İmplantta merdiven altı gerçeği! Peyzajcı ve kuyumcu bile sektörde...
Diş implantı sektöründeki kayıt dışılığın boyutunu gözler önüne seren denetimlerde, tıbbi cihaz yetkisi olmayan kuyumcu ve peyzajcıların bile implant ithal ettiği ortaya çıktı...
ABONE OLTürkiye, diş implantı üretiminde ve dental turizmde dünya devleriyle yarışırken, sektör merdiven altı ve kaçak ürün tehdidiyle boğuşuyor. İMPLANTDER Başkanı Oğuz Akyüz, sektördeki kayıt dışılığın yüzde 20'lerde olduğunu belirterek çarpıcı bir gerçeği açıkladı: "Denetimlerde implant ithal eden kuyumcu, peyzajcı bile çıktı. Vatandaş 'Alman Malı' etiketiyle kandırılıyor"
Türkiye, son yıllarda sağlık endüstrisinde attığı dev adımlarla, özellikle diş implantolojisi alanında küresel bir oyuncuya dönüştü. Dünyada implant üreten 40 ülke arasında, ihracat sıralamasında 37’ncilikten 16’ncı sıraya kadar tırmanan Türkiye, 4 saatlik uçuş mesafesindeki coğrafyanın en başarılı tedavi merkezi haline geldi. Ancak 1 milyar dolarlık iç pazar hacmine ve yıllık 5 milyon adetlik kullanım sayısına ulaşan bu dev sektör, vitrindeki ışıltısının ardında büyük bir kayıt dışı savaşı veriyor.
13 yıldır sektörün gelişmesi için mücadele veren İmplant Sanayicileri ve İşadamları Derneği (İMPLANTDER) Başkanı Oğuz Akyüz, sektörün röntgenini çekti. Akyüz, Bakanlık teftişlerinden üretim maliyetlerine, Güney Kore’nin agresif pazar stratejilerinden vatandaşın marka takıntısına kadar her konuyu tüm şeffaflığıyla gazetemize anlattı.
BİZ 150 FİRMA SANIYORDUK BAKANLIK 300 FİRMA BULDU
Sektördeki en büyük problemin kaçak ve sahte ürünler olduğunu vurgulayan Akyüz, Ticaret Bakanlığı ile 2024 yılında başlatılan teftiş süreçlerinde karşılaştıkları tabloyu "akıl almaz" olarak nitelendirdi. İthalatçı kisvesi altında sektöre giren ancak tıbbi cihaz yetkinliği olmayan firmaların varlığına dikkat çeken Akyüz, süreci şöyle detaylandırdı:
"Biz sektörde işini hakkıyla yapan, fuarlara katılan, bilinen 150 ithalatçı firma var zannediyorduk. Ancak Ticaret Bakanlığı müfettişlerinin incelemelerinde 300 firma tespit edildi. Bu firmaların detaylarına inildiğinde gördük ki; implant işiyle uzaktan yakından alakası olmayan peyzajcısı, kuyumcusu, takımcısı bile bu işe girmiş. Bu firmaların ne bir fuarda kaydı var ne bir tabelası ne de tıbbi cihaz satmaya yetki belgeleri. Bu ürünleri sağlık kurumları bazen kendi kullanımları için getirmiş, bazen de fırsatçılar bavul ticaretiyle ülkeye sokmuş. Sadece ilk 5 ayda Ürün Takip Sistemi’ne (ÜTS) kayıtlı olmayan 100 milyon TL’lik ürün işlem görmüş."
ALMAN MALI EFSANESİ VE POSTA KUTUSU FİRMALARI
Vatandaşın diş hekimi koltuğuna oturduğunda en çok menşei oyunu ile kandırıldığını belirten Akyüz, piyasadaki ucuz Alman malı yalanını tüm gerçekliğiyle anlattı.
Kendisinin de Almanya’da üretim tesisi olduğunu ve maliyetleri çok iyi bildiğini belirten Akyüz, sistemin işleyişini şu sözlerle anlattı: "Ben Almanya'da ürettiğim malı Türkiye'ye getirirken sadece yüzde 10 kâr marjı koyuyorum. Buna rağmen piyasada benim maliyetimin çok altında 'Alman Malı' diye satılan ürünler var. Bu matematiksel olarak imkansız. Peki nasıl oluyor? Asya'dan veya başka yerlerden getirilen ürünler, Almanya üzerinden dolaştırılıp 'Germany' etiketi basılarak Türkiye'ye sokuluyor. Oysa o markaların internet sitelerine giriyorsunuz; Almanca dil seçeneği yok, fabrika görseli yok, sterilizasyon odası yok. Sadece bir ofis adresinden ibaretler. Vatandaş, Alman malı kalitelidir algısıyla kandırılıyor. Oysa kaliteli bir Türk malı, bu çakma ithal ürünlerden katbekat daha güvenli."
MARTI ETİ Mİ YİYORSUN DÖNER Mİ?
Oğuz Akyüz, vatandaşın ucuz implant arayışının yarattığı tehlikeyi çarpıcı bir benzetmeyle açıkladı: "Bu iş, ne yediğini bilmeden döner yemeye benziyor. Döner yediğinizi zannedersiniz ama içindeki et martı eti midir, başka bir şey midir bilemezsiniz. İmplantta da durum bu. 30 bin liralık tedaviyi 5 bin liraya yaptırıyorsanız, bir de 6 taksit yapıyorsanız, orada bir durup düşünmeniz lazım. ÜTS kaydı olmayan, barkodu okutulmayan ürünü ağzınıza taktırmayın. Şüphelendiğiniz ürünün fotoğrafını çekip yapay zekaya (ChatGPT, Gemini vb.) yükleseniz bile, sistem size o ürünün orijinal olup olmadığına dair barkod yapısından bile uyarı verebiliyor. Teknoloji bu kadar ilerlemişken, vatandaşın da sorgulayıcı olması gerekiyor."
TELEFONA 150 BİN TL VERİYORUZ AMA SAĞLIKTA UCUZA KAÇIYORUZ
Vatandaşın harcama alışkanlıklarını da eleştiren Akyüz, sağlıkta tasarrufun bedelinin ağır olduğunu şu örnekle vurguladı: "Asgari ücretle çalışan veya dar gelirli vatandaşımız bakıyorsunuz elinde 150 bin liralık en son model telefon var. Kredi çekip onu alıyor. Ama ömrü boyunca çenesinde kalacak, kanına karışacak titanyum bir vida için 'Daha ucuzu yok mu?' diye pazarlık yapıyor. Sağlık, lüks tüketimden önce gelmeli. Ucuz diye taktırdığınız o implantın firması 3 sene sonra batıp gittiğinde, ağzınızda bir saatli bombayla kalıyorsunuz. Parça bulamıyorsunuz, tedavi yenilenmek zorunda kalıyor."
GÜNEY KORE TEHLİKESİ VE ZARARINA SATIŞ STRATEJİSİ
Türkiye ile Güney Kore arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması (STA) nedeniyle gümrük vergisi avantajı olduğunu hatırlatan Akyüz, bazı firmaların bunu kötüye kullandığını belirtti:
"Türkiye implant ithalatında Almanya ile Güney Kore başa baş gidiyor. Ancak bazı Koreli firmalar, fonlara satış yapmak ve şirket değerini şişirmek için Türkiye gibi pazarlarda 'damping' yapıyor. Kendi ülkelerinde veya sınırda 100 birime sattıkları ürünü, Türkiye'de pazar lideri olabilmek için 30-40 birime kadar düşürüyorlar. Ticaret Odası kayıtlarına bakıyoruz, firma satış rekoru kırıyor ama 4 yıldır zarar açıklıyor. Bu sürdürülebilir bir ticaret değil, yerli üreticiyi boğmaya ve pazarı ele geçirmeye yönelik bir hamle."
2027 KRİTİK EŞİK MARKALARIN YARISI SİLİNECEK
Sektörün geleceğiyle ilgili de konuşan Akyüz, 2027 yılının küresel implant pazarında "büyük temizlik" yılı olacağını vurguladı. Avrupa Birliği'nin yeni tıbbi cihaz regülasyonu (MDR) gereği şartların çok ağırlaştığını belirten Akyüz, süreci şöyle özetledi:
"Artık sadece vidayı üretmek ve 'kaliteli' demek yetmiyor. Avrupa Birliği diyor ki; 'Bu ürünün hastaya takıldıktan sonraki 5-10 yılını takip edeceksin, klinik verilerini toplayacaksın ve bunları hakemli bilimsel dergilerde yayınlayacaksın.' Bu, devasa bir Ar-Ge ve takip yatırımı demek. Dünyadaki implant markalarının yüzde 50'sinin bu belgeyi alamayarak 2027'den sonra ne üretim yapabileceği ne de Avrupa'ya mal satabileceği öngörülüyor. Türk firmaları olarak biz bu sürece çoktan hazırlandık, ilk MDR belgesini alan firmalardan biri olduk."
ALMANYA ARTIK ESKİSİ KADAR PAHALI DEĞİL
Akyüz, Türkiye'deki ekonomik konjonktürün üretim maliyetlerini de etkilediğini belirtti. Hem Türkiye'de hem Almanya'da fabrikası olan Akyüz, maliyet karşılaştırmasını şöyle yaptı: "Eskiden Almanya'da üretim yapmak Türkiye'ye göre 3 kat daha pahalıydı. Şimdi bu fark 2 kata düştü. Türkiye'de işçilik ve enerji maliyetleri arttı, döviz kuru ise ihracatçının beklediği seviyede artmadı. Bu durum rekabet gücümüzü zorluyor. Ancak buna rağmen sektörümüz pandemide bile yüzde 7,8 büyüdü. Türk implant sanayisi rüştünü ispatladı."
İmplant başarısında sadece ürünün değil, hekimin ve hastanın da büyük rolü olduğunu belirten Akyüz, konuyu ilginç bir "Dürüm" anektoduyla örneklendirdi: "İmplantın başarısının büyük oranı hekimin tecrübesidir. Dünyanın en iyi arabasıyla acemi bir şoför mü, yoksa ortalama bir arabayla usta bir şoför mü? Tabi ki usta şoför. Ancak hasta uyumu da çok önemli. Bir hocamız anlattı; 3,5 saat uğraşıp ön dişlere implant ve geçici diş yapmış. Hastaya 'Sıvı beslen, dikkat et' demiş. Hasta çıkar çıkmaz gidip dürüm yemiş, diş dürümün içinde geri gelmiş. Hekim ne yapsın? Ürün ne yapsın? Bu bir bilinç meselesidir."
GÜMRÜKTE DUR DENİLMELİ ÖNERİSİ
Kaçakçılığın önlenmesi için çözümün gümrük kapılarında olduğunu belirten İMPLANTDER Başkanı, Sağlık Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı’na somut bir öneri sundu.
Mevcut sistemde satış aşamasında firmalardan "Tıbbi Cihaz Satış Yetki Belgesi" istendiğini, ancak ithalat aşamasında bu belgenin zorunlu tutulmadığını belirten Akyüz, "Bir markette ateş ölçer satmak için bile ruhsat gerekirken, gümrükten implant sokarken bu belge şu an aranmıyor. Bizim talebimiz; ithalat aşamasında 'Senin ruhsatın var mı? Ürünün kayıtlı mı?' diye sorulması. Eğer bu iki belge yoksa, o ürün gümrükten geçmemeli. Bu yapılırsa, sektördeki çürük elmalar, çantacılar bir günde temizlenir" dedi.
TÜRKİYE DENTAL TURİZMDE İLK 3'TE
Akyüz, Türkiye'nin implant konusundaki başarısının dental turizme de büyük katkı sağladığını belirtti. Türkiye'nin İspanya, Hırvatistan ve Polonya ile birlikte Avrupa'nın en büyük 4 oyuncusundan biri olduğunu vurgulayan Akyüz, "Tedavi kalitesi ve teknolojik altyapı olarak ilk 5 içindeyiz, hatta bence ilk 3'teyiz. Yılda yapılan 5-6 milyon implantın 1 milyonu sağlık turizmi kaynaklı. Bu, ülkemiz için bacasız sanayidir" ifadelerini kullandı.
GÜMRÜKTE SORULMAYAN SORU KALMASIN
Sektörde yaşanan kayıt dışılık, sahtecilik ve haksız rekabetle mücadelede teşhis belli, peki tedavi ne? İMPLANTDER Başkanı Oğuz Akyüz, sorunun kaynağını kurutacak formülü sundu. Sağlık Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı arasında kurulacak dijital bir köprü ile "çantacı" tabir edilen kayıt dışı aktörlerin bir gecede sistem dışı kalabileceğini belirten Akyüz, çözüm için "ithalat aşamasındaki mevzuat boşluğuna" işaret etti.
Mevcut sistemde bir firmanın yurt içinde tıbbi cihaz satabilmesi için "Tıbbi Cihaz Satış Yetki Belgesi" alması ve ürünü Ürün Takip Sistemi’ne (ÜTS) kaydetmesi zorunlu. Ancak, ürünün Türkiye’ye giriş kapısı olan gümrüklerde bu belgeler şu an için "ithalat ön koşulu" olarak aranmıyor. Yani satarken zorunlu olan ehliyet, ülkeye sokarken sorulmuyor.
Oğuz Akyüz, iki bakanlığın entegrasyonuyla çözülebilecek bu durumu şöyle özetledi:
"Bizim bakanlıklarımızdan beklentimiz, mevzuata yapılacak minik ama etkisi devasa bir ekleme. Şu an bir markette ateş ölçer satmak isterseniz yetki belgesi soruluyor, sorumlu müdürünüz var mı diye bakılıyor. Ancak gümrükten milyonlarca liralık implantı sokarken 'Senin tıbbi cihaz ruhsatın var mı? Getirdiğin bu ürün ÜTS’ye kayıtlı mı?' sorusu zorunlu olarak sorulmuyor. Bu boşluk, sektörle alakası olmayan kuyumcunun, peyzajcının bavul ticareti yapmasına kapı aralıyor."
Bu talebin serbest ticareti engellemek veya ithalatı durdurmak amacı taşımadığının altını çizen Akyüz, amacın sadece "kayıt altına almak" olduğunu vurguladı:
"Biz ithalata engel olunsun demiyoruz. Ticaret hürdür. Ancak bu iş bir sağlık işidir. Ürünü kaydettirmek, ruhsat almak zaten 15-20 günlük bir prosedür. Diyoruz ki; gümrük memuru sisteme baktığında firmanın yetki belgesini ve ürünün kaydını görmeli. Eğer bu belgeler yoksa, 'Sen önce git bunları hallet, kayıtlarını yap, ruhsatını al, ürününü öyle çek' denilmeli. Bu yapıldığı anda, merdiven altı firmaların hiçbiri bu şartları sağlayamayacağı için kendiliğinden elenecek ve halk sağlığı gümrük kapısında korunmuş olacak."
ÇÖZÜMÜN 3 AYAĞI:
1. Entegrasyon: Sağlık Bakanlığı (ÜTS) ve Ticaret Bakanlığı gümrük sistemleri tam entegre çalışmalı.
2. Sorgulama: İthalat beyannamesi açılırken "Tıbbi Cihaz Yetki Belgesi" ve "ÜTS Ürün Kaydı" zorunlu haneler haline gelmeli.
3. Yaptırım: Kaydı olmayan ürünün gümrük sahasından çıkışına izin verilmemeli, prosedür tamamlanana kadar ürün bekletilmeli.