Ege'den Adriyatiğe gemiyle seyahat
Vizesiz gemi turları son yılların tercih edilen seyahat biçimlerinden. Şu sıcak tatil gününde Ramazan sonrası nasıl değişik şekilde tatil yaparak hem gezip eğlenirken hem bilgilenirim diyenlere bir gemi turu macerası sunalım istedik
ABONE OLAynur Gürsoy'un haberi
Vizesiz gemi turları son yılların tercih edilen seyahat biçimlerinden biri oldu. Zahmetsiz bir yolculuk türü bu. Tek yapmanız gereken turun parasını ödemek, pasaportunuzun numarasını şirkete bildirmek, yurt dışı çıkış harcını ödeyip, günü geldiğinde gemiye binip keyif çatmak. Her gün bir limanda iniyor, sanki kendi ülkenizdeymiş gibi adeta evinizden çıkıp etrafı gezip tozuyor, sonra da aynı rahatlıkta gemiye biniyorsunuz. Kimse size “Dur; nereye gidiyorsun” demiyor. Üstelik bütün bunları da başka ülkeleri, aralarında kilometrelerce mesafe olan kentleri gezerek, denizlerinde yüzerek, tarihini, coğrafyasını keşfederek yapıyorsunuz. Ne bavul açıp kapama derdi var, ne de uçağa ya da otobüse yetişme derdi.
Apex Tour Cruise Holidays’in Ocean Majesty isimli gemisiyle Dalmaçya sahillerini keşfe çıkarken, doğrusu ilk kez gemi yolculuğu yapacağımız için biraz tedergindik. İzmir Limanı’ndan hareketle Yunanistan’da Atina, Korint Kanalı, Corfu Adası, Hırvatistan sahillerinde ise Dubrovnik, Split ve Kotor’a gideceğiz. Rota çok güzel de, geminin hareket saatini beklerken; “Ya gemi sallanırsa, deniz tutarsa, fırtına çıkarsa, ya da gemide insan nasıl vakit geçirir ki? gibi soruları sorup durduk birbirimize. Ocean Majesty’ye bindiğimiz andan itibaren herşeyin en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş olduğunu görünce de tedirginliğimiz yerini keyfe bıraktı.
Ocean Majesty, 9 katlı, 10 bin 417 gros ton ağırlığında, 134 metre uzunluğunda. 623 yolcu ve 280 personel kapasiteli. Birinde küçük bir havuz ve jakuzi olan üç güvertesi, biri açık, diğeri kapalı iki restoranı, 5 barı, kütüphane ve internet odası, sinema salonu, masaj, sauna, spa ve sağlık hizmetleri, jimnastik salonu, casinosu, freeshop’u, marketi, diskoteğiyle bir otelde arayacağınız herşeyi sunuyor. Kabinlerde TV, saç kurutma makinesi (10 Euro’ya kiralıyor, çıkarken paranızı geri alıyorsunuz), direkt telefon, banyo ve WC mevcut. Giriş katından başlayıp, 8’inci kata kadar dağılan kabinler, değişik kategorilerde, Her kategori ayrı fiyatlandırılmış. Personel Türk, Yunan, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Hindistan, Brezilya ve Filipinlilerden oluşuyor. Ağırlık Filipinlilerde. Hepsi çok kibar ve yardımcı. Günde üç kez odanız temizleniyor. Sabah, öğle, akşam yemekleri, akşamüstü çayları, gece atıştırmalıklarıyla mutfak gün boyunca arı gibi çalışıyor. İçki fiyata dahil değil. Personel için gün başına 7 Euro bahşiş veriyorsunuz. Şehir turları da fiyata dahil değil. Tura katılmak istemiyorsanız araç kiralayarak ya da yürüyerek kendi programınızı kendiniz yapabiliyorsunuz. Tabii ki gemiye bildirilen saatte binmek kaydıyla!...
Ocean Majesty, Saat 15.00’te İzmir Limanı’ndan hareket etti. Gemiye biner binmez size bir tanıtım kartı veriliyor. Bu kartla gemiye inip biniyor, gemideki harcamalarınızı kabin hesabınıza geçirtiyorsunuz. Olur da gemiye geç kalırsanız, limanda kimlik yerine de gösterebiliyorsunuz.
Neyse kartımızı aldık ve odalarımıza yerleştik. Gemide verilen zorunlu can kurtarma tatkibatına da katılıp, can yeleklerini nasıl kullanacağımızı öğrendikten sonra, Atina’ya doğru dümen kıran geminin güvertesinde yıldızları seyretmeye başladık. Sabah Pire Limanı’nda olacağız.
Pire’den Atina’ya
Bilindiği gibi Yunanistan gemicilik sektöründe köklü bir geleneğe sahip. Yılda 20 milyon yolcuyu ağırladığı söylenen liman, dünyanın en işlek üçüncü limanı. Yılın ilk çeyreğindeki geliri 27.8 milyon Euro. Avrupa Yatırım Bankası’nın 90 milyon Euro vererek büyümesi için desteklediği limanın bazı bölümleri 35 yıllığına Çin’e kiralanmış. Burada görülecek fazla bir şey yok. Limanda bizi bekleyen otobüslere binip, Yunanistan’ın gözbebeği Akropolis’e doğru yola çıkıyoruz.
“Geçiş üzerindeki yer” anlamına gelen Pire’den Akropel’e giderken, rehberimiz Armağan Yağcı, Yunan rehberin anlattıklarını çeviriyor. Ne Yunanistan’da, ne de Hırvatistanda yerel rehber almadan bir şey yapamıyorsunuz. Paşa Limanı ve mübadelelerin yapıldığı Türk Limanı da denen Mikrolimani’den geçiyoruz. 1985’de açılan, 1997 Avrupa Basketbol Şampiyonası ve 1998 Dünya Basketbol Şampiyonası’nın, yapıldığı, 2004 Olimpiyat Oyunlarında voleybol maçlarının oynandığı Barış ve Dostluk Stadyumu’nu geride bırakıyoruz. Nihayet Akropel’deyiz.
Akropolis’e turist akını
Eski Yunanlılar, kurdukları şehirlerin en yüksek noktasında Akropolis dedikleri idari, askeri, dini ve savunma amaçlı yapılar ile hazinelerin saklandığı etrafı surlarla çevrili bir iç kale oluştuyorlardı. Atina Akropolis’i de deniz yüzeyinden 152 metre yükseklikte. Kavurucu sıcağa rağmen, turist kaynıyor. Yılda15 milyon turist, burayı ziyaret ediyor.
Unesco tarafından korunan Akropolis’te ilk yerleşim Cilalı Taş Devri’ne tarihleniyor. Ancak Akropolis, M.Ö. 5’inci yüzyılda Kral Perikles zamanında genişletilmiş. Akropolis’in önemli yapıları Parthenon tapınağı, “Kapılı Giriş” denen Propylaea, Athena Nike Tapınağı, Erekheiton ve Odeion Amfitiyatrosu.
Perikles zamanında Heykeltraş Pheidias ve Iktinus, Mnesikles ve Kallikrates adındaki mimarlar tarafından yapılan Parthenon tapınağı, kenti koruduğuna inanılanTanrıça Athena’ya adanmış. Parthenon’a ulaşmak için önce “kutsal alana giriş” anlamına da gelen “Propylaea” isimli kapıdan geçiyorsunuz. Mimar Mnesikles’in eseri olan kapı, mimari güzelliğinden dolayı hep taklit edilmeye çalışılmış. Yapışılından tam 2.200 yıl sonra Berlin’deki Brandenburg Kapısı’na da esin kaynağı olmuş.
Akropol’u Londra’ya taşımış
Dor uslubünda yapılan Parthenon’da Tanrıça Athena’nın bedeni fildişinden, giysileri som altından yapılmış bir heykeli varmış. 13 metre yüksekliğindeki heykelin sağ elinde, Zafer Tanrıçası Nike’nin iki metre boyundaki heykeli duruyormuş. 19.yüzyılda Athena heykeli, Lord Elgin tarafından parça parça sökülüp İngiltere’ye taşınmış. Halen British Museum’da sergileniyor ve Yunanistan eserin iadesi için uğraşıyor. İngiltere, iade talebini “Atina’da bu eseri sergileyecek uygun müze yok” diye geri çevirmiş. Yunanistan hükümeti de, kentin en önemli meydanı olan Sintigma’da Yeni Akropolis Müzesi adında bir müze açmış. Bu müze dünyanın en büyük erkeloji müzesi .Ancak İngilizler hala Yunanistan’dan aldıklarını geri vermemiş. Müzeyi hafta içi 4-5 bin, haftasonları 10 bin kişi ziyaret ediyor.
1980 yılından beri bitmeyen bir restorasyonda olan Akropol’un ikinci önemli yapısı Erekhtheion. M.ö. 420-393 yılları arasında yapılan ve adını Atina’lı Kral Erekhteus’tan alan tapınak, İon stilinin en güzel örneklerinden biri kabul ediliyor. Parthenon’a bakan yüzündeki saçaklığı karyatid figürlerle bezenmiş tapınağın bazı parçaları da yine Lord Elgin tarafından sökülüp Londra’ya götürülmüş. Nasıl ki Alman Heinrich Schliemann, Troya’yı kazıp, hazinesini Yunanistan’a kaçırdıysa, İngiliz Lord Elgin’de Akropolis’i soyup Londra’ya taşımış.
Akropolis, en parlak zamanını Roma döneminde yaşamış. Pek çok saldırıya uğrayıp, zarar görmüş. Örneğin 5.yüzyılda Bizanslılar paha biçilmez eserlerin bir kısmını İstanbul’a götürmüşler. Akropolis’ten çeşitli zamanlarda kaçırılan eserlerin bazıları da Paris Louvre Müzesi’nde sergileniyor.
Önemli diğer binalar Akropolis’in güney yamacındaki Odeion Tiyatrosu ile Diyonisos Tiyatrosu. Üç tarafı taş duvarla çevrili Odeion amfitiyatrosunun yapım tarihi M.S. 161. 5 bin kişi alan tiyatroda Herodos Atticus konuşmuş. Herbert Von Karajan, Maria Callas, Mikis Theodorakis, Manos Hacidakis, Haris Alexiou, George Dalaras gibi ünlü sanatçıların konser verdiği tiyatroda Atina Festivali de düzenleniyor.
M.Ö. 534’te inşa edilen Diyonisos Tiyatrosu, dünyanın en eski tiyatrolarından biri. Antik Yunanda araba yarışlarının yapıldığı tiyatro, halen restorasyonda. 9 milyon dolara mal olacak restorasyonun 2015’te bitmesi planlanıyor.
Nöbet değişim şovu
Akropolis turundan sonra yolumuzu Syntagma Meydanı’ndaki Yunanistan Parlamento binasına çeviriyoruz. Burada nöbet değişim törenini izleyeceğiz. Yunanistan nöbet değişim törenini, her Pazar günü saat 10.40’da yapılan turistik bir gösteriye dönüştürmüş, Binanın önündeki caddede trafik kesilmiş. Polisler “Kom Bek” diyerek yüzlerce turisti caddenin karşı tarafında yarım daire oluşturacak biçimde bekletiyor. Derken caddenin bir tarafından pileli etekleri, çarığı andıran ponponlu papuçları, ellerinde tüfekleriyle bir kıta Evzon Askeri beliriyor. Evzon askerleri “Efsun” adıyla da biliniyor. Geçmişte Osmanlı egemenliğine karşı savaş başlatan birliklere verilen bir ad bu. Şimdi tören kıtası olarak görev yapıyorlar. “Rap Rap” önümüzden geçiyorlar. Parlamento binasının ön duvarındaki Meçhul Asker Anıtı’nın önünde nöbet tutan Evzon askerleriyle yer değiştiriyorlar. Anıtta Perikles’in “Demokrasi ve vatan için ölenlerin mezarı bütün dünyadır” yazılı. Bu anıt önünde 100 yıldan beri nöbet tutuluyor. Anıtın sağında ve solunda uzanan duvarın üzerinde de Yunan tarihindeki büyük savaşları simgeleyen bronz şiltler sıralanmış. Anıtın sağındaki ilk şildin üzerinde ‘Afyonkarahisar-Sakarya’ yazıyor. Bu şilt, 'Megalo İdea-Büyük Yunanistan' ümidiyle Anadolu'ya çıkıp, geri gelemeyenlerin anısına yapılmış...
Kadın, erkek,çocuk çoluk çılgın bir fotoğraf çekme anı yaşanıyor. Nöbet değişiminden sonra bölük yine düzgün adımlarla geldiği yere gidiyor. Hayat normale dönüyor.
Askerlerin eteklerinde tam kırk pile var. Her pile Yunanistan’ın 400 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kaldığı her on yılı simgeliyor. O yılları hiç unutmamak ve unutturmamak için bu etekleri giymişler. Giydikleri eteklerin anlamını soran turistlerin dikkatleri de ister istemez Yunanistan tarihini öğrenmeye yöneliyor. Ponponlu papuçların anlamını çözemedik, muhtemelen folklorik bir figür...
Pazarlık şart
Atina’nın en havalı semti Kolonaki. Syntagma meydanından Kolonaki’ye uzanan yol boyunca konsolosluklar, üniversite binaları ve restore edilmiş eski evler sıralanıyor. Bu evlerden biri Truva’yı taşıyan Heinrich Schliemann’a ait. Ev Nümismatik Müzesi olarak kullanılıyor. Atina’nın bir diğer ünlü semti Monastıraki'de pazar günleri bit pazarı kuruluyor. Artık Plaka’dayız.
Plaka’ya girmeden önce tipik bir Roma takını andıran Hadrian Kapısı’nı izliyoruz. Zeus Tapınağı’nı tamamlayan Roma İmparatoru Hadrian’ın adı verilen kapı, Eski Atina ile Roma Atinası’nın sınırını belirliyor. Turistlerin olmazsa olmaz duraklarından Plaka, küçük cumbalı binaları, her çeşit hediyelik eşya satılan dükkanları, lokantaları, dondurmacıları, kafeleriyle gezilmesi gerekli yerlerden biri. Hemen aşağısında Atina Roman Agorası yer alıyor. Suriyeli bir astronomun yaptırdığı rüzgar kulesi, su ve rüzgarlı ilgili deneylerde kullanılmış.
Bizim Kapalıçarşı gibi turistik bir yer olan Plakada hediye alırken, fiyatlara dikkat edin. Aynı ürünün farklı dükkanlarda farklı fiyatlara satıldığını göreceksiniz. Pazarlık edin.
Lokantalarda sunulan Yunan yemeklerinin isimleri tanıdık. Cacik, musakka, fava, baklava, Türk kahvesi gibi bildik lezzetleri kendi dillerinde sunuyorlar. Cacık “Caciki” oluyor, Türk kahvesi de Greek Coffee. Sulavki dönerin adı. Dana, tavuk veya domuz etinden yapılan döneri, sulandırılmamış cacık, tırnak pide ve patates kızartması eşliginde sunuyorlar. Bizdeki dürüm gibi yemek isterseniz, 2.5 Euro ödüyorsunuz.
Biz, zamanımız dar olduğu için fotoğraf çekmeyi yemek yemeye tercih ettik ve yemek keyfi yapamadık, Turun bir aşamasında guruptan ayrılıp serbest zamanımızı Plaka’da geçirmek istedik, Gemiye de taksiyle dönmeye karar verdik. Atina’da dikkat edilmesi gerekenler listesinin en başına Akropolis’te çantanıza dikkat etmeyi, mutlaka taksimetresi olan araca binmeyi yazın. Taksimetre açmayana binmeyin. Daha da olmazsa, vaktinizi doğru ayarlayıp, şehiriçi otübüslere ya da metroya binin. Her durakta billet gişeleri var. Yıllar önce yaptığım bir Atina-Akropol gezisinde bir taksi şoförüne kanan fotoğrafçı arkadaşım yüzünden bir günde iki kişi için 300 Euro harcadığımı hatırlayınca, bu kez çok dikkat ettim. Plakadan çıkıp Hadrian Kapası’na geldiğimizde etrafımızı saran taksiciler 35 Euro’dan kapı açtılar. Sonra da inmeye başladılar, üstelik taksimetrenin de o kadar yazdığını söylediler..Üç arkadaş bir taksi tutup, taksimetreyle toplam 10 Euro’ya gemiye döndük.
Corinth heyecanı
Şimdi Corinth Kanalı’ndan geçeceğiz. Yunanistan’ın Mora Yarımadası ile kuzey kara topraklarını ayıran Corinth Kanalı, 1881 ile 1893 yılları arasında açılmış. Kanalı elde etmek için eski çağlarda gemilerin kayalıklardan aşırılarak geçirildiği Corinth kıstağı en ince yerinden kesilmiş, 84 metre aşağı kazılmış. Buna rağmen, 8 metre su derinliği elde edilmiş. Böylece Ege Denizi’yle Adriyatik Denizi kanal vasıtasıyla birbirine bağlanmış. Kanal, Ege’den Adriyatiğe ulaşmak için Mora Yarımadası’nı dolaşarak 400 km. yol katetmek zorunda olan gemilerin yolunu 6.3 km.’ye indirmiş.
Kanalın giriş ve çıkışında suya batırılabilen köprüler mevcut. Ocean Majesty, kanala girdiğinde herkes güvertelerde toplanıp, bu ilginç deneyimin her dakikasını yaşamaya çalışıyor. Kanalın alt kısımları 21, üst kısımları 24 metre genişliğinde. Ancak tek yöne, tek bir gemi geçebiliyor. O da küçük tonajlı olmak ve kılavuz almak kaydıyla. Yanlardaki kara parçaları dik bir şekilde gökyüzüne uzanıyor. Çarpacak sanıyorsunuz ama çarpmıyor gemi. Kimi zaman kıyıya hafifçe sürtünüyor . O zaman iki yanındaki yuvarlak bariyerler, kıyıya sürtünen geminin açılmasını sağlıyor. Ses dalgalarıyla su iki yana itilerek yol alıyor. Ağır ağır ilerliyoruz. Tam da gün batarken Corinth’ten geçmek unutulmayacak deneyimlerden biri oluyor.
Günde ortalama 30 geminin geçebildiği kanal gelişen deniz teknolojisi sayesinde artık eski önemini kaybetmiş. Bakım ve onarım maliyetleri nedeniyle geçişlerin oldukça masraflı olmasına rağmen yılda çoğu Yunan seyahat firmaları ve turist gemilerinden oluşan 11 bin transit geçiş yapılıyor.
Bu akşam yemeğin ardından güvertede Türk gecesi var. Geminin animasyon ekibi her gece başka bir şovla geceleri renklendiriyor. Güvertedeki açık hava partileri gecenin geç saatlerine kadar sürüyor. İster şovu izliyor, ister partiye katılıyor, kapalı lounge’da sohbet ediyor, casinoya gidiyor ya da kabinize çekilip TV izleyip, dinleniyorsunuz. Bu arada gemide çok rahat uyunduğunu da belirtmek lazım. Ne sallanıyorsunuz, ne de yukardaki partinin sesini duyuyorsunuz.
Geceki partinin ardından dünyanın en uzun asma köprülerinden Rion-Antirion Köprüsü’nün altından geçtik. Yunanistan’ın 21.yüzyıl sembollerinden biri sayılan köprü, gecenin karanlığında Yunan bayrağının renklerinin kullanıldığı aydınlatmasıyla etkileyici bir manzara sunuyor.
Ünlüler adası Corfu
Gezimizin bu kısmını da gelin bir sonraki yazımızda anlatalım...