Kotil: Devrim yaptık, terlik diyorsunuz
THY Genel Müdürü Temel Kotil, terlikli fotoğrafı için yapılan yorumlara rekorlarla yanıt verdi. Kotil, 2003'te göreve geldiğinde bir köşe yazısının kendisini nasıl kamçıladığını anlattı.
ABONE OLŞİRİN SEVER'in röportajı
"Yanlış yaptım kabul ediyorum... Bundan sonra yorgun da, hasta da olsam aynı şeyi yapmam" diyen Kotil: "Süper haksızlık ediliyor. Dünya ekonomik krizdeyken, biz British, Lufthansa, Air France'la yarışıyoruz, onlardan yolcu alıyoruz. Muazzam işler yapıyoruz, bunları konuşalım"..
Adınız Temel olduğuna göre sizinki tipik Karadenizli bir aile mi?
- Aslında benim doğduğum yıllarda, ki 1959 doğumluyum, pek kullanılmıyordu bu isim. Adımın Temel konması biraz enteresan... Annemin bir erkek çocuğu ölmüş doğar doğmaz. Sonra benim ikiz kardeşim ölmüş doğumda, bir de ablam rahmetli olmuş.
Yani sekiz kardeş olacaktık ama şu anda üç kız, iki erkeğiz. Teyzem de benim ismimi Temel koymuş, 'temeli sağlam olsun, yaşasın' diye. Karadeniz isminden ziyade sebebi budur. Tabii Temel fıkraları çocuk yaşlardayken enteresan oluyor...
- Peki siz Temel fıkralarıyla yaşamayı, bunlarla eğlenmeyi öğrendiniz mi?
- Çocuk yaştayken hoş olmuyor, onu söyleyeyim! Fakat ben çok okudum, Michigan'dan mezun oldum.
Türkiye'de çok fazla Michigan mezunu da yoktur, ondan sonra Temel popüler bir isim oldu benim için.
- Peki nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
- Bir kere ova gibi düz yerler yoktu koşup oynayacağımız... Dağlık alandı yaşadığım yer, yan yana dizilmiş evler, köy mantığı değil de, bir uçta bir ev, başka uçta başka bir ev vardı, çok farklı bir yaşam şekliydi. Ben 10 yaşına kadar Rize'de kaldım, 1969'da ailece İstanbul'a geldik. Çay etkin bir gelir kaynağı değildi o zamanlar. Babam müteahhitlik yapıyordu, daha önce de Almanya'da çalışmıştı. Dolayısıyla babadan biraz uzak büyüdük.
- Çok parlak bir akademik kariyeriniz var; sizi okumaya bu kadar sevk eden şey neydi?
- Rize'de bulunduğum yıllarda okumak pek zevkli değildi; etrafta oynamak, koşmak, derede balık tutmak daha eğlenceli geliyordu. İstanbul'da ise koşacak yer yoktu ama okuyacak kitaplarım çoktu. İyi ki gelmişiz İstanbul'a, yoksa bu noktalara gelemezdim.
- Karadeniz şivesiyle konuşmuyorsunuz...
- Tabii yıllar içinde dengeliyorsunuz onu ama Rizeli bir arkadaşımla konuşsam görürsünüz beni! (gülüyor) Rize'ye gitsem ya da aile içinde konuşsam şivem anında devreye girer. Yani bir format olarak duruyor o.
- Neden uçak mühendisliğini seçtiniz peki; gökyüzüne, uçaklara merakınız var mıydı?
- Öyle bir merak yoktu ama Rize'de iş olarak ya çay var ya da el sanatlarıyla ilgilenmen gerek. Başka iş yok.
Bizim de torna, tesfiye atölyeleri olan akrabalarımız vardı, orada makine mühendisliğivari konularda bir arzu, istek oluştu. İstanbul'a geldiğimiz yıllarda Kıbrıs çıkarması gündemdeydi. Ben liseydim, gazetelerde boy boy 'Türkiye uçağını yapacak' diye haberler çıkıyordu, Amerikan ambargosu vardı, uçakların bir kısmı uçamıyordu. Her genç gibi 'uçak mühendisi olalım' dedik. Birinci sebep buydu. İkincisi de, mezun olduğum İTÜ Uçak, 78 yılında Türkiye'de en yüksek puanla öğrenci alan okuldu.
- Çok hırslı biri misiniz siz?
- Tabii idealist ve hırslı olmazsanız motive olamıyorsunuz. Rize'den gelmiş olmam, 10 yıl boyunca dağda, kırda yaşamış olmak etkiledi beni. İTÜ'yü de bir an önce bitirmek istiyordum. O yıllar kötü yıllardı, anarşi olan yıllardı biliyorsunuz.
- Sonra Amerika'da çift master yaptınız, oradaki üniversitelerde ders verdiniz. Türk Hava Yolları'na geçişiniz nasıl oldu?
- Uçak mühendisliğini bitirip hemen 'uçak yapalım' demek o kadar kolay değil tabii! Bu bir ülke politikası; Türkiye uçak yapmak istiyorsa hükümetlerin milyar dolarlık bütçe ayırması gerekiyor, on binlerle ifade edilen mühendis kadrolarını belli süre çalıştırması, koruması gerekiyor. Tesadüf eseri bir yurtdışı bursu buldum ama sadece bir uçak mühendisine veriliyordu.
Rahmetli Özal'ın bursuydu o da. Uçak tasarımında doktora yapacak, gelip THY'de görev alacak, uçak imal edecekti. O da bana denk geldi.
- Ne kadar şanslısınız!
- Puanım çok yüksekti ama! Bursu aldık, gittik Amerika'ya. Michigan uçak mühendisliğinde ilk üçe giriyor Amerika'da. Sonra ikinci master'ımı aldım, sonra doktoramı... Mezun olur olmaz Türkiye'ye geldim.
İTÜ Uçak'ta öğretim görevlisi oldum, Büyükşehir Belediyesi'ne daire başkanlığı yaptım, tekrar Amerika'ya gittim ailemle, hocalık yaptım. 2003 yılında Abdurrahman Bey (Gündoğdu) THY genel müdürü olunca Teknik A.Ş.'yi de bana teklif ettiler genel müdür yardımcısı olarak.
İDDİALI OLMAK BÜYÜK ZEVK VERİYOR...
- Hangisi daha zevkli; akademisyenlik mi, hizmet sektöründe çalışmak mı?
- Amerika'daki okulların hepsi zaten sizi farklı formatta yetiştiriyor, geliştiriyor. Biz o derslerde projeler yaptık, fikirler ürettik; yani o okullardan bayağı donanımlı çıkıyorsunuz. Doktorası olanların bir kısmı akademiye devam ediyor, bir kısmı da şirketlere uzman, araştırmacı olarak hizmet veriyor, yöneticilik yapıyor. Dolayısıyla Michigan'da aldığım eğitim benim hem bugünkü görevimi, hem akademide hocalık görevimi yapmama alt yapı oluşturuyor. İşin zevkli tarafına gelirsek, tabii ki hocalık çok zevkli.
- Yöneticilik daha yorucudur herhalde!
- Tabii THY çok büyük bir kurum, çok büyük bir marka ve Türkiye için çok önemli bir organizasyon.
Zevkin ötesinde bir görev ruhu var burada. En çok hoşuma giden kısım da, uluslararası pek çok havayolu ile rekabet ediyor olmamız. 30 yıldan bu yana üye olduğumuz IATA (Uluslararası Havayolu Taşımacılığı Birliği) toplantılarından birini ilk kez geçen yıl burada yaptık. Yönetim kuruluna ilk giren kişiyim. Bunlar çok zevk veren konular. Hocalığı hiçbir zaman bırakmamak lazım ama THY çok anlam ifade ediyor.
- THY Genel Müdürü olmanın en zor ve en keyifli yanları nedir söyler misiniz?
- Bu işin en zor yanı da en zevkli yanı da rekabet etmek! İşin sonunda ipi göğüsleyememek de var, o zor bir durum. Ama aylık, haftalık mali sonuçlar geldiğinde, bu pazarda mesafe kat ettiğimizi görmek zevk veriyor, kaliteli olmak zevk veriyor. Bütün yolculara, 'Siz bizim yıldızlarımızsınız' diyoruz, süper iddialıyız bu konuda. İddialı olmak zevk veriyor.
Beni kimse kandıramaz...
- THY Genel Müdürü olmak için uçak mühendisliği şart değil herhalde?
- Hayır, herhangi bir sektörden ve eğitim düzeyinden biri yönetici olabilir.
Fakat teknik eğitime sahip yönetici daha büyük performans sağlayabilir. Mesela Lufthansa ekonomik anlamda çok başarılı bir şirkettir, onun genel müdürü de 'teknik'ten gelme. Uçağı çok iyi bildiğiniz için herhangi bir konu aksadığında onun sorumlusunu anında tespit ediyorsunuz, bu bir avantaj.
- Kimse sizi kandıramıyordur...
- Yok mümkün değil!
- Hiç uçak uçurdunuz mu?
- Küçük eğitim uçaklarının uçuşuna katıldım. Ama tabii uçak kullanma meziyetimiz olsa bile uçağı indiremeyiz.
- Filmlerdeki gibi ihtiyaç olsa?
- Bir pilotun o uçağa dokunabilmesi için veya pilot koltuklarından birine oturabilmesi için lisansı olmalı. Bir genel müdür uçak uçarken pilotlara 'kalk ben bir oturayım' diyemaz asla.
Herhangi bir şirket kadar özeliz!
- THY genel müdürünün siyasetle, hükümetle, başbakanla bağlantılı atanması doğru mu sizce?
- Güzel bir soru. 2003 yılında THY'nin üst yönetimi toptan değiştirildi ama büyük şirketlerde yapısal değişiklik, anlayış değişikliği gerekebiliyor. THY'deki değişimin, bu hükümetin göreve gelme tarihiyle ilişkisi yok. Bugün buradaki yönetim kadrosu, bu işi hakkıyla yaptığını ispat ettiği için burada. Tabii Türkiye'de genel kanı tersidir. 'Hükümetler kendi kadrolarıyla çalışıyor' algısını kaldırmak gerekiyor artık...
- Tam da bunun için soruyorum; bu kadar nazik, bu kadar önemli ve rekabetçi bir kurumda, kurumsal bir kimlik oluşturmak gerekirken neden her iktidarla değişebilecek bir yapı söz konusu?
- Bence o kavramı lügattan çıkarmak gerek...
- Tamam çıkarmak gerekir de şu anda işler böyle yürümüyor mu?
- Sizin nasıl baktığınıza bağlı.
- Nasıl yani?
- THY'nin tepe yönetimi değişti, bilinen gerçek bu ama misyon şuydu: Bu şirketi eski şeklinden çıkarıp, müşteri eksenli hale getirin, kâr eden bir kuruluş haline getirin, pazardaki payınızı artırın. Bunları yapmak için kadrolar değiştirilebilir...
- Sonuçta 'THY Genel Müdürü şu kişi olacak' diyen kişi hükümetin başındaki kişi değil mi?
- Yönetim Kurulu!
- Başbakan'ın dahli hiç yok mudur yani?
- Bugünkü yapıda benim kontratım yönetim kurulunun elinde. Yüzde 51'i borsada olan, yüzde 49'u şu anda Özelleştirme İdaresi'nin hissedarlığında bulunan bir şirketiz ama karar mekanizması olarak Türkiye'deki herhangi bir özel şirket kadar özeliz. Belki biraz daha özeliz çünkü çok hızlı karar veriyoruz, hızlı karar verebildiğimiz için de şirket bu kadar iyi gidiyor.
Hükümet politikasından şöyle yararlanırız: Mesela 'bu yıl Afrika yılı olacak' denirse, bizim için de orası pazar olur. Bunun en güzel örneği Ortadoğu'dur. Son üç yılda Ortadoğu'da büyümemiz yüzde 40! Ortadoğu'yla ticari ilişkiler gelişince biz taşıyoruz onu...
Amerika'da bir CEO yapsa asla böyle haber olmazdı!
Üzerinden zaman geçti, şimdi ne düşünüyorsunuz?
- Süper haksızlık! Ben bir seyahat yapmışım; kişisel bir gezi, kurumsal hiçbir yanı yok. Eşimle beraber gelmişim, bir an önce de arabaya geçmek istiyorum, yorgunum. Bugüne kadar oradan çok geçmişim ve hiçbir gazeteciyle karşılaşmamışım, tuzağına düşmemişim, niyeyse bu kez oluyor! Üstelik dönüşümü bilen yok, tarihi değiştirmişim ama ilgili gazeteci arkadaş bir hafta beni takip etmiş demek ki.
Her şeye rağmen o benim yanlışımdı, onu kabul ediyorum. Bir daha ne kadar yorgun olsam da, hasta olsam da yapmam.
- Üzüldünüz mü olanlara?
- Şuna üzüldüm; benim üzerimden kurumuma vurdular, benim yaptığım şeyi kuruma mal ettiler.
Yani burada THY bir mevzi kaybetti. Bu beni süper, süper, süper üzdü.
- THY gibi dünyaya açık olması, modern olması beklenen kurumun başındaki kişinin tarzı, eşinin üç adım arkasında yürümesi eleştiri çekti. Haksızlık mı edildi size?
- Ben öğrenciyken evlendik eşimle; 25 yıl oldu. 'Eşim arkada yürür ben önde' diye bir kavramımız yoktur.
Bugüne kadar neyimiz varsa, eşim Remziye Hanım'la inşa ettik biz.
Dört çocuk yetiştirdi eşim.
Oğlum Bilal politika okuyor Amerika'da, onun küçüğü Enes biyoloji okuyor. Lise döneminde dünya biyoloji olimpiyatlarında Türkiye'yi temsil etti ve bir gümüş, bir altın madalya aldı. Eşim böyle çocuklar yetiştirdi, onun çabalarıyla gerçekleşti her şey. O yüzden en çok da eşim üzüldü. O anda bizim poz verme durumumuz yoktu. Bir an önce oradan çıkmak için hızlı hızlı yürüyorduk.
Bunu, Amerika'da bir havayolunun CEO'su yapmış olsa, orada uzun süre yaşadığım için biliyorum, böyle haber olmazdı.
- Sonuçta böyle bir algı yarattığınız için pişman mısınız?
- Bizim burada vazgeçilmez markamız THY. Bu marka zarar görüyor. Eşime de söyledim bundan sonra ayrılmadan, yan yana yürüyeceğiz! (gülüyor)
- Diğer çocuklarınız ne yapıyor?
- Büyük kızım Kübra lise ikide, Amerika'ya göndereceğiz onu da, ağabeyleriyle okuyacak.
Bir de 18 aylık minik kızımız var; Meryem.
- Ooo, geç babalık ha?
- Evet. Şimdi ailenin maskotu o, konuşmaya da başladı ufaktan...
- Evet kayıtlara geçti ama geçmişte 'Tehir Hava Yolları', 'They Hate You' diye isimler de takılıyordu.
Terlik hiç yoktu! İnşallah sileriz bunu da.
- Apronda deve bile kesildi sizin döneminizde, eleştirilerin hepsi mi haksız?
- Açık söyleyeyim, süper bir haksızlık var. İçeride muazzam işler yapıyoruz, dışarıda da muazzam haksızlığa uğruyoruz. Tabii insan bir ikileme düşüyor; 'ben hangi ülkenin havayoluyum' diye kendine soruyor. Deve olayı gibi bir kişinin densizliği yüzünden yaptığımız çıkışları görmemek...
- Sizin bilginiz yok muydu o olaydan?
- Nasıl olabilir ki? Star Alliance toplantısı yapmışız, 19 havayolunun genel müdürünü karşılamışım, cumartesi günü onları bir bir yolcu etmişim, bütün dünya havacılığında yükselen yıldız olarak konuşuluyoruz, pazartesi günü deve keseceğim! Talihsiz bir olay. Bir yönetici buna nasıl izin verebilir ki?
- Ne oldu o arkadaşa şimdi?
- Aynı gün ayırdık onu. Benim sınıf arkadaşımdı, çok kaliteli biriydi, en iyi mühendislerimizdendi.
Bunlar hoş olaylar değil elbette ama olabiliyor.
Kabul de ediyoruz: Bunlar bizim yanlışlarımız. Ama doğrularımız o kadar çok ki... Rakamlar süper, 2008'i çok iyi kapadık, 2009'da yüzde 20 kapasite artışı var.
Bunlar devrim ama siz 'terlik' diyorsunuz!
- Süper, süper haksızlık yapılıyor! Bir şirket, dünya ekonomik krizdeyken büyüyor, herkesle yarışıyor.
Bunu yaparken kadrolaşma adına yanlış insanları mı işe alır? Deli olması lazım!
- O kadar çok söylenti var ki bu konuda...
- Böyle yapmadığımızı ispat edeyim size: Geldiğim yıldan beri şirket, yolcuda iki kattan fazla, ciro olarak da üç kattan fazla arttı. Bu yıl 6 milyar dolar gibi bir cironun peşine koşacağız.
1.6 milyar dolardan geldik buraya. Çalışan sayısı 11 bin civarındaydı, şu anda 14 bin. Bu kadar ürettiğimize göre, 20 binlere çıkmamız gerekmez miydi popülist politika uyguluyorsak?
- Personeli alırken kıstasınız nedir?
- İki-üç tane profesyonel insan kaynakları şirketi bunları seçiyor, mülakatlar yapıyor, en iyiler alınıyor.
-Ateş olmayan yerden duman çıkar mı?
- Ezelden beri yapılır bu konuşmalar; alışkanlık! Biz hangi noktaya geldik, nereye gidiyoruz bunları konuşalım. Lufthansa'yla, Air France'la, British'le yarışıyoruz, ondan yolcu alıyoruz. Bunlar da biletleri pahalı sattığımız için değil; pahalı pazarlara gittiğimiz, yeni açılımlar yaptığımız, marka haline geldiğimiz için oluyor. Bunlar bana dokunuyor artık. Buraya başarı için geldim, koşmak varken yürür müyüm? Aldığımız personelin hepsi Türk insanı. Onun için diyorum ki; evet Türk insanıyla kadrolaşıyoruz!
- Uçuş emniyeti bu işin ruhudur, THY'nin en önem verdiği konu da budur. İşin içinden geldiğim için söylüyorum; uçakların bakımı yüzünden çok fazla sorun çıkmaz. Emniyet, uçucu ekibin, kokpit ekibinin davranışlarıyla ilişkilidir. Talimatımız şudur bizim; hava şartları kötüyse, buzlanma varsa, şu varsa bu varsa, inme, pas geç. Her zaman bir alternatif havaalanı vardır.
Bir ameliyathane işletmek kadar hesap kitap yaparak işletiyoruz bu kurumu.
Şunu söylemem lazım; uçuş emniyetinde THY beş yıldızdır. Star Alliance'a üyeyiz, onların standartları neyse onu sağlıyoruz.
- Sarhoş pilot olayları?
- Aynı gün atıyoruz! Havacılık emniyetindeki tabulara kimse dokunamaz.
- Geçmişte 'Kara Cuma' yaşamıştık ama değişti her şey... Şimdi Avrupa havayollarıyla karşılaştırıyoruz kendimizi, rakamlarımız çok iyi ama buna rağmen Türkiye'deki yolcularımız bizi eleştiriyor.
Bunun dinamiğinde yatan şu: Günde 700 sefer yapıyoruz, bu 700 seferi de 130 uçakla yapıyoruz. Bir uçak, günde birden çok sefer yapıyor. Aksama olmaz mı, oluyor. Aksama olmaması için yerde kalış süresini artıracaksınız. Tabii o zaman da para kazanamaz, kâr edemezsiniz.
- Havaalanının küçüklüğü de etkiliyor mu gecikmeleri?
- Tabii etkiliyor ama Avrupa'daki en büyük havaalanı Heathrow'daki tehire bakarsanız, burası cennet gibidir.
- Üç bacak var; biri kaliteli mal üretmek, malınız kaliteli olacak ki satabilesiniz onu.
İkincisi, bunu ucuz üretmek, ki delice büyümemizin sebebi o, büyüdükçe ortalama gider düşüyor. Üçüncüsü de marka yönetimi, yani algı. Tabii ki dünya, THY'yi Türkiye'deki en iyi marka olarak biliyor ama bize yetmez. Bütün dünya vatandaşları THY'yi ismiyle bilsin istiyoruz! Bu reklam filminin amacı bu. Çok iddialı bir film ve bizi çok zor durumda bırakıyor.
- Neden?
- Her yolcu bizim için bir stardır; bir stara nasıl muamele edildiğini bilirsiniz...
- Güzel ve şık bir reklam ama eleştiriler de var. "Bu marka bana 'yıldız' diyor ama ne vaat ediyor, buna cevap verilmemiş' deniliyor. Sizce?
- Haksızlık ediliyor. Bir starın herhangi bir ortamda nasıl muamele gördüğünü bilirsiniz, bunu anlatmaya gerek yok! Bizim sattığımız ilgi, bizim sattığımız servis kalitesi starlara layık. Herkes havayolu kurabilir, kabin personeli temin edebilir, finansman sağlayıp uçak bile alırsınız ama havada bir yıldız gibi hissettirmek o kadar kolay değil.
Dünyada 'ben seni yıldız gibi uçuracağım' diyen havayolu yok biliyor musunuz?
- Bu reklam fikri kimden çıktı?
- Bizim reklam bölümümüzün fikri. Brad Pitt, George Clooney gibi bir çok isim de araştırıldı.
- Geri dönüşler nasıl?
- Biz Türkiye'nin havayoluyuz, iç hatlar çok önemli ama asıl hedefimiz yurtdışı yolcusu ve dünyaya THY'yi tanıtmak. Bir Singapore, bir Emirates markası yüksektir ama aşılamayacak markalar değiller, amacımız onları aşmak...
Bana öyle gaz verdi, öyle motive etti ki o yazı, kurumu buralara kadar getirdim.
Haksızlığa uğrayınca öyle çok çalışıyorum ki... İyi ki yazıyorlar!"