Bakan Akar'ın kitabından: ABD kendi arşivlerinde 'soykırımı' yalanlıyor

Bakan Akar’ın sözde Ermeni Soykırımı'yla ilgili “Harbord Askeri Heyeti Raporu” kitabı gerçekleri tarihi kaynakların ışığında su yüzüne çıkartıyor.

ABONE OL
GİRİŞ 24.04.2021 16:57 GÜNCELLEME 24.04.2021 17:04 GÜNCEL
Bakan Akar'ın kitabından: ABD kendi arşivlerinde 'soykırımı' yalanlıyor

ABD Temsilciler Meclisi hiçbir gerçekliği olmayan sözde Ermeni Soykırımı’nı kabul etti. Bunu yaparken de hiçbir tarihi kaynağa esas almadılar. Barış Pınarı Harekatı’nın başarıya ulaşmasına 100 yıl önce ortaya atılmış bir yalanla karşılık vermeye çalıştılar. Ancak ABD Ulusal Arşivlerine bakılsa, bizzat Amerikalı Tümgeneral James G. Harbord’un o döneme ışık tutan raporunu bulacaklardır. 

 

 

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın konuyla ilgili “Harbord Askeri Heyeti Raporu” kitabı gerçekleri tüm detaylarıyla ve tarihi kaynakların ışığında su yüzüne çıkartıyor. 

Kitap; ABD Kongresi’nin onayı ile ABD Başkanı Woodrow Wilson’un 1 Ağustos 1919 tarihinde Tümgeneral James G. Harbord Başkanlığındaki askeri bir heyeti Anadolu ve Kafkaslardaki durumu incelemek, gerçekleri araştırmak üzere İstanbul’a gönderdiğinden bahsedilerek başlıyor. 

 

 

Kitapta öne çıkan detaylar şöyle: 

12 Ağustos 1919’a kadar Harbord Askeri Heyeti, personel seçimi tamamlanmış ve bunların çoğu çalışmaya başlamıştı. Heyette Harbord’un yanı sıra yüksek rütbeli iki subay, iki Tuğgeneral ile birlikte 11 subaydan oluşuyordu. Tercüman olarak görev yapması kararlaştırılan Ermeni kökenli iki Amerikan subayı olan Binbaşı Haig Shekerjian ve Teğmen Harutiun H. Khachadorian ile birlikte heyetin toplam personel sayısı 50’yi aşıyordu. 

Gezisine başlamadan önce yoğun Ermeni propagandasına maruz kalan ve Ermenilerin toplu mezalimlere maruz kaldıklarına dair kanıtlar bulacağı beklentisinde olan Tümgeneral Harbord, bölgeye geldiğinde bunun gerçeğe dönüşmeyeceğini fark etti. Harbord, ne savaştan önce ne de sonra Anadolu’da Ermenilerin çoğunluğu oluşturduğu herhangi bir yerleşim yeri olmadığını tespit etti.

Harbord Askeri Heyeti, Türk ordusunun Rus sınırında bir taarruza ve Türk halkının da Erzurum civarında Ermeni nüfusa yönelik bir saldırı hazırlığı olduğu şeklinde daha önce çıkan haberlerin aksine söz konusu haberlerin doğruluğunu ispatlayacak hiçbir şey bulamadığını ifade etti. Heyet ayrıca Türk Halkının Ermeni mezalim ve saldırılarına maruz kaldığını da raporlarında bildirmiştir.

Teknik hazırlıklar ve bir Amerikan kargo gemisi olan USS Martha Washington’un görevlendirilmesinin ardından ve birtakım zorluklar yaşandıktan sonra heyet Paris’ten 20 Ağustos 1919’da, gemi ise Brest Limanı’ndan 25 Ağustos günü ayrıldı. 

Heyet üyeleri Çanakkale Boğazı’ndan geçerken Çanakkale Savaşı’nda yaşananları yad ederek gerçekleri propagandadan ayırmaya çalıştılar. Harbord o günlerdeki Ermeni meselesi konusundaki duygularını şöyle açıklıyordu.

“Biz tam anlamıyla Ermenistan’ı ve oradan gelen üzücü haberleri düşünüyorduk. Yazılıp çizilenlerin çoğu bir başka olayda propaganda olarak kullanılabilecek nitelikteydi. Ancak zavallı Ermenistan hakkında sorgulayacağımız şahitler çok yakın sahada da göreceğimiz gibi kusursuzlardı. Heyet üyelerimizden biri Paris’te karşılaştığı bir Ermeni’den bahsetti. Kendisine Ermenistan’la ilgili haberlerin gerçekten anlatıldığı kadar kötü olup olmadığını sorduğumda bu Ermeni ‘evet, oldukça kötü. Neden? Çünkü ben bile iki defa katledildim ’diye cevap vermişti.” 

Heyet planlanandan bir gün sonra 2 Eylül 1919’da İstanbul’a vardı. Amiral Bristol İstanbul’daki işine başlar başlamaz tüm taraflarla ön yargısız temasa geçti, araştırma gezileri yaptı ve Osmanlı Devleti topraklarında makul bir istihbarat ağı kurdu. 

Amiral Bristol’ün büyük değer verdiği ilk rapor, İstihbarat Deniz Subayı Teğmen Robert Steed Dunn tarafından yazılmıştı. Teğmen Dunn, raporunu Doğu Anadolu, Karadeniz kıyıları ve Kafkasya’ya yaptığı araştırma gezisinin ardından hazırladı. 24 Temmuz 1919 tarihli raporda şu husus dikkat çekmektedir: “Erzurum’da Rusya Ermenistan’ında geçici görevden dönen İngilizler, İngiltere ve Amerika’da ikamet eden Ermenilerin geçmişte Rusya Ermenilerine bomba sağlayarak Müslümanları öldürmeye teşvik ettiklerini ve böylece Müslümanlar misillemeye başladıklarında Ermenilere sempati kazandırmak isteyen ajan provokatörler olduklarını ifade ediyorlar.” 

Harbord’un Adana’da geçirdiği ilk gün Anadolu’nun içine düştüğü kargaşa ortamına her yönüyle şahit oldu. Yerel Amerikan yardım heyetinin üyeleri ve Ermeni toplumu liderleri Adana’nın, Ermenistan’ın bir parçası olduğunu ispatlamak için büyük çaba gösterdi. Harbord’un yazdıklarından anlaşıldığına göre propagandadan ziyade gördüklerinden etkilenmişti: “Adana’da önemli sayıda Ermeni’nin geri döndüğünü ve binlerce Ermeni’nin de aslında başka yerlerde sevk ve iskan edilmiş olduğunu gördük. Bu Ermenilere Türk yetkililerce iyi davranılıyordu. Ve herhangi bir muhtemel bir rahatsızlık gösteren hiçbir şey yoktu.  

Harbord’un başında bulunduğu heyet Mardin’e giderken Cerablus’ta İngiliz Albay Wooley ile görüştü. İngiliz Albay Wooley’in tespitleri ise önemliydi. Wooley, Ermeni iddialarını haklı bulmuyordu. Ona göre Güney Anadolu’dan Sivas’a kadar tüm bölgede Kürtler çoğunluktaydı. Ermeniler nüfusun yalnızca yüzde 5’ini oluşturuyordu. Sözde soykırımla ilgili Ermeni iddiaları da tutarsızdı. Ayrıca istatistiklerin gösterdiği kadar Ermeni ölmüş olamazdı. Wooley o döneme ilişkin şu tespitlerde bulunuyor: “1916 yılında Ruslar, Ermenileri Kürt halkına davranışları konusunda özgür bıraktılar. Bu noktada Rus ordusundaki Ermeniler yaklaşık 20 bin kadardı. Bu özgürlüğün neticesi Ermeni askerlerce sınıf ya da şart gözetmeksizin yaşlı erkekler, kadınlar ve çocuklar dahil 3 ya da 400 bin Kürt vatandaşın katledilmesiydi. Bu katliamlara ilave olarak canlı canlı yakma, kafalarına çivi çakma ve derisini yüzme ve benzeri eylemlerle halka zulmettiler.”

General Harbord, Amiral Bristol’a hitaben yazdığı raporda: “Ziyaret edilen yerlerde Ermeniler yavaş yavaş evlerine geri dönüyorlar, herhangi bir şiddetle karşılaşmıyorlardı. Bazı durumlarda sahip oldukları mallar kendilerine iade edilmekte ve bazı durumlarda da sevk ve iskan edildikleri dönem için kira ödenmektedir. Ülkede herhangi bir rahatsızlık emaresi ve eski Rus sınırı boyunca toplanan birlikleri gösteren herhangi bir işaret de yoktur. Türk birliklerinin Hristiyanları katletmek için Rusya Ermenistan’a gideceği tehlikesi ile ilgili olarak böyle bir şey olduğuna inanmıyorum.

Kayda değer ikinci konu yaygın inancın tesisine Türk nüfusun savaş sırasında büyük bedel ödemiş olmasıdır. Askere alınanların yüzde 80 ile yüzde 90’ı evlerine dönmemişlerdir. Bu durum köylerde 20 ile 25 yaşındaki erkeklerin bulunmamasından anlaşılmaktaydı. Türkler saldırgan değildi, bilakis ülkedeki İngiliz ve Fransız faaliyetlerinden memnun değillerdi.”

Harbord görüşmeler devam ederken Amerika’daki Ermeni lobisinin Türklerin Merzifon’daki Ermenilere saldırmaya devam ettiğini iddia ederek müdahale çağrısında bulunması üzerine heyetten 3 görevli Merzifon bölgesine tahkikat için gönderdi. 20 Eylül 1919’da ana gruptan ayrılan Yarbay Jackson, Binbaşı Martin ve Binbaşı Shekerjian Tokat, Amasya ve Merzifon üzerinden Samsun’a ulaştı. Grup oradan Trabzon’a, oradan da Bayburt, Erzurum, Kars ve Erivan üzerinden Tiflis’e ulaştı ve ana grupla buluştu. Jackson grubu soruşturma gezisi sırasında Ermeni iddialarını teyit eden herhangi bir somut kanıt bulamadı. 

Heyet 58 günde Türkiye, Erivan ve Kafkasya bölgesini arabayla, gemiyle, trenle kat ederek tamamladı. 

Harbord’un nihai raporunda şu ifadeler de yer aldı: “Kendi hallerine bırakıldıklarında Türklerle Ermenilerin başka devletlerin kışkırtmaları olmadığında şuana kadar huzur içinde birlikte yaşayabildiklerini gösteren çok şey vardır. 500 yıldır aynı topraklarda yan yana var oluşları şüphe götürmez şekilde birbirlerine olan bağlılıklarını ve karşılıklı çıkarları olduğunu ispatlamaktadır.”

Harbord, bölgedeki nüfus yapısı ile ilgili tespitlerinde ise Ermeniler’in bölgenin tamamında azınlık olduğunu, Ermeni lobisi iddialarının da yanlış olduğunu vurgulayarak raporda şu ifadelere yer vermiştir: “Savaştan önce bile Ermeniler birkaç yer hariç Türk Ermenistan’ı olarak bilinen bölgede çoğunluk olmaktan çok uzaktı. Bağımsız bir Ermenistan’ı Osmanlı’dan koparma teklifinde Türk tarafı açısından söylenecek şeyler de vardır. Yani Tüm Ermeniler evlerine geri dönecek olsa bile Ermenistan’ın yeniden kurulması planlanan bölgede Türk halkı çoğunluğu oluşturacaktır. Üstelik Türkler, Ermenilerin sevk ve iskanından önce de çoğunluktaydılar”. 

Heyetteki nüfus uzmanı Jackson da Harbord’un yukarıdaki kararını doğruladı. Hatta Jackson daha da ileri giderek Şuanda Ermenilerin çoğunluğu oluşturduğu Rusya Ermenistan’ının Türklerin bir zamanlar çoğunluk oluşturduğu tarihi bir bölge olduğunu da eklemiştir. Jackson’ın nüfus sayım verilerini analiz ederek ulaştığı sonuç Ermeni iddialarını iyice çürüttü. 

Harbord Askeri Heyeti’nde üç sivil uzmandan biri olan Eliot Grinnell Mears’a göre, Ermenilerin başına gelenler sorumsuz Ermeni propagandalarının doğal bir sonucuydu: “Türkiye’deki Ermeni trajedisi kontrolsüz propagandanın kaçınılmaz bir sonucudur. Yabancı ülkelerdeki yoğun reklam ve başarılı hayır işlerinden dolayı gittikçe artan bir bağımsızlık ve sahte güvenlik hissiyle motive olmuş bu insanlar baskıcı Osmanlı hükümetinden tamamen ayrılma zamanının geldiğine inandırıldılar.” 

Ermenistan’da Amerika tarafından bir manda rejimi kurma projesi de Harbord’un raporuyla bozulmuş oldu: “Amerika’ya göre teklif Harbord Askeri Heyeti’nin raporunun ardından hayal oldu.”