Madımak'ta ateşi kim, nasıl yaktı

Bir kitleye 'insan' olduğu göz göre göre nasıl unutturulur ve kendinden olmayan kendisi nasıl katlettirilir? 37 canın yittiği 34 kişinin cayır cayır yandığı Sivas'ı hatırlamakta yarar var...

Bizi Takip Edin
GİRİŞ 19.04.2007 12:33 GÜNCELLEME 19.04.2007 12:33 KÜLTÜR
Madımak'ta ateşi kim, nasıl yaktı
Madımak'ta ateşi kim, nasıl yaktı

'Ortada yakan yoktu
ama herkes yanıyordu

en kusursuz
intihar tepesinden çekilirdi
2 temmuz'un resmi...
'  mısralarında şair 'intihar tepesi' imgesiyle bir toplumun insanlığını unutup, kendinden olmayan kendini yaktığı ruh halini işaret ediyor hiç şüphesiz.


İntihar tepesi Sivas'ı tanıyanların çok iyi bildiği bir ziyaret mekanın bulunduğu tepe. Hz. Muhammed'in sancaktarı Abdulvahabi Gazi'nin türbesinin bulunduğu tepe, Tekke olarak da bilinir. Şehri yukarıdan ve tüm ayrıntılarıyla gören tepe, mutsuz aşıkların hayatlarına son vermek için seçtikleri mekan olduğundan dolayı Sivas halkı arasında 'intihar tepesi' olarak anılıyor.

Sivas'ı en yakından bu tepeden seyredip, güzelliğini ve ruhunu okumak mümkün. Tabi sancılarını ve derin acılarını da...  


Madımak Katliamı'nı iyi okumak ve anlamak için de bu seviyeden bakmak bir mecburiyet.

Madımak'ta yananlar da yakanlar da aynı oyunun kurbanlarıydı hiç kuşkusuz. Bugün kimin daha çok maşa olduğunu tartışmanın hiç bir anlamı yok. Ama o katliamı kimlerin istediği, o ateşi kimlerin körüklediği daima tartışılmalı, daima sorgulanmalı.


Hele de ülkenin benzer bir atmosfere büründüğü ve kitlelerin 'kendinden olmayan kendine' diş biler hale getirilmek istendiği bir zamanda bu gerçek bir yurtsever için zorunlu bir vazife sayılır.

Sivas Katliamını doğuran ruh yapısı ve o dönemde kullanılan siyasi şartları (ve söylemleri) daima içinde bulunduğumuz zaman ile kıyaslamak, oyuna bir daha düşmeme yolunda önemli bir aşamadır. Bu, oyunun hedefi olan tüm kesimler için geçerlidir.

Sivas olayları öncesinde Pir Sultan Abdal Derneği'nin bazı şubeleri arasında sert tartışmalar, Sivaslı görmüş geçirmiş Alevilerin resmi makamları olaylar öncesinde uyarması... Bütün bunlara rağmen olaylara güvenlik güçlerinin son ana dek seyirci kalması...


Olaylar sonrasında TBMM Kürsüsünde 'uyarmıştım' diyen SHP Sivas Milletvekili Azimet Köylüoğlu da üstüste gelen bu gelişmeleri işaret ediyordu.

1 Temmuz'daki konserde 'Kilim yanmasın Sefil Selimi yansın' diyen ünlü Halk Ozanı belki ertesi gün Madımak'ta alevler ortasında can vereceğini bilmiyordu ya da sanatçılara has 6. his ile tarihe kendisini hatırlatacak önemli bir not düşüyordu.

Sadece o mu? Muhlis Akarsu, Nesimi Çimen ve Edibe Sözen gibi değerli pek çok ozan o gece kendilerini çılgınca alkışlayan kalabalığa erenlerin sazından ve sözünden bir parça 'hikmet' sunmanın coşku ve mutluluğu içindeydi. Hiç biri ertesi gün bir avuç kül olup, 'Yar'a kavuşacaklarını hesap edemezdi hiç kuşkusuz. Ama onları yakacak ateşin kibriti çoktan çakılmış ve tutuşturacak çıralar çoktan alevlendirilmişti.

Aynı anda kentin başka noktalarında koşturan ve ateşi hararetlendirmek için çırpınan 'gölgeler' vardı.

Bugün Kitap Dünyası olarak sizlere önereceğimiz kitap o ateşi kimlerin hangi metotlarla ateşlediğini anlatan bir analiz. bir katilamın otopsisi demek de münkün bu kitap için...

Eserin adı SİVAS 2 Temmuz 1993

Eserin yazarı ise o günlerde gazeteci olan Soner Doğan. Doğan 1967 Sivas Şarkışla doğumlu, Cumhuriyet Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden mezun bir sosyolog.

Yazar yeni basılan eseri için akla ilk gelecek olan 'neden bu güne kadar beklendi?' ya da 'Neden yazma gereği duyuldu?' sorularını peşinen şöyle yanıtlıyor:

'Öncelikle şunu belirteyim ki; Sivas olaylarının kaleme alınma nedeni, ne birilerini, bir grubu, bir şehrin halkını aklamaya çalışma, ne de birilerini yargılama değil. Amacım; gerçekleri olduğu gibi, tarafsız ve yalın bir şekilde gözler önüne sermek. Sermek ki; yalan, yanlış ve yanlı bilgilerin kulaktan kulağa dolaşarak gerçeklerin gizlenmesini önlemek.'

Soner Doğan, olayların yaşandığı zaman diliminde aktif bir gazeteci olmanın yanı sıra olayların olduğu gün yapılması planan 'Medya ve emperyalizm' konulu panelde yer alması planlanan isimlerdendi. Gerek etkinliklerin içinde yer alması, gerekse o dönem mahalli Hürdoğan gazetesi yazı işleri müdürlüğü yanı sıra, TRT; Hürriyet ve Milliyet'in muhabirliğini yapıyor olması açısından gözlemleri oldukça önemli ve olaylara hangi mesafede durduğunun göstergesi.. .

Soner Doğan'ın kitabını okurken pek çoğunuz daha önce dinleyenler gibi 'böyle bilmiyorduk' diyeceksiniz.

Ve yazar eseri yazdığı günlerde oynanan oyunlarında farkında olduğu için kitabının önsözünü şu cümlelerle bitiriyor: 'Özellikle son günlerde yaşananlar gösteriyor ki, yine birileri aktif rol üstlenmekte. Daha önce olduğu gibi yine senaryolar gündeme sokulmakta.
Ülke üzerine karanlık oyunların oynandığı bir dönemde Sivas Olayları'nın geçmişte kalmaması ve geleceğe ışık tutması amacıyla yayınlanması gerektiğine inanıyorum.'

İyi ki yayınladın Soner, diyoruz. Üstelik 'her işte bir hayır vardır' sözünü doğrularcasına kitabın yayın tarihinin yeni olayların kaşındığı bir döneme rastlaması da son derece iyi oldu diye düşünüyoruz...

Kitabın sunuç yazısını kaleme alan A. Turan Alkan da, bu kitaptan alınacak dersler olduğunun atını çiziyor.

Alkan'ın ifadesiyle bu kitapta, 'yeri yerinden oynatacak' yeni bilgiler, yeni iddialar, yeni görgü tanıkları ve ifadeler yok; zaten herşey herkesin gözü önünde cereyan etti. Ama yaşananları sadece ekrana ve gazetelere yansıyan yönleriyle anlamak ve kavramak mümkün değil. Bu kitap o noktada karanlıkta kalan noktalara ışık tutarak, hadiselerin iç yüzünü bilmeyenlere ve gelecek kuşaklara o uğursuz gün sivas'ta nelerin olup bittiğini anlayabilmelerini sağlıyor.

280 sayfalık kitap 4 ana bölümden oluşuyor.


Birinci bölümde Temmuz sıcağı, Sivas'ın önemi, yapısı ve 2 Temmuz öncesi yapılan hazırlıklar, yapılan uyarılar, yaşanılan tedirginlikler, nereden çıktığı belli olmayan bir grubun şehirde yaptığı karanlık eylem, terör örgütlerinin şehir üzerindeki hesapları yansıtılıyor.

Bu bölümde özellikle şu satırların altının çizilmesi şart:

'Hem PKK hem de Dev-Sol Sivas'ı merkez kullanarak Karadeniz ve iç bölgelere sızmaya çalışıyordu. Divriği-Sincan-Bolucan-İmranlı hattını bir türlü aşamayan illegal örgütlerin hedefi bu görünmeyen sınırı aşarak içeriye sızmaktı...

Yıllarca CHP'nin kalesi olan Sivas'ta RP hakim olmuştu. Her dönem Halkçı Parti'den mesus seçen Sivas'ta bir önceki seçimde ANAP 6 milletvekilinin tamamını almış, daha sonra bu rakam 4 RP ve 2 CHP olmuştu. Yerel seçimde ise RP büyük bir farkla Sivas'ı almış ve Belediye Başkanlığı koltuğunda Temel karamollaoğlu oturmuştu.

RP'nin Sivas'ta gün geçtikçe güçlenmesi bazı gruplar için endişeyi de beraberinde getiriyordu. Buna karşı dini istismar eden bazı gruplar da bu avantajı iyi kullanmanın planlarını yapıyordu. Aşırı dinci gruplar, Hizbullahçılar Sivas'ta kendilerin gösterme ya da başka bir anlamda kanıtlama peşindeydiler.

Hem RP karşıtı hem de RP yandaşı gibi görünen gruplar Sivas'a hakim olmaya çalışıyorlardı. Bir grup RP'yi kökten kazımak isterken, diğer gruplarda RP'ye destek vererek istedikleri ortamın meydana gelmesini istiyorlardı.

İşte Sivas üzerine yapılan planlar böyle devam ediyordu. her kesim kendine göre yontuyor, ortamı lehine çevirmeye çalışıyordu....

3 yıl üstüste Banaz Köyünde yapılan etkinlikler o sene Sivas merkezine işte böyle bir atmosferde taşınıyordu...

Kitabın ikinci bölümü yerel basının olaylara bakışını ve etkinlikler öncesi haberlerini yansıtıyor.

Üçüncü bölüm 2 temmuz günü yaşananları ve yaşanan katliam sonrası yaşanan 'Atatürk Büstü' provokasyonunun iç yüzünü gözler önüne seriyor.

Dördüncü Bölüm ise faciadan sonraki günlerde Sivas'ta yaşanan gelişmeleri aktarıyor.

Kitap hakkında son olarak şunu söylemek gerekiyor: Soner Doğan'ın olaylara ne kadar tarafsız baktığı tabi ki tartışılır ve salt tarafsızlık mümkün değil. Ancak yazarın olaylara adil bir gözle bakması ve yaşananları kendi yorumlarını ayrı tutarak bütün çıplaklığı ile aktarması takdirde değer. Bu konuda yazılan pek çok 'kitap' arasında bu eserin oldukça özel bir yeri hep olmalı. Ve Türkiye yeni bir 'Sivas Dramı' yaşamamak için o gün yaşananları, öncesi ve sonrası ile tekrar tekrar okumalı...


Kitabın teknik bilgileri, arka kapak yazısı ve internet üzerinden satış yartları için bu linki kullanabilirsiniz...

YORUMLAR 5
  • duranatlar 18 yıl önce Şikayet Et
    baş saglıgı. Ölenlerin hepsine Allahtan rahmet diliyorum
    Cevapla
  • Hüseyin ORAKÇI 18 yıl önce Şikayet Et
    14 sene sonra. Madımak ve sivas aslında yanyana anılmaması gereken bir olay.Olayın faillerinin kimler olduğu kitapta dışarıdan gelenler diye yazılı.İki gün sonra Başbağlar tezgahı da aynı adamların işi.Arşivleri karıştırın iyi bakın otel dıştan yanmaz.kapının ağzında ölen kimdir.Olayıdan kimin menfaatı vardır.Arkasında ABD nin olduğunu herkes bilir ama söylemez istihbaratcılar doğruyu söylesinde yatanlarda boşuna yatmasın.
    Cevapla
  • sevgi şanlı 18 yıl önce Şikayet Et
    . aziz nesin gibi kökten dinsiz birinin şeytan ayetlerini kendi gazetsinde yayınlaması büyük bir provakatörlüktü ve bunu yiyen sivas taki cahil ülkücü ve dinciler oarada bulunan 33 insanı yaktılar.aslında bu olayda suçu olmayanlar sadece ölen 33 insan onun dışındakiler hepsi en baştata o otelin yakılmasına göz yuman emniyet ve jandarmadır...
    Cevapla
  • sevgi şanlı 18 yıl önce Şikayet Et
    . aziz nesin gibi kökten dinsiz birinin şeytan ayetlerini kendi gazetsinde yayınlaması büyük bir provakatörlüktü ve bunu yiyen sivas taki cahil ülkücü ve dinciler oarada bulunan 33 insanı yaktılar.aslında bu olayda suçu olmayanlar sadece ölen 33 insan onun dışındakiler hepsi en baştata o otelin yakılmasına göz yuman emniyet ve jandarmadır...
    Cevapla
  • deniz ulman 6 yıl önce Şikayet Et
    siz okudunuz mu o kitabi da yorum yapiyorsunuz?
    Cevapla

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR