Baykal polemiği değerlendirdi!
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal partisinin genel merkezinde gündemi değerlendirdi. Bayka'ınl Erdoğan - Aydın Doğan polemiğine yaptığı yorum şöyle:
ABONE OLCHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'de pek çok önemli kişinin adının geçtiği bir yolsuzluğun söz konusu olduğunu iddia ederek, ''Ama Türkiye'de adli mekanizma, hukuk, savcılıklar ne yazık ki etkin bir şekilde işlememiştir ve ne yazık ki Almanya çerçevesinde bu konu aydınlatılabilmiştir'' dedi.
Baykal, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısına, dün Hakkari'de terör örgütü mensuplarıyla çıkan çatışmada asker ve korucuların şehit olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirerek başladı. Baykal, ''Allah rahmet eylesin, milletimizin üzüntüsünü, acısını yürekten paylaşıyorum'' diye konuştu.
"Ortada Sayın Başbakan'ın da bir parçasını oluşturduğu önemli bir tartışma var'' diyen Baykal, bu tartışmada, olayın özü, gerçek niteliği, sorunun kaynağının kaybolmak üzere olduğunu söyledi. Yapılan tartışmaların, ortaya atılan iddiaların, tozun dumanın arkasından gerçeğin yakalanmasına yardımcı olmak için bu toplantıyı düzenlediğini ifade eden Baykal, şöyle devam etti: "Bir süreden beri sanki Sayın Başbakan ile bir medya patronu arasında bir tartışma, bir kişisel sürtüşme yaşanıyormuş gibi bir görüntü verilmek isteniyor. Karşı karşıya bulunduğumuz olayın niteliği kesinlikle böyle değildir. Karşı karşıya bulunduğumuz olayın 2 niteliği vardır. Birisi, Deniz Feneri yolsuzluğu olayıdır, öbürü de basın özgürlüğü konusudur.
Deniz Feneri yolsuzluğu, son dönemde yapılan araştırmalar sonucunda Alman yargı organları marifetiyle ortaya konulmuştur. Deniz Feneri, insani amaçlarla kurulduğunu iddia eden bir kuruluştur. Türkiye'de de paralel bir örgüt vardır. Bu örgüt, insanlardan yardım toplamaktadır ve topladığı yardımları insani amaçlarla kullanacağını ifade etmektedir.''
Paraların özellikle Almanya'daki Müslüman Türk toplumundan toplandığını belirten Baykal, insanların yardımseverlik duyguları, vatan hasreti içinde, dini dayanışma duygularını değerlendirerek, bu yardımları gerçekleştirdiklerini anlattı. Alman savcılığının incelemeleri sonucunda, ''Türkiye'ye gönderilen paraların Türkiye'deki iktidara yakın bir yayın kuruluşunun, televizyonun ihtiyaçlarına yönelik harcandığının'' belirlendiğini iddia eden Baykal, şunları söyledi: ''Türkiye'de tanınan, bilinen önemli kişilerin bu kaynak aktarma sürecinde sorumluluk üstlendiği iddia edilmektedir. Olay her yönüyle önemli, ciddi, büyük bir olaydır. İnsanların dini duyguları, dayanışma duyguları, insani yardım anlayışları istismar edilerek para toplanacak, o paralar bu amaçlardan tamamen kopuk bir biçimde siyasi hedeflere yönelik Türkiye'de kullanılacak. Bu çok önemli bir tablodur.
Şimdi açık bir sistemli aldatmaca vardır. Bu, dünyanın her yerinde büyük suçtur. Fevkalade tehlikeli bir uygulamadır. Bunun gerçekleştiğini biz nereden öğreniyoruz? Almanya'dan öğreniyoruz. Söz konusu kişiler Türktür, para Türkiye'ye aktarılmıştır, Türkiye'de kullanılmıştır. Türkiye'yi ilgilendiren boyutu olduğu çok açıktır. Türkiye'de pek çok önemli kişinin adının geçtiği bir yolsuzluk söz konusudur. Ama Türkiye'de adli mekanizma, hukuk, savcılıklar, soruşturmalar ne yazık ki etkin bir şekilde işlememiştir ve ne yazık ki Almanya çerçevesinde bu konu aydınlatılabilmiştir.''
''GÖRMEZLİKTEN GELİNMESİ MÜMKÜN DEĞİL''
Alman savcılığının iddianameyi yeminli tercümanlar aracılığıyla Türkçe'ye çevirdiğini ve metnin ellerinde olduğunu ifade eden Baykal, ''Olayla ilgili deniliyor ki, 'milli görüş ve AKP'nin siyasetine sıkı sıkıya bağlıymışlar, soruşturma süresince soruşturmalara defalarca siyasi etki yapılmaya, bilhassa Türk hükümeti tarafından devam etmekte olan tutukluluğa mani olunmaya çalışılmıştır'. Bunu kim söylüyor? Bunu söyleyen Alman savcı'' diye konuştu.
Baykal, 2 Şubat 2005 tarihli bir belgede, ''herhangi yazılı bir meblağ olmamasına rağmen Mehmet Gürhan'ın, Firdevs Ermiş'ten parayı Türkiye Başbakanı'na Doğu Asya'daki Tusunami'den zarar görmüş yardıma muhtaçlara dağıtılması için vermek üzere aldığını tasdik ettiğini, sanık Ermiş'in 7 kez ifadesi alınırken bunun doğruluğunun tasdik edildiğinin'' de Alman savcılığının hazırladığı iddianamede yer aldığını kaydetti.
Deniz Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bu, dünyanın her yerinde büyük bir bomba haberdir. Bunun görmezlikten gelinmesi hiçbir demokratik, basın özgürlüğü olan hukuk devletinde mümkün değildir. Eğer böyle bir olay varsa bu ne kadar gerçeği yansıtır, yansıtmaz, doğrudur değildir tartışması yapılırsa yapılsın, Alman savcılığının resmi iddianamesinde Türkiye Başbakanı'na tutuklu iki sanık, 'Evet ben Başbakan'a vermek üzere bu parayı aldım', 'Evet ben Başbakan'a versin diye bu parayı verdim' diyorsa, savcı da bunu iddianamesine almışsa, Türkiye'de bu daima bir haberdir.
Basın özgürlüğü olan bir ülkede bunun örtbas edilmesi, bastırılması söz konusu olabilir mi? Olay budur. Ortada Deniz Feneri diye bir kuruluş var, onunla ilgili Almanların yönettiği bir soruşturma var. Bu soruşturmada tutuklanan insanlar var, toplanan paralar var, o paralarla ilgili Türkiye'ye gönderilen, televizyon kuruluşu için harcandığı tespit edilen durumlar var, bunların hepsi çok önemli. Bunu görmezlikten gelmek mümkün mü? Şaşırtıcı olan bunun hala Türkiye'ye yeterince yansıtılamamış olmasıdır. Bu olayın kahramanı Mehmet Gürhan. Gürhan, 'Ben bunun için aldım bu parayı' diyor. Başbakan geçenlerde çıktı, 'Ben Mehmet Gürhan'ı tanımıyorum' dedi. Bu kişi AKP'nin, Başbakan'ın yurt dışındaki temaslarında baş rolde olan bir kişi. Önde gelen AKP'li pek çok kişi onu çok yakından tanır, beraber olurlar, evinde yatan kişiler vardır. Bunlar gerçek. Bu fotoğraf ülkedeki ana medyada niye yayınlanamıyor. Ben bunu anlamıyorum. Sorulması gereken soru, bu konuyla ilgili bütün ayrıntılar niçin kapsamlı şekilde ortaya konulamıyor? Bu iddia doğrudur, yanlıştır, bu bizi ilgilendirmez ama orada toplanan paraların bu amaçla toplandığı açıktır. Başbakanlığa gideceğinin söylendiği açıktır. Başbakan'ın adının oradaki bu olaya karıştırıldığı açıktır. Bunun elbette haber olarak büyük değeri vardır, herkes ilgilenmek hakkına sahiptir. Mutlaka kamuoyuna yansıtılması gereken bir konudur. Bu konuyu ancak biz Alman savcısının iddianamesine dayanarak söyleyince Türkiye kısmen haberdar oldu. Böyle demokrasi olur mu, böyle basın özgürlüğü olur mu? Bu acı bir tablodur.''
Baykal, Türk yargı makamlarının şu ana kadar somut hiçbir adım atmamış olmasının üzüntü verici olduğunu savunarak, ''Niçin acaba? Bir hukuk devletinde, demokratik bir toplumda böyle bir konu Almanya ayağından mı yakalanacak? Çok hazin bir manzara ve Türkiye'deki tabloyu ortaya koyan bir görüntü'' dedi.
AA (Sürecek)