'Değerler' üzerine inşa edilen Avrupa 'insan onuru'nu korumada sınıfta kaldı

AB - İsrail Ortaklık Anlaşması'nın 2. Maddesi, "insan hakları ihlali" halinde taraflara "masadan kalkma" hakkı tanıyor. Fakat AB, İsrail'in Filistin topraklarındaki insanlık dışı uygulamalarına rağmen böyle bir adım atmadı.

ABONE OL
GİRİŞ 08.04.2026 17:32 GÜNCELLEME 08.04.2026 17:43 DÜNYA
'Değerler' üzerine inşa edilen Avrupa 'insan onuru'nu korumada sınıfta kaldı

     
HABER7 - ÖZEL

Avrupa Birliği (AB) kuruluş felsefesini oluşturan "insan hakları", "insan onuru" ve "hukukun üstünlüğü" ilkeleri ile İsrail'e yönelik stratejik ve ekonomik çıkarları arasında derin bir varoluşsal kriz yaşıyor.

İsrail Meclisi'nin (Knesset) Filistinli esirlerin idamına olanak tanıyan tartışmalı yasayı onaylaması ve uluslararası raporlarda yer alan "apartheid" uygulamalarına karşın Brüksel'in somut bir yaptırım kararı alamaması bardağı taşıran son damla oldu.

Apartheid, kelime anlamı olarak Afrikaans dilinde "ayrılık" demektir. Tarihsel olarak, Güney Afrika Cumhuriyeti'nde 1948 ile 1994 yılları arasında uygulanan, ırk ayrımcılığına dayalı resmi devlet politikasını ve yönetim sistemini ifade eder.


Uzmanlar, siyasiler ve sivil toplum kuruluşları, 2000 yılından bu yana yürürlükte olan AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nın derhal askıya alınması çağrısında bulunurken diplomatik eylemsizliğin Avrupa'ya ekonomik, sosyal ve prestij faturası giderek ağırlaşıyor.

'NOBEL' GETİREN 'DEĞERLER'

Avrupa Birliği’nin (AB) temelini oluşturan değerler Lizbon Antlaşması’nın 2. maddesi ile AB Temel Haklar Şartı’nda açıkça tanımlanıyor.

Söz konusu metinlerde insan onurunun dokunulmaz olduğu vurgulanırken; özgürlük, demokrasi, eşitlik ve insan haklarına saygının, AB'ye üye tüm ülkeler için vazgeçilmez ortak ilkeler olduğu belirtiliyor.

AB, bu çerçevede yürüttüğü çalışmalar nedeniyle 2012 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştü.


Günümüzde "insan onuru" vurgusunu her fırsatta yineleyen AB yönetimi, kendi değerlerini uluslararası arenada savunamayacak kadar çaresiz bir tablo çiziyor.

Soykırımcı İsrail'in Filistin topraklarındaki sistematik hak ihlallerini "apartheid rejimi" olarak tanımlayan sayısız uluslararası rapora rağmen, Avrupa başkentleri bu durumu yalnızca diplomatik kınamalarla izlemekle yetiniyor.

AB-İSRAİL ORTAKLIK ANLAŞMASI SAYISIZ İHLALE RAĞMEN HALA ÇÖKMEDİ

Brüksel ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerin ekonomik ve hukuki omurgasını, 2000 yılında yürürlüğe giren AB-İsrail Ortaklık Anlaşması oluşturuyor.

Bu anlaşma, İsrail'e Avrupa pazarında tarım, sanayi ürünleri ve ilaçlarda gümrük tarifelerinin kaldırılmasıyla devasa imtiyazlar sunuyor.

Anlaşmanın tartışmaya açılmasının ana nedeni ise metnin 2. maddesi. İlgili madde, ortaklığın insan hakları ve demokratik ilkelere saygı temelinde yürütüleceğini kesin bir dille hükme bağlıyor. İnsan hakları ihlalleri durumunda bu maddeye dayanılarak anlaşmanın askıya alınması hukuken mümkün.

RUSYA'YA KAPLAN İSRAİL'E KEDİ

İsrail'in Filistin topraklarındaki insanlık dışı uygulamaları ve Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği soykırım suçuna rağmen, AB yönetimi bugüne kadar somut hiçbir yaptırım adımını hayata geçiremedi.

Ukrayna'yı işgal eden Rusya'ya yönelik bilinen en büyük yaptırımları ise, 140 milyar dolarlık varlığı Brüksel'de dondurmuş olmaları.


Ayrıca, İsrail 2021 yılında AB'nin en büyük araştırma ve yenilik platformu olan Ufuk Avrupa (Horizon Europe) programına "ortak ülke" statüsüne dahil edildi.

FİLİSTİNLİLER İDAM EDİLİYOR

İsrail Meclisi'nin 48 hayır oyuna karşı 62 evet oyuyla kabul ettiği, Filistinli esirlerin idamına olanak tanıyan hukuksuz yasa, soykırımcı devletin kayıtlara geçmiş sayısız insan hakları ihlalinden sadece biriydi. 

Mart 2026'da AB, bu yasanın iptal edilmesi için İsrail'e diplomatik baskı yapmaya çalışsa da çabalar sonuçsuz kaldı.

İnsan hakları uzmanları, bu yasanın uluslararası hukuka ve insancıl hukuka açıkça aykırı olduğunu vurguluyor.

AB'nin, tüm bu insanlık dışı uygulamalara karşı İsrail ile olan ortaklık anlaşmasını haklı gerekçeyle feshetmeyişi, Brüksel üzerindeki baskıyı yoğunlaştırıyor.

Eski İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Direktörü Kenneth Roth, yasanın açıkça ayrımcı olduğunu belirtiyor.

Roth'a göre düzenleme, Yahudi aşırılıkçıları kapsamazken yalnızca fiiliyatta Filistinlilerin eylemlerine uygulanıyor.

İsrail askeri mahkemelerinin işkenceyle alınmış itirafları kullandığını ve yüzde 96 gibi devasa bir mahkumiyet oranına sahip olduğunu hatırlatan Roth, idam kararının jüri oy birliği yerine çoğunluk kararıyla alınabilmesi ve infaz için en fazla 90 gün süre tanınması nedeniyle bu düzenlemeyi bir "intikam ve kontrol yasası" olarak nitelendiriyor.


Uluslararası Af Örgütü Araştırmacısı Budour Hassan ise, 7 Ekim 2023'ten bu yana 100'den fazla Filistinlinin İsrail gözaltındayken hayatını kaybettiğini, hapishanelerde işkence ve ölümlerin zaten yaşandığını, bu yasayla birlikte fiili yargısız infazların resmi "yargısal infazlara" dönüştürüldüğünü dile getiriyor.

Hassan'a göre AB'nin kınamaları yetersiz ve İsrail, maddi sonuçlarla karşılaşmadığı sürece geri adım atmayacak.

AP'DEN ÖZ ELEŞTİRİ: "KENDİ EYLEMSİZLİĞİMİZİN SONUÇLARINI ÖDÜYORUZ"

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) liberal çizgideki Renew Europe grubundan İrlandalı milletvekili Barry Andrews, Lübnan’ın başkenti Beyrut’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından Avrupa Birliği’nin (AB) Orta Doğu politikasını sert sözlerle eleştirdi. Andrews, AB’nin tutumunu “zayıf” ve “acınası” olarak nitelendirdi.

AB NE YAPABİLİR?

AB’nin elinde bulundurduğu ancak kullanmaktan kaçındığı hukuki araçlara dikkat çeken Barry Andrews, özellikle “Engelleme Mevzuatı” mekanizmasının devreye alınması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu düzenlemenin, ABD’nin İsrail’i boykot eden şirketlere yönelik baskısına karşı Avrupalı firmaları korumayı amaçladığını belirten Andrews, finans teknolojisi şirketi Stripe’ın, ABD kaynaklı baskılar nedeniyle Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Francesca Albanese ile ilgili işlemleri engellemesini bu duruma örnek gösterdi.

Andrews ayrıca, İsrail’in sivil toplum kuruluşları ile UNRWA’ya yönelik kısıtlamalarının, AB’nin veri koruma ve mahremiyet standartlarıyla artık örtüşmediğini savunarak, “Veri Yeterliliği” statüsünün yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.


Avrupa’nın Orta Doğu’daki gelişmelere karşı yeterince güçlü bir duruş sergileyemediğini ifade eden Andrews, bu durumun kıta için ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti. Andrews, enflasyon, artan enerji maliyetleri ve düzensiz göç gibi krizlerin bu politikanın bedeli olduğunu vurguladı: "İsrail'e karşı kendi eylemsizliğimizin sonuçlarını ödüyoruz."

Gazze konusunun Aralık 2025’ten bu yana Avrupa Parlamentosu gündeminden tamamen düşmüş olması ise, söz konusu eylemsizliğin bir diğer göstergesi olarak değerlendirildi.

KAYNAK : Haber7