Altan'dan Başbuğ'a: Vurduracak mısın?

Balyoz planı iddialarını yayınlayan Taraf Gazetesi kanadından Başbuğ'un, "TSK'nın sabrının sınırı var" sözlerine cevap geldi. Ahmet Altan, "Ne olacak sabrınız tükenirse?" diye sordu ve seçenekleri sıraladı...

ABONE OL
GİRİŞ 26.01.2010 18:25 GÜNCELLEME 26.01.2010 18:25 MEDYA
Altan'dan Başbuğ'a: Vurduracak mısın?

Ahmet Altan'ın bugünkü Taraf gazetesindeki yazısından ilgili bölüm:

"Kürtler ve generaller"

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ “Balyoz planıyla” ilgili konuştu ama doğrusu ben ne dediğini gene pek anlamadım.

Bu planı araştırıyorlarmış.

Ben öyle “muğlâk”, ortadan konuşmaları sevmem, öyle de konuşmam, netlikten, açıklıktan yanayım.

Birinci Ordu’da hazırlanan “darbenin” cami yakmak gibi korkunç planlarının “harekât emirleri” var, bu emirleri hazırlayan subayların isimleri var, bu harekâtta görevlendirilen personelin isimleri var ve bu emrin yazıldığı “bilgisayarın” kimliğine ait bilgiler var.

Biz bu harekât emrini ve içindeki isimleri açıkladık.

Böyle başka planlar da bulunuyor, onlarda da “görevlendirilmiş” personelin isimleri yazılı, onların da çıktığı bilgisayarlar belli.

Genelkurmay’ın elinde bu harekât planları yoksa verelim.

Varsa kendileri baksınlar.

O harekât planlarında isimleri yazılı olan subaylar sağ, bir kısmı hâlâ görevde, çağırıp onları, sorsunlar.

Ya diyecekler ki “bu planlar maalesef hazırlanmış, sorumlularını yargıya havale ediyoruz”.

Ya da diyecekler ki, “o planları o subaylar hazırlamamış ama Birinci Ordu’daki bütün bilgisayarlara girilmiş, ayrı ayrı bilgisayarlarda ayrı ayrı emirler yazılmış ama ne Birinci Ordu ne de Genelkurmay, harekât bölümlerinin, komutanlarının, subaylarının resmî bilgisayarlarının başkaları tarafından ele geçirildiğini fark edebilmiş.”

İki ihtimal var, ya Birinci Ordu darbe planı hazırladı ya da Birinci Ordu “düşmanlar” tarafından gizlice zaptedildi ama kimse fark edemedi.

Hangisi?

Lafı uzatacak, ezecek, büzecek bir şey yok.

Durum net, belge net, soru net.

Ama cevap net değil.

Sarıkamış’ta binlerce askerin Enver Paşa’nın zekâsız çılgınlığı sonucu öldüğünü yıllarca bu halktan saklayan “gazetecilerin” bugünkü uzantıları olan küçük çakallarını bizlere, ailelerimize saldırtmak, bizi bu soruları sormaktan vazgeçirmez.

Küfürlerle, gürültülerle, aşağılık oyunlarla olayı saptırmalarına izin vermeyiz.

Onun için kurtuluşu buralarda aramayın.

Net ve açık konuşun.

Bu arada, “TSK’nın sabrının sınırı” olduğunu söyleyen Orgeneral Başbuğ’a şunu da sormak istiyorum.

Ne olacak sabrınız tükenirse?

Vurduracak mısınız, tutuklatacak mısınız, gazeteyi mi kapattıracaksınız?

Bu ne biçim konuşma?

Türkiye’nin “hukuk sistemini” sizin sabrınızın ölçüleri mi belirliyor?

Vazgeçin bu tehditlerden.

Ben yaşlı bir adamım, ölüm bana kapı komşusu artık, bir gün önce bir gün sonra hesabı yapacak halim yok, bu tehditlere aldırmam, sizin “aferininizi” almak için paçamda dolaşan solucanlarınızın yapışkan ıslaklığından iğrensem de, çok kızarsam elimin kirlenmesine aldırmaz onları da avucumun içinde ovalayıp parçalarım.

Bunları boşverin de siz işinizi yapın, darbe planları hazırlayanları ortaya çıkartıp yargıya sevk edin.

Ordunun içindeki bu “darbeciler” yüzünden biz asıl konuşmamız gereken konuları konuşamayız.

Yazının tamamını ve özgün halini kaynağından okumak için tıklayın