Kürt sorunu üzerine ilginç tespitler

Doç. Dr. Ahmet Yıldız, Kürt Sorunu ve Çözüm Süreci Algısının Türkiye'de 90 yıldır geciktirilen bir sürecin yeniden başlaması olduğu söylerken ilginç tespitlerde bulundu.

Bizi Takip Edin
GİRİŞ 23.05.2013 15:31 GÜNCELLEME 23.05.2013 16:26 İç Politika
Kürt sorunu üzerine ilginç tespitler
Kürt sorunu üzerine ilginç tespitler

Doç. Dr. Yıldız, "Mili Mücadele'ye hakim olan çoğulcu ruh, Cumhuriyet'le birlikte terk edilmiştir. 1921 Anayasası'nda, Amasya Protokolü'nde, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde gördüğümüz ve Birinci Meclis'in bütün tutanaklarından izleyeceğimiz çoğulcu o ruh ortadan kaldırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti mütecanis bir ulus olma yolunda asimilasyoncu bir ulus ve devlet olarak kurulmaya başlamıştır." dedi.

Milli Mücadele'nin amacı içinde Cumhuriyet öngörüsü yoktu
Moral FM'de Fethi Çağıl'ın sunduğu Radyobüs programına konuk olan Doç. Dr. Ahmet Yıldız, Etkileşim Yayınlarından çıkan Cumhuriyetin Demokrasiyle İmtihanı, Ulus Devletin Bunalımı Federalizm ve Kürt Meselesi kitabı doğrultusunda Türkiye'de çözüm süreci ve Milli Mücadele yıllarını değerlendirdi. Doç. Dr. Yıldız, "Cumhuriyet, yeni kurucu kadronun bir iktidar alanı açabilmek için başvurduğu bir yoldu." diyerek şunları kaydetti:

"Osmanlı hanedanını tasfiye etmedikçe kendilerine bir meşruiyet sağlamaları mümkün değildi. Mili Mücadeleye hakim olan çoğulcu ruh terk edilmiştir. Artı Milli Mücadele'nin amacı içinde Cumhuriyet öngörüsü yoktu. Milli Mücadele'nin amacı Cumhuriyeti kurmak değildi. Benim gördüğüm; Cumhuriyet, yeni kurucu kadronun bir iktidar alanı açabilmek için başvurduğu bir yoldu. Çünkü Osmanlı hanedanını tasfiye etmedikçe kendilerine bir meşruiyet sağlamaları mümkün değildi. Bu meşruiyet Mili Mücadelenin beraberinde gelen kredi ile sağlandı. Ve bu kredi iktidar diliyle taahhüt edilerek Cumhuriyet kurulmuş oldu. Dolayısıyla biz Cumhuriyetin başından itibaren demokrasi ile ilişkisini maalesef kuramıyoruz. Hem yöneldiği amaç itibariyle, hem yapılış biçimi itibariyle, hem de evirilmesi itibariyle Cumhuriyet, demokrasi ile sağlıklı ve sıcak bir ilişki kuramamıştı. Kurduğu sistemde esas itibariyle kendi modernleşme ideolojisini hakim kılacak, bunun devamını sağlayacak ve vesayet kurumları ile perçinleşmiş bir sistem olarak belirmiştir."

Cumhuriyet, hanedanı bertaraf edebilmek için kullanıldı
"Milli Mücadele'ye gönül veren birçok kişi ve kurum Cumhuriyet'in kurucu kadrosu tarafından tasfiye edildi mi?" sorusuna Doç. Dr. Yıldız, şöyle cevap verdi: "Tabii ki. Rauf (Orbay) Bey, Osmanlı hanedanına ciddi bağlılık duyan bir isimdir. Ve Milli Mücadelenin önemli isimlerinden birisidir. Cumhuriyeti hiçbir şekilde onaylamamıştır. Çünkü Cumhuriyet söylemsel olarak; iktidar halk egemenliğine dayandırılan, ama gerçekte halka yönetimi vermeyen bir yönetim biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Sadece yalnızca hanedanı bertaraf edebilmenin ve hanedanın yönetebilirliğini ortadan kaldırmak olarak görülebilmektedir. Bu açıdan Rauf Bey'in Cumhuriyeti tercih etmeyip parlamenter monarşiyi; yani meşrutiyeti tercih ettiğini görüyoruz. Keza Milli Mücadeleyi yürüten kadroların da bir kısmı bu fikre sahip. İstanbul basının tamamı aşağı yukarı bu kanaati paylaşmaktadır. Dolayısıyla Cumhuriyet son derece radikal bir yaklaşım biçimi olarak kendisini 29 Ekim 1923'te ortaya koymuştur. Tasfiye Terakki Perver Cumhuriyet Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılması, daha sonra da 1926'daki İzmir Suikastı davasıyla İttihat ve Terakkicileri aradan çıkarmıştır. İttihatçılar, Milli Mücadelenin örgütleyicileri unsularının başında gelir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, İttihatçıların önceden öngördükleri bir sürece paralel olarak ortaya çıkmıştır."

 Doç. Dr. Yıldız, "Milli Mücadelenin başlangıcında birden bire İstanbul'dan Anadolu'ya gelen ve bir müfettiş olarak görevlendirilen Mustafa Kemal'in, bir komutan olarak her şeyi organize ettiği yanılsamasının tarihi bir geçekliğinin olmadığını biliyoruz." İfadesini kullanarak o süreci şöyle anlattı: "Çünkü ondan bağımsız olarak sürecin Doğu ve Batı Anadolu'da da ilerlediğini görüyoruz. 20. Kolordu ile Doğu Anadolu'da Ermeni işgalini sona erdiren, İç Anadolu'da Ali Fuat Cebesoy'un başkanlığını yaptığı kolorduların varlığını sürdürdüğünü görüyoruz. Dolayısıyla direniş zeminin zaten oluşturulduğunu biliyoruz. Bu direniş zeminin örgütlenme süreci içinde Mustafa Kemal'in lider olarak ortaya çıktığını görüyoruz."

Milli Mücadeleyi lider merkezli okuma Nutuk'la başladı
"Milli Mücadeleyi lider merkezli okuma anlayışı 1927'deki Nutuk'la başlamıştır." Şeklinde konuşan Yıldız, sözlerini şöyle bitirdi: "Dolayısıyla Milli Mücadeleyi sadece lider merkezli okumamak ve Cumhuriyetin iktidar alanı oluşturmak için oluşturulan siyasi bir manevra olarak okumak gerektiği kanaatindeyim. Dolayısıyla bizim için değer taşıyan şey kimi siyaset bilimcilerinin de ortaya koyduğu gibi; 1908 Meşrutiyet devriminden beri devam eden demokratikleşme sürecidir. Cumhuriyet 1908'de başlayan bu demokratikleşme sürecini maalesef inkıtaya uğratmıştır. Ve bu söylem tek parti döneminde de devam etti. 1950-60 dönemi tek partinin var olmasını mümkün kılan yasal çerçevenin devam ettirildiği ve Türkiye'nin henüz en azından iktidar-muhalefet bakımında demokratik olgunluğu henüz geliştiremediğine tanıklık etmiştir 1950-60 dönemi. 1961 dönemi ise bir restorasyon dönemidir. Cumhuriyetin kendisine oluşturduğu iktidar alanını yeniden restore ettirebilmek için vesayet kurumlarını hem yargı, hem yürütme, hem de yasama açısından yeniden organize etmeye yönelik çok ciddi bir manevradır."

Moralhaber.net

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR