklığı yaşamayacağım. Biz senaristler olarak tatmin olmuş durumdayız. Anlatmak istediğimiz derdi, çok zor dönemeçleri dikkatli şekilde anlatmaya çalıştık. O bir tek seyirci ile buluşursa o bizi çok mutlu edecek. Bunun rakamı ne kadar çoğalırsa o kadar mutlu oluruz. Yani hasılattan önemli olanı sinemaya giren ve çıkan seyircinin tatmin olmasıdır.
-Cüneyt: Tabii hem nitelik önemli, hem nicelik önemli. Anlaşılmak, beğenilmek ve çok izlenmek, bizi besleyecek noktalar.
-Bahadır: Seyircimize çok inanıyorum ben. Bu rahatlığımız bir parça da onlara güvenmekten kaynaklanıyor. Bizi bu çok uzun ve zorlu yolda hiç yalnız bırakmadılar. Bu filmde de bırakacaklarını düşünmüyorum.
-Henüz aydınlığa tam olarak kavuşmamış, üzerinde bir takım spekülasyonlar olan bir dönemi seyircide gerçeklik duygusu uyandırmaya çalışarak anlatıyorsunuz. Bunu yaparken hangi dengeleri gözetmeye dikkat ettiniz?
-Bahadır: Ben senaryo içi dengeleri söyleyeyim. Senaryoyu bir kimya gibi düşünmek gerekir. Ve bu kimyanın hassas terazilerde ölçülen ölçekleri vardır. İçerikten ya da ideolojiden bahsetmiyorum. Yarattığınız karakterin davranma biçimleri, olaylara verdiği tepkiler ve bunların adeta sayıları, sahneleri vardır.
İşin mutfağı ile teknik şeyleri sormuyorum ben.
-Cüneyt: Ben ona bir hukukçu olarak söyleyeceğim. Türkiye'de o dönemde yaşanmış çok önemli aktörler var. Onların özel hayatları bizim için çok önemli. Bir de anlattığımız konularda bazı kurumların ve toplumun hassasiyetleriyle bizim anlatmak istediğimiz olayın bütünleşmesi önemli. Yani kırmadan dökmeden ve hassasiyetleri de dikkate alarak anlatmak istedik. Bunda da başarılı olduğumuz kanaatindeyim.
-Filmin nasıl algılandığını yayınlanmaya başladıktan sonra göreceğiz. Filmdeki bazı kişiler halen hayatta. Onlar kendilerini perdede gördüklerinde "Bu biz değiliz" diyebilirler. Umulmaz ki bu bir hukuki sürece dönüşsün. Ama onlardan biri siz olsaydınız bu filmi nasıl karşılardınız? Çünkü yüzde yüz gerçeklikten söz etmiyoruz.
-Bahadır: Burada bizim söz ettiğimiz dramatik gerçekliktir. Biz gerçekten besleniriz. Ama iş bilgisayara yani senaryoya döküldüğünde onun dramatik gerçekçiliği söz konusudur. Tabii ki Cüneyt Bey'in de söylediği gibi temel hukuki prensipte biz herkesin hassasiyetlerine dikkat etmeye çalıştık. Kimsenin özel alanına girmemeye çalıştık. Ama onun haricinde kamuya mal olmuş, gazetelere, kitaplara, belgelere yansımış kısmı ile hareket ettik. Diğer türlü hareket etseydik elimiz çok daha serbest, yani varsayımlar, imalar ya da olması muhtemel ama olmayacak şeyler üstünde hareket etseydik belki dediğiniz hassasiyet doğacaktı.
-Yine de doğabilir. Çünkü sana göre doğru olan başkasına göre yanlış olabilir. Bu bahsettiğiniz belgeler, kitaplar hep yorum. Mahkeme ile kanıtlanmış somut gerçekler değil. Bahadır: Ama bu da belgesel değil. Tabii ki seyreden herkes istediği eleştiriyi getirme hakkına sahip. Ama biz senaristler olarak elimizden geldiğince dikkatli davrandık.
-Dikkatten ne anlamamız lazım? Şimdi bu söyleşiyi bu kahramanlardan birkaçının okuduğunu varsayın ve onları tatmin eder mi bu cevaplar?
-Bahadır: Mesela Turgut Özal meselesi bizim için çok hassas bir meseleydi. Ben rahmetli Turgut Özal'ı çok seven, uzun yıllar takip etmiş, vefatından sonra onunla ilgili eserleri okumuş, ailesinin beyanatlarını izlemiş birisi olarak söylüyorum. Türkiye'nin siyasi ve sosyal hayatına çok izler bırakmış bir devlet adamıydı. Filmin ekseninde onun hikayesine değdiğimiz yerde normal Amerikan filmi olsaydı Özal'la ilgili çok şeyi kırıp dökerdi. Çünkü onlarda, benim doğru bulmadığım bir prensip var. Sinema gerçekliğinin içine girdiklerinde sınırsız bir alanları var. İşte Arapları terörist gösterebiliyorlar, kendi başkanlarını hain gösterebiliyorlar. A'yı Z, siyahı beyaz gösterebiliyorlar. Ama biz burada bu yolu seçmedik. Alabildiğine hassas davrandık. Özal meselesinde senaristin eli daha kuvvetli olabilirdi. Diyelim ki başkarakteri, yani İskender Büyük'ü Özal düşmanı gösteriyorsanız, Özal'ı çok daha kötü bir karakter gibi işlemeniz gerekirken biz bu yolu tercih etmedik. Onu filmin içerisinde daha dar ve kısıtlı bir alanda tutmak yolunu tercih ettik.
-Cüneyt: Bizim Özal'a vefa duygumuz var. Türkiye'de Kürt meselesini gündeme getiren ve bu konuda radikal değişiklik yapmak isteyen ilk devlet adamı. Bu bizim için ve filmimiz için önemli. Rahmetli Özal'ın sosyal, ekonomik, siyasal alanda devrimci bir zihniyeti var. Türkiye'nin büyümesini hepimiz kadar arzu eden ve bunu gören bir şahsiyetti. Kürt meselesi çözülmediği takdirde Türkiye'nin büyümeyeceğini, aksine küçüleceğini anladığı an radikal bir değişime gitti. Ve bunun bedelini de ödedi. Çünkü hatırlarsınız Talabani iki ay önce bir röportaj vermişti, Özal'ın niyeti Musul-Kerkük'ü size bağlamaktı dedi. Yani biz orada Özal'ı biraz da vefa duygumuz olarak kullandık. Çünkü bu zihniyeti, devlet politikasındaki paradigmayı değiştirecek en önemli şahsiyetti. Ve bu şahsiyeti filmde gerekli yerde, gerekli enstrüman olarak kullandık.
Peki ya diğer karakterler? Oradaki komutanların yerinde olsaydınız, ne hissederdiniz? Yargılama süreci devam ediyor, suçları kesinleşmedi.
-Cüneyt: Burada vermek istediğimiz şey Türkiye'de yapılan bütün askeri darbelerin stratejik müttefikinizden destek almadığınız takdirde yapma imkanınızın olmadığı. Bu yüzden oradaki şahısların hiçbir önemi yok. Türkiye'de darbe yapmak istiyorsanız Atlantik ötesinden icazet almak zorundasınız. Alamadığınız takdirde darbe yapamazsınız. Bu sahnenin en büyük özelliği o. Bu sahne şu an için yapılan bir şey değil. Bakın 60'ta, 70'te, 80'de, 28 Şubat'taki bütün süreçlerde icazet alınmıştır. Bizim anlatmak istediğimiz nokta bu. Yoksa olayların ve şahısların hiçbiri gerçek değil.
-Ama çok açık bir biçimde gerçek şahısları çağrıştırıyor. Rahatlıkla söyleyebilirim filmdeki şu paşalar aslında şu paşalar diye.
-Bahadır: Senaryo tekniğinde tek sahnede gösterilmiş bir kimse karakter olmaz. Dolayısıyla bu, seyirciye tip olarak geçer. Ve müşahhaslaşmadığı için şu kişiye, bu kişiye odaklandırtmaz. Teknik bir şeyden bahsediyorum. Tabii ki seyreden yani o paşalar ya da sıradan insanlar bu şu paşa mı, bu paşa mı aa şu olayı kastediyorlar diyecektir, deme özgürlükleri vardır. Ama bizim senarist olarak elimizden tek gelen, yargılama süreci sürdüğü için bunu müşahhaslaştırmayıp, tek sahnede sınırlı tutup, genel olarak bütün cunta ve darbe teşebbüslerini ima edip, film otuz sene sonra seyredildiğinde bugüne dair o paşa bu paşa hatırlanmayacak, ama o sahne kalacak.
-Cüneyt: Seyirci karakteri izlemek ister. O karakterle ya bütünleşmek ister, ya ondan nefret etmek ister. Ama oradaki şahısları tip olarak çizdik biz.
-Bahadır: Filmin baş karakteri İskender Büyük. Fuat Aras var karakter. Mahkeme başkanı da karakter. Çünkü seyri var, dönüşümü var. İyiyken kötü oluyor. Avukat keza öyle. Yani siz seyirci olarak onun bir sürecini, evrelerini, aşamalarını görüyorsunuz. Bu bahsettiğimiz teknik bir şey.
-Cüneyt: Bir de görsel sanatlarda vurucu bir şey yapmak zorundasınız. Bir şeyi lafla anlattığınızda insanların kafasında fazla yer etmez. Ama bunu gösterdiğiniz takdirde çok etkileyicidir.
-Bahadır: Sahneyi üniformalı değil, üniformasız yapabilirdik. Üniformalı yapmamızın sebebi budur. Otuz sene de geçse oradaki üniformayı görünce seyircinin kafasında darbe teşebbüsü, cunta oluşumu kalacaktır.
-Turgut Özal'ın öldürüldüğü iddiasıyla ilk kez karşılaşmıyoruz. Bu daha evvel de gerek ailesinin fertleri tarafından, gerekse değişik kesimler tarafından dile getirildi. Bunu neden saf bir gerçeklik olarak sundunuz?
-Bahadır: Sinema hiçbir zaman salt bir gerçeklik sunmaz. Ama kendi gerçekliğini sunar.
Eğer Özal ailesinin iddialarını gerçek varsayarsak, Özal neden öldürülmüş olabilir sorusunun cevabını senaryoda aramaya çalıştık. Burada da yine tarihi şahsiyetlerin beyanatları, belgeler, gazeteler, kitapları okuduğumuzda verdiği en radikal kararın Türkiye'yi kitleyen bir sorunun çözümü olarak küçülmek değil, büyümeyi tercih ettiğini görüyoruz. Bunu Atlantik ötesi müttefikimiz bir başkaldırı, bir bağımsızlık hamlesi ya da kontrol edilemeyecek bir güç olarak kabul edip, Özal'ın siyaset dışı, devre dışı ya da hayat dışı bırakılmasına karar verdi gibi bir iddia ortaya attık. Bugüne kadar Özal'ın hep öldürüldüğü iddia edildi. Ama biz ilk defa bu filmde eğer öldürülmüşse neden öldürülmüş olabileceğini bir tez ile ortaya koymuş olduk. Bence filmin en çarpıcı taraflarından biri de o. Kısa cümlesi ile Özal Musul'u, Kerkük'ü almak isteyerek, Türkiye'nin 2009'larda bize çok kolaymış gibi gelen sürecin düğmesine 1993'te bastığı için devre dışı bırakıldı diye düşünüyoruz.