"Yerli uçak deyip montaj hattı kurmuyoruz"

Savunma Sanayi Müsteşarı İsmail Demir Türkiye'nin milli yolcu uçağı projesine dair konuştu, Demir "Yerli deyip montaj hattı kurmuyoruz" dedi

ABONE OL
GİRİŞ 03.06.2015 13:10 GÜNCELLEME 03.06.2015 15:13 Başarı Hikayeleri
"Yerli uçak deyip montaj hattı kurmuyoruz"

Savunma Sanayii Müsteşarı İsmail Demir, Türkiye'nin kendi yolcu uçağına sahip olma projesine, yerli sanayinin maksimum ölçüde katkıda bulunacağını belirterek, "Burada havacılık ve savunmada öne çıkan şirketlerimiz başta olmak üzere irili ufaklı bir dizi şirketimize imkan çıkacak" dedi.

Demir,  yaptığı açıklamada, Türkiye'nin yerli yolcu uçağı projesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye'nin bölgesel yolcu uçağı yapmasının bir devlet politikası olarak ortaya çıktığını ve yol haritasında sıfırdan bir uçak tasarlayıp, uçurmanın hedeflendiğini anlatan Demir, bunun yanında hedefe ulaşma konusunda bir ara hamleye ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Söz konusu ara hamlenin, dünyada bilinen, kendini ispatlamış bir modelin Türkiye'de tüm haklarıyla üretilmesi olduğuna işaret eden Demir, Türkiye'de üretim başta olmak üzere diğer şartlara yakın duran 4 alternatif üzerinde değerlendirme yapıldığını belirtti.

Proje için havacılık alanında bir KİT oluşturma ya da özel statülü bir şirket kurma gibi alternatiflerin değerlendirildiğini dile getiren Demir, şöyle konuştu:

"Nihai karar, en uygun model olarak benimsendi. Birkaç parametre var burada. Devletin uçakla ilgili hakimiyetinin kaybolmadığı özel sektör dinamiğinin işin içine katıldığı bir model. Düşünülen sistemde, nasıl savunma sanayinde bir projeyi hayata geçirmek üzere belli geliştirme aşamalarına destek verip sonra ürünü sahipleniyorsak, böyle bir model öngörüldü. Yani ürün ortaya çıkana kadarki süreçte desteklemek ama bunun karşılığında ürünün bütün haklarını ve üretimini bünyemize almak. Bu da son derece makul ve uygulanabilir bir model.

Projeyi bir özel şirket üstleniyor, biz de destekliyor olacağız. Uygun üretim yerini seçme konusunda çok fazla müdahil olmak istemiyoruz. Projenin hızlı ve dinamik yürümesini öngörüyoruz ve bununla ilgili de özel sektör karar mekanizmasını çok etkileyecek şekilde davranmak uygun değil. Çünkü biz sonuç almak istiyoruz. Sonuç alabilecek en iyi yöntemi seçmelerini istiyoruz."

Uçağın üretim merkezinin seçimi

Ankara'nın Kazan ilçesinin, uzay ve havacılık ihtisas organize sanayi bölgesine ev sahipliği yapacağını ve bölgede geniş bir ekosistem oluşacağını anlatan Demir, şunları kaydetti:

"Bölge, TAI'nin bitişiği. Pist vesaire gibi imkanlar da var. Projede TAI gibi bir kuruluşumuzun çok önemli rol oynayacağını düşünürsek, bu parametreleri bir araya koyduğumuz Kazan Organize Sanayi Bölgesi en uygun alternatiflerden birisi olarak ortaya çıkıyor ama yarın hemen kazma vurulup orada işlem başlıyor dersek yüzde 100 doğru olmayabilir.

Başka alternatif de bakabilir şirket ancak Kazan şu anda en uygun alternatiflerden birisi olarak görülüyor. İstanbul tercihi olabilir, orada da belli bir sanayi var."

Devletin doğrudan işin içinde olduğu, uçakla ilgili hakları alıp üretim tesisi kurmasının öngörüldüğü modelin ciddi bir vakit kaybı yarattığını ifade eden Demir, projenin işleyişine ilişkin şu bilgileri verdi:

"Onun yerine mevcut şirketi, bir özel şirket satın aldı. Onlar gelip burada yatırım yapmaya gönüllü oldular. Tabiri caizse işin prototipi veya ilk ürünü çıkartma, tamamen özgün olacak uçağımızın geliştirme projesini verdiğimiz şirket, bu şirket.

Bu durumda şirket uçağı yapıyor olacak, ancak bütün uçak projelerinde olduğu gibi bir dizi irili ufaklı alt yükleniciyle çalışmaları söz konusu. Bu bir gereklilik. Zaten dünyada çok iyi bilinen uçak imalatçısı şirketler dahi bir entegratör rolünü oynuyor.

Bu şirket ana yüklenici olarak son montajı kendisi yapıyor olsa dahi bir dizi ürününü STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ ile koordineli şekilde diğer alt şirketlere yaptırıyor olacak.

Burada havacılık ve savunmada öne çıkan şirketlerimiz başta olmak üzere irili ufaklı bir dizi şirketimize imkan çıkacak diye bekliyoruz.

Sanayimizin yetkin olmadığı ya da 2-3 yılda yetkin olamayacağı alanlar var. O alanlardaki şu anda mecburen yerli olamayabilir ama sanayimizin yetkin olduğu ve olabileceği bütün alanlarda, hatta sanayimizi destekleyerek de bu uçağa katkıda bulunmalarını sağlayacağız. 2019'da uçağımızı uçurmayı hedefliyoruz. Bu önemli ve gerçekleştirilebilir bir hedef."

"Sertifika sorunu olmayacak"

İsmail Demir, Dornier D 328 tipi uçağın haklarının satın alınıp Türkiye'de imal edilmesini içeren proje paketi içinde, Almanya'da uçakların bütün bakım, destek ve dizayn değişikliklerini yapan bir şirketin de bulunduğunu söyledi.

Uçağın hem Avrupa hem de Amerika sertifikasına sahip olduğunu ve bu açıdan sorunu olmayacağını anlatan Demir, uçakta bazı modernize edilen unsurların da kolayca sertifikalandırılabileceğini ifade etti.

Demir, "İlk uçak, sertifika farklarını da hemen aşmak üzere Almanya'dan çıkabilir ama asıl Türk uçağı 2019 yılında Türkiye'den çıkacak. İlk uçaktan sonra Almanya'da artık üretim yapılmayacak" dedi.

Projeye 50 uçak siparişinin dahil olduğunu belirten Demir, bu sayının daha büyük olacağını umduklarını, imalatçı şirketin de buna güvenerek yatırım yaptığını kaydetti.

Tamamen Türk imzalı uçak için ilk adım olacak

Demir, projede tüm bunların yanında, söz konusu tesislerin kurulup çalışmaya başladığı anda dizaynı, tasarımı Türkiye'ye ait olan, her şeyi Türk imzası taşıyan bir uçağın geliştirilmesi ve tasarımına başlanmasının hedeflendiğini vurguladı.

Projenin maliyetine ilişkin de bilgiler veren İsmail Demir, şöyle konuştu:

"Projenin maliyeti için de mevcut uçağı tekrar hayata geçirmek, bunun tüm ekipmanını kurmak ve 50 uçağın fiyatı ve yeni tip uçağımızın geliştirilmesi dahil 1,5 milyar dolar civarında bir rakam şu anda öngörülüyor.

Proje bir anlamda maliyet artı yöntemiyle yürütülecek. Şu anda bir fizibilite ve maliyet analizi yapıldı. Bu civarda bir proje öngörünüyor.

Ancak bunu bir firma yapacağı için biz doğrudan bir rakama imza atmak yerine şeffaf şekilde projenin yürütülmesini ve bütün maliyet kalemlerimizin açık olmasını, bu maliyet kalemleri üzerinden belli bir maliyet artı yöntemiyle fiyatlandırmayı daha uygun gördük ki projenin maliyeti konusunda hem bizlerin, devlet tarafının hem de üretici tarafının içi rahat olsun."

Projede yerli şirket katkısı ile bu süreçte yerli üretimin kalifikasyon ve sertifikalandırılmasının önemine işaret eden eden Demir, şirketlerin belli bir kalite standardını tutturması, belli bir eğitim ve kalifikasyon süreçlerinin olması gerektiğini söyledi. Demir, "Bahsettiğimiz paranın içinde şirketlerimizi bir şekilde kalifiye hale getirmek de var" dedi.

İnsan kaynağı zenginleşecek

Havacılık sektörünün desteklenmesinin ve bu alanda ortaya çıkacak teknolojik gelişmenin çarpan etkisinin büyük olduğunu vurgulayan Demir, "Uçak yapmış olmak için uçak yapalım, uçak yapan ülkeler arasında bizim de adımız olsun, şanımız yürüsün diye uçak yapmaya kalkıyorsak bu dar görüşlülük olur.

Belki savaş uçağı alanı biraz daha özgüven, özgürlük ve bağımsızlık anlamında mesaj veriyor ama ticari alanda 'şan olsun' demenin ötesinde şeyler olması gerekiyor. Uçak sanayi, teknoloji hususunda itici güç oluyor.

İkincisi, yaklaşık 1'e 7, 1'e 10 oranında bir ekonomik çarpan etkisi var. Yani havacılığa yaptığınız 1 birim yatırım ekonomiye 7 birim veya 10 birim olarak geri dönüyor" şeklinde konuştu.

Kurulacak uçak fabrikasında 300 kişi istihdam edildiğinde ve bunun alt bileşenleri dikkate alındığında 3 bin kişilik bir istihdamın ortaya çıkacağını ifade eden Demir, bu süreçte kalifiye insan gücü yetiştirilmesi açısından da önemli mesafe alınacağını belirtti. Demir, şunları kaydetti:

"Bir an önce genç nüfusumuzu spesifik bir alanda eğitip kaliteli iş çıkartır hale getirmek önemli. Bu projede bunu yaşıyor olacağız. Sivil havacılıkta faaliyet gösteren teknik insanlarımızın teorik olarak bilgisinden ne kadar bahsedersek bahsedelim, kalifiye olabilmeleri, bir tasarıma veya yaptığı işe imza atabilmeleri için belirli tecrübe süreleri, karşılamaları gereken belli standartlar var. Bunların bir önce sağlamanız lazım.

Bu çaba bize zenginleştirilmiş insan kaynağı olarak dönecek. Çeşitli teknolojik alanlarda artık insanımızın eli işe değdiği için yetkinlikler artacak ve buradan bir dizi endüstriye insan kayabileceği gibi bir dizi endüstri de bu alana katkıda bulunabilecek.

Bu önemli bir çarpan. Dünyada ilk 10 ekonomi olmaktan bahsediyoruz. İlk 10'da olup da havacılık sanayi gelişmemiş tek ülkeyi gösteremezseniz. Bu bir vizyon projesi. Bu vizyonla bir şeyler yaptıkça hem özgüven kazanmak, işte milli gurur...

Bunlar ayrı bir parametre ve değerli, ancak başarı, bu başarının da ekonomiye çarpan olarak dönmesi ve buradan ihracat imkanları sağlayabilmek önemli."

"Montaj hattı kurmuyoruz"

Seçilen uçağın kendini ispatlamış bir model olduğunu ve yapılacak çalışmalarla modernize edileceğini ifade eden Demir, yeni bir uçak seçimi yapıldığında ise firmaların sadece montaj hattı kurması gibi bir durumla karşı karşıya kalındığını söyledi. Demir, şu değerlendirmelerde bulundu:

"İkisi farklı şeyler. Biz şu anda montaj hattını kurmuyoruz. Uçağın 15 yıl önce piyasadan kaybolmuş olmasının bir avantajı şu, sadece çizimler hatta bir kısmı kompüteriz olmamış çizimler var.

Bunları kompüterize etmek, üç boyutluya geçirmek bunlar çok önemli mühendislik tecrübesi kazandıracak, insanımızı bir fiil uçağın kendisiyle tanıştıracak işlemler. Bütün üretim hattını tekrar kuracaksınız. Alt sistem üretim hatlarınızı kuracaksınız

Tezgahları tekrar yenileyeceksiniz veya modernize edeceksiniz veya çeşitli araç ve gereçleri yeniden tasarlayacaksınız. Bu bir anlamda ana parametreler hazır, detayların bir çoğunu çalışarak ortaya çıkarmanız gereken bir süreç olacak.

Yani birileri getirip size işte bu hattı kurdum, tezgahlar burada, teçhizat burada, isimler burada, bak şöyle monte edeceksin, sök-tak demeyecek ve bu önemli bir tecrübe kazandıracak, ayrıca aviyonik ve güç sistemleri gibi bir takım sistemler değiştirilecek, bunların mühendislik çalışmalarını bizim mühendislerimiz yapacak."

Seçilen uçağın hem pervaneli hem jet olarak üretebileceğine dikkati çeken Demir, uçağın çok amaçlı olmasının bir başka çekici unsur olduğunu dile getirdi. Demir, uçağın pervanelisinin çok kısa mesafe de inip kalkabildiğini; pervane sınıfında en hızlı, jet sınıfında ise optimum uçaklar arasında bulunduğunu belirtti.

Demir, uçağın askeri alanda kullanabildiğini, ambulans uçak, VIP, sahil gözetme, karakol uçağı gibi de değerlendirilebildiğini anlattı.

Küçük şehirler arasındaki ulaşımda da bir model oluşturmak gerektiğine değinen Demir, günde her zaman 55-60 yolcu bulmak konusunda problemli yerler olabildiğini, ancak bu uçağın 25 yolcuyla çok fizibil bir uçuş yapabildiğini kaydetti.

Demir, "Artı bizim açılım yaptığımız şu anda Afrika ve Orta Doğu alanlarında veya özellikle altyapıya çok masraf yapamayacak ülkelerde bir asfalt döküldüğü zaman bu uçak operasyon yapabilecek nitelikte" dedi.

KAYNAK : AA