Türkiye ekonomisi 22 çeyrektir büyüyor: İşte en büyük katkıyı sağlayan sektörler
Küresel belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisi 2025'i yüzde 3,6 büyüme ile tamamladı. İnşaat, ticaret ve gayrimenkul sektörlerinin 12 çeyrektir süren pozitif katkısı, Türkiye'yi yüksek gelirli ülkeler kategorisine taşıdı.
ABONE OLTürkiye ekonomisi 2025’te yüzde 3,6 büyüyerek 22 çeyrektir kesintisiz genişleme serisini sürdürdü. İnşaat, ticaret-ulaştırma-konaklama-yiyecek hizmetleri ve gayrimenkul sektörleri ise son 3 yılda 12 çeyrektir pozitif katkı sağlayarak büyümenin taşıyıcı gücü oldu.
22 ÇEYREKTİR KESİNTİSİZ GENİŞLEME SERİSİ SÜRÜYOR
Türkiye ekonomisi 2025’te yüzde 3,6 büyüyerek 22 çeyrektir kesintisiz genişleme serisini sürdürdü. İnşaat, ticaret ve gayrimenkul sektörleri 3 yıldır pozitif katkı sağlarken, uzmanlar 2026’da daha yüksek büyüme beklentisine işaret etti.
Türkiye ekonomisi büyüme serisini sürdürmeye devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlenen bilgilere göre ekonomi, 2025 genelinde yüzde 3,6, yılın son çeyreğinde ise yüzde 3,4 oranında genişledi. Böylece Türkiye, 22 çeyrektir aralıksız büyüme performansı sergilemiş oldu.
Bu dönemde özellikle inşaat, ticaret-ulaştırma-konaklama-yiyecek hizmetleri ile gayrimenkul faaliyetleri sektörleri büyümeye güçlü katkı sundu. Söz konusu üç alan, son 3 yılda toplam 12 çeyrektir pozitif seyir izleyerek ekonomiyi destekledi.
İnşaat sektörü 2023’te yüzde 6,5, 2024’te yüzde 9,9 ve 2025’te yüzde 10,8 oranında büyüme kaydetti. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri sektörü 2023’te yüzde 7,5, 2024’te yüzde 3,4 ve 2025’te yüzde 4,6 oranında artış gösterdi. Gayrimenkul faaliyetleri ise 2023’te yüzde 3,4, 2024’te yüzde 4,6 ve 2025’te yüzde 2,7 büyümeyle yılı tamamladı.
"SANAYİ YENİDEN BÜYÜMENİN İTİCİ GÜCÜ OLMA ÇABASINDA"
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi İktisat Bölümü Başkanı Prof. Dr. Talha Yalta, verilerin makroekonomik dengelenme sürecinde üretim kapasitesinin korunduğunu gösterdiğini ifade etti.
Sanayi katma değerindeki yüzde 2,9’luk artışın önemine işaret eden Yalta, büyümenin yalnızca tüketime dayanmadığını vurgulayarak, sanayinin yeniden büyümenin itici gücü olma çabasında olduğunu belirtti.
Yalta, sektörel ayrışmaların büyümenin kapsayıcılığı açısından belirleyici olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:
"Geçen yıl inşaat sektörünün yüzde 10,8 ile öne çıkması ve hizmetler grubunun canlılığı, iç talebin direncini yansıtıyor. Ancak tarım sektöründeki yüzde 8,8'lik daralma, gıda arz güvenliği ve yapısal reform ihtiyacı açısından temel kırılganlık alanı olmayı sürdürüyor. Kişi başına GSYH'nin 18 bin 40 dolara yükselmesi, nominal bazda tarihi bir eşiğin aşıldığını göstermesi açısından önemli bir veri. Bu rakamın kalıcı toplumsal refaha dönüşmesi için ise sadece büyümenin hızını değil, aynı zamanda teknoloji ve verimliliğe dayalı derinliğini de artırmamız gerekiyor."
"EKONOMİK DİRENÇ YAPISAL OLARAK SAĞLAMLAŞIYOR"
Spectrum Denetim, Danışmanlık ve Yeminli Mali Müşavirlik AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay İnci ise küresel ölçekte artan belirsizliklere, ticarette korumacılık eğilimlerine ve Avrupa’daki zayıf büyümeye rağmen Türkiye’nin istikrarlı büyüme performansının dikkat çektiğini söyledi.
Net dış talebin büyümeye negatif katkı verdiği bir ortamda ekonominin genişlemeye devam ettiğini belirten İnci, bunun tarım sektörünün olumsuz iklim koşullarından etkilendiği bir yılda gerçekleştiğine dikkat çekti.
İnci, uygulanan politikalarla kredi genişlemesi ve iç talebin kontrollü biçimde yönetildiğini ifade ederek, Türkiye’nin birçok ülkeye kıyasla daha yüksek büyüme oranlarını koruduğunu kaydetti.
Büyüme performansın sonucunda Türkiye’nin Dünya Bankası sınıflandırmasına göre 2025 itibarıyla yüksek gelirli ülkeler kategorisine yükseldiğini belirten İnci, "Makroekonomik kırılganlıkların başında gelen cari açığın 2025'te yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmesi, hem finansman kalitesi hem de büyümenin sağlıklı zeminde devamı açısından olumlu bir tablo ortaya koyuyor. Artan makine ve teçhizat yatırımlarıyla üretim ve ihracat kapasitesini güçlendiren Türkiye, ekonomik direncini yapısal olarak sağlamlaştırmaktadır." dedi.
"ŞOKLARA RAĞMEN DAYANIKLILIK KANITLANMIŞTIR"
İnci ayrıca, gelir dağılımını iyileştirmeye yönelik adımların hızlanması halinde büyümenin daha geniş kesimler tarafından hissedileceğini belirterek, "Türkiye ekonomisi, küresel ve yerel şoklara rağmen dayanıklılığını kanıtlamış, istikrar ve üretim odaklı yaklaşımıyla geleceğe daha güçlü adımlarla ilerlediğini ortaya koymuştur." ifadelerini kullandı.
"BU TREND, 2026'DA DAHA YÜKSEK BÜYÜMENİN GÖSTERGESİ"
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefer Şener de küresel tarife krizleri, jeopolitik riskler ve sıkı para politikalarına rağmen Türkiye’nin güçlü bir büyüme performansı sergilediğini belirtti.
Sanayide katma değerin yüzde 2,9 artmasının son 4 yılın en yüksek seviyesi olduğuna dikkat çeken Şener, bu artışta özellikle orta-üst ve yüksek teknoloji düzeyindeki savunma sanayisi üretiminin etkili olduğunu söyledi.
Finansmana erişimin kolaylaşmasının sanayinin büyümeye katkısını artıracağını kaydeden Şener, Avrupa Birliği ile gümrük sürecinin güncellenmesi ve yeşil-dijital dönüşüm adımlarının ihracat ve üretim kapasitesini güçlendireceğini ifade etti.
İnşaat sektörünün 12 çeyrektir kesintisiz pozitif eğilim sergilediğini hatırlatan Şener, deprem konutları ve kentsel dönüşüm çalışmalarının sektöre katkı sunduğunu dile getirdi.
Tarım sektörünün don ve kuraklıktan etkilendiğini belirten Şener, yapısal düzenlemelerin bu alandaki katkıyı artırabileceğini söyledi ve şunları kaydetti:
"Tarımda yapısal düzenlemeler ve önümüzdeki dönem için oluşturulacak yol haritası, bu alandan büyümeye gelecek katkının artmasını sağlayacaktır. İnşaat, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri ile gayrimenkul faaliyetleri sektörlerinin 12 çeyrektir aralıksız pozitif eğilimini sürdürmesi ekonomiye olumlu katkı sağlıyor. Bu trend, 2026'da büyüme rakamlarının daha yüksek seviyede gerçekleşeceğinin de göstergesidir. Türkiye ekonomisinin büyümesi, ülkenin geleceği açısından son derece kritik önemdedir. Önümüzdeki dönemde tarife belirsizliklerinin azalmasıyla, dış talep artışına bağlı olarak ihracatın katkısı da artacaktır."