Gümrük savaşlarından yapısal rekabete: ABD-Çin uzlaşısı piyasalara sadece nefes aldırır

ABD-Çin rekabetinin yapısal sistem savaşına dönüştüğünü belirten uzmanlar, taraflar arasındaki sınırlı uzlaşıların piyasaları sadece kısa vadede rahatlatacağını, orta ve uzun vadede üçüncü ülke ekonomilerine baskı yaratacağını öngörüyor.

ABONE OL
GİRİŞ 18.05.2026 19:40 GÜNCELLEME 18.05.2026 20:28 EKONOMİ
Gümrük savaşlarından yapısal rekabete: ABD-Çin uzlaşısı piyasalara sadece nefes aldırır

ABD-Çin arasında son yıllarda yaşanan ticaret savaşları, teknoloji kısıtlamaları, Tayvan gerilimi, enerji güvenliği ve küresel güvenlik krizleri nedeniyle sertleşen ilişkiler artık iki ülke arasında olmaktan çıkmıştı. 

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Pekin’de gerçekleştirdiği görüşmeyle birlikte son dönemde yeniden yoğunlaşan diplomatik temaslar ve ticaret gerilimlerine ilişkin verilen mesajlar, küresel ekonomide ABD ve Çin rekabetinin yeni ve daha kırılgan bir evreye geçtiğine işaret ediyor.

Kısa vadede taraflar arasında sağlanabilecek sınırlı uzlaşıların küresel piyasalarda risk algısını azaltarak finansal piyasalara geçici bir rahatlama sağlayabileceği değerlendirilirken, orta ve uzun vadede özellikle üçüncü taraf ekonomiler üzerinde ciddi baskılar oluşabileceğinin altı çiziliyor.

SADECE EKONOMİK DEĞİL, TEKNOLOJİK VE STRATEJİK GÜÇ MÜCADELESİ

Enerji arz güvenliği, kritik ham madde rekabeti, yapay zeka teknolojileri ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde Washington ile Pekin arasındaki mücadele yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik, teknolojik ve stratejik bir güç mücadelesine dönüşüyor.

Trump’ın Pekin ziyareti, yeni bir yakınlaşmadan çok, küresel sistemde giderek sertleşen ancak doğrudan çatışmadan kaçınmayı hedefleyen “kontrollü sistemik rekabet” döneminin önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Marmara Üniversitesi Uluslararası Politik Ekonomi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzu Al, günümüzde enerjinin ekonomik bir unsur olmanın ötesinde doğrudan jeopolitik güç üretme kapasitesi anlamına geldiğini ifade etti.

Çin’in dünyanın en büyük enerji ithalatçısı konumunda bulunduğuna işaret eden Al, şöyle devam etti: “Özellikle İran, Rusya ve Venezuela gibi yaptırım altındaki ülkelerden indirimli petrol temin ederek ciddi bir maliyet avantajı elde ediyor.

Pekin yönetimi bu yöntem sayesinde üretim maliyetlerini düşürüyor ve küresel ihracat rekabetinde avantaj kazanıyor. Washington açısından mesele enerji piyasasıyla sınırlı kalmıyor.

Asıl hedef Çin’in uzun vadeli ekonomik yükselişini yavaşlatmak olarak okunabilir.”

KÜRESEL FİNANSAL VE ENERJİ MİMARİSİNİ DÖNÜŞTÜREN  BÜYÜK BİR SÜREÇ

Al, özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik enerji koridorlarında yaşanan gerilimlerin bu rekabetin güvenlik boyutunu daha görünür hale getirdiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

  • "ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları genişletmesi, Venezuela petrolüne erişimi sınırlandırması ve deniz taşımacılığı üzerindeki baskıları artırması Çin’in alternatif enerji ağlarını kırmaya dönük hamleler olarak değerlendirilebilir.

  • Ancak Çin kısa vadede baskı hissetse bile uzun vadede stratejik petrol rezervleri, yenilenebilir enerji yatırımları ve dolar dışı ödeme sistemleri üzerinden bu baskıyı dengelemeye çalışıyor.

  • Bu nedenle ortaya çıkan tablo klasik yaptırım mekanizmalarının ötesine geçen, küresel finansal ve enerji mimarisini dönüştüren daha büyük bir sürece işaret ediyor."

ULUSAL GÜVENLİK PERSPEKTİFİYLE DEĞERLENDİRİYOR

Prof. Dr. Arzu Al, ABD ile Çin arasındaki ilişkilerin artık gümrük tarifeleri ekseninde ilerleyen bir ticaret savaşının çok ötesine geçmiş durumda olduğunu kaydetti.

Sürecin teknoloji, enerji, finans ve tedarik zincirlerini kapsayan yapısal bir sistem rekabetine dönüştüğünü aktaran Al, “Bu gelişme de İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan çok taraflı ticaret düzenini ciddi biçimde aşındırıyor.” diye konuştu.

Al, ABD’nin Çin’den ithalatı gerilerken Çin’in üretimini ASEAN ülkeleri, Meksika ve diğer üçüncü ülkelere kaydırarak küresel ihracat kapasitesini korumayı başardığını kaydederek, “Bu durum ekonomilerin tamamen ayrışmadığını, aksine ticaret sapması denilen yeni bir yapının oluştuğunu gösteriyor. Süreç küresel üretim ağlarını daha karmaşık hale getirirken nakliye maliyetlerini ve jeopolitik riskleri artırıyor.” açıklamasını yaptı.

Dünya Ticaret Örgütünün kurallara dayalı sisteminin de zayıfladığını kaydeden Al, “Çünkü ülkeler ekonomik ilişkileri artık serbest piyasa mantığından çok ulusal güvenlik perspektifiyle değerlendiriyor. Friend-shoring, de-risking ve teknoloji ambargoları gibi kavramların öne çıkması da bunun en somut göstergeleri arasında yer alıyor.” dedi.

ÇİN’İN MALİYET AVANTAJI AVRUPA SANAYİSİNİ ZORLUYOR

Prof. Dr. Arzu Al, Trump'ın Çin'e yaptığı ziyaretin önemli olduğuna dikkati çekerek şöyle devam etti:

"Kısa vadede ABD ile Çin arasında sağlanabilecek sınırlı uzlaşılar küresel piyasalarda risk algısını azaltabilir ve finansal piyasalara geçici bir rahatlama sağlayabilir. Ancak orta ve uzun vadede üçüncü taraf ekonomiler üzerinde ciddi baskılar oluşma ihtimali bulunuyor."

Avrupa Birliği açısından en büyük riskin Çin’in kapasite fazlası sanayi üretiminin Avrupa pazarlarına yönelmesi olarak görüldüğünün altını çizen Al, “Elektrikli araçlar, güneş panelleri ve yeşil teknoloji ürünlerinde Çin’in sahip olduğu maliyet avantajı Avrupa sanayisini zorlayan temel unsurlardan biri haline geliyor. Bu durum Avrupa’da sanayisizleşme tartışmalarını daha da derinleştiriyor.” ifadelerini kullandı.

YENİ EKONOMİK DÜZENE DOĞRU İLERLİYOR

Arzu Al, gelişmekte olan ülkeler açısından ise daha karmaşık bir tablonun ortaya çıktığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Çin+1 stratejisi sayesinde Hindistan, Vietnam, Endonezya, Meksika ve Brezilya gibi ülkeler yeni yatırımlar çekiyor. Ancak aynı zamanda ABD ile Çin arasındaki rekabetin baskısıyla iki blok arasında tercih yapmaya zorlanıyorlar.

Bu durum Küresel Güney ülkelerini hem ekonomik fırsatlarla hem de ikincil yaptırım riskleriyle karşı karşıya bırakıyor. Sonuç olarak dünya ekonomisi tek merkezli küreselleşmeden uzaklaşıyor ve daha parçalı, bloklaşmış, jeopolitik risklerin belirleyici olduğu yeni bir ekonomik düzene doğru ilerliyor.”

KAYNAK : AA
Mesude Demirhan Haber7.com - Editör

Editör Hakkında

Çankırı’da doğdu. 2015 yılında lisans eğitiminin hemen ardından aynı yıl kariyer hayatına ekonomi muhabiri olarak başladı. Çeşitli ulusal medya kuruluşlarında ekonomi alanında sayısız özel haber ve röportajlar yaptı. 2026'dan beri ekonominin nabzını tutan ve ses getiren çalışmalarını Haber7’de sürdürüyor. ‎

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR