Türkiye servet yönetimi merkezi olacak: Körfez gerilimi ve vergiler rotayı böyle çevirdi
Türkiye, Londra ve Dubai'deki belirsizliklerden kaçan yatırımcıları vergi muafiyeti ve varlık barışıyla İstanbul'a çekmeye hazırlanıyor. Hedef, şehri küresel bir finans ve servet yönetimi merkezine dönüştürmek.
ABONE OLTürkiye, Londra ve Dubai’de artan belirsizlikleri fırsata çevirerek küresel varlıklı yatırımcıların ilgisini çekmeye hazırlanıyor. Vergi avantajları, uzun süreli vergi muafiyetleri ve varlık barışı gibi uygulamalarla yatırımcıları ülkeye çekmeyi hedefleyen Türkiye, İstanbul’u bölgesel bir finans ve servet yönetimi merkezine dönüştürmek istiyor.
Türkiye, küresel servetin yöneldiği önemli merkezlerden Londra ve Dubai’de yaşanan belirsizlikleri fırsata çevirerek daha fazla varlıklı kişi ve uluslararası yatırımcıyı ülkeye çekmeyi hedefliyor.
Bloomberg'in haberine göre Türkiye, yurt dışında yaşayan varlıklı kişiler için düşük veraset vergisi, yurt dışı gelirlerinin 20 yıl boyunca Türkiye’de vergilendirilmemesi ve beyan edilmemiş varlıkların ülkeye getirilmesini kolaylaştıran varlık barışı uygulaması gibi çeşitli avantajlarla uluslararası yatırımcıların ilgisini artırmaya çalışıyor.
"YATIRIMLARIN YÖNETİLDİĞİ KÜRESEL BİR MERKEZ"
Türkiye, son yıllarda siyasi dalgalanmalar ve alışılmışın dışındaki para politikalarının etkisiyle zayıflayan bölgesel finans merkezi hedefini yeniden güçlendirmeye çalışıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’yi yalnızca yatırım yapılan bir ülke olmaktan çıkararak yatırımların yönetildiği, ticaretin yönlendirildiği ve sermayenin buluştuğu küresel bir merkez haline getirmeyi hedeflediklerini ifade ediyor.
Bu stratejinin merkezinde ise İstanbul bulunuyor. Kent; tarihi mirası, sağlık hizmetleri, uluslararası okulları, marinaları ve Boğaz kıyısındaki konutlarıyla varlıklı yabancılar açısından yaşam kalitesi sunan önemli merkezlerden biri olarak öne çıkıyor.
LONDRA VE KÖRFEZ'DEKİ BELİRSİZLİK FIRSATA DÖNÜŞÜYOR
Birleşik Krallık’ta yurt dışı gelirlerine yönelik vergi avantajlarının kaldırılması, çok sayıda varlıklı yatırımcının ülkeyi terk etmesine neden olurken Türkiye bu hareketlilikten pay almaya çalışıyor.
İlk aşamada özellikle Birleşik Krallık ve Almanya’da yaşayan Türk diasporasının yeni uygulamalara ilgi göstermesi bekleniyor.
Dubai ve Abu Dabi açısından ise bölgedeki jeopolitik gelişmeler yeni bir belirsizlik yaratmış durumda. ABD-İran savaşı ve bölgedeki saldırılar, son yıllarda uluslararası servetin yöneldiği Dubai ve Abu Dabi’nin güvenli liman algısını zayıflatırken Türkiye için yeni bir fırsat alanı oluşturuyor.
"KÜRESEL HAREKETLİLİK AÇISINDAN STRATEJİK"
Türkiye'nin yabancı yatırımcıları çekmek için kullandığı araçlardan biri de gayrimenkul yoluyla vatandaşlık programı.
En az 400 bin dolar değerinde gayrimenkul satın alan ve bunu en az üç yıl elinde tutan yabancılar, Türk vatandaşlığına başvurabiliyor. 2017 yılında başlatılan program, özellikle Rusya ve Çin’den varlıklı yatırımcıların ilgisini çekti.
Henley & Partners da Türkiye’yi bu yıl küresel hareketlilik açısından stratejik ülkeler arasında gösterdi. Şirketin verilerine göre Hindistan, ABD, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa’dan Türkiye’ye taşınmak isteyen kişilerden başvurular bulunuyor.
İSTANBUL FİNANS MERKEZİ VE KÜRESEL REKABET
Türkiye'nin küresel finans merkezi olma hedefinin önemli adımlarından biri olan İstanbul Finans Merkezi ise 2023 yılında faaliyete geçti.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve kamu bankalarının da yer aldığı merkez, buna karşın yabancı finans kuruluşlarını Türkiye’ye çekme konusunda şu ana kadar sınırlı başarı gösterebildi.
Uzmanlara göre Türkiye'nin vergi avantajları ve yaşam koşulları uluslararası yatırımcılar açısından cazip unsurlar taşıyor. Ancak ülkenin uluslararası finans sektörünün ölçeği henüz Dubai, Doha veya Riyad gibi bölgesel merkezlerle rekabet edecek seviyede bulunmuyor.
"YATIRIMCI GÜVENİNİ GÜÇLENDİRECEK DAHA ÖNGÖRÜLEBİLİR BİR ORTAM"
Türkiye'nin varlıklı yatırımcıları çekme stratejisinin önünde önemli riskler de bulunuyor.
Yüksek enflasyon, Türk lirasındaki değer kaybı ve siyasi belirsizliğin yanı sıra yatırımcı güveni, mülkiyet hakları ve şirketlere yönelik kayyum uygulamaları da uluslararası yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek başlıca unsurlar arasında değerlendiriliyor.
Bu nedenle Türkiye'nin yalnızca vergi ve yaşam avantajları sunmasının yeterli olmayacağı, aynı zamanda yatırımcı güvenini güçlendirecek daha öngörülebilir bir ekonomik ve hukuki ortam oluşturmasının kritik önem taşıdığı belirtiliyor.
Türkiye böylece bir yandan Londra'daki vergi değişiklikleri ve Körfez'deki jeopolitik risklerin oluşturduğu yeni yatırım ortamından yararlanmaya çalışırken, diğer yandan İstanbul'u küresel sermayenin yalnızca geldiği değil, yönetildiği ve yönlendirildiği bir merkez haline getirmeyi hedefliyor.