Türkiye-İsrail yarım asırlık ilişkileri: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tavizsiz mücadelesi

1949 yılında başlayan İsrail ilişkileri, Erdoğan liderliğinde tamamen yerli ve milli bir eksene oturarak mazlumların sesi oldu. Davos'tan Mavi Marmara'ya kadar Siyonist zulme karşı geri adım atmayan lider olarak tarihe geçiyor.

ABONE OL
GİRİŞ 22.08.2026 13:02 GÜNCELLEME 22.08.2026 13:02 DÜNYA
Türkiye-İsrail yarım asırlık ilişkileri: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tavizsiz mücadelesi

Haber7-ÖZEL

Ankara ile Tel Aviv arasındaki ilişkiler, geçmişin faydacı ve askeri bağımlılık zincirlerini kırarak, Türkiye'nin bölgesel liderlik ve milli egemenlik mücadelesinin en çetin cephelerinden biri haline geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dünya beşten büyüktür felsefesiyle şekillendirdiği dış politika, İsrail'in Gazze'deki soykırımcı politikalarına karşı sadece diplomatik değil, ekonomik, hukuki ve askeri alanlarda da tam bir abluka stratejisine dönüştü. Son olarak Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından Interpol üzerinden talep edilen kırmızı bültenler ve Suriye sınırındaki milli savunma refleksleri, Türkiye'nin Siyonist tehdide karşı ne kendi sınırları dahilinde ne de bölgesel istikrar açısından asla taviz vermeyeceğini bir kez daha tüm dünyaya ilan etti.

İSRAİL’E BM’DE ATTIĞIMIZ İLK TOKAT

Türkiye, 1949 yılında İsrail'i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke olarak Batı ittifakındaki yerini sağlamlaştırma gayesi gütmüştü. Soğuk Savaş döneminin getirdiği bu zorunlu yönelim, 1950'lerde diplomatik temsilciliklerin açılması ve 1958'de Adnan Menderes döneminde David Ben-Gurion'un gizli temaslarıyla şekillenen çevre stratejisine zemin hazırladı. Ancak Türk milleti, Filistin davasını her zaman kalbinde taşıdı. 1967 Altı Gün Savaşı sonrasında Ankara'nın Siyonist yayılmacılığa karşı eleştirel tonu yükseldi ve 1975'te Siyonizmi bir ırkçılık türü olarak gören Birleşmiş Milletler kararına lehte oy verildi. 1980'de İsrail'in Kudüs'ü işgal ve ilhak etme küstahlığına karşı diplomatik ilişkiler asgari düzeye indirildi.

DOKSANLI YILLARIN ASKERİ VESAYET ANLAŞMALARI

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte, Madrid ve Oslo süreçlerinin yarattığı görece yumuşama iklimi, Türkiye'nin askeri bürokrasisini İsrail ile yakınlaşmaya itti. 1992'de büyükelçilik düzeyine dönen ilişkilere ek olarak ticaret, turizm ve savunma alanlarından anlaşmalar imzalandı. 23 Şubat 1996'da imzalanan askeri işbirliği anlaşmasıyla, Türk ve İsrail savaş uçaklarının ortak eğitim uçuşları yaptığı, 632 milyon dolar değerinde 54 adet F-4 modernizasyon projeleri kapsamında Tel Aviv savunma sanayisine aktarıldığı bu dönem, milli çıkarlardan ziyade dönemin askeri vesayet odaklarının bir tercihiydi.

Türkiye bu ortaklığı terörle mücadele ve bölgesel dengeler için bir araç olarak görse de, İsrail bu durumu Müslüman bir NATO ülkesinin coğrafi derinliğini kendi emelleri için kullanma fırsatı olarak değerlendirdi.

DAVOS’TA YÜKSELEN SES: ONE MUNITE

AK Parti'nin iktidara gelişiyle birlikte Türkiye, bölgesel barış için başlangıçta arabulucu bir rol üstlenerek iletişim kanallarını açık tuttu. Hatta 2008 yılında İsrail ile Suriye arasında dolaylı barış görüşmelerine öncülük etti. Ancak İsrail'in Gazze'deki vahşi operasyonları bardağı taşıran son damla oldu. 29 Ocak 2009'da Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Şimon Peres'e karşı gösterdiği tarihi “One minute” tepkisi, Siyonist zulme karşı küresel ölçekte bir uyanışın fitilini ateşledi. Davos’ta yaşanan bu sahne, Türkiye’de ve Müslüman coğrafyalarda Erdoğan’ın Filistin meselesi üzerinden İsrail’e alenen meydan okuyan ilk lider olduğunu gösterdi.

Bu duruş, Filistin davasını Türk dış politikasının ve milli kimliğinin sarsılmaz bir sütunu haline getirdi. 31 Mayıs 2010'da Gazze’ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda düzenlenen ve on Türk vatandaşının şehit edilmesiyle sonuçlanan alçak saldırı ise köprüleri tamamen yaktı. Ankara, askeri işbirliklerini dondurarak ilişkileri maslahatgüzar seviyesine indirdi ve Siyonist rejimi özür dilemeye zorladı. Böylelikle Gazze ile denklem değişmeye başladı.

İSRAİL’E GERİ ADIM ATTIRAN LİDER: ERDOĞAN

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararlı duruşu karşısında daha fazla direnemeyen İsrail Başbakanı Netanyahu, 22 Mart 2013'te ABD Başkanı Obama'nın arabuluculuğuyla Erdoğan'ı arayarak resmen özür dilemek zorunda kaldı. Bu özür, Türk diplomasisinin Siyonist kibir karşısındaki tarihi bir zaferiydi. 2016 yılında şehit aileleri için ödenen 20 milyon dolarlık tazminat anlaşmasıyla ilişkiler akılcı bir zemine oturtulmaya çalışılsa da, İsrail'in hukuk tanımazlığı sürdü.

2018'de ABD'nin büyükelçiliğini Kudüs'e taşıması ve Gazze sınırındaki katliamlar üzerine Türkiye, İsrailli diplomatları bir kez daha sınır dışı etti.

TİCARET SİLAHINI ÇEKEN TEK LİDER: EKONOMİK ABLUKA

2022 yılında İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un Ankara ziyaretiyle başlayan ikinci yakınlaşma dönemi ve 2023'te New York'ta gerçekleşen Erdoğan-Netanyahu görüşmesi, 7 Ekim 2023'den sonra  farklı bir seviyeye taşınan Gazze soykırımıyla tamamen tarihe karıştı. Batı dünyasının sessiz kaldığı vahşet karşısında Türkiye, Hamas'ı bir terör örgütü olarak görmediğini ve vatanını savunan bir direniş hareketi olduğunu tüm dünyaya haykırdı. Sadece söylemle yetinmeyen Ankara, Nisan 2024'te başlattığı ihracat kısıtlamalarını mayıs ayında tam bir ticari ambargoya dönüştürdü. İsrail’le yıllık 6,8 milyar dolarlık ticaret hacmini tek kalemde silen Türkiye, Siyonist rejime karşı ekonomik yaptırım uygulayan ilk ve tek büyük güç olarak tarihe geçti. Bu hamle, İsrail'in lojistik ve ekonomik dengelerini sarsan çok ağır bir darbe oldu.

LAHEY'DEN INTERPOL'E UZANAN KISKAÇ

Türkiye, sahada verdiği mücadeleyi uluslararası hukuk platformlarına da taşıdı. 7 Ağustos 2024'te Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda açtığı soykırım davasına müdahillik dilekçesi veren Ankara, Siyonist yöneticilerin yargılanması için öncülük etti. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Kasım 2024'te Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama kararının ardından, Türk yargısı da kendi bağımsız sürecini başlattı.

2025 yılında Türk mahkemeleri; Benjamin Netanyahu, Israel Katz ve Itamar Ben-Gvir gibi eli kanlı Siyonist liderler hakkında insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçlamasıyla tutuklama kararları ihraç etti. Nisan 2026'da Global Sumud Filosu'na yönelik saldırıyla ilgili hazırlanan iddianamenin ardından, Adalet Bakanı Akın Gürlek 21 Ağustos 2026'da atılan son adımla bu isimler hakkında Interpol üzerinden Kırmızı Bülten çıkarılması resmen talep edildiğini bildirdi.

SURİYE SAHASINDA YENİ CEPHE

2024 yılında katil Beşşar Esed rejiminin devrilmesi ve Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni Suriye'nin kurulmasıyla bölgedeki jeopolitik harita yeniden çizildi. Türkiye, Şam yönetimiyle güvenlik ve askeri eğitim alanlarında stratejik işbirlikleri geliştirerek güney sınırlarında güçlü bir nüfuz alanı oluşturdu. Bu durum, yıllarca Suriye'yi kendi operasyon sahası olarak gören İsrail'de büyük bir paniğe yol açtı. 18 Ağustos 2026'da İsrail savaş uçaklarının Suriye'nin kuzeybatısındaki Ebu el-Duhur hava üssüne düzenlediği saldırı, Siyonist rejimin Türk askeri varlığından duyduğu derin korkunun somut bir göstergesi oldu. Ankara ve Şam, üste ortak bir askeri planlama olmadığını açıkladı.

KAYNAK : Haber7
Mücahit Çetin Haber7.com - Editör

Editör Hakkında

1993 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun olduktan sonra Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Medya kuruluşlarında gündem ve özel haber editörü olarak görev aldı. Halen Haber7’de özel haber editörü olarak çalışıyor. ‎

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR