Kitaptan kıl çeken adam'ın yazın serüveni
Kitaptan kıl çeken adam, Selahattin Yusuf’un hayal kırıklığına uğramış iskelelere yaptığı yolculukları, sevdiği yazarlarla yakınlıklarını anlatan bu kitap, yazarın babaannesiyle başlayan 'gerçeklik’ serüvenini de anlatıyor.
Hakan Göksel'in kitap tanıtımı
Kitap tanıtımında yapılabilecek en büyük haksızlıklardan bir tanesi polemik konusu olabilecek başlıkları alıp taraf olmak adına onu servis etmektir. Kim ne derse desin böyle bir anlayış ikinci sınıf bir haber anlayışıdır. Ve yapılan emek verilmiş eser adına en büyük haksızlıktır. Bir eserin ölçütü polemik konusuyla ölçülmese gerekir
Selahattin Yusuf’un bu kitabının polemik çıkarmaya yetecek birkaç malzeme olsa da diğer içeriğin gözden kaçırılmaması adına görmezden gelmenin daha faydalı olacağına inanıyorum.
Timaş Yayınları’ndan çıkan “Niçin ağlıyorsun Elizabeth yoksa mutlu değil miyiz?” isimli kitap Selahattin Yusuf’un altıncı
kitabı. 191 sayfadan oluşan kitabı birkaç saatinizi ayırarak okumak mümkün.
Selahattin Yusuf’un deyimiyle hayal kırıklığına uğramış iskelelere doğru yıllar boyunca yaptığı uzun yolculuklar, sevdiği yazarların bazılarıyla kurduğu yakınlıklar bu kitabı ortaya çıkarmış. Kitap aynı zamanda Selahattin Yusuf’ta hayranlık uyandıran, babaannesi ile başlayan yazma serüveninin başkahramanlarından oluşuyor.
Kitapta hakikilik duygusunu birlikte uzun yıllar tattığı, babaannesine borçlu olduğunu ifade eden Yusuf, o günleri kitabının girişinden şöyle anıyor:
“Benim ilk büyük filozofum odur. Hiç okuma yazma bilmedi. Parayı tanımadı. Kağıtlar onun için üzerinde yazının olup olmamasına göre değil, kalın ve ince oluşlarına göre, uzun kış gecelerinde sobamızı tutuşturacak durumda olup olmamalarına göre değer kazanırdı. Benim daha ilkokuldayken gözlerini üzerinden alamadığım bir hikaye veya masal kitabı, onun için sadece gözlerimi yoran masasız şeylerdi. Ama öte yandan onun anlattığı o olağanüstü eşkıya hikayeleri, yol hikayeleri nar gibi kızaran sobamızla birlikte benim içimi de ısıtırdı .”
Yusuf’un kitabın girişinde yer alan “Gerçek, Edebiyat ve Fanstastik” başlıklı bölümde aslında Babaannesine borçlu olduğunu ifade ettiği hakikilik duygusunu yani ‘hayat’ı konu edinmeyen yapıtların işlevsizliğini şöyle ifade ediyor. “büyüklüğünü yalnızca kurgusunun karmaşıklığından ve sofistike yapısından alan edebiyat çoğu kez bencil bir zekanın, amacı yine kendisi olan kısır döngüsünden başka bir şey değildir. Böyle eserin soğuk insansızlığı, sokaksızlığı, hayatsızlığı ürkütür beni . Ne kadar labirentlerle dolu olurlarsa olsunlar; ne kadar oylumlu, çapraşık bir sorunu teklif ediyor olurlarsa olsunlar, buz gibi bir yalınkatlığı belki de fakında olmadan- kaçınılmaz biçimde yansıtırlar. Sinirsiz, duyarsızdırlar. Dünyaya bir şey yapamazlar.”
Kitapta biri yerli iki yazar var ki her ikisinin de kitaptaki hacimlerine bakıldığında, Yusuf’un yazma serüveninde geniş yer tuttuğu ortaya çıkıyor. Bunlardan bir tanesi Ludwig Wittgenstein diğeri ise Oğuz Atay Birkaç bölüm de işlenen Tarkovsky’i de eklemek gerek
Wittgenstein bölümünü dipnotlarıyla okuyucuya merakın ve araştırma sürecinin ne kadar titizlikle işlendiğini gösteriyor. Kitapta 25 sayfayı tutan Wittgenstein’ı, felsefesini, yaşamından kesitleri uzun uzun ve dipnotlarla anlatan Yusuf yazının sonunda “Wittgenstein’ı sevmenin mümkün 50 nedeni’ni sıralayan Roland Jaccard’dan seçtiği 25 maddeyi sıralıyor. Kendinden de eklediği bir nedeni daha var Yusuf’un kitapta Yusuf Wittgenstein’a olan hayranlığını ise şöyle ifade ediyor ; “Bakış açısındaki bu tuhaf çeviklik, içtenliğe böylesine sonsuz açık yaratılmış bu zihin beni çok etkiledi.”
“Bir toprak ilahiyatçısıyla karşılaşma” isimli bölümde Yusuf; Rusya’nın ünlü yazarı Fyodor Mihailoviç Dostoyevski’yi işliyor. Selahattin Yusuf, çileli öyküsünü anlattığı Dostoyevskiyi “Dostoyevski adı bir insanın adı olmaktan çıkan çıkıp soyutlaşarak tek başına ifade oluşturan bir evrendir, bugün” sözleri ile tarif ederken, yazarın çok az bilindiğini ifade ettiği Türkiye’de hiç konuşulmamış olarak nitelediği Dostoyevski’nin Rusya için ifade ettiği değeri irdelemiş
“Bir imge ilahiyatçısıyla karşılaşma” başlıklı bölümde Nietzsche ile nasıl tanıştığını anlatan Selahattin Yusuf’un Nietzsche’ye dair yazdıkları kısmını okuyucuya bırakarak, Anadolu’nun farklı coğrafyalarından Ankara’ya okumaya gelmiş taşralı gençlerin içinde aynı tesire sahip şu sözleri bu bölüm için paylaşalım “Okumak için geldiğim Ankara, geldiğim yerlerin ne yabani yeşilliğinin o ana rahmi şefkatine ne de yaşam dolusu o çelik mavisi gözlerine sahipti. Basık, üzerine çökmüş o o ağır meçhul şeyin altında uzun yıllar boyunca yassılaşmış, ürkek, saldırgan, kupkuru, dümdüz bir şehirdi, burası. Sabun fabrikalarına hammadde olacak yerde kirişi kırıp sokaklara dağılmış binlerce insanla doluydu. Pis yüzlü dev binalar ödümü koparıyordu, insan ilişkileri ödümü koparıyordu, öğretme memurları, öğrenme memurları, yaşama memurları, sevme memurları, cinsellik memurları, vaaz memurları, yeşilliği kesip biçmiş refüjler, trafik lambalarına kutsal Hindistan inekleri gibi itaat eden arabalar ödümü koparıyordu. Yaşamın bu acınası topyekun zincire vurulmuşluğu bana hüzün veriyordu. ”
Nietzsche’ye imge ilahiyatçısı demesinin nedenini anlatan Yusuf, yazısını en çok da bu düşüncesiyle örtüşen Nietzsche’nin bu ünlü sözüyle bitiriyor “bir fikir için yanmışsın kül olmuşsun ne çıkar; mademki o fikir senin kendi yangınından yükselmiyor”
James Joyce’n “bilinç akışı” tekniğini üslubunda ustalıkla kullanan William Faulkner kitabın bir başka bölümünü oluşturuyor. “Faulkner zirvede inzivada” ismini verdiği bölümden kesitler sunan Yusuf; Faulkner inzivaya çekilmek için adeta yazmıştır görüşünde.
‘Güneyli’ Faulkner’ın ABD’nin tarihinden daha gerçek dediği ve yazarak ‘güney’ yapmaya çalıştığı Yoknapatawpha’nın gerçekliğini anlattığı eserini ve Faulkner’ın hayatından kesitleri inceleyen Yusuf için Faulkner’ın da kitapta iki farklı bölümde yer alması, Faulkner’ın Yusuf’un limanlarlarında etkisinin gücünü gösteriyor Faulkner’da Yusuf’a göre hayal kırıklığına uğramış iskelelerden ve sevdiği yazarlardan olmalı ki kitabında iki bölümü birden işgal ediyor
Bütün sanat yaşamı boyunca yalnız 7 uzun metrajlı film çeken, övgü ve hayranlık duyduğu, şair Arseniy Tarkovksky’nin oğlu Andrei Tarkovksky de Yusuf’un vazgeçilmezleri arasında “Andrei Tarkovsky: Müzik Sustuğunda ” bölümünde Tarkovksy’nin hayatı, sanatı, felsefesi ve filmlerine yer veren Yusuf bir sonraki bölümde “Faulkner’ın bilinç akışı ve Tarkovsky üzerine bir karşılaştırma denemesinde Tarkovsky’nin, kitabı ‘Mühürlenmiş Zaman’da da sözünü ettiği bazı bilinç akışı yazarlarının yazdıklarıyla, onun filmleri arasındaki benzerlikler işlenmiş.
Kitaptaki diğer bölümler şu başlıklardan oluşuyor: Sinematik Dünyanın Üstadı: Stuart C. Hancock, İki Dünya Tasavvuru: Genç Werther ve Faust, Paul Klee Mağara Duvarlarına Bakarken, Daha Fazla Ruh Tanrım, Oğuz Atay, Doğu ve Batı Arasında Bir Araf: Oğuz Atay, Aşkın Öznesi ve Nesnesi: Monna Lisa, Rimbaud: Allah kerim, Melville’in Hikayesi, Bir ‘Tür’ Olarak Orhan Pamuk, ‘Nobel’ Yaz, Bir Boşluk Bırak, J.R.R. Tolkien: Bir Kaçış Planı, Oscar Wilde ve Diğerleri, Ölmüş; Yine Ölecek, İnsan Sevmez Dahi: Emil Michel Cioran
Bazı kitaplardan ‘kıl çeken’ Selahattin Yusuf’ın “Niçin Ağlıyorsun Elizabeth yoksa mutlu değil miyiz?” kitabını yine bir alıntıyla noktalıyalım
“Bir yazarın görme yeteneğinin, çoğu zaman kazarlarla geliştiğine inanırım. Ancak bu değer biçilmez ve yeri doldurulamaz ‘kazaya ’ uğrama ihtimalini beslemenin ve güçlendirmenin, insani çabayla kat edilebilecek yolları vardır. Amiyane tabirli söylüyorum; ‘Kitap okumak’ bu yollardan birisi ve birincisidir. Dünyaya ve hayata ilişkin gerçek, esaslı bir duyarlılığı olmaktır işin başı
Siyon yıldızına o gözü yerleştirenleri Tanrı’yı mütecanis tahayyül etmenin utancına terk ederek söylemeliyim; yazar o gözün kendisidir. Sadece gözdür yani. Sadece dikkat sadece görmektir ”
-
Polat ÇELİKHAN 16 yıl önce Şikayet EtHaberdeki resim!. Haberdeki en üst kısımda bulunan üzgün kadın resmi ile ilgili bilgisi olan var mı? Kim ya da herhangi bir yapıttan mı alıntı? Merakımı mazur görün. Teşekkürler ...Beğen