Konya ovasının suyu nereye gitti?

DSİ, Konya Ovası’nı sulamak için Göksu ırmağından kanallarla su taşıyacak. Bozkır ikliminin hakim olduğu Orta Anadolu’da pancar yetiştirme dönemi bitiyor mu?

ABONE OL
GİRİŞ 07.07.2007 10:13 GÜNCELLEME 07.07.2007 10:13 EKONOMİ
Konya ovasının suyu nereye gitti?

Nabi Yağcı'nın yazısı


Lacivert gökkubbenin altında ciddi şaka her şeyi bilmek mümkün değil, ama Konya Ovası’nın kuruduğunu çoğu kimse duymuştur.

Küresel ısınmayı ise duymayan yoktur, o yüzden Konya ovasındaki kuraklığı küresel ısınmaya bağlarsak kimse bize kuşkulu gözlerle bakmaz.

Konya ovasının, devletin bir kurumunun yanlış icraatları sonucu kurumuş olabileceğinden kimsenin haberi yoktur.

Lacivert gökkubbenin altında ciddi ya da şaka her şeyi bilemeyiz.

Konya Ovası’ndan önce, ovadaki sulak alanlar, göller kurutulmuştur. Sonra yer altı suları emilmiştir. Bütün bu olan bitenler için, doğa, doğanın su kaynakları, bu su kaynaklarını kullanan insanlar, hayvanlar ve bitkiler konusunda pek hassasiyet göstermeyen Devlet Su İşleri’nin payı olduğunu düşünmek gerekiyor.

Ya da DSİ, Konya Ovası’nın kurumasıyla bir ilgisinin bulunmadığını bu ülke halkına kanıtlamalıdır.

Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken’le çok sık bir araya gelir, bu ülkenin doğasını konuşuruz. Doğa deyince pek çok insan yalnızca bir manzara, yalnızca güzellik anlar; bunlar da vardır, ama doğa yaşam demektir yalnızca. Doğa ve yaşam, kökleri aynı eylemin iki farklı isimli çocuğu gibidir. Doğmaktan doğa, yaş’tan yeşil ve yaşam meydana gelmiştir.

Doğa deyince, çevre düzenlemesi değil, yaşamanın ta kendisini anlamak gerekir. Aslında doğanın en büyük sorunu, insanın kendini doğa kabul etmekte zorlanmasıdır.

Güven’le bir araya geldiğimizde, Atlas ve Doğa derneği olarak, nasıl yapsak da insanın kendisini yaşayan bir canlı olduğunu anlamasını sağlasak konusunu tartışırız. Hangi sihirli kelime ya da cümle, insanın, Türk insanının bunu anlamasını sağlayabilir.

Güven, yanlış su ve tarım politikasının Türkiye’yi bir kuraklığa sürüklediğini söylüyor. Susuzluk, buğdaysızlık ve doğasızlık, özellikle son on yılda artan uygulamaların bir sonucu. Ne var, şatafatlı bir seçim atmosferi yaşayan Türkiye’de hiç kimse, bağımsız sol adaydan iktidar liderine kadar hiç kimse, Türkiye’nin bu durumunun farkında.

Türkiye’nin gündemi değil susuzluk. Yaşam Türkiye’nin gündemi değil. Çok acı, ama çok acı ki, İstiklal Caddesi’nde entelektüel bir bağımsız aday için renkli bildiriler dağıtan gençler de Türkiye’nin gündeminden uzakta. Çünkü yaşam, bir metafor modern insanın bilincinde. Dişimi fırçalarken musluğu kapatırsam, doğa korumaya bir katkım olur, daha ne yapabilirim ki? Konya Ovası’ndan haberim olamaz. Çınaraltı Kahvesi’nde bunlar konuşulmaz. Karikatür dergileri, bunun için acı espriler yapmaz. Su konusu, devlet su işlerinindir. Devletçi değilim, ama su işini onlara bırakmakta bir sakınca görmüyorum. Zaten sudan anlamam. Böyle düşünür şehirli yarı bilinçli kesim. Yazık ki böyle. Böyle.

DSİ, Konya Ovası’nı sulamak için şimdi Göksu ırmağından kanallarla su taşıyacak. Daha önce burada yazmıştım. Tüm yapılanlar bir ekonomi yaratmaktan ibaret. Suyu oradan alıp buraya aktarmakla, parayı oradan alıp buraya satmakla bir ekonomi yaratıyorsunuz. Bozkırda pancar yetiştirmeyi başarıyorsunuz. Mühendisliğinizle övünüyorsunuz. Netice, kuruyan göller, yer altı su kaynakları ve en nihayetinde de tarlalar. Yaşam kaynaklarını kaybeden insanlar, yaşam alanlarını kaybeden bitkiler, hayvanlar, kuşlar.

Bir gölün kurumasının şehirli kalabalıklar üzerinde “derin” etki yaratması tabii ki de güçtür. İki gölün kuruması, üç gölün, dört, beş gölün kuruması. Kimi gölün tamamen, kimi gölün bir kısmının kuruması. Yalnızca Orta Anadolu’dan söz etsek bile, Akşehir Gölü’nün, Eber Gölü’nün, Hotamış’ın, adı yadigar Bolluk Gölü’nün, adı kaderi olmuş Tersakan Gölü’nün, Kulu’nun, Tuz Gölü’nün, Eşmekaya’nın, Obruk Gölü’nün, Ereğli’nin, coğrafya öğretmeni sorabilir diye sayıyorum Seyfe Gölü’nün, Sultansızlığı’nın, Palas Gölü’nün, Ulaş Gölleri’nin kuruması. Bu kurumalar şehirli kalabalıklar üzerinde nasıl bir etki yaratabilir, eğer ki kendi duşundan sular fışkırıyorsa.

Doğa Derneği’nin araştırmalarına dayanarak konuşuyorum: Türkiye’de kuraklığın asıl sorumlusu tarımdır. Çünkü Türkiye’de suyun yüzde 75’i tarımda kullanılır. Tarlalar sulanmıyor Türkiye’de, suya boğuluyor. Kanallardan gelen su olduğu gibi tarlaya akıtılıyor ve suyun önemli bölümü boş yere akıtılıyor. Türkiye’de hızla, damlama sulama tekniğe geçilmesi gerekiyor.

Bozkır ikliminin hakim olduğu Orta Anadolu’da pancar yetiştirmekten vazgeçmek gerekiyor.

İstanbul sokaklarında halk susuzluk için uyarılıyor. Şehrin baraj göllerinin kıyılarını yerleşime açan belediyeler de susuzluğu küresel ısınmaya bağlamış durumda. Dişini fırçalarken musluğu kapatın şu kadar ton su tasarrufu sağlarsınız. Doğru böyle yapmalıyız. Ne var, Türkiye’deki su tüketiminin ancak yüzde 15 kadarı şehirlerde kullanılıyor. Suyu hiç kullanmasak bile kazanacağımız oran bu. İstanbul halkına su bilinci kazandırmak güzel, ama içme suyu göllerini korumayan, inşaat firmalarına veren, su ihtiyacı konusunda hiçbir yatırım yapmayan şehir yöneticilerini aklamaya da yarıyor bu kampanyalar.

Dahası var. DSİ, şu handa Türkiye’nin su potansiyelinin üçte birini kullanıyor. Yaptığı bir planla, 2023 yılı içinde suyun yüzde yüzünü kullanmış olacak.

Sizce bunun sonucu ne olabilir? Türkiye, cumhuriyetin yüzüncü yılına nasıl bir ülke olarak girecektir?


(Referans)