Bir yıl için korkunç rakam

İMKANDER'in raporuna göre 2015 yılında 5.509 mülteci denizde boğularak hayatını kaybetti.

ABONE OL
GİRİŞ 29.02.2016 17:05 GÜNCELLEME 29.02.2016 17:05 Avrupa
Bir yıl için korkunç rakam

İMKANDER'in hazırladığı Mülteci Ölümleri Raporu'nda 2015 yılı içerisinde 5.509 mültecinin denizlerde boğularak yaşamını yitirdiği belirtilerek çarpıcı tespitlerde bulunuldu.

İnsanı Müdafaa ve Kardeşlik Derneği'nin (İMKANDER) hazırladığı Mülteci Ölümleri Raporu'nda, 2015 yılı içerisinde 5 bin 509 mültecinin denizlerde boğularak yaşamını yitirdiği belirtilerek, geçtiğimiz yılın mülteciler için 'felaket yılı' olduğu kaydedildi.

Mültecilerin temel insan haklarından yararlandırılması ve toplumda mültecilik konusunda bir duyarlılık oluşturulması için periyodik olarak raporlar hazırlayan İMKANDER'in mülteci ölümlerine dikkat çekmek için hazırladığı "Göçmenlerin ve Sığınmacıların Yaşadığı Tekne Faciaları Hakkında Mülteci Ölümleri Raporu"nda çarpıcı tespitlerde bulunuldu.

Akdeniz ve Ege Denizi'nde yaşanan facialarının gün gün kaydının tutulduğu rapora göre, 2015 yılı içerisindeki insan kayıpları giderek arttı ve 2015 yılı 5.509 ölüm vakasıyla mülteciler için bir felaket yılına dönüştü.

5509 Mülteci Denizlerde Boğularak Yaşamını Yitirdi

96 sayfalık Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan rapor hakkında İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine konuşan İMKANDER Genel Başkanı Murat Özer denizlerde yaşanan bu felaketlerin pek çok sebebi bulunduğunu vurgulayarak: "Bu yıl 5.509 mültecinin boğulmak suretiyle hayatını kaybettiğini tespit ettik. Fakat, pek çok mültecinin herhangi bir kayıt tutulmayan teknelerle yolculuk yaptığı düşünüldüğünde bu sayı çok daha fazla olmalıdır. Bizim tespitimiz sadece cesetlerine ulaşılan mültecileri kapsıyor." dedi.

Özer, sonu ölümle neticelenen bu faciaların en büyük sorumlusunun mülteci kabulüne yanaşmayan Avrupa'nın kıyı ülkelerinin izlediği politika olduğunu belirterek: "Başta Yunanistan ve İtalya olmak üzere Akdeniz ülkelerinin mültecilere "insani" sayılamayacak bir yaklaşım içerisinde olduğunu görüyoruz. Asya ve Ortadoğulu mültecilere karşı tekneleri açık sulara itmek, botları kıyılara güvenlik gücü marifetiyle yanaştırmamak, hatta batırmak gibi insan onuruna yakışmayacak davranışlar içerisinde bulunan Yunanistan'ın, II. Dünya Savaşı'nın sürdüğü dönemde binlerce vatandaşının Ege Denizi'ni aşarak Türkiye'ye sığındığı unutulmamalıdır. 1941 yılında başlayan ve 1943 yılında gelindiğinde 22.525 kişiye ulaşan Yunanlı sığınmacı göçü karşısında henüz Cenevre Sözleşmesi'nin dahi yapılmadığı bir dönemde Türkiye'nin izlediği siyaset vicdani açıdan örnek teşkil etmelidir." dedi.

"Batı Ayırımcılıktan ve Diktatörleri Desteklemekten Vazgeçmeli"

İMKANDER Genel Başkanı Murat Özer, mülteci göçü ile birlikte Avrupa ülkeleri arasındaki Schengen Antlaşmasının fiilen ortadan kalktığı vurgulayarak: "Mültecilere yönelik ayırımcı yaklaşımların Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde giderek artmasını kaygıyla izlemekteyiz. Yunanistan'ın Kos Adası'nda mülteci çadırlarına yönelik molotof kokteyli ile düzenlenen saldırılar, Budapeşte'de Macar Güvenlik Görevlilerinin insan onuruna yakışmayan tutumları endişe verici bir noktaya ulaşmış durumdadır. Son olarak Birleşik Krallık'a bağlı Galler'in başkenti Cardiff'te uygulamaya konulan "mülteci bilekliği" uygulaması son derece rahatsızlık vericidir. Mültecilere renkli bileklik taşıma zorunluluğu getiren ve bu bilekliği taşımayanlara yiyecek yardımının kesilmesini öngören uygulama II. Dünya Savaşı'nda Yahudilere "sarı renkli yıldız" taşıma zorunluluğunu çağrıştıran ayırımcı bir uygulamadır ve derhal vazgeçilmelidir" şeklinde konuştu.

Raporda mülteci sorunun çözülmesi için çeşitli önerilerde de bulunuldu. ABD ve AB ülkelerini 1951'de imzaladıkları Cenevre Antlaşması'na uygun davranmaya davet eden raporda sorunun temelinin Batı ülkelerinin İslam dünyasındaki yanlış politikaları olduğu ifade ediliyor. Uluslararası kamuoyunun mülteciler için güvenli seyahat rotalarının önünü açarak vize koşullarını kolaylaştırması, kitlesel göçü kaldırabilecek düzeyde kotaların belirlenmesi ve mültecilere temel haklarının sağlamasının talep edildiği raporda Batılı ülkelerin İslam dünyasında terör estiren diktatörleri desteklemekten vazgeçerek bölge halklarının iradeleri göz önünde bulundurmasının ve çatışmaların yaşandığı bölgelerde halkların iradelerine uygun devlet anlayışı tahsis edilmesinin desteklenmesinin sorunun çözümünde en etkili yol olduğu vurgulanıyor.