Ahmet Hakan'ın ilginç çıkışı
Nursuna Memecan ile giriştiği polemikle son olarak öne çıkan Ahmet Hakan Coşkun, bugün bir röportaj vererek yine ilginç çıkışlar yaptı: "Başbakan'ın uçağına binecek gazeteci kalmadı"
ABONE OL
GİRİŞ 30.11.2008 16:54
GÜNCELLEME 30.11.2008 16:54
MEDYA
Gülay Altan'ın röportajı
Gazeteci Ahmet Hakan, muhafazakar çevreden çıkıp önce Sabah’ta ardından da Hürriyet’te yazmaya başladığından beri Türkiye gündeminde. Hem geldiği hem de gittiği yerde kızdırdığı çok kişi olsa da yazıları ‘acaba o bu konuda ne demiş’ diye okunuyor. Çok ses getiren son yazılarından biri, AKP Milletvekili Nursuna Memecan’ın evinde verdiği ve Başbakan’ın da eşiyle katıldığı yemekle ilgiliydi. İddiasına göre; Memecan, AB Başmüzakerecisi olmak istiyordu, yemek de bu nedenle verilmişti. Sabah Gazetesi yazarı Emre Aköz’le eşi Radikal Gazetesi yazarı Nur Çintay da bu yemekte oldukları için cevap verdiler, derken iş büyüdü, karşılıklı hakaretamiz sözler yazıldı. Toz duman artık duruldu ve Ahmet Hakan’la konuştuk.
Bu yemeğe çok anlam yüklemiyorum. Başbakan’ın herhangi bir milletvekilinin hatta gazetecinin evinde birileriyle buluşması gayet normal.
Çok ayıp bir şey bu Benim kafam çalışmıyor mu, aklım ermiyor mu, bir şeyi görüp kendiliğinden yorum yapacak yetiye sahip değil miyim? Bu sorunun cevabı: Yok!
Böyle sezmişim; sahip olduğum bir bilgiye dayanarak bir şey söylemişim. Ben, eleştiri hakkımı kullandım. Üstelik benim aldığım bilgi de onun böyle bir göreve açıktan talip olduğu. Siz, daha dün bir partinin milletvekili olmuşsunuz. Hangi özellikleriniz nedeniyle hop diye bir listeye girdiniz? Hadi bunları tartışmalı saymayalım, bunlar bileğinin hakkıyla gerçekleşmiş olsun; AB-Türkiye ilişkileri konusunda dirsek çürütmüş birçok uzman, milletvekili varken bu insanın böyle bir makama göz dikmiş olmasını, ben eleştiririm.
ALTIN GÜNÜNDE KONUŞMUYOR
Hiçbir şey gelmedi. Bir milletvekilinin sorumlu davranması lazım. Bir karikatürist eşi olmaktan çıkıp milletvekili olmuşsunuz, bir gazeteciye laf ediyor, ithamda bulunuyorsunuz. Böyle diyorsanız kimin yazdırdığını da söyleyeceksiniz o zaman. Artık karikatürist eşlerinin altın günü toplantısında değiliz, biraz daha ciddiyete davet ediyorum.
En problemli aşama da o noktada başladı. Düşünün, bir gazeteci bir AKP milletvekiline göz dikmiş olduğu makam nedeniyle eleştiride bulunuyor. Bunun cevabı o yemeğe davet edilme şerefine nail olmuş bir gazeteciden geliyor! Zaten bu tür yemekleri tartışmalı kılan şey de bu nedime-vekilharç tavrı: Yemeğe gittik; ev sahibine şükran borcumuzu ödeyelim; ev sahibimize ileri-geri laf eden gazeteciye iki satır laf edelim yaklaşımı.
Sinirlenmedim Sadece tahsil hayatlarını yarıştırmak, ‘bizim ev sahibinin diplomaları’ diye çaçaronluk yapmak, acıklı bir gülümsemeye yol açtı. O kadar Yazarını gülünç duruma düşürmüş, acıklı bir yazıydı. Böyle saçmalık olur mu?
BANA LAKAP TAKANA TAKARIM
Valla lakap takma-takmama, yaftalama-yaftalamama bu tür tartışmaların hepsini çok saçma buluyorum. Ben, bana nasıl davranılırsa, benimle ilgili hangi türden nitelemelerde bulunulursa buna misliyle karşılık veririm. Bir yanağıma vurana, öbürünü uzatmam ama hiçbir zaman ilk sataşan da ben olmam. Benim için ölçü budur.
Benim hakkımda bu zamana kadar söylenmedik söz, takılmadık lakap kalmadı. Neredeydiniz kardeşim! Tek başıma mücadele verdim, veriyorum, o nedenle bu tür çağrılara da karnım tok. Bana lakap takana lakap takarım kardeşim.
Hayır, öyle bir şey yok. Gazeteci olarak siyaset adamlarını eleştirebiliriz. Biz Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın hasmı değiliz ki. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını istemedim. İtiraz ettiğim şey, şahsı değil cumhurbaşkanı olması idi. Keşke olmasaydı, Türkiye daha rahat olurdu. Ama icraatları şu anda fena değil, şimdi bunu söylemeyecek miyim? “Başbakan Erdoğan’ı eleştirdin, Erdoğan’la aran açıldı; şimdi de Abdullah Gül’le arayı düzeltmeye çalışıyorsun!” Benim ne Çankaya’ya çıkmak, ne Gül’le görüşmek ne de Başbakan’ın uçağına binmek, yemeğine gitmek gibi bir derdim var. Bunlar temel dertlerimden olsaydı, zaten ona göre davranırdım. Zekam, yeteneğim herhalde bir Emre Aköz’ünkiler kadar vardır.
Buna hiç itirazım yok. İtirazım şu: Tepeden konuşmak, böyle bin yılın sosyologu gibi racon kesmek, üst perdeden son noktaları koymak ve tüm bu analizleri de siyasi iktidarın yanına eklemlenmek, onun açtığı alandan gitmek için yapmak ve bunları da hepimizin görüyor olması...
Matematiksel bir sitille yazıyorum, ama hiçbir zaman ‘bu böyledir’ şeklinde, racon kesmeye dönüşmez; dönüştürmemeye çalışıyorum. Eğer siz böyle bir izlenim alıyorsanız o benim başarısızlığımdır. Bunu asla yapmak istemiyorum ama her zaman tartışmaya açığım. Geri dönüşlerim olmuştur; özür dilerim, yanıldığımı itiraf ederim, bunlara bakmak lazım
MEDYANIN VAROLUŞ SORUNU
Bunun sonuçlarını 5-10 sene sonra daha rahat görebileceğiz. Türk medya tarihinde ilk defa böyle bir oluşum, böyle bir yaklaşım, çaba görülüyor. İktidar birtakım gazeteleri kendine bağımlı kılıyor, bir yandan da bu mesafesizliğin korunmasını talep ediyor. İktidarla mesafesiz yayıncılık, gazeteciliğin doğasına aykırı; bunu sürgit devam ettiremezler. Medya varoluşsal bir sorunla karşı karşıya. Özellikle iktidar yanında konumlanan medya...
Şimdiki gönüllü teslim oluş Menderes dönemini doğru değerlendirmek gerekir. Orada hem siyasi iktidar çok acemi; o döneme kadar hiç hakiki anlamda siyasi rekabet olmamış, ülke yepyeni bir durumla karşı karşıya hem de matbuat acemi. Bütün bu acemiliklerin getirdiği büyük yanlışlar var. O dönem gazeteler de ölçüyü kaçırmış. Bunların üzerinden artık yarım asır geçti, iyi-kötü bir medya geleneği oluştu, özellikle yazılı basında daha köklü geleneğimiz var. Bütün bu deneyimleri yok farz ederek yeniden o ilkel, o amatör ilişki biçimine mi döneceğiz? Tayyip Erdoğan’da bu tarihi yok sayma, sanki yeniden iktidar-basın ilişkilerini düzenliyor gibi bir hava görüyorum.
Bu tarihten karşılıklı ders alınmalı. Çünkü sadece Menderes gazetecilere zulmetmedi, gazeteciler de ona zulmetti.
“Yalan haber yazıyorlar” demek nedir? Bunlar gerekçe olabilir mi, çok ayıp. Bunun hesaplaşma alanı akreditasyonun kaldırılıp geri konması değildir, mahkemelerdir. Siz nasıl hem yargıç hem savcı hem de sanık olabilirsiniz ki? Bu gazeteci düşmanlığı, tahammülsüzlük; bunlara son verilmeli.
Biz toplum olarak eleştiriye tahammülsüzüz. Ama toplumca böyleyiz diye hükümetimiz de böyle olmak zorunda değil. Onlar biraz tahammüllü olacaklar. Özal da, Tansu Çiller de, Mesut Yılmaz da tahammülsüzdü, bunlar da tahammülsüz ama bunlarınki daha da fazla. Eleştiride bulunan köşe yazarının, gazetecinin ismini çiziyor. Çize çize neredeyse Başbakanlık uçağına bindirecek kalitede adam kalmadı ortada. Bakın en son gezisine kimseyi alamadılar. Fehmi Koru, Mehmet Altan, Hasan Cemal, Oral Çalışlar gitti; Ahmet Hakan zaten gitmişti; eee kim kaldı? Bunlarla gideceksin, bunlar seni eleştirecek de, önemseyecek de
Muhafazakar camiada gazeteciliğin tanımında var olan temas ve mesafe meselesini en iyi uygulayan, en hakiki gazetecidir. Fakat hükümetin medyayı yeniden yapılandırma adımları karşısında onun pozisyonu da sorunlu bir hale geldi. Maalesef, Başbakan’ın kendisine yönelttiği eleştiriye hakkıyla cevap vermiş değil. “Bu onun üslubu, herkese böyle konuşuyor, dolayısıyla çok yadırgamadım” demesini ben çok yadırgatıcı buldum. Bir gazeteci ne kadar ağır eleştiri yaparsa yapsın bir Başbakan’ın bu şekilde cevap vermesini normal kabul etmemeliyiz. Herkesten önce bu tür bir suçlamaya muhatap olan kişinin bu hesaplaşmayı yapması lazım.
MAGAZİNDEN KAÇIYORUM
Valla böyle bir seçim yapmıyorum. Bunları da önemsemiyorum. İki tür insan var, biri o dünyadan herhangi biriyle birlikte olup bunun tadını çıkaran ve bunun altını çizen ki bu bir tercih, o adam öyle yaşıyor. Bir tanesi de kendi hayatını yaşıyor, bağırıp çağırmıyor, saklıyor, gizliyor, böyle bir heves içinde değil. Ben kendimi ikinci türde görüyorum. Bunun zararını da görmedim. Bundan kaçmak mümkün, ben kaçıyorum. E, niye ismin çıkıyor öyleyse diyeceksiniz, o kısa bir şeydi, talihsizlikti, oldu.
İsimler üzerinden konuşmak istemiyorum. Ben bunun sıkıntısını yaşamadım.
Daha net şöyle söyleyeyim: Bu soruları besleyecek bir hayat tarzı yaşamadım, bunun da karşılığını gördüm. Öyle çok da büyük abartılı şeyler olmadı. Kaçınanlardanım, kaçınıyorum ve beni rahatsız eden bir şeyle, özellikle son 1-1,5 yıldır hiç karşılaşmadım. Öncekiler bir elektrik yarattı ama doğru-yanlış yazılıp çiziliyor. Kaşımazsanız başkaları da kaşımıyor, üzerine gitmiyor. Bir şeyler çıkıyorsa da siz istiyorsunuzdur. Benim hayatımda bunlar büyük bir yer tutmuyor.
ÇIKARDIĞIM ARIZAYI ANLAMIYORLAR
Acılara gark oldum; herkes bana şöyle dedi, böyle dedi gibi şeylerle kendini rahatlatmaya çalışan bir adam değilim. Gerçekçi bir insanım. Bunların neden olduğunun farkındayım. Bir kısmı kıskançlıktan, bir kısmı çıkardığım arızayı anlayamamaktan, bir kısmı da beni bir yere oturtamıyor olmanın verdiği hırçınlıkla olabilir. Bunların hepsine razıyım ve bunları göze alarak bu işi yapıyorum. Tartışmanın odağındaki adam rolüne dönüşmeden de medyadaki varlığımı koruyor olabilirdim. Her şeyin söylenmesi gerektiği ön kabulünden yola çıktığım için böyle oluyor.
Bazen korkuyorum. Fakat birinin bunlara dur demesi gerekiyor. Bu çirkeflikle mücadele etmeliyiz. Ya korkuyorsunuz ya küçümsüyorsunuz ya da uğraşmak istemiyorsunuz ama ben bunlarla mücadele edilmesi gerektiğine inanıyorum. Mücadele etmedikçe alan açıyorlar kendine. Böyle bir yayın organının temsilcisinin Başbakan’ın uçağına alınmasına şiddetle itiraz ediyorum. Bunun savaşımına da kendimi adıyorum
Bu gazete, ırkçılık, faşistlik, Yahudi düşmanlığı yapıyor, katilleri övüyor. O zaman terör örgütü PKK’nın yayın organının temsilcisini de al uçağına. Ne farkı var ki? Bunun mücadelesi verilmeli.
Benim ne şahsi meselem olabilir ki onlarla? İlkesel şeyler söylüyorum. Neden destek görmediğini düşünmedim açıkçası. Bunlar ta Başbakan’dan başlayarak siyasi iktidar tarafından dışlanırsa ancak o zaman sorun çözülebilir. Mesela Tük Musevileri Cemaati Onursal Başkanı Bension Pinto’nun Başbakan’la arası iyi; görüşüyor. Fakat Yahudi düşmanlığı yapan bu gazetenin temsilcisi Başbakan’ın uçağında ağırlanıyor. Ben Bensiyon Pinto olsam derim ki, “hangisi doğru, bizim hakkımızda nefret üreten bir yayın organıyla al takke ver külahsın, bir de benimle böylesin”. Hesabının sorulması lazım.
KAYNAK : Akşam-Pazar