'Dağına göre karı bilirdik, yiğidi de öğrendik'

28 Şubat’ın dik duruşlu lideri, 12 Eylül’de 5,5 yılı hücrede 7,5 yıl hapis yatmış, işkencelere göğüs germiş bir adam. İşte Muhsin Yazıcıoğlu’nun sır dolu yaşamı...

Bizi Takip Edin
GİRİŞ 14.07.2009 09:58 GÜNCELLEME 14.07.2009 09:58 KİTAP
'Dağına göre karı bilirdik, yiğidi de öğrendik'
'Dağına göre karı bilirdik, yiğidi de öğrendik'

Hakan Göksel'in kitap tanıtımı

650 bin kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı. İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi. 71 bin kişi TCK’nın 141, 142, 163’üncü maddelerinden yargılandı. 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak”la suçlandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için isten atıldı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurt dışına gitti. 300 kişi şüpheli bir şekilde öldü. 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi. 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hekimin işine son verildi.

400 gazeteci için toplam 4 bin yıl  hapis cezası istendi. 39 ton gazete ve dergi yakıldı. Cezaevlerinde toplam 299 kişi hayatını yitirdi. 144 kişi şüpheli bir şekilde , 14 kişi açlık grevinde, 95 kişi “çatışmada” öldü. 16 kişi “kaçarken” vuruldu. 73 kişiye “tabii ölüm raporu” verildi. 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi. Diyarbakır’da on binlerce Kürt, 7-8 yıl içinde sistematik biçimde işkenceden geçirildi.

Bu rakamlar 1980 İhtilali’nin Türkiye gençliği üzerindeki ağır bilançosunun rakamları… Bu bilançonun içerisinde öyle bir isim vardı ki 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl cezaevinde kaldı. “Bir zamanlar okullara, sığmadık, mahallelere sığmadık, şehirlere sığmadık, Türkiye’ye sığmadık, birbirimizi sığdırmadık. Ancak arkasından iki buçuk metrekarelik hücrelere sığdık” sözleri yaşananları anlatmada son derece tesirliydi. Hücre kaldığı günlerde  “beton çok soğuk üşüyorum’ şiirinde, Sonsuzluğun Sahibi’ne kavuşmak isteyen Yazıcıoğlu  yıllar sonra üşüyerek öleceğini nereden bilebilirdi.

Timaş Yayınları’ndan çıkan “MUHSİN BAŞKAN, Şu dağlarda kar olsaydım” isimli kitap, merhum Yazıcıoğlu’nun anısına Sadık Yalsızuçanlar tarafından hazırlanmış. Kitabın başlangıcında ve sonunda Muhsin Yazıcıoğlu’yla dava arkadaşlığı yapan isimlerden tutun da gazetecilere, siyasilere, akademisyenlere ve eşine kadar birçok ismin Muhsin Yazıcıoğlu hakkındaki düşüncelerine yer verilmiş. Ara bölümlerde ise Yazıcıoğlu’nun siyasi yaşamı boyunca çeşitli dergi, gazete, televizyon ve internette yer alan görüşleri derlenmiş.

Kitap ‘Muhsin Başkan’ın hayatına dair kesitleri sunarken aynı zamanda Türk siyasi hayatında Yazıcıoğlu’nun gösterdiği onurlu duruşunu, davasındaki sebatını, uzun işkencelere nasıl katlandığını, baba ve eş olarak yaşamını, yoksulun yetimi nasıl gözettiğini, demokrasinin yılmaz savunuculuğunu son ve en önemli olarak “insan”lığını anlatıyor.

Kitap içeriğinin; merhumun “sırma saçlılığını ve badem gözlülüğünü anlattığı”na dair önyargılar taşıyanları ziyadesi ile şaşırtacağını ve yanılgıya sevk edeceğini belirtip kitaptan bazı bölümleri başlıkları ile işleyelim…

Nizam Şahin: Bir ömür adanmış koca bir yürek

“Dağına göre kar verilirmiş bilirdik de dağına göre yiğit de düşermiş bunu anladık… Gördüki yaşadık ve yüreğimizin her zerresinde ilahi bir sesle işittik… Allah sevdiği kulunu şanına yakışır bir düğünle yanına alırmış hepimiz bildik…”
…
Aslında o hiçbir zaman yalnız yürümüyordu. Madden çok yalnız bir adamdı fakat manen bunu hiç yaşamıyordu… Şöyle diyordu: “bizim kaderimiz zorlu bir kader… Hayatımın hiçbir döneminde refaha, rahata ermedim. Çok sıkıntılar yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum. Rabbim sıkıntılar yaşattı ama çok şükür hiç bunaltmadı. Hep son dakikalarda bir kapı araladı, bir fırsat açtı…”

Yazıcıoğlu ne mağrur hallerinde bile tevazu yeleğini çıkarmazdı. Yakın dostları onun bu yönünün istismara açık olduğunu söylerken, o türden eleştirilere karşı hep şu cevabı verirdi. “Ankara’da Kocatepe Camii de var, Hacı Bayram Camii de… Dikkat ederseniz Hacı Bayram Camii’nin etrafında meczuplar, fakirler dolaşır. Ben de siyasetin Hacı Bayram Camii olmaya çalıştım hep. Etrafımda fakirler, meczuplar, ihtiyaç sahipleri oldu her zaman çok şükür. Ben bunlardan gocunmadım aksine mesut oldum. Hacı Bayram Camii olabildimse ne ala gurur duyarım…”
…
Bir baba gibi davrandığı ikinci kişi de Batı Trakya Türkleri lideri Sadık Ahmet’in kızıydı. Ailenin eğitim masrafları da dahil birçok ihtiyacını Muhsin Yazıcıoğlu karşılıyordu. Sadık Ahmet’in kızının taziye defterine yazdıkları gerçekten çok anlamlıydı. “babama çok selam götür baba”
…

Bir arama sırasında askerler Muhsin Başkan’ın şiirlerine de el koyarlar. Israr eder ama geri vermezler. Uzun uğraşlardan sonra şiirlerini geri alabilir. İşte geri aldığı birkaç şiirden birisi de “Üşüyorum” şiiridir.

Allah’ın lütfu sonsuz işte; kim ne isterse onu veriyor… Birine bir şiirle Başbakanlık, diğerine bir şiirle şehitlik nasip oluyor…

Muhsin Başkan en son Hrant Dink için şiir yazmıştı. Onun altı delik ayakkabısından, sırtındaki eski ceketinden çok etkilenmişti… Son zamanlarda en fazla üzüldüğü buydu…Hrant Dink’in altı delik ayakkabısı Muhsin Başkan’ı ağlatmaya yetmişti.

Eyüp Gökhan Özekin: Son halk kahramanı

Son gece gelmişti. Sabah cenazemiz vardı.  Abdullah kardeşim aramış ağlıyor, konuşamıyordu. Günlerdir çok alıştığımız artık sıradanlaşmış durumlardan biriydi. Biraz sonra konuşmaya başladı: “Hep sana derdim ya bizi bu adamın peşine taktın, bir türlü başarılı olamadık diye.Arkadaş gruplarımızda, okullarımızda hatta aile çevremizde hep marjinal kabul edildik. Hep boşa kürek çeken, başarısızlığa mahkum çocuklar diye bilindik. Şimdi anlıyorum ki meğer doğru adamın peşinden gitmişiz. Meğer başarmışız.”

Kitabın bu bölümünde Sadık Yalsızuçanlar’ın çeşitli kaynaklardan derlediği bilgiler yer alıyor…

Behiç Kılıç: … Bundan sonrasını hatırladığım kadarıyla onun ağzından nakledeyim: “öyle sıkıldım ki anlatamam, bende o kadar para yok…Birinden istemem lazım o da sonu olmayan bir talep. Ama mutlaka bu kadına parayı bulmam lazım. Hem şehidi tanırdım hem de gelip sığınmışlar çaresizler. Allah’ın ne yapsam sıkıntı…” sözün burasında diyor ki Muhsin Beyİ: “İçimden geçirdim… Ah ne olur şöyle bir aksakallı bir mübarek belirse de bana dile benden ne dilersen dese. Öyle kıvranıyorum yani… ” Bakın o sırada ne olmuş. Cep telefonu çalmış arayan avukatı… Bir yayın organı ile tazminat davaları varmış, mahkeme bitmiş davayı kazanmışlar, tazminata da hak kazanmışlar… O gün de paranın tahsilatını yapmış avukat; parayı alınca sonucu Muhsin Yazıcıoğlu’na bildiriyor… Miktar da tam o yaşlı kadına lazım olan kadar. Hikayenin devamını tahmin edebilirsiniz…

Dev-Yol Lideri Nasuh Mitap’ın Mamak günlerine ilişkin beyanından: “Aynı hücreyi paylaşmıştık. Ben Devrimci Yol davasından yargılanıyordum. Mamak Cezaevi’nde Muhsin Yazıcıoğlu ile birkaç ay aynı hücrede kaldık. Bu hücrelerde konuşmak, gülmek ve hareket etmek bile yasaktı. Havalandırmaya çıktığımızda sağa sola bakamazdı kimse, konuşamazdı. Bu şartlar altında Muhsin Yazıcıoğlu ile 2,5 metrekarelik bir hücreyi paylaştık. Cezaevi yönetimi bizi birbirimize eziyet edelim diye aynı hücreye koymuştu ama onların umduğu gibi bir şey olmadı. Günlerimizi kavgasız, gürültüsüz geçirdik. Günde üç sefer sayım adı altında ikimize de dayak atıyorlardı. Askerler dayak attığından birbirimize yardım ediyorduk. Birbirimize su veriyorduk. Muhsin Bey’in büyük ihtimalle bizleri tanıdıkça, bazı düşünceleri değişti. Vatanı parçalayıp satacak insanlar olmadığımızı , orada o hücrede görünce anladı. Bu şekilde hayatının son bulmasından ötürü üzüldüm”  
…
Tutuklanan 250 bin kişiden biriydi Yazıcıoğlu; ancak liderdi, ülkücü gençler açısından simge bir isimdi. Nitekim sonradan Türkeş avukatını gönderip, tahliye dilekçesi verdirmek istediğinde karşı çıkmış; “Çıkarsam, arkadaşlarımı burada yalnız ve güçsüz bırakmış olurum” demişti…

Hakkı Öznur: Öznur; Yazıcıoğlu’nun yurt dışına çıkmayı düşünüp düşünmediği sorusuna şöyle cevap veriyor: “12 Eylül’den hemen sonra isteseydi, yurt dışına çıkardı. Teklifler de geldi. Rahmetli Türkeş bile bazı aracılar göndererek ülke dışına gitmesini istedi. Ama o reddetti. ‘Arkadaşların idam sehpasındayken, işkence altındayken ben yurt dışına çıkmam’ dedi. Aranıyordu. Hakkında vur emri vardı. C-5’te ülkücü düşmanı, ve dönemin işkenceci, Pol-Der’li emniyet mensupları tarafından sorgulandı. 26 gün askıda işkence gördü. Ser verdi, sır vermedi.Bütün olayları üzerine yıkmaya çalıştılar. Amaçları Yazıcıoğlu’nu bir suç makinesi gibi gösterip, darağacına göndermekti. 5,5 sene hücrede olmak üzere 7,5 sene cezaevinde yattı. 219 ülkücü ile birlikte hakkında idam cezası istendi. İddianameyi sol çevrelerin el üstünde tuttukları Nurettin Soyer hazırlamıştı. Hiç ceza almadan beraat etti. Bütün yaşadıklarına rağmen devletine hiç küsmedi…
…
45 yıllık ülkücü hareketin siyasal tarihinde iki büyük lider çıkmıştır. Biri rahmetli Türkeş, diğeri de rahmetli Yazıcıoğlu’dur. Her iki liderin yerine geçen kişiler ancak genel başkan olur lider olamaz…”

Nuriye Akman’ın Yazıcıoğlu’yla yaptığı röportajı: “Kollarım açık olarak, Üzerime omzumdan bir kalas bağladılar; T şeklini aldım. Bir sandalyenin üzerine çıkartıldım. Kalas tavanda bir yere çengellere asıldı, sandalye altımdan çekildi, havada sallanarak boşlukta kaldım. O şekildeyken küçük parmağımdan ve tenasül uzvumdan elektrik verdiler. İşkenceden ziyade soyundurulmuş olmaktan etkilendiğimden anlaşıldığı için, sonraki sorgulara soyundurularak alındım… Yemek yok, su içmek yasak. Bir psikolojik baskı gerekçesi olarak. Bir de cereyana verildiğimiz için, vücut susuz kalıyor.Ani bir su içme halinde iç kanamadan ölümler meydana geliyormuş. Tuvalet ihtiyaçları için gittiklerinde, bazı arkadaşlarımızın oraya buraya dökülmüş sulardan eliyle alıp yaladıklarını biliyoruz. Bizi soyundurdukları zaman, üzerimizden bir kova su dökülüyor. Vucudumuzda elektrik akımı gezdirildiğinde o su, her tarafımızı birden etkiliyor. Ayaklarımızın altına falaka vuruldu. Bir arkadaşımız, araba lastiğinin içine sıkıştırılarak döndürüldü. Yüzlerce arkadaşım işkenceyi benden çok daha ağır yaşadı…”
…
12 Eylül’de yaşananları Yazıcıoğlu kendi ağzından şöyle anlatıyordu:

Türkiye’nin 12 Eylül’e gelmesini sağlayanlar kavga edenler değil, o kavgayı seyredenlerdir. Çünkü kavga edenler adeta bir girdaba düşmüş gibilerdi. Durursa yenileceğini , beklerse kaybedeceğini düşünüyorlardı…
…
Sivas olaylarında gözyaşlarına boğuldu

Türkiye’nin birtakım iç hassasiyetleri vardı, sağ sol diye kamplaştırıldı. Bununla Türkiye’nin tam bir çalışma ortamına gelemeyeceğini gördüler.  Alevi- Sünni çalışması çatışması oluşturup böyle bir yarık oluşturarak Türkiye’yi o yarığın içine düşürmek istediler. Sivas olayları cereyan ettiğinde ben köyümdeydim. Olayı duyar duymaz Sivas’a gittim. Bir arife günüydü, her tarafta barikatlar vardı, kendimi tanıtarak barikatları geçtim. Sivas’ın Abdulgazi tepesi var, oradan baktığımda gözyaşlarına boğuldum. Yani her tarafta yangınlar vardı; Sivas böyle bir savaş meydanına dönmüştü…
…
Anadolu’da Ajanlar Cirit atıyor

Avrupa’da Adnan Kahveci bir toplantıda, hatırladığım kadarıyla Davos olsa gerek. Bir İngiliz geliyor çok rahat Türkçe konuşuyor; bir Anadolu şivesiyle kendisini tanıtıyor “ben vicdanen rahatsızlık duyuyorum” diyor. “Aleviler ile Sünnilerin arasını açmak için orada çok büyük faaliyetlerde bulundum. Uzun yıllar ajan olarak çalıştım. Daha sonra aldığım bilgiye göre çok büyük çatışmalar olduğunu öğrendim; çok sayıda insan hayatını kaybetmiş. Büyük bir vicdan azabı içerisindeyim” diyor. Bunu Adnan Kahveci, Ahmet Er Ağabey’e söyledi o da bize anlattı…Türkiye’de bu provokasyonlar yapılmıştır. Dış operasyonlar yapılmıştır…
…
12 Eylül sorumlularının hiçbiri bedel ödemedi

Sayın Türkeş dışında, dönemin siyasileri bedel ödemedi. Dönemin görevini tam yapmayan yargıçları bedel ödemedi. Güvenlikçiler ödemedi. Askerler ödemedi. Bunu sessiz kalan, seyirci kalan, görevini dirayetle yapması gerekip de yapmayanların hiçbirisi bedel ödemedi. İhtilâlden sonra herkes geldi yerli yerine oturdu. Bu bedeli bir avuç sağcı genç ile bir avç solcu genç ödedi…
…
12 Eylül insanlarda neyi bozdu?

12 Eylül’den sonra benlik, bencillik, ferdiyetçilik öne  çıkmıştır. Siyaset kontrol altına alınmıştır. Kontrollü siyasetin bencillik kültürü ile birleşmesi sonucunda Türkiye bir yolsuzluklar ülkesi haline gelmiştir. Soygunlar, yolsuzluklar, suistimaller milli bir kültür halini almıştır. Böylece bir virüs gibi milletin bünyesine sokulmuştur. Bütün bunlar 12 Eylül’ün Türk milletine dayattığı olumsuzluklardır ve kavgayı durdurmak maksatlı görünse de bunun ötesinde Türkiye’nin kendi değerleri etrafında buluşmasını, bütünleşmesini ve bu değerlerle kalkınmasını sağlayacak milli projelerin önü kesilmiştir. En olumsuz etkilerinden bir tanesi de PKK gibi bir belayı milletin başına sarmış olmasıdır.

28 Şubat sürecinin en cesur isimlerindendi, Yazıcıoğlu… İşte yine 28 Şubat sürecinde iki sözüyle döneme damgasını vurmuştu. İşte O döneme dair Yazıcıoğlu hakkında aktarılan bilgiler ve kendi ağzından söylediklerinden bazı alıntılar…
…
MGK’yı imzalamasın diye Erbakan’a adeta yalvardı

Yakın bir  dostundan öğrendiğim sırrı ifşa edeyim... Yazıcıoğlu MGK kararlarını imzalamaması için Erbakan’a adeta yalvarmıştı. “ imzalamayın, lütfen imzalamayın. Bunu yapmayın. Eğer imzalamazsanız, ben ve arkadaşlarım ömür boyu hizmetinizde olacağız” demişti…
…
"Tanklar, Meclise dayanırsa ne yaparsınız?" sorusuna verdiği cevap tarihe geçmişti

O dönemin gazetelerinde bunların hepsi var. İşte o zaman gazeteci bir kere daha gelipte “bu tanklar meclise gelirse ne yaparsınız?” diye sorduklarında ben dedim ki; “Ordu bizim baş tacımızdır. Ortadoğu’nun en güçlü ordusu ve bizim gurur kaynağımız olan TSK her türlü övgüye layıktır; her türlü övgünü üstündedir. Ama namlusunu millete çevirmiş bir tankı asla selamlamam… ”

“ O toplantıdan çıktım. Çıktığım Başbakanlık Konutu’nub önünde bir basın toplantısı yaptık. Basın toplantısı sırasında kaygılarımız vardı. İçerde bir takım darbe söylentilerinin olduğunu duymuştuk. 9 Haziran’da böyle bir darbenin olacağı bize gelen belgelerde, bazı istihbarat kaynaklarında ifade ediliyordu. İçeride buna benzer kaygılar da konuşulmuş olduğu için çıktığımda basına ‘Türkiye İran olmaz, Cezayir olmayacak. Suriye olmasına da biz müsaade etmeyeceğiz’dedim…”

“PKK,12 Eylül’den sonra ASALA’nın yerine ikame edilmiş olan bir organizasyondur; Hiçbir zaman Kürt hareketi olmamıştır… PKK sadece terörü değil, sayaişsizlik ve sosyal çöküntü getirmiştir. Milli kimlik etrafında toplanmış insanların arasına husumet sokmuştur.”

ADD mitingleri sorulan Yazıcıoğlu düşüncelerini şöyle ifade ediyordu…

“Meydanlar herkese açık, isteyen istediği şekilde tepkisini gösterir. Rektörlerin öğrenci toplama girişimlerine gelince bu kabul edilemez. Bu devletin imkanlarını siyasi maksatla istismar etmekten başka bir şey değildir, suçtur. Savcılar harekete geçmeli. Ayrıca orduyu göreve çağırmak, kışkırtmak gibi yöntemler demokratik olmadığı gibi hakiki milliyetçilikle de bağdaşmaz…”

Yazıcıoğlu’nu hayali

Yazıcıoğlu hayalini şöyle ifade ediyordu.

“Bir hayalim var.: Bütün vatandaşlarımızın, ay yıldızlı bayrağın altında şerefle yaşadığı bir Türkiye hayal ediyorum. Bir hayalim var: Başını açan ile örtenin aynı üniversitede yasaksız, kavgasız, kardeşçe yaşadığı bir ülke hayal ediyorum. Bir hayalim var: Kürt-Türkmen, Alevi- Sünni ayrımı olmadan, zengin-fakir ayrıcalığı güdülmeden, imtiyazsız, sınıfsızi kaynaşmış bir Türkiye istiyorum… Kısacası Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar kaynaşmış, güçlü bir Türk dünyası hayal ediyorum. Büyük bir Türkiye hayal ediyorum…. 

Kitapla ilgili teknik bilgi ve sipariş şartlarını görmek için tıklayınız!!! 

KAYNAK : Haber 7
YORUMLAR 9 TÜMÜ
  • GÜMÜŞHANELİ 16 yıl önce Şikayet Et
    Allah Rahmet Eylesin. Sayın Merhum Muhsin YAZICIOĞLU Allah sana ve cümle geçmişlerimize rahmet eylesin
    Cevapla
  • RECEP ŞENGÜL 16 yıl önce Şikayet Et
    ne mutlu bize. Kimsenin olmadığı yerde ben varım diye bilen gençlik olma ayrıcalığını bize yaşattığın için derdi vatan millet olan gençliği yetişdirdiğin için yolunda gitme şerefini osmanın davasını yesevi ahlakını bize tanıttığın için teşekkürler..Reisim ALLAH senden razı olsun Rabbim gerçek hayatta da bereber olmayı nasip etsin
    Cevapla
  • Buse Aslanoğlu 16 yıl önce Şikayet Et
    Türk İslam Birliği. Allah Sn. Yazıcıoğlu'na güzellikler versin, bir an önce kurulmalı dediği Türk İslam Birliği ni kurmak için hepimiz canla başla çabalamalıyız. Dünyanın bu birliğe çok ihtiyacı var ve bu konu şu an en aciliyetli konu.
    Cevapla
  • abdullah d 16 yıl önce Şikayet Et
    .... ALLAH rahmet eylesin.. seni özlüyoruz büyük başkan..
    Cevapla
  • Bülent ÖZTÜRK 16 yıl önce Şikayet Et
    Sen Lazımdın Başkan. Bende her gördüğümde içim burkuluyor. Kimsesizlerin kimi olmuş başkanımızı
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR