DEİK Başkanı Olpak: (2026 öngörüsü) Daha iyileşmiş bir yıl görüyoruz!

DEİK Başkanı Nail Olpak, "(2026 öngörüsü) 2025'e göre daha iyileşmiş, nispi anlamda belli rahatlamaların olacağı bir yıl görüyoruz." dedi.

ABONE OL
GİRİŞ 12.01.2026 11:46 GÜNCELLEME 12.01.2026 11:59 EKONOMİ
DEİK Başkanı Olpak: (2026 öngörüsü) Daha iyileşmiş bir yıl görüyoruz!

Olpak, İstanbul Finans Merkezinin katkısıyla hazırlanan Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak soruları yanıtladı.

2025'e dair değerlendirmelerine ve 2026 öngörülerine değinen Olpak, ekonominin direksiyonunda ekonomi yönetiminin olduğunu ve onların da ne yapacaklarını Orta Vadeli Program (OVP) ile anlattıklarını söyledi.

Olpak, 2025'in o çerçevede değerlendirildiğinde plana uygun bir sürecin gittiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

"Bu, iş dünyası olarak ya da farklı kesimler olarak her uygulamada mutlu olduğumuz, sıkıntıların olmadığı bir yıl anlamını ortaya çıkartmıyor ama ekonomi yönetimi demişti ki kendi parametrelerini ortaya koyarak, 'Ben şöylesi bir plan uygulayacağım. Şöyle bir dezenflasyonist programım olacak, mali disiplinde şu adımları atacağım, kredi büyümesinde şu tür kriterlerim olacak' diye açıklamalar yapmıştı. Biz bunların bir kısmından mutlu olmadık. Yani bakıldığında finansmana ulaşım noktasında, finansmanın hem maliyeti anlamında hem de yeterli ulaşım noktasında, enflasyonun bulunduğu seviye itibarıyla mutlu olmadık. Bunu ifade etmem gerekir ama yaklaşık olarak bakıldığında o öngörü çerçevesinde bir yılı geride bıraktık."

- "Faizlerde 10 puan, enflasyonda da yaklaşık 14 puanlık bir gerileme ile yılı kapattık"

DEİK Başkanı Olpak, 2025'in başında yüzde 45'ler seviyesinde bir enflasyon olduğunu, yılın ise yüzde 31'e yakın bir rakamla kapandığını aktardı.

Olpak, Merkez Bankası'nın gösterge faizinin ise yüzde 47,5 seviyesinde yıla başladığını, o oranın da yüzde 38 ile yılı kapattığını bildirdi.

Faizlerde yaklaşık 10 puan, enflasyonda da yaklaşık 14 puanlık bir gerileme ile yılın kapandığını belirten Olpak, şöyle devam etti:

"Yılın toplamında başka neler yaşanıldı? Bakıldığı zaman ihracatçının ağırlıklı olarak şikayetçi olduğu bir alan vardı, döviz kuruna bağlı olarak konuşuldu ama sadece döviz kuruna bağlı olarak konuşmak da doğru olmayabilir, rekabetçiliğin kaybedilmesi noktasında, iş gücü maliyetlerinin artması noktasında bir yılı geride bıraktık. 2026'ya böylesi bir başlangıçtan, öylesi bir referans noktasından hareketle giriyoruz. Yine 2026'ya ilişkin ekonomi yönetiminin eylül ayındaki OVP'yi ve Meclis'teki yapılan görüşmeler neticesinde kabul edilen bütçe çerçevesinde de biz revizeleriyle bu yılın nasıl olabileceğini gördük.

2025'e göre daha iyileşmiş, nispi anlamda belli rahatlamaların olacağı bir yıl görüyoruz ama bu bütün sıkıntıların ortadan kalkacağı bir yıl anlamına gelmez. Bunu negatifleşmek anlamında söylemiyorum, iş dünyası hesabını buna göre yapmalı. Artık faizler hemen bizim çok istediğimiz seviyelere gelecek, enflasyon çok aşağılara inecek beklentisi içerisinde olursak gerçekçi beklenti olmaz. Görece bir rahatlamanın olacağını biliyoruz. Bunun içerisinde hem düşen enflasyondan hem de belirli maliyetlerin, bunların içerisinde hepimizin yakından takip ettiği inşallah bir daha da yaşanmayacağını ümit ettiğimiz deprem felaketinin bize yansımaları, işte EYT'nin yansımaları gibi birtakım faktörler vardı. Onların nispeten ortadan kalktığı bir yıl olacağı için bir miktar daha rahat olunacak bir yıl olarak görebiliriz."

DAHA FAZLASINI ELDE ETMEMİZ LAIZM

Nail Olpak, Türkiye'nin 2025'teki uluslararası doğrudan yatırım performansına değinerek, mevcut yatırım miktarının yeterli olmadığını dile getirdi.

Olpak, Türkiye'nin önceki yıllarda 20 milyar dolar ve üzerinde doğrudan yatırım çekebildiği yıllara işaret ederek, şunları kaydetti:

"Bir de o dönemdeki Türkiye'nin büyüklüğüyle, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla büyüklüğüyle bugüne baktığımız zaman bunun yeterli olduğunu söylemememiz gerekir. Daha fazlasına ihtiyaç duyarız. Yani baktığımızda yuvarlatarak söylüyorum, 1,5 trilyon dolarlık bir ekonomiden bahsediyoruz. Dış ticaretimize baktığımız zaman hizmetlerle birlikte 800 milyar doların üzerine çıkan, muhtemelen 2026'da 820-840 milyar dolar civarında bir dış ticaret hacmi olan, yani ithalat-ihracat-hizmetler dahil olmak üzere dış ticaret hacmi olan bir ülkeden bahsettiğimiz zaman elbette o 20 milyar dolarları daha önce alabildiğimiz yıllardakine göre neredeyse katlamaya doğru gitmiş bir milli gelire sahip ülkedeyiz. Bu rakamlar bizi tatmin etmiyor. Tatmin etmiyor derken olana, mevcuda elbette müteşekkiriz ama daha fazlasını elde etmemiz lazım."

Daha fazlasını elde etmenin yöntemlerine işaret eden Olpak, CDS'in bunlardan birisi olduğunu ancak yatırımcının baktığı birçok unsur olduğunu belirtti.

Olpak, birçok parametrenin içerisinde en önemli unsurun öngörülebilirlik olduğunu anlatarak, "Faizler bunlarda elbette önemlidir, enflasyon, bunların içerisinde önemlidir, işte iş gücü maliyetleri önemlidir. Topladığınız zaman öngörülebilir bir tablo varsa bunları yönetilebilir olarak görürler. Zaten Türkiye'de yatırımı olan uluslararası doğrudan yatırımcı firmalar varsa, onların yatırımlarını artırması biraz daha kolaydır. Çünkü Türkiye'nin şartlarını biliyorlardır, bizler yaşayarak biliyoruz ama uluslararası sermaye bir ülkeye ilk defa girecekse biraz daha tedirgin bakabilir." diye konuştu.

Uluslararası doğrudan yatırım için risklerin azaltılmasına dikkati çeken Olpak, deprem, EYT ve KKM gibi maliyeti yüksek faktörlerin etkili olduğunu aktardı.

Olpak, bu faktörlerin azalmasıyla risklerin de azaldığını belirterek, "O zaman 2026'da belirli risklerin daha azaltıldığı ve bunun yansıdığı bir tablo görüyoruz. Genel itibarıyla bakıldığında da para kendisini nerede fırsat varsa orada yer bulmaya çalışır. Bu fırsatı sunmak da bir eksiklik değildir, fırsatı sunmaya da biz gayret etmeliyiz diye düşünüyorum. Bir miktar daha (uluslararası doğrudan yatırımların) artışını bekliyoruz, olması da gerekir." dedi.

PİYASA BEKLENTİSİ 2026 İÇİN YÜZDE 20'NİN BİR MİKTAR ÜZERİNDE BİR ENFLASYONLA YILIN KAPATILACAĞI YÖNÜNDE

Olpak, faiz, kur ve finansmana erişim konusunda 2025'teki gelişmelere dikkati çekerek, bütün sektörler genelinde aylık kredi büyümesinin yüzde 2 ile sınırlandırıldığını anımsattı.

Daha sonra farklı zamanlarda taleplerinin dikkate alınarak, KOBİ'ler noktasında daha esnek davranılması gerektiği için bu oranın yüzde 2,5'e, büyük şirketlerde ise 1,5 seviyesine getirilerek yine ortalama yüzde 2'de tutulduğunu aktaran Olpak, "Toplamında bakıldığı zaman enflasyonun yani yıl kapanışının yüzde 31 olduğu, yıl ortalamasının da daha yüksek olduğu bir ortamın içerisinde kredi büyümesinin yüzde 24'te olması zaten krediye, maliyetinden bağımsız olarak ulaşmayı zorlaştıran bir unsurdu ama bu zorlaştıran unsur zaten ekonomi yönetiminin bir tercihiydi." değerlendirmesinde bulundu.

Olpak, yılın başında yüzde 47,5 olan Merkez Bankası'nın gösterge faizinin piyasaya yansımasının ticari kredilerde yüzde 60'lı rakamlar olduğunu ve bugüne gelindiğinde yine yüzde 45-50'li rakamlar çerçevesinde bir sürecin devam ettiğini kaydetti.

İş dünyasının krediye ulaşabilmek için ikili bir makasın içerisinde kaldığını anlatan Olpak, şöyle devam etti:

"Hem maliyeti yüksekti, ikincisi o yüksek maliyete razı olsa bile kriterler vardı. Bir başka unsur, TL kredisi-döviz kredisi kullanmakla ilgili de birtakım kriterler vardı. Bankalara genel olarak banka yöneticileri ile yaptığımız görüşmelerde yine BDDK ve Hazine tarafından getirilmiş kriterler çerçevesinde onların da mevduatlarını yüzde 60'lar seviyesinde TL'de tutulması gibi bir unsur vardı. Bu da aynı zamanda, dönem dönem çok konuşulur, 'Kredi kullanırken TL mi döviz mi kullanacaksın? Mevduat yaparken TL mi döviz mi yapacaksın?'

Biraz zor bir denklemdir. Genel itibarıyla ben basit bir cevap vermeyi tercih ediyorum. Diyorum ki sizin geliriniz hangi para birimindeyse, borçlandığınız para birimi de ondan olsun. Yani TL'den siz gelir elde ediyorsanız TL'den borçlanmak kısa vadede hoş gelmeyebilir ama orta ve uzun vadede sizi koruyucudur. Dolar ya da avro ya da hangi para biriminden geliriniz ağırlıklı varsa ya da bir sepet çerçevesinde böyle gidebilirseniz doğru olur diyoruz. 2025'in ana tablosu buydu."

Olpak, enflasyonun kamudan iş dünyasına herkesin ortak mücadele ettiği ve etmesi gereken bir payda olduğuna vurgu yaptı.

Gelinen noktada enflasyonun bir gerçekçi tablosunun, bir de "fiyat ahlakının bozulması"ndan kaynaklanan unsuru olduğunu ifade eden Olpak, "Yani bir ürünü satın almasını gerçekleştiriyorsunuz 15 gün ya da 20 gün önce, hani bu yıl başlarında asgari ücret artışından bağımsız olarak söylüyorum, 20 gün sonra bir daha gittiğinizde o ürün fiyatında size göre normal olmayan bir değişim var. Bu normal olmayan değişimi ekonomik olarak açıklamanız çok kolay değil. O fiyat ahlakının bozulması biraz bunu getiriyor. Maalesef bir süre daha zannederim biz bunun bedelini ödeyeceğiz yani onun oturması lazım kendi içerimizde." değerlendirmesinde bulundu.

Olpak, 2026'da enflasyonda düşüşün devam etmesini beklediklerini ve 2026 için hedeflenen enflasyonun yüzde 16 olduğunu ancak aşağıya doğru indikçe düşme aralığının kısalmaya başladığını aktardı.

Piyasa beklentisinin, 2026 için yüzde 20'nin bir miktar üzerinde bir enflasyonla yılın kapatılacağı yönünde olduğunu belirten Olpak, "Bunu da doğru yönetmemiz gerekiyor. Bu çerçeveler içerisindeki bir enflasyonun da daha düşük olmasını arzu ediyoruz, kendimizi hazırlamalıyız, hesabımızı kitabımızı buna göre yapmalıyız harcama yaparken, fiyatımızı artırırken değil ama." diye konuştu.

Olpak, güncel olarak çok konuşulan yapay zekanın ve yapay zekanın en önemli araçlarından olan veri merkezlerinin katlanarak artan bir enerji ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Bu sebepten dolayı 2025'te olduğu gibi 2026'da hatta uzunca bir sürede enerjinin hem Türkiye'nin hem de bütün dünyanın öncelikli sektörlerinden birisi olacağını anlatan Olpak, "Burada yenilenebilir enerji konusunda bir dengenin olması gerektiğini de unutmayalım. Yenilenebilir enerji kapasitemiz artıyor, memnunuz, daha da artırılması için adımlar atılıyor ama yenilenebilir enerjinin de belirli kısıtlamaları var. O kısıtlamalara da uyarak gidebilmemiz gerekiyor. Bunu da göz ardı etmememiz gerekiyor. Bir de enerji kaynağının belirli bir oranın altına düşmemesi gerekiyor." diye konuştu.

GIDA SEKTÖRÜNE YATIRIMLAR DEVAM EDECEK

DEİK Başkanı Olpak, finans sektörünün önemine değinerek, üretmenin çok önemli olduğunu ancak finansman olmadan gerçekleştirilen adımların sonucunda bilançonun dibinde eksi yazıyorsa yapılanların ekonomik bir değeri kalmadığını söyledi.

Olpak, 2026'da bu sektörler dışında gıda sektörünün de ön plana çıkacağını belirterek, "Biz Kovid-19 ile başlayan sürecin içerisinde bildiğimiz bazı gerçekleri de tekrar acı bir şekilde hatırladık, gıda güvenliği. Olmazsa olmazlarımızın başında. Hiç olmasın ama sıkıntılar, savaşlar, enflasyon her ne olursa olsun insanlık gıdaya olan ihtiyacını sürdürecek, bunu yapabilirken de gıda güvenliğini de koruyarak gitmemiz lazım. Farklı teknolojiler olacak, sulu tarım, susuz tarım, bunlar işin bir başka tarafı. Ama gıdaya olan ihtiyaç ve gıda sektörüne yönelik yatırımların artarak devam edeceğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm başlıklarına işaret eden Olpak, yeşil dönüşümde "yeşil ekonomi", dijital dönüşümde "dijital ekonomi" demeyi tercih ettiğini bildirdi.

Olpak, "Niye böyle söylüyorsun diyorlar? Yeşil dönüşümü bizim sadece bulunduğumuz çevreye saygımız, onu korumamız olarak değerlendiren bir unsur gördüğümüzde kısıtlı bir bakış açısı var. Halbuki orada çok geniş bir ekonomik ekosistemden bahsediyoruz, yeşil ekonomiden. Dijitalleşmeyi, dijital dönüşümü de kısıtlı olarak görmemiz doğru olmayacaktır. Orada koca bir dijital ekonomi geliyor. Beraber baktığımızda bu iki sektör de hem 2026'da hem de bundan sonraki en azından bir belki bir 10 yıllık sürecin içerisinde güncel olarak yerini korumaya devam edecek diye düşünüyorum." şeklinde konuştu.

GÜMRÜK BİRLİĞİ'NİN GÜNCELLENMESİ GEREKİYOR

Nail Olpak, Avrupa Birliği'nin (AB) 1 Ocak itibarıyla yürürlüğe giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında uygulamaya koyduğu yeni uygulamayı değerlendirdi.

Konuya genel bakıldığı zaman dünyanın değişen sürecinin içerisinde artan bir korumacılık süreci içerisinde olduğuna dikkati çeken Olpak, "Tabii bu korumacılık farklı yerlere doğru da gidiyor, korumayı, kollamaya ve ileri aşamalara doğru da götüren bir sürecimiz var. Bizim önümüzdeki risklerin içerisinde ne var dediğimizde, öncelikle bakıyoruz yakınlarınızla, dostlarınızla, güvenilir yerlerle ticaret artıyor. İngilizce tabirler var işte biliyoruz near-shoring, friend-shoring ve benzeri ifadeleri kullanıyoruz hepimiz de baktığımız zaman. Bunun arttığını görüyoruz, korumacılığın arttığını görüyoruz. Bizim bu riskleri iyi hesap etmemiz gerekiyor." değerledirmesinde bulundu.

Olpak, Türkiye'nin "yakın" olarak en büyük pazarları arasında AB ve Avrupa ülkelerinin bulunduğuna işaret ederek, AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gerektiğini dile getirdi.

Bu güncelleme yapılmadığı takdirde kayıplar olacağını anlatan Olpak, "30 yılına gelmiş bir birlikten bahsediyoruz, 30. yılında ve hala güncellenmesini konuşuyoruz. Çok önemli, bu güncelleme yapılmadığı takdirde raporları ile de ortaya koyduk, sadece biz kaybetmiyoruz, AB'nin de kaybı var." dedi.

Olpak, şöyle devam etti:

"Tam bunu konuştuğumuz sürecin içerisinde evet bu yeşil dönüşümün gündeme getirdiği sınırda karbon denetimi düzenlemesi var. Devamı da geldi, Avrupa'nın bir 'Made in Europe' gündemi de var, ona da değinmek isterim. Şimdi sınırda karbon denetimi öncelikle bizim açımızdan bakıldığında dört ana sektörü içine alıyor. Bunlar elbette belirli büyüklükteki sektörler, şu ana kadar da etkilenmeleri elbette olmakla beraber bazı tedbirleri almış durumdalar. Bu noktada Türkiye'nin kamu tarafında da yapması gerekenler vardı, emisyon ticareti ile ilgili pilot uygulama başladı ama yaygın bir şekilde kullanımı da biraz süre alacak. O emisyon ticaretine yönelik uygulamanın biraz daha hızlandırılarak devam etmesi pilot uygulamanın önemli başlıklardan birisi olacak diyorum.

Çokça konuşacağımız alanlardan biri, biz Gümrük Birliği'ni güncelleyelim, alanımızı genişletelim derken bu 'Made in Europe'un nasıl olacağını bilmiyoruz. Yani o uygulamanın içerisinde ben Gümrük Birliği'nin bir parçası olarak Türkiye'de üretilenleri o kapsamın içerisinde dahil ettirebilirsem ki amacımız bu, bizim için pozitif bir açılım olacaktır ama eğer aslında 'Made in Europe'un çıkış noktası nedir diye sorarsak, Asya Pasifik'e yönelik olarak bir koruma tedbiri diye ifade ediyor AB bunu. Oraya yönelik olarak başlattığını bizi de içine alarak uygularsa maalesef büyük bir riskimiz önümüzde olur. Görüşmeler, süreç nasıl gidecek, biraz hızlı bir şekilde gündeme geldi, göreceğiz ama ben önemli bir risk olduğunu ifade etmek istiyorum."

(ABD İLE İHRACAT) GEÇTİĞİMİZ YILI YAKLAŞIK 35 MİLYAR DOLAR SEVİYESİNDE KAPATTIK

Olpak, Çin’in Türkiye’nin de aktif olduğu pazarlara agresif şekilde girmeye çalışabileceğine işaret ederek, ABD-Çin ticaret savaşının Türkiye açısından riskler barındırdığını söyledi.

ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin uzun yıllar 20 milyar dolar seviyesinde seyrettiğini hatırlatan Olpak, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Trump ile Sayın Cumhurbaşkanımızın 100 milyar dolarlık hedefinden sonra geçtiğimiz yılı yaklaşık 35 milyar dolar seviyesinde kapattık ve dengeli diyebileceğimiz bir ticaretle kapattık. Demek ki iki katına yakın bir büyümeyi gerçekleştirebiliyoruz. 100 milyar dolar çok da uzak bir hedef değil. 100 milyar dolar çok da uzak bir hedef değilmiş; ben iki kat yapabiliyorsam neden onu 5 kat yapamayayım? Bir kere bunu böyle görmemiz lazım."

Nail Olpak, S-400, F-35 ve benzeri başlıklarda son dönemde ilişkilerde bir iyileşme eğilimi gördüklerini belirterek, bunun ticaret açısından da alan açabileceğini belirterek, Avrupa’nın, altyapı uyumu, uzun vadeli ortaklıklar ve doğrudan yatırımlar açısından Türkiye için önemini koruduğunu dile getirdi.

Türkiye'nin belirli yerlerindeki üretim üslerinden bir araç yola çıktığında Avrupa'nın herhangi bir ülkesine ekstra bir durum olmadığında 2 ya da 3 günde ulaşabilmesinin çok önemli bir lojistik üstünlük olduğunu söyleyen Olpak, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi konusundaki gayretleri sürdüreceklerini dile getirdi.

Olpak, İngiltere'nin Türkiye için çok önemli bir ülke olduğuna vurgu yaparak, şunları söyledi:

"İhracatımızda her zaman ilk 3’ün içinde olmuştur. Yani bugün bakıldığında Almanya ihracatımızda genellikle 1 numaralı partnerimiz olmuştur. Amerika, İngiltere, Irak bunlar da kendi içerisinde hep ilk üçün içerisinde biri girmiş biri çıkmıştır. İngiltere'nin şöyle bir artı tarafı var bizim için, çok ciddi dış ticaret fazlası veriyoruz, lehimize veriyoruz, bu da önemli. Serbest Ticaret Anlaşmasını Brexit süreci içerisinde hemen adeta ayrılmanın günübirliği çerçevesinde imzalamıştık. Yine orada da önemli bir gündem var. Ticaret Bakanımızın gerçekleştirmiş olduğu bizim de katıldığımız Londra'daki JETCO bu sürecin önemli unsurlarından birisi, orada da bir güncelleme bekliyoruz. Bu bizim için olmazsa olmaz alanlardan birisi olacaktır diye düşünüyorum."

KAYNAK : AA
Hakan Erdi Uludağ Haber7.com - Haber Editörü

Editör Hakkında

1998 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi Gazetecilik bölümünden 2022 yılında mezun oldu. Gazetecilik kariyerine üniversite yıllarında okurken başladı. 4 yıldır aktif olarak Gazetecilik kariyerini sürdürüyor. Meslek hayatına Kanal 7 Medya Grubu'na bağlı Haber7.com'da 'Editör' olarak devam ediyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR