Ortadoğu'da yeni denklem! Ankara ve Riyad hattında siyasi yakınlaşma
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan ziyareti, son yıllarda ivme kazanan Türkiye-Suudi Arabistan normalleşme sürecinin yeni ve kritik bir aşaması olarak değerlendiriliyor.
ABONE OLCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyareti, ekonomik iş birliklerinin ötesinde yeni bir siyasi denkleme işaret ediyor.
Ziyaretin ekonomi başlığı öne çıksa da diplomatik kulislerde asıl dikkat çeken unsur siyasi boyut ve bölgesel dengelere olası etkileri oldu.
Son dönemde karşılıklı yatırımlar, ticaret hacminin artırılması ve savunma sanayii alanındaki iş birlikleriyle güçlenen Ankara–Riyad hattı, artık daha geniş bir stratejik çerçevede ele alınıyor. Uzmanlara göre bu ziyaret, iki ülkenin yalnızca ekonomik ortaklar değil, bölgesel meselelerde daha koordineli hareket edebilecek aktörler hâline gelme arayışının da bir yansıması.
ABD’YE MESAFELİ RİYAD, ANKARA’YA YAKINLAŞIR MI?
Suudi Arabistan’ın onlarca yıldır ABD ile sürdürdüğü stratejik ittifak, son dönemde ciddi sınamalardan geçiyor. Özellikle Gazze’de yaşanan savaş ve Washington yönetiminin İsrail politikası, Riyad’ın güvenlik ve dış politika önceliklerini yeniden değerlendirmesine neden oldu. Suudi Arabistan’ın Filistin meselesinde iki devletli çözümü açık biçimde savunmasına karşın, ABD’nin bu yaklaşımı fiilen hayata geçirecek bir siyasi irade ortaya koyamaması dikkat çekiyor.
Bu tablo, Riyad yönetiminin dış politikada alternatif denge arayışlarını hızlandırdığı şeklinde yorumlanıyor. Türkiye ise hem Filistin meselesindeki tutumu hem de bölgesel krizlerde izlediği çok boyutlu diplomasiyle Suudi Arabistan açısından önemli bir muhatap olarak öne çıkıyor. Ankara’nın Gazze konusunda uluslararası platformlarda sergilediği aktif diplomasi, iki ülke arasında siyasi yakınlaşma için zemin oluşturabilecek unsurlar arasında gösteriliyor.
EKONOMİK İŞ BİRLİĞİ, SİYASİ GÜVENE DÖNÜŞÜR MÜ?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti kapsamında imzalanan ve gündeme gelen anlaşmalar, büyük ölçüde ekonomi ve yatırım eksenli olsa da, diplomatik kaynaklar bu temasların dolaylı bir siyasi mesaj içerdiğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle geliştirdiği ilişkiler, Ankara’ya yönelik uluslararası siyasi güvenin yeniden tesis edilmesine katkı sağlayan bir unsur olarak görülüyor.
Özellikle Suudi Arabistan gibi bölgesel ağırlığı yüksek bir aktörle kurulan dengeli ilişki, Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil, diplomatik manevra alanını da genişletiyor. Bu durum, Batı ile ilişkilerde de Ankara’nın elini güçlendiren bir unsur olarak değerlendiriliyor.
GÜVENLİK ALGISINDA DEĞİŞİM SİNYALİ
Türkiye–Suudi Arabistan ilişkilerinin geçmişinde güvenlik alanında mesafeli bir duruş dikkat çekiyordu. 1979’daki Kâbe Baskını sırasında Suudi Arabistan yönetiminin güvenlik desteği için Fransa’ya başvurması, Riyad’ın o dönemki tercihlerini simgeleyen önemli bir örnek olarak hafızalarda yer alıyor.
Ancak bugün gelinen noktada bölgesel dengeler köklü biçimde değişmiş durumda. Türkiye’nin savunma sanayiinde kaydettiği ilerleme, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sahadaki kapasitesi ve askeri-teknolojik yetkinliği, Suudi Arabistan’ın güvenlik algısında Ankara’ya yönelik daha olumlu bir bakışın oluşmasına zemin hazırlıyor. Son yıllarda savunma sanayii alanında yapılan temaslar ve iş birliği sinyalleri, bu dönüşümün somut göstergeleri olarak değerlendiriliyor.
YENİ DÖNEMİN ŞİFRELERİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan ziyareti, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin yalnızca geçmişteki kırılmaların telafisi değil, aynı zamanda yeni bir bölgesel denge arayışının parçası olarak okunuyor. Ekonomi merkezli başlayan yakınlaşmanın, orta ve uzun vadede siyasi ve güvenlik boyutlarını da kapsayan daha derin bir iş birliğine evrilmesi ihtimali giderek güçleniyor.
Ankara ile Riyad arasında kurulacak dengeli ve çok boyutlu ilişki, yalnızca iki ülkeyi değil, Orta Doğu’daki güç dengelerini de etkileme potansiyeli taşıyor. Bu nedenle Erdoğan’ın ziyareti, ekonomik kazanımların ötesinde, bölgesel siyasette yeni bir sayfanın habercisi olarak yakından izleniyor.