'Sünni eksen'in yakınlaşması Batı'ya kabus oldu: 'Nükleer silahlar transfer edilebilir'

ABD - İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü işgal savaşı ve bölgede değişen öncelikler, Batılı ülkelerde yeni bir 'çekinceyi' tetikledi: Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır'ın yön vereceği "Sünni eksenin" yakınlaşması.

ABONE OL
GİRİŞ 03.04.2026 14:37 GÜNCELLEME 03.04.2026 14:57 Dış Politika
'Sünni eksen'in yakınlaşması Batı'ya kabus oldu: 'Nükleer silahlar transfer edilebilir'

         
HABER7 - ÖZEL

Yunanistan'da yayın yapan "Protothema" gazetesi, "Bölgesel güç savaşında nükleer satranç: Türkiye'nin yeni stratejik arayışları ve Pakistan" başlıklı bir makaleyi manşete taşıdı.

Makalede, ABD - İsrail koalisyonunun İran'a karşı yürüttüğü işgal savaşının bölgede stratejik öncelikleri değiştirdiği belirtilirken, Ankara; İslamabad, Kahire ve Riyad'ın yakınlaşmasına dikkat çekiliyor.

"Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan'ın bir araya gelmesi, güçlü bir 'Sünni eksenin' ayak sesleri olarak görülüyor."

Makalede ayrıca, 'Sünni eksen' şeklinde tanımlanan ülkelerin "nükleer silah transferinde" bulunabileceği belirtiliyor.

"Uzmanlar, İslamabad yönetimiyle yapılacak güvenlik iş birliklerinin, nükleer silah satışına kapı aralayabileceğini vurguluyor."

Bu süreçte en dikkat çekici adımlar Suudi Arabistan'dan geliyor. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçmişte yaptığı açıklamalarda İran'ın nükleer bomba üretmesi halinde kendilerinin de aynı yolu izleyeceğini açıkça belirtmişti.

Kasım ayında ABD'ye yaptığı ziyaretin ardından Bin Selman'ın, ülkesine uranyum zenginleştirme izni verecek bir nükleer iş birliği anlaşmasıyla döndüğü bildirildi.

Ülkeler son olarak, Ürdün, Endonezya, Katar ve BAE'nin de yer aldığı geniş bir katılımla, Mescid-i Aksa'yı bir ayı aşkın süredir kapalı tutan İsrail'e karşı ortak bir bildiri yayınlamıştı.


TÜRKİYE'NİN "KIRILMA ANI"

Avrupa yerinde sayarken, Türkiye'nin İHA alanındaki muazzam gelişimi, dışa bağımlılığa karşı geliştirilen uzun vadeli ve merkezi bir stratejinin sonucu olarak öne çıkıyor.

Türkiye'nin bugün küresel bir güce dönüşmesinin temelleri, 14 Mayıs 2004 tarihinde atıldı. O dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK), Türk savunma tarihinin en kritik kararlarından birine imza attı.

Komite, dışa bağımlılığı sürekli kılacak olan lisanslı üretim programlarını (hazır alım ve montaj) iptal ederek, tamamen yerli ve milli tasarımlara yönelme kararı aldı. IISS analizlerinde bu tarihi toplantı, Türkiye'nin "stratejik özerklik için kritik kırılma anı" olarak nitelendiriliyor.

2004'te ekilen tohumlar, bugün sahada kendini kanıtlamış, geniş bir ihracat ağına sahip devasa bir ekosisteme dönüşmüş durumda. IISS, Türkiye'nin bu alandaki başarısının sırrını "hızlı tedarik, sahada test ve sürekli iterasyon" modeliyle açıklıyor.

Türkiye'nin İHA ekosistemini ayakta tutan temel platformlar raporda şu şekilde detaylandırılıyor:

Bayraktar TB2: Baykar tarafından üretilen ve bugüne kadar 500'den fazla üretilerek dünyanın dört bir yanına ihraç edilen bu sistem, IISS raporlarında açıkça "maliyet-etkinliği yüksek oyun değiştirici platform" olarak tanımlanıyor.

Anka: TUSAŞ tarafından geliştirilen MALE sınıfı İHA, 2018 yılında seri üretime geçerek Türk Silahlı Kuvvetleri'nin belkemiği haline geldi.

Bayraktar Akıncı ve Aksungur: Daha yüksek faydalı yük kapasitesine, gelişmiş radar ve mühimmat taşıma yeteneğine sahip bu sistemler, Türkiye'nin operasyonel derinliğini stratejik seviyeye taşıdı.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (IISS) son raporunda "insansız hava gücünde bir üst faza geçiş" olarak değerlendirilen projeler şunlar:

Kızılelma: Baykar tarafından geliştirilen insansız savaş uçağı konsepti; agresif manevra kabiliyeti, hava-hava ve hava-yer görevlerindeki potansiyeliyle dikkat çekiyor.

Anka III: TUSAŞ'ın düşük görünürlüklü (stealth) "uçan kanat" tasarımı, modern hava savunma sistemlerine karşı asimetrik bir üstünlük ve yeni bir doktrinel yaklaşım sunuyor.

"STRATEJİK ORTAK"

Türkiye'nin bu durdurulamaz yükselişi, Avrupa savunma devlerini de stratejilerini gözden geçirmeye ve Türkiye ile iş birliğine yönlendiriyor.

IISS analizlerine göre, Avrupa şirketleri artık Türkiye'yi sadece bir "tedarikçi" olarak değil, "teknoloji paylaşımı yapılacak stratejik bir ortak" perspektifiyle değerlendiriyor.

Bunun en somut örneği olarak, Baykar ile İtalya'nın savunma devi Leonardo şirketi arasında kurulan LBA Systems ortaklığı gösteriliyor. Rapor, bu tür uluslararası iş birliklerini, "Avrupa'nın dış bağımlılığını azaltma arayışının pragmatik bir yansıması" olarak yorumluyor.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün projeksiyonları, Avrupa ülkelerinin parçalanmış savunma sanayileri ve hantal bürokrasileri nedeniyle önümüzdeki on yılda da İHA ihtiyaçları için dışa bağımlı kalma riski taşıdığını gösteriyor.

Buna karşın Türkiye; Kızılelma ve Anka III gibi vizyoner projelerle sadece kendi hava sahasını güvence altına almakla kalmıyor, küresel savunma pazarında "oyun kurucu" rolünü her geçen gün pekiştiriyor. IISS raporunun en çarpıcı tespiti ise Türkiye'nin İHA serüvenini özetler nitelikte: Türkiye'nin geldiği nokta, maruz kalınan ambargo ve kısıtlamaların, doğru bir siyasi iradeyle nasıl stratejik bir inovasyona dönüştürülebileceğinin dünyadaki en somut örneğidir.

KAYNAK : Haber7