Gül'ün uçağından manşet çıkarma telaşı
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kalabalık bir iş adamı ve gazeteci grubuyla birlikte Hindistan'a gitti. Ankara'lı gazetecilerin yanında acemiliğinin farkına varan Hürriyet yazarı Hadi Ulrengin ilginç anektodlar aktarıyor...
ABONE OLHadi Üluengin'in izlenimleri
Bırakın Yeni Delhi’ye ayak basmayı, daha Hint hava sahasına bile girmemiştik ki, Ankaralı gazetecilerin yanında ne kadar toy ve acemi kaldığımı bir defa daha anladım.
Çünkü başkentli meslektaşlarım ta İran?Pakistan sınırından beri kocca uçağı beşik gibi sallayan türbülansları zerre kadar umursamıyorlar. Hiç mi hiç tınmıyorlar.
Dervişin fikri neyse zikri de odur hesabı, kemerleri bağlı tutun ikazına aldırmadan, Cumhurbaşkanlığı basın danışmanı Ahmet Sever’i ikide bir “Hadi, hadi” diye sıkıştırıyorlar.
Yani, gezisine refakat ettiğimiz Abdullah Gül’ün bizleri ön tarafa çağırıp demeç vermesini istiyorlar ki, ertesi güne “manşet çıksın”(!).
Ve tabii bu demecin mutlaka iç politikaya yönelik olmasını arzuladıklarını; zaten eğer olmadığı takdirde de sorularla o yöne çekileceğini eklememe hacet yok.
Parantez içinde söyleyeyim, yukarıda kasten “kocca uçak” diye vurguladım.
Çünkü Çankaya liderinin bu gezisine çok kalabalık bir işadamları heyeti de eşlik ettiğinden, Yeşilköy’den resmi “ANA”ya değil THY’den kiralanmış bir “A-330”a bindik. Hayır hayır, firma markalarını sıralayacak değilim! Daha neler!
Zaten Allah bilir, Cumhurbaşkanı’yla seyahat ediyorum diye adım şom ağızlılar tarafından şimdi “mahiyette gazeteci”ye(!) çıkarılacaktır.
Eh müsaade buyurun da bir de “reklamcı”(!) damgası yemeyeyim.
Her halükârda, söz konusu işadamları arasında havaalanı inşaatçılığı veya işletmeciliği yapmaktan sanayi, hizmet yahut bilişim sektörlerinde altyapı kurmaya, Hindistan’daki bin bir uğraşla iştigal eden Türk şirketlerinin patronları, yöneticileri, kadroları yer alıyor.
Yani öz itibariyle onların her biri, şu değişen dünyada muazzam bir hızla dönüşen şu Türkiye’yi, yine muazzam bir hızla dönüşen şu Hint’le eklemleyen halkaları oluşturuyor.
Tekrar başa dönersem, aslında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de daha ilk girizgâhı bu dönüşüm vurgulamasıyla yaptı.
Ankaralı meslektaşlarım demeç almak muradına erip, bitmeyen sallantılara rağmen bizler uçağın ön tarafına buyur edildiğimizde Gül’ün telaffuz ettiği birinci cümle, “Hindistan’da 4 milyon bilgisayar mühendisi var, biliyor musunuz” oldu.
Artı, gitmekte olduğumuz ülkedeki ekonomik ve toplumsal devinimin altını tekrar tekrar çizerek, “Türkiye de, Hindistan da dünyaya açılımı özel sektör vasıtasıyla gerçekleştirdiler. Modellerimiz çok benzeşiyor. Dolayısıyla, geçmişte hiç de o kadar pırıltılı olmayan Ankara?Delhi ilişkileri işte bugün buralara geldi” şeklinde konuştu.
Hemen ardından da şunu bilhassa ve bilhassa ekledi: “Unutmayalım, dünyanın en büyük demokrasisine gidiyoruz!”
İşte uçak o dünyanın en büyük demokrasisine doğru yavaştan yavaşa inişe geçerken de, lafı ne yapıp yapıp iç politikaya getiren başkentli meslektaşlarım sayesinde Cumhurbaşkanı Türkiye’deki demokrasiye ilişkin olarak bazı saptamalarda bulundu.
Ama dünkü “Hürriyet”te zaten okuduğunuzdan ben bunlara tekrar değinmeyeceğim. Vurgulamak istediğim noktayı, Hindistan’la Türkiye arasında paralellik kurarken Gül’ün esas olarak hür demokrasi?serbest ekonomi bileşikliğini eksen alması oluşturuyor.
Nitekim, yine dün hem “Amity Üniversitesi”nin kendisine verdiği fahri doktora töreni sırasında yaptığı konuşmayı, hem de önemli Hint özel sektörü temsilcileriyle yaptığı görüşmeleri söz konusu çerçeve içinde değerlendirmek gerekiyor. Öyle anlaşılıyor ki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, son tahlilde Anglosakson kökenli liberal demokrasi geleneğinden inen Hindistan’ın bu erdemini her şeyin üstüne koyuyor.