ABD-Çin hattında ‘yönetilen rekabet’ dönemi: Türkiye için üst lige çıkma zamanı!
Trump-Şi görüşmesiyle küresel üretim zincirlerinin yeniden şekillenmesi, Türkiye için büyük ihracat fırsatları doğuruyor. Türkiye'nin coğrafi gücüyle, bu yeni dönemde pasif kalmayıp dünya ticaret liginde üst basamaklara çıkması bekleniyor.
ABONE OL- HABER7-ÖZEL
Dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin arasındaki güç mücadelesi sadece ticari bir rekabet olmaktan çıkıp teknoloji, enerji ve küresel güvenlik alanlarını da içine alan çok boyutlu bir hesaplaşmaya dönüştü.
Küresel piyasaların yönünü tayin eden bu kritik süreçte, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Pekin’de gerçekleştirdiği zirve tüm dünyanın gözünü bu bölgeye çevirdi.
Türk-Amerikan İş Adamları Derneği (TABA-AmCham) Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı, küresel dengeleri derinden sarsan bu dev zirveye ilişkin Haber7’ye çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Küresel üretim ve yatırım zincirlerinin yeniden şekillendiği bu kritik virajda Türkiye için pasif bir izleyici değil, üst basamaklara çıkma zamanı olduğunun altını çizen Sanlı, mevcut tablonun Türkiye için özellikle ihracat, lojistik ve yüksek teknoloji yatırımları alanında çok büyük fırsat pencereleri araladığına dikkat çekti.
TÜRKİYE’NİN İHRACATINA KATKI SAĞLAR
Sanlı, Türkiye açısından önemli fırsatları barındırdığını belirterek, ABD–Çin rekabet şeklinin, küresel üretim ve yatırım akışlarını doğrudan etkilediğini vurguladı.
Rekabetin kontrollü yumuşaması küresel ticaret hacmini artırarak Türkiye’nin ihracat potansiyeline olumlu yansıyacağını dile getiren Sanlı, şöyle konuştu:
-
"Öte yandan rekabetin sürmesi halinde üretim zincirlerinin yeniden konumlandığı “friend-shoring” ve “nearshoring” eğilimleri Türkiye’nin jeostratejik önemini daha da artırıyor.
-
Türkiye, Avrupa, ABD ve Asya arasında üretim, lojistik ve yatırım köprüsü rolünü güçlendirebilecek konumda.
-
Bu süreçte yüksek katma değerli üretim, teknoloji yatırımları ve yeşil dönüşüm alanlarında atılacak adımlar Türkiye’nin pozisyonunu daha da stratejik hale getirecek."
KÜRESEL SİSTEMİ ŞEKİLLENDİREN ÇOK BOYUTLU ALAN
Sanlı, görüşmeyi iki ülke ilişkilerinde son yıllarda belirgin şekilde sertleşen stratejik rekabetin yönetilebilir bir çerçeveye oturtma çabası olarak değerlendirdi.
ABD–Çin hattı artık yalnızca ekonomik bir rekabet değil; teknoloji, güvenlik, enerji ve küresel etki alanlarını kapsayan çok boyutlu bir güç mücadelesine dönüştüğünü dile getiren Sanlı, “Bu nedenle bu tür temaslar, ilişkilerin tamamen yumuşamasından ziyade, krizlerin kontrol altına alınması ve öngörülebilirliğin artırılması amacı taşıyan diplomatik adımlar olarak okunmalı” dedi.
“PASİF İZLEME DÖNEMİ DEĞİL, ÜST BASAMAKLARA ÇIKMA ZAMANI”
Sanlı, ABD–Çin ilişkileri önümüzdeki dönemde tek yönlü bir iyileşme veya bozulma yerine, dönemsel iniş çıkışlar içeren “yönetilen rekabet” modeli üzerinden ilerlemeye devam edeceğine işaret etti.
Bu nedenle küresel ekonominin sürekli bir yeniden fiyatlama ve adaptasyon süreci içinde olacağını belirten Sanlı, “Türkiye gibi orta ölçekli ve stratejik konumda bulunan ekonomiler açısından bu dönem, pasif izleme değil; aktif çeşitlendirme, bölgesel entegrasyonları güçlendirme ve küresel değer zincirlerinde daha üst basamaklara çıkma dönemidir” ifadelerini kullandı.
TAM NORMALLEŞME DEĞİL, BELİRSİZLİKLERİN YÖNETİLMESİ
Süleyman Ecevit Sanlı, görüşmenin küresel ekonomi açısından bir “tam normalleşme”den ziyade belirsizliklerin yönetilmesine yönelik bir sinyal etkisi taşıdığını belirterek, şöyle devam etti: “İki ülke arasındaki karşılıklı bağımlılık özellikle tedarik zincirleri, ileri teknoloji üretimi ve enerji piyasaları açısından küresel sistemin omurgasını oluşturuyor.
Bu nedenle ilişkilerdeki her yumuşama, kısa vadede piyasalarda risk iştahını artırabilir, sermaye akımlarını hızlandırabilir ve emtia fiyatlarında dengeleyici bir etki yaratabilir.
Ancak yapısal rekabetin devam etmesi nedeniyle orta ve uzun vadede “tam ayrışma” yerine “sektörel ayrışma” eğilimi sürmeye devam edecek. Bu durum küresel ekonomiyi daha parçalı, ancak tamamen kopmamış bloklar üzerinden şekillenen bir yapıya doğru yönlendirebilir.”
NADİR TOPRAK ELEMENTLERİNDE DİKKAT ÇEKEN DETAY
Sanlı, buluşma sonrası öne çıkabilecek başlıkları ve sektörleri şöyle sıraladı:
-
Özellikle kritik teknoloji ve tedarik zincirleri ilk sırada yer alıyor. Yarı iletkenler, yapay zekâ altyapıları ve yüksek teknoloji ihracat kontrolleri yeniden müzakere edilen alanlar olabilir.
-
Bunun yanında nadir toprak elementleri ve kritik minerallerin tedarik güvenliği, enerji ticareti ve LNG akışları, finansal piyasalara erişim ve yatırım kısıtlarının belirli sektörlerde gevşetilmesi de gündeme gelebilir.
-
Ayrıca Tayvan, Güney Çin Denizi ve siber güvenlik gibi jeopolitik risk alanlarında “çatışma yönetimi mekanizmalarının” güçlendirilmesi