Pazarcı: Ecevit'i otelden kaçırdılar

Bir gün Rusya'ya gittik. Rusya'da üçlü koalisyon. ANAP'lılar (Mavi Akım ile ilgiliydi herhalde) MHP'lileri by-pass ederek, Ecevit'i otelden kaçırdılar. MHP'li Tarım Bakanı ve Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez orada kaldı. Karşılaştık otelde, 'Bizi by-pass ettiler, Ecevit'i aldılar götürdüler' diye çok sert tepki gösterdiler.

Bizi Takip Edin
GİRİŞ 06.01.2010 11:31 GÜNCELLEME 06.01.2010 11:31 MEDYA
Pazarcı: Ecevit'i otelden kaçırdılar
Pazarcı: Ecevit'i otelden kaçırdılar

Takvim gazetesi yazarı Emin Pazarcı, telefon kulübesinden yazdırdığı ilk haberinde sırılsıklam ter içinde kalmasından, başbakanlardan gelen telefonlara kadar pek çok anısını Cihan Haber dergisine anlattı. Medyanın birçok kademesinde görev yapan Pazarcı, en zevkli günlerini muhabirlik yıllarında, en sıkıntılı anlarını ise temsilcilik döneminde yaşadığını ifade etti.

Pazarcı, mesleğe başlama hikayesini yüzmeyi öğretmek için suya atılan kişinin çırpınışlarına benzetiyor: "Yüzmeye iki türlü başlanır. Birinde insana yavaş yavaş öğretilir, diğerinde ise suya atarlar kendi kendine suyun üstünde kalmaya çalışır. Benimki de öyle oldu… Bu mesleği deneme yanılma metodu ile öğrendim. Gazetecilik öğretilmiyor. Haberi koklamak, biraz da insanın doğasından gelen bir şey."

Yaklaşık 30 yıldır sektörde dirsek çürüten Emin Pazarcı, gazetelerde ilk çıkan haberini önce hatırlamakta zorluk çekiyor, sonra devam ediyor: "Sanıyorum, AK Ajans'ta taş ocakları ile ilgiydi. Tercüman gazetesinde de yayınlanmıştı."

Dışarıda buz gibi hava olmasına rağmen telefonla yazdırdığı ilk haberde ter içinde kaldığını anlatan Pazarcı, gülümseyerek devam ediyor: "Telefonla haber yazdırma becerisi pek yoktu. Jetonlu kulübeden yazdırıyorduk. 1980 ihtilalinden sonra sıkıyönetim duruşmalarını izliyordum. Salonun dışında bir jetonlu kulübe var. Yazdırmaya yazdırdım ama ilk denememdi ve çok yorulmuştum. Sırılsıklam ter içinde kaldım ama o haber hiçbir yerine dokunulmadan servis edildi."

Mesleğe alaylı olarak başladığını anlatan Emin Pazarcı, iletişim fakültelerinde verilen eğitimi eleştiriyor. Kısa bir dönem Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde dersler veren kıdemli yazar, "Şu anda verilen eğitim nedir bilmiyorum." diyor ve ekliyor: "Ders vermeden önce kitapları inceledim. O kitapların okutulmaması gerektiğini düşündüm. O kitaplar yabancı dilden tercüme. Türkiye'deki gerçekler ile taban tabana zıt. Onlarla öğrenci yetiştirmek çok zor. Faydalı olabildiysem ne mutlu."


"KULAĞI DUYMAYAN İNSAN GAZETECİLİK YAPAMAZ "

Genç gazetecilerin ciddi olması gerektiğini vurgulayan Pazarcı, ciddiyet konusunu temsilcilik yaptığı dönemde yaşanmış bir olayla açıklık getiriyor: "Genellikle temsilciler, yöneticiler yaptıkları görüşmelerin ses kayıtlarını ya asistanlarına ya da muhabirlere çözdürürler. Ben ise kendim çözmeye çalıştım ama bir keresinde mecbur kaldım herhalde, gececi arkadaşlardan birine verdim. 'Başbakan ile görüşme yaptık. Başbakan ile yapılan görüşmede kelimeler, virgüller önemli. 'Moda mod çözer misin?' dedim. 'Çözerim' dedi. Çözdü ama atlayarak gitmiş. Ertesi gün uyardım. Ama o arada oturdum kendim çözdüm. Uyarıma rağmen, yine bildiğini yapıyor, atlayarak gidiyor. Bir daha uyardım. Bir daha çözmesini söyledim, yine yapmadı. Bana, 'Benim kulağım duymuyor abi' dedi. Ben de çok sert tepki göstererek, 'Kulağı duymayan insan gazetecilik yapmasın' dedim ve gönderdim. Çünkü kulağı duymamasından değil, ciddiyetsizlikten yaptı onu. Başbakan ile görüşme, atlayarak ya da bazı yerleri yorumlayarak çözülmez. Yani gazetecilik ciddiyet ister. Onun yaptığı şekilde çözüm gazetede yer alsaydı, herhalde Başbakan ile ciddi sorunlar ortaya çıkardı."

"ÖZEL HABER KAYGISINI BUGÜN GÖREMİYORUM"

Gazetecilerin geçmişte sadece verileni aktarmakla yetinmeden özel haber çıkarmaya çalıştığını söyleyen usta yazar, bugün bu kaygıyı çok göremediğini aktarıyor. Muhabirlik dönemindeki bir atlatma mücadelesini şöyle anlatıyor: "Bir gün DGM'nin önünde bekliyorduk. Bir meczup ile ilgili duruşma vardı. Arka kapıdan DGM'ye insanlar girip çıkıyor. Kargaşa var. İnsanlar Kırıkkale Silah Fabrikası'nı havaya uçurmaya çalışmışlar. Onlar getiriliyor. Ben bizim foto muhabirine, 'Çaktırmadan bunların fotoğrafını çek ama ben sana (yav yanlış adamın fotoğrafını çekiyorsun) diyerek kızdığım zaman da hiç tepki verme' dedim. Nitekim, herkesin gözünün önünde biz o fotoğrafı çektik. Kimse bir şey anlamadı. Foto muhabirine, 'gereksiz adamların fotoğrafını çekiyorsun, onlar değil' falan dedim. Herkesin gözünün önünde yine haber atlatmış olduk. Onun gibi onlarca olay var. Bize de yaptılar bunların benzerlerini. Biz pek arkadaş falan diye bakmazdık… Bugün 2-3 muhabir birlikte çalışıyorlar. Gerçi biz de yapardık ama genellikle tek çalışmaya çalışırdık."

"TİRAJ ARTMIYORSA PROBLEMİ KENDİMİZDE ARAYALIM"

Medyanın işlevinin halkı yönlendirmek değil, bilgilendirmek olduğunu söyleyen Emin Pazarcı, şöyle konuşuyor: "Medyanın hatalı davrandığı zamanlar oldu. Halkı yönlendirmeye çalıştı. Maalesef bugün de zaman zaman bunlar yaşanıyor. Zaman zaman 'Gazete tirajları yükselmiyor, gazeteler yeteri kadar okunmuyor' diye şikayet ediyoruz. Siz çok iyi sundunuz da, vatandaş elinin tersiyle mi itti? Biraz da problemleri kendimizde aramamız gerekiyor. Medya tabiî ki görevini yapıyor ama dört dörtlük yapılabildi mi sorusuna, hiçbir zaman 'evet' yanıtı verilemiyor. Mesleğe ilk başladığımızda, kahvede, şurada burada tartışmalar olurdu. 'Gazete yazmış' denilirdi ve tartışma orada biterdi. Gazetelerin yazdığı yüzde yüz doğrulardı. Şimdi, gazete yazmış ama doğru mu değil mi diye tartışılıyor."

Objektif verilmesi gereken haberlere yorum katılmaya başladığını belirten tecrübeli gazeteci, "En büyük sıkıntımız bu. Haberlerle insanlar yönlendirilmeye başlandı." diye konuşuyor.

"MEDYADA ÇOK SESLİLİĞİN ARTMASI OLUMLU BİR GELİŞME"

Medyada çok sesliliğin artmasının sevindirici olduğunu ifade eden Pazarcı, şunları söylüyor: "Eskiden birkaç grup vardı. O birkaç grup olayları istediği gibi yönlendirebiliyordu. Hatta ekonomik bir takım gayeler ile bazı adımlar atabiliyordu. Şimdi gruplar çoğaldı, çok seslilik arttı. Onun faydalı tarafı var."

Emin Pazarcı, bununla birlikte kimsenin evine 2-3 gazeteyi birden almadığına dikkat çekiyor.

Muhabirlik, temsilcilik ve yazarlık gibi pek çok alanda görev yapan Pazarcı için muhabirlik büyük bir haz kaynağı, temsilcilik ise "Allah düşmanımın başına vermesin" sözleriyle ifade ettiği sıkıntılı bir iş.

Yazar Pazarcı, "Muhabirlikte her gün sıcak olaylar yaşanıyor ve her gün yeni bir şeyler yapıyorsunuz. Köşe yazarlığı pek öyle değil. Rus işgali sırasında ben Afganistan'a gittim. O dönemde oraya giden pek Türk gazeteci yoktu. Gittik, savaşların içinde bulunduk. O dönem farklıydı. Ben muhabirliğin tadını alarak yaptım. Savaş muhabirliği yaptım, ekonomi muhabirliği yaptım, belediye muhabirliği yaptım, polis-adliye muhabirliği yaptım, Meclis muhabirliği yaptım. Bu sektörün her tarafında çalıştım ama muhabirlikten büyük haz aldım." şeklinde konuşuyor.

Temsilcilik ile ilgili düşüncelerini ise şöyle anlatıyor: "Temsilcilik, sıkıntılı bir iş. Temsilcilik… Allah düşmanımın başına vermesin. Bir yandan muhabirlikten gelmişsiniz, muhabirlerin hak ve menfaatlerini korumaya çalışıyorsunuz, bir yandan patronun vekilisiniz. Zor bir iş. İstanbul'dan işten çıkarılacakların listesi gelir. Muhabirlerden hiçbiri o listenin gelip gelmediğine bakmaz. 'Emin Pazarcı çıkardı' derler. Oysa, listede 10 kişi vardır, 5'ini kurtarmışımdır. Kimse ona bakmaz… Çalışanlarla kötü oluyorsunuz ister istemez. En çok muhabirlikten zevk aldım. Ama yazarlıktan da zevk alıyorum. Köşe yazarlığının idari bir sorumluluğu olmadığı için daha rahat."

Temsilcilik yaptığı dönemlerde, sık sık başbakanların istekleri ile karşılaştığını aktaran yazar Pazarcı, bu durumu 'oturmuş gazetelerde temsilcilik yapmamasına' bağlıyor: "Belki onun sıkıntısını yaşadım. Akşam yeni bir müesseseydi. Akşam'ı biz kurduk. O yüzden birçok sıkıntıları vardı. Onları yaşadık. Dünden Bugüne Tercüman'ı çıkardık. Onu da sıfırdan oturttuk. Sadece oturmuş TV 8'de temsilcilik yaptım."

Emin Pazarcı, şunları anlatıyor: "Çok ciddi sıkıntılar yaşadık. Hükümetler karışır… O dönemde, yeni kurulan bir gazetenin ayakta kalması için hükümet ile ilişkilerini iyi tutması gerekiyor. Pek çok sıkıntı var. Biz de bunlara kıyısından köşesinden dahil olmak zorunda kaldık. Başbakanlar aradı… 'Gazetenin yayın politikası değişti, sen de herhalde bizimle ilgili hoş şeyler yazarsın' dediği zaman ben onları da yazdım. 'Ben geçmişte de size hakaret etmedim, küfür etmedim. Bugün de istediğinizi yapmam. Siz namlunun ucundaki mermi gibi görüyorsunuz gazetecileri, diğer öbür gün o mermi de sizi vurur' dedim. O dönemde, ismini vermeyeyim, bazı yazarların gazeteden kovulması gerektiğini, aksi halde bize randevu vermeyeceklerini söyleyen başbakanlar da oldu. Ben patrona iletmedim bunları. Ama onlar dolaylı yoldan patrona ilettiler ve o yazarlar gazetede bir daha yazamadılar, işlerine son verildi. Ama ben aracı olmadım."

"RAHMETLİ ECEVİT, 'O MUHABİR HAKKINDA GEREĞİNİ YAPARSINIZ' DEDİ"

Emin Pazarcı, eski başbakanlardan merhum Bülent Ecevit ile yaşadığı bir anıyı şöyle ifade ediyor: "Parlamento muhabirimiz Şeyda Apaydın bir haber yazmıştı. 'Haber kaynağın sağlam mı?'dedim, 'Sağlam' dedi. Haberi verdik. Manşet oldu. Ertesi gün Bülent Ecevit, 'Siz herhalde gereğini yaparsınız Emin Bey' dedi. Gereği nedir? Gereği herhalde muhabiri işten kovmaktı. Ben Şeyda ile konuştum. 'Bir süre DSP'yi takip etme' dedim. Yine parlamentodaki görevine devam etti. Başbakan ile sürtüşmek de istemedim ama işine son vermedim. Ama böyle başbakanların uyarısı ile işine son verilen her halde çok gazeteci vardır. Ben korumaya çalıştım. Korudum da. Siyasiler ile çok fazla vıcık vıcık ilişkiler içinde olmamaya çalıştım... 'Ecevit siyaseti bırakıyor' diye bir haberdi. Çok iyi hatırlamıyorum ama Ecevit kalktı tepki gösterdi. 'Böyle bir şey yok' dedi. Demek ki kaynağımız arkadaşı yanıltmıştı. Kaynağın ismini de veremedik. Kaynağı da sıkıntıya sokacaktı. Ecevit'in çok yakınıydı o kaynak. Çok ilginçtir basından gelen Ecevit bile o dönemde bunu yapmıştı…"

"ECEVİT ÇOK NAZİK BİR İNSANDI AMA…"

Pazarcı, Bülent Ecevit'in son dönemleriyle ilgili düşüncelerini ise şöyle özetliyor: "Ecevit çok nazik bir insandır ama maalesef son dönemde yaşlanmıştı. Zaman zaman bazı şeyleri unutuyordu. Bunu da göz ardı etmemek lazım. Son dönemlerinde Ecevit ile ilgili bayağı sıkıntılar vardı. Bir gün, 30 Ağustos resepsiyonunda, Ecevit'e bir şeyler anlattım. Bir dakika falan anlattım. Rahşan Hanım beni dürttü, öbür kulağını gösterdi. Dinleme cihazı olmayan kulağa konuştuğum için anlamamış, öbür tarafa geçip anlattım. Bunlar da Türkiye'nin gerçekleriydi. Ecevit, beyefendiydi ama son dönemde yaşlılığın verdiği bazı sıkıntıları da yaşamayı başlamıştı. O sıkıntıları Türkiye de yaşadı. İşin o tarafını da görmezlikten gelmeyelim."

"Son zamanlarda Ecevit'ten sık sık telefon almaya başlamıştık." diyen yazar, başka bir anısını şöyle anlatıyor: "Bir gün Rusya'ya gittik. Rusya'da üçlü koalisyon. ANAP'lılar (Mavi Akım ile ilgiliydi herhalde) MHP'lileri by-pass ederek, Ecevit'i otelden kaçırdılar. MHP'li Tarım Bakanı ve Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez orada kaldı. Karşılaştık otelde, 'Bizi by-pass ettiler, Ecevit'i aldılar götürdüler' diye çok sert tepki gösterdiler. Ben de 'Gelin, kızmayın' falan diye haberi de kaçırdım. İkisini aldım geç saatlere kadar Moskova'da gezdirdim. Ondan sonra geç geldik, bakanları oraya teslim ettim. Ertesi gün Akşam'da, 'Koalisyonda çatlak çıktı, böyle böyle oldu, koalisyondaki bakanlar tepki gösterdi' diye manşet çıktı. Türkiye'ye döndükten ve haber çıktıktan sonraki gün Ecevit aradı. 'Emin Bey, Moskova'da bizimle birlikte olduğunuzu görmeseydim, aldatıldığınıza inanırdım' dedi. Ama oldu, iki tane bakan 'By-pass edildik' diye bağırıyor. O arada koalisyon çatırdadı, bayağı şeyler oldu. Ama Ecevit, maalesef yaşlanmıştı. Bu tür problemler oluyordu. Yüzde yüz haberiniz doğru ama başbakan arıyor ve bu yanlış diyor. Gözünüzün önünde olmuş... 'Aldatıldığınızı düşünecektim' diyor. Yani, yalan yazdın, diyor ama doğru. Ertesi gün, Ecevit'in bu sözlerini yazdık ama öbür iki bakanın sözlerini de yazdık… Yaşadık, rüya görmüş değiliz. Bakanlar tepki gösteriyorlar."

"İKİ KİTAP PROJESİ GÜNDEMDE"

Emin Pazarcı, iki kitap projesi hakkında da bilgi verdi. Yavuz Donat'ın olur vermesi halinde, Donat'ın mesleki deneyimleri ile ilgili bir kitap hazırlamayı düşündüğünü kaydeden Pazarcı, "Bir de benim, Takvim'deki yazı dizisinde de yazamadığım, yüzeysel olarak geçilen bir çok hatıram ve olay var. Siyasiler ile yaşanan… Fırsat bulabilirsem elimdeki notları kitap haline getirebilirim." dedi.


(CİHAN)

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR