Sorularla Ayasofya! Çarpıcı değerlendirme

Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılmasının konuşulduğu bugünlerde tarihçi yazar Musa Biçkioğlu, Fetih, Fatih ve Ayasofya konulu bir yazı kaleme aldı.

ABONE OL
GİRİŞ 20.06.2020 17:32 GÜNCELLEME 20.06.2020 17:43 GÜNCEL
Sorularla Ayasofya! Çarpıcı değerlendirme

İşte Musa Biçkioğlu'nun yazısı; 

 

 

FETİH – FATİH- AYASOFYA

Ayasofya’nın Cami’ye çevrilmesi konusunun gündeme gelmesi üzerine Fetih, Fatih ve Ayasofya hakkında birkaç not paylaşarak değerlendirmede bulunalım.

 

 

FETİH

Fetih kavramının İslam’a özgü olduğu unutulmadan, İslami manada fetihlere buna mukabil Gayrı-ı İslami anlayış ve düşüncelere sahip kimselerin uygulamalarına kısa bir karşılaştırma ile iktifa edelim. 

Fetih Nedir? Arapça bir kelime olan Fetih açmak, galibiyet ve zafer elde etmek gibi anlamalara gelmektedir. Müslüman olmayanların kıyım, yıkım, işgal, sömürü ve istila hareketlerinden ayırmak açısından Fetih kavramının kullanımı önemlidir. Fetih isimli bir sürenin Kur’an-ı Kerimde bulunması, Fetih Süresinde geçen “Fethan Kariben” ve Nasr süresinde, Nasrullahi Ve’l-Feth ifadeleri ile direk kavramsal manada bir mekânın fethi de işaret edilmiştir. 

Fetih Sırasında Uygulamalar Hakkında Ne Denebilir?

Kuranı kerimde geçen Fethin bizatihi Peygamber ve sahabeler tarafından gerçekleştirildiği de unutulmamalıdır. Elbette gönüllerin imana fethi mekânların fethinden daha kıymetlidir. Peygamber dönemi başta olmak üzere daha sonraki Müslüman medeniyetlerin gerçekleştirdikleri fetihlerde bir zorlamaya başvurulmaması her ne kadar “sizin dininiz size benim dinim bana” veya “dinde zorlama yoktur” ayetleri ile kişilerin dinen zorlanamayacağı şeklinde bir ölçü konulmuş olsa da zorla gönüllerin ele geçirilemeyeceği gerçeğinin de unutulmaması muradı vurgulanmış olmalıdır. Zorla Müslüman olanın zoru gördüğünde İslam’dan çıkacağı veya fırsat bulduğunda yine İslam’dan çıkabileceği gerçeği de göz ardı edilmeden, zorla Müslümanlığın münafıklığın da önünü açacağı dikkatlerden kaçmamalıdır. Alemlerin Rabbi’nin ne Nemrut ne de Firavunun rızkını veya oksijenini kesmediği gerçeğine bakıldığında cebri bir iman anlayışının tercih edil(e)meyeceği geçeği net olarak görülmektedir.  

Fetih’te Amaç Toprak Kazanmak mıdır?

Mekke’de gerçekleştirilen fetihle bir taşkınlığın, insan kaybı veya kıyımının yaşanmamasının akabinde Mekke Müşriklerinin İslam’a dâhil olmaları, İslami manada fethin hem mekânsal bir bölgenin hem de bölge İnsanlarının hidayete ermeleri açısından en güzel örneklerden birini teşkil etmektedir. Medine’nin de bir nevi savaşa ihtiyaç kalmaksızın hatta kısa bir sürede Medine Müşriklerinin neredeyse tümünün hidayete ermeleri yine İslam’ın Fethe yüklediği iki boyuta güzel bir örnektir. Hem mekân fethedilmiştir hem de mekândan kıymetli gönüller fethedilmiştir. 

Fetih’te Kazanılan Gönüller Daha Sonra Neler Yapmışlar?

Hem Mekke hem de Medine de bulunup gönül Fethi ile kazanılmış güzide isimler kısa bir süre sonra fetih hareketlerine katılarak önemli fetihler gerçekleştirebilmişlerdir. Binlerce kilometre uzaklarda bulunan diyarları fethetmek suretiyle ilahi mesajı uzaklara taşıyan bu fatihler gönüllü fethin kazanımlarının önemli örnek ve şahitleridir. Zorlama olmaksızın gönülleri fetihle kazanılan müşrik veya gayrı Müslimlerden birçok kişi hidayete erdikten sonra ömürleri boyunca gönül fethetmek için uzak diyarlara erişmekten imtina etmemişlerdir.

Fethedilen Bölge Halklarına Nasıl Davranılırdı?

Fethedilen bölge insanlarının Müslüman olmak veya cizye ödemek suretiyle yaşam, din ve vicdan hürriyetleri tanınarak ibadet ve mabetlerine dokunulmamıştır. Din değiştirip değiştirmemeleri konusu tamamen fethedilmiş bölgelerin insanlarının tercihlerine bırakılmak suretiyle uygulanmıştır. Peygamberin bizatihi uyguladığı cizye yöntemi daha sonra kurulan ve fetihler gerçekleştiren Müslüman devletler tarafından da uygulanmaya devam edilmiştir. Bu yöntemle fethedilmiş bölge insanlarının din ve mabetlerine müdahale edilmediği gibi bu insanların Müslüman Devletin himayesi altına alınmaları da sağlanmış oluyordu.

Fetihlere İnsanlığa Örnek Olacak İnsanlık Tarihinde Ender Görülmüş Uygulamalar Hakkında Ne Diyebiliriz?

Mekke, Kudüs, Şam, Anadolu, Balkanlar, Afrika ve Asya Fetihlerinde de kimse zorlamaya tabi tutulmamıştır. 638 yılında Hz. Ömer’in Kudüs’ü fethi sırasında Kudüs ahalisine takdim ettiği el-Umeriyye ahitnamesi ile Kudüs halkına tanınan hak ve uygulamalar tarihin ender numune-i imtisal kayıtları arasına girmiştir. Yine aynı dönemde Mısır’ın Fethi sırasında isteyen Müslüman olmuş isteyen Hıristiyan kalarak Hıristiyan saflarına geçebilmiş ve bu konuda bir zorlama yapılmamıştır. İslam tarihi sayfalarında buna benzer uygulama örneklerini neredeyse her dönem ve her coğrafyada bulmak mümkündür. 

İstanbul’un Fethi Özelinde Ne Söyleyebiliriz?

İstanbul’un sahabe döneminde kuşatılmış olması, İstanbul’un fethi ufkunun Müslümanlar açısından ne kadar derinlere dayandığını göstermektedir. Sahabe döneminde İstanbul’un kuşatılmış olması daha sonraki Müslümanların harekâtlarına referans ve teşvik edici bir yol açmıştır.

İstanbul’un Fethi Gerekli miydi, Bizans Yerinde Kalsaydı Olmaz mıydı? Veya Bizans’ın Ne Gibi Bir Zararı Vardı? 

Farklı zamanlarda Osmanlı Devletine rakip olan devletlerle işbirliğine girmekten çekinmeyen Bizans’ın, Osmanlı Devletinin güvenliğini tehdit edebildiğini kestirmek zor olmamalıdır. Fatih istişare ettiği divan üyeleriyle gazâ geleneğinin sürdürülmesi ve Osmanlı Devletinin güvenliğini tehdit ettiği gerekçeleriyle İstanbul’un fethinin gerekliliğini kendisiyle aynı düşünen paşalarla birlikte savunmuştur. İhtiyatlı davranılmasını öneren ve azınlıkta kalan bazı divan üyeleri, sonuçta Fatih ile aynı noktaya gelerek divanda İstanbul’un fetih kararı alınmıştır.

İstanbul’un Fethi Savaşsız Gerçekleşemez miydi? İstanbul’un Fethi hazırlıklarının önemli bir merhalesi olan Rumeli Hisarının tamamlanmasından sonra Bizans İmparatoruna İstanbul’un teslim edilmesi aksi halde savaşa hazırlanması tebliğ edilmiştir. Fatih ordusuyla İstanbul önlerine geldikten sonra savaşa başlamadan önce 6 Nisan 1453 günü tekrar İmparatora şehrin teslimi için elçi göndermişse de şehrin teslim teklifi imparator tarafından reddedilmiştir. Son olarak Fethin gerçekleşeceği hafta İsfendiyaroğlu İsmail Bey 23 Mayıs günü elçi olarak gönderilmiş ve şehrin barış yoluyla teslim edilmesini, buna mukabil halkın can ve mal emniyetine ilişilmeyeceği ve İmparatora Mora Despotluğunun verileceği vaadinde bulunulmuştur. Ancak yapılan bu son teklif de İmparator tarafından reddedilmiştir. Reddedilen bu tekliften kısa bir süre sonra 29 Mayıs 1453’te Fetih gerçekleşmiştir. 

İstanbul’un Fethi veya İslam’ın İlk Dönemlerinde Gerçekleştirilen Fetihlerin Eleştirilecek Bir Yanı Yok mu?

Fetih’ten sonra Fatih’in payına düşen esirleri kendilerine evler verilmek suretiyle Haliç’e yakın bir yere yerleştirtmiştir. Peygamber dönemi veya tarihteki İslami fetihler sürecinde gayrı Müslimlere yapılan insani uygulamaları, geçmişte gayr-ı Müslimlerden gör(e)mediğimiz gibi günümüzde bile görmek neredeyse imkânsızdır. Cizye uygulamaları ile gayr-ı Müslim toplulukların hukuki manada statüleri de tanınmak suretiyle başta can, mal, ibadet, din, vicdan ve ticaret hakları teminat altına alınmaktaydı. Peygamber döneminde Tebük’te yapılan uygulamayı akıl edecek kapasitesi olmayan okumuş cahiller veya şehirli bedevilerden müteşekkil tayfa yapılan gayet insani uygulamayı eleştirmeden önce, bir şehre veya bir bölgeye giren geçmişin hatta günümüz egemenlerinin neler yaptıklarını görmezden gelmektedirler.

İnsan Hakları ve Uluslararası Kuruluşların İnsanlığın Yararına İttifak Ettikleri Bir takım Kural ve Manzumeleri Görmezden Gelmemek Gerekmez mi?

Bir takım müeyyidelere bağlandığı halde bir türlü uygulan(a)mayan kanun, kararname, norm, bildirge veya İnsan hak ve hürriyetleri beyannamelerinin çivi ile bir duvara asılmaları ile iktifa edecek kadar bir ufka sahip olan ikiyüzlü menfaatperestler teoride anlamaktan aciz kaldıkları pratik uygulamalarımıza söz etmekten ar etmeliydiler.

Müslümanların Fetih Hareketleriyle Gayr-ı Müslimlerin Savaşları Mukayese Edilse Veya Bazen Fetihleri Eleştirenlere de Rastlıyor Olduğumuz Dikkate Alındığnda Yaklaşımımız Ne Olmalı?

Müslümanlar Mekke’yi, Yemen’i, Kudüs’ü, Şam’ı, Irak’ı, Sasani-İran’ı, Maveraünnehir’i, Rusya’nın önemli bir bölümünü, Hindistan’ı, Kuzey Afrika’yı, Endülüs’ü, Anadolu’yu, Viyana’ya kadar Avrupa topraklarını fethetmişlerdir. Fethedilen yerlerdeki gayrı İslami yapı ve nüfus olduğu gibi korunabilmiştir. Hindistan’da, Uzak Doğu’da, Kuzey ve güney Amerika’da, Orta Doğuda, Afrika’da ki köleleştirme ve sömürme faaliyetlerinde, ABD’nin Irak ve Afganistan’ı işgalinde, başka milletlere ait kaynakların talan edilmesi operasyonları geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Mesela Afrika ülkelerindeki sömürü düzenini günümüzde bile devam ettiren Fransa’nın yıllık yaklaşık 500 Milyar dolar para devşirmesine ses çıkarmadıkları halde İslami Fetihlere yan bakanların ortaya koydukları tablo, dürüstlükleri! Samimiyetleri! ve insanlık değer! kalitelerini yeterince ortaya koyan ibret verici bir vesika olarak görülmelidir. 

Fetih Hareketlerinde Ganimet Denen Bir Uygulama Var. Müslümanlar Ganimet Maksadıyla mı Fetihler Gerçekleştirmiştir? Bu Konuda Ne Söylemeli?

Müslümanları ganimet konusu üzerinden suçlayarak kendi cürümlerini örtmeye çalışanlara yönelik ganimet hususunda verilecek Mekke ve Kudüs’ün fethi sırasında ortaya konulan uygulama örnekleri de bulunmaktadır. Mesela Peygamber döneminde fethedilen Mekke’de ve Hz. Ömer döneminde fethedilen Kudüs’te ganimet dağıtılmamıştır. Yine Sasani toprakları ganimet olarak dağıtılmayıp devlet ve kamu dolayısıyla halka rücu edecek fayda esaslı bir sistem olan iktâ sistemi uygulamaya konulmuştur. Ama en önemli nokta, Ganimetin fetihlerde amaç veya sebep değil aslında fethin bir sonucu olduğu gerçeği de unutulmamalıdır. Girdikleri yerlerde canlı cansız hiçbir varlığın hürmetini gözetmeyen, mabetleri, meskenleri, ama özellikle işgal ettikleri bölge insanlarının onurunu, haysiyetini ve namusunu çiğnemekte tereddüt etmeyen insanlıktan nasipsiz kesimlerin uygulamaları ile Müslümanların uygulamalarının mukayese edilmesi ne insanidir ne de mümkündür.

Sonuç olarak; Tarih boyunca hatta günümüzde bile aynı durumun bizatihi yaşanarak görülmesine rağmen modernlik! Medenilik! Çağdaşlık! Kılıf ve kepazelikleriyle mücrimlere değil de sadece Müslümanlara saldırmaya çalışanların karakterleri saldırgan tecavüzcülerin karakterlerinden de aşağı olsa gerek.

FATİH

İstanbul’un Fethini Gerçekleştiren Fatih Sultan Mehmet’in Bazen Eleştirilere Maruz Kaldığını Görüyoruz. Gerçekten Eleştirilerde Haklılık Payı Yok Mu?

Bazı uygulamalarından dolayı Fatih’i eleştirmeyi meziyet bilenlere bir hatırlatmada bulunulmaya çalışılacaktır. Öncelikle Fatih’in bir insan-beşer olduğunu elbette ki hata ve yanlışlar yapabileceğini hatırlatmaya ihtiyaç duyulmamalıdır. Ancak eleştiren kişilerin sadece eleştirecek yönlerinden tutarak Fatih’i anıyor veya gündem ediyor olmaları dürüstlükleri açısından soru işaretlerine zemin hazırlamaktadır.

Fatih Sultan Mehmet’in Uygulamaları Hakkında Ne Diyebiliriz?

21 yaşında İstanbul’u fethederek çağ açıp çağ kapatan 2206 yıllık Roma İmparatorluğunun mirasını devralan, dünya tarihinin en büyük simalarından biri olan Fatih sadece savaşçılığı ile değil savaşları gölgede bırakacak kadar değerli diğer icraatlarıyla da hatırlanmalıdır.  

Fatih Sultan Mehmet ve Din Özgürlüğü Konusu: Ortodoks Patriği, Ermeni Patriği ve Yahudi hahambaşısı Fetihten sonra Payitahta yerleştirilmiştir.  

Rum Ortodokslar: 21 yaşındaki Fatih, Fetih’ten sonra işlevsiz ve lidersiz bir durumda bulunan Rum Patriğinin patriklik makamını Patrik seçimi yaptırılarak ihya ettirmiştir. Gennadios patrik seçildikten sonra Fatih tarafından sarayda yemek ikram edilerek ağırlanmıştır. Ruhani liderlik simgesi olarak kullanılan asâ ve tacı takdim edilerek kendisine saygı gösterilmiş ve berat takdim edilmiştir. Beyaz bir ata bindirilerek merasimle saraydan patrikhaneye uğurlanmıştır. Fatih tarafından Rum Ortodoks tebanın lidersiz kalmaması dinleri hususunda sıkıntı çekmemelerinin tedbiri alınmıştır.

Ermeni Patriklik Makamı ve Diğer Azınlıkmlar: Fatih, Samatya’da bulunan Surp Kevork Kilisesine Bursa Ermeni ahalisinin Ruhani önderi olan Hovagim’i getirterek İstanbul’da Ermeni Patrikliğini tesis ettirmiştir. İstanbul’da tesis edilen Patriklik, Osmanlı Millet Sistemi oluşumuna göre Ermeni Milletinin başı sıfatıyla Ermeni cemaatinin işlerini yürütmüştür. Süryaniler, Kıptiler ve Habeşi’ler de bu kiliseye bağlanarak temsil edilmeleri sağlanmış ve devlet idaresiyle ilgili muhtemel iletişim ihtiyaçlarına çözüm üretilmiştir.

Kudüs Ortodoks Patrikliği: İstanbul’un Fethinden sonra henüz topraklarımızın - sınırlarımızın içerisinde bulunmamasına rağmen Kudüs Rum Patriği Athanasios’a Fatih tarafından ferman takdim edilmiştir. Bu fermanla Kudüs Hıristiyanlarının hak ve hürriyetleri teminat altına alınmıştır.

Bosna Fermanı: Fatih’in Bosna Ruhbanlarına Ahitnamesi, Fatih Sultan Mehmet’in Bosna-Hersek’i fethinden sonra, 28 Mayıs 1463 tarihinde Milodraz’da yazılmıştır. Aslı Bosna-Hersek’in Fojnica şehrindeki Fransisken Katolik Kilisesi’nde olan bu ferman, Bosnalı Fransiskenlere geniş çaplı bir koruma sağlamıştır. 

Ben ki Sultan Mehmet Han’ım; sıradan ve seçkin bütün insanlar tarafından bilinsin ki, bu padişah buyruğunu ellerinde bulunduran Bosnalı [Fransisken] ruhbanlara büyük bir lütufta bulunarak şunları buyurdum: Adı geçenlere ve kiliselerine hiç kimse engel olmayacak ve sıkıntı vermeyecektir ve onlar sakınmaksızın ülkemde yaşayacaklardır. Ve kaçıp gidenler bile güven içinde olacaklardır. Şeklinde devam eden ferman bilgi ve eman ihtiva etmektedir.

İlim – Bilim’le de ilgilenen Bir fatih Portresi Yok mu?

Arapça, Farsça, Yunanca, İtalyanca, Slavca dillerini bilen Fatih yoğun bir şekilde ilim ve bilimle de ilgilenmiştir. 1456’da Dünya Haritasını çizdirmiş, Batlamyus’un kitabını ise Arapçaya çevirtmiştir. Astronomi, Coğrafya ve Matematiğe meraklı olan Fatih astronomi bilgini Uluğ Bey’le birlikte çalışan Ali Kuşçu’yu Semerkant’tan İstanbul’a getirtmiştir. Kütüphanesinde kırktan fazla Yunanca kitap bulunan Fatihin kitapları arasında tarih matematik ve astronomi ile ilgili olan kitaplar da bulunmaktaydı.

Fatih Sultan Mehmet Hem İlim-Bilim Hem de Sahada Bulunmuştur?

Fatih, Rumeli Hisarı, Topkapı sarayı, Fatih Cami Külliyesini inşa ettirmekle kalmamış, şehrin ve İmparatorluğun dört bir yanını imar ve ihya etmiştir. Müslümanlar ve diğer din mensuplarının da insana yaraşır kanunlarla idare edilmeleri için kanunname hazırlatarak Osmanlı Millet sistemini tesis etmiştir. Havan topunu icat edecek düzeyde mühendislik ilmiyle ilgilenen Fatih, savaşları meydanda bizatihi yönetecek kadar büyük bir kabiliyete sahipti. Fatih, savaşları da, İstanbul’un fethini de, İstanbul’u da, İmparatorluğu da bizatihi büyük bir başarıyla yönet(ebil)miştir.

Fatih Sultan Mehmet En Çok İstanbul’un Fethiyle Anılır, Askeri Hayatı veya Seferleri Hakkında Ne Diyebiliriz?

Fatih, 1451 Akşehir-Konya, 1452 İstanbul, 1453 İstanbul, 1454 Morova (Balkanlar Sırbistan) 1455 Sırbistan, 1456 Belgrad, 1457-1458 Mora-Üsküp, 1459 Semendire (Sırbistan) 1460 Mora (Yunanistan), 1461 Eflak (Romanya), 1461 Trabzon, 1462 Eflak, 1463 Bosna 1464 Bosna ve Sofya, 1467 Arnavutluk Dıraç, 1468 Anadolu-Afyon, 1470 Eğriboz (Yunanistan). 1473 Otlukbeli Erzincan ve 1478 İşkodra-Arnavutluk seferlerine çıkmıştır.

Fatih Sultan Mehmet’in Başta İstanbul’un Fethi ve Akabinde İcra Ettiği Askeri Faaliyetleri sebebiyle Batı’nın Fazlasıyla Tedirgin Olduğunu Söylemek Mümkün mü?

Fatih döneminde Osmanlıya karşı Defalarca Haçlı seferleri tertiplenmeye çalışılmış olması, Batının ne denli tedirgin olduğunu göstermektedir. Fatih gibi bir dehanın farkına varan Vatikan defalarca haçlı seferi teşebbüsünde bulunmayı da ihmal etmemiştir. Fatihe karşı ilk defa Papa V. Nicolas haçlı seferi teşebbüsünde bulunmuş daha sonra 1457’de Papa III. Calixtus Ege’ye donanma göndermiştir. Papa II. Pius Haçlı seferi için çalışmalar yapmış 1463’te Osmanlı Devletinin paylaşılma planının hazırlandığı bir Haçlı Seferi hazırlığı yapılmıştır. 1472’de Haçlı donanması Akdeniz kıyılarına gelmiş, 1480’de Gedik Ahmet Paşa tarafında güney İtalya-Otranto zapt edilince Papa Roma’dan kaçmayı düşünmüş bunun üzerine Macaristan ve Fransa tarafından bir haçlı seferi gündeme getirilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet’in İcraatlarına Yönelik Eleştirilerde Bulunanlar Haklı Olamaz mı?

Fatihin bir takım uygulamaları pek ala eleştirilebilir. Ancak Fatihi sadece eleştiri maksatlı anmak veya Fatihin başarılarının anılması gereken kritik-hassas dönemlerde Fatihin sadece eleştirilecek yönlerini konu edenlerin kime veya hangi mantığa hizmet ettikleri soru işaretine yol açmaktadır. En azından hassas dönemlerde taraf olunması gereken çizginin doğru belirlenerek bir tutum sergilenmesi hem insani hem de vicdani bir gerekliliktir. Entellüktüel donanımı, adaleti, devleti yönetme başarısı, kanunlar hazırlatması, 21 yaşında patriklik makamına saygı göstererek hak ve hukukunu teminat altına alması başta olmak üzere birçok uygulamasıyla yüksek takdiri hak etmektedir. Bosna İstanbul’dan batı istikametinde yaklaşık 1400 km mesafedeyken, Erzincan-Otlukbeli ise yaklaşık 1150 km mesafededir. Pazara çıkıp alışveriş yapmaktan aciz veya Fatih’in seferlere çıktığı bölgeleri harita üzerinden dahil göster(e)meyecek birtakım kişilerin Fatihi bir meziyetmiş gibi eleştirmeleri gülünç olmaktan öteye gitmemektedir.

Son Bizans İmparatoru ordusunun başında savaşarak can vermiştir. Değerlerimiz, tarihimiz ve medeniyetimiz konusunda düşmanlarımızla aynı noktada duranların, Bizans imparatoru kadar değerlerine sadık davranmalarını beklemek hakkımız olduğu kadar kendilerine de tavsiyemizdir.

AYASOFYA

Ayasofya Ne Zaman İnşa Edildi, Tarihi Süreçte Ne Gibi Badireler Atlattı?

916 yıl kilise 481 yıl cami olarak hizmet gören Ayasofya dünya sanat ve mimarlık tarihi açısından önemli olduğu kadar siyasi ve dini manada da önemli sembolik bir değer taşımaktadır.  Başta büyük kilise anlamında Megalo Ekklesi olark isimlendirilen yapı daha sonra Kutsal Bilgelik anlamına gelen (Hagia Sophia) = Kutsal Bilgelik diye isimlendirilecektir.

Ayasofya, ilk defa Konstantinos’un oğlu Konstantios döneminde tamamlanarak 15 Şubat 360 tarihinde ibadete açılmışsa da bu yapının ömrü uzun olmamıştır. 404’te İsyan sonucu yanan Ayasofya 415’de tekrar inşa edilmiştir. 532 yılında çıkan isyan sonucu yanarak tahrip olan Ayasofya Iustinyanus döneminde 537 yılında inşaatı tamamlanarak ibadete açılmıştır. Iustinianos tarafından Anthemios ile İsidoros isimli Anadolulu iki mimara yeniden yaptırılan Ayasofya için Mısır, Efes, Kyzikos, ve Baalbek’ten işlenmiş malzeme getirtilmiştir. 10000 işçinin çalıştığı Ayasofya inşaatı takriben altı yılda tamamlanarak 27 Aralık 537 günü törenle ibadete açılmıştır. 558, 869 ve 986 depremlerinde hasar gören yapının bu depremler sonucu iki defa kubbesinin bir kısmı çökmüşse de her defasında yeniden tamir edilmiştir.

1204 Haçlı istilası sırasında tahribata uğrayan Ayasofya İstanbul’un Bizans idaresine geçmesinden sonra küçük bir tamir görmüştür. 1317’de II. Andronikos döneminde daha büyük bir tamir yaptırılarak duvarlar dışarıdan payandalarla desteklenmiştir. 1346’da Ayasofya’nın Kubbesinin bir kısmı çökmüştür. Bizans’ın ekonomik açıdan sıkıntılı olması sebebiyle ancak halktan toplanan yardımlarla Ayasofya tamir edilebilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet’in Fetih Sonrası Ayasofya’ya Gediği Konusu var?

Fatih, fetihten sonra Ayasofya’ya gelerek burada toplanmış ve korku içinde bekleşen Bizans halkına ve din adamlarına dokunulmayacağını ilan ederek eman vermiştir. Fatih Kubbeye kadar çıkmış ve bu sırada Ayasofya’nın kötü durumda olduğunu ifade eden Farsça bir beyit söylemiştir. “"Perdedâri mîkuned der kasr-ı Kayser ankebût. Bûm nevbet mîzened der târumu kubbe-i Efrasyâb." Kayser’in kasrında örümcek perdedarlık ediyor, Efrasiyab’ın sarayında da baykuş nevbet çalıyordu. Şeklindeki beyit ile Ayasofya’nın ne derece kötü durumda olduğunu ifade ediyordu.  

Osmanlı Döneminde Ayasofya’ya Gereken İhtimam Gösterilmiştir. Fatih Ayasofya’yı Camiye çevirterek yanında İstanbul’daki ilk eğitim faaliyet yerlerinden biri olan ve 1934 yılında yıkılan bir medrese inşa ettirmiştir. Zamanla minareler eklenen Ayasofya’nın yakınlarına Sebil sonrada türbeler inşa edilmiştir.

Osmanlı döneminde de ihtiyaç görüldükçe restore edilen Ayasofya’da II. Mahmut döneminde büyük bir restorasyon yaptırılmış kısa bir zaman sonra Şeyhülislam Mekkizade Mustafa Asım efendinin devlete kalan serveti, vasiyeti üzerine Ayasofya’nın restorasyonunda kullanılmıştır. Sultan Abdülmecid döneminde gerçekleşen bu restorasyon İsviçreli mimar Fossatti tarafından 1847-1849 yılları arasında yapılmış ve bu çalışmalar sırasında mozaiklerin üzerleri açılarak resmedilmişlerdir. Ayasofya 1894 depreminde zarar görmüş, 1926 yılında Mimar Kemalettin’in nezaretinde ufak bir tamir görmüştür. 24 Ekim 1934 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile Camiden müzeye çevrilmiştir. Amerikan Enstitüsünün mozaikleri meydana çıkarma izni alarak 1931’de başlattıkları çalışma 1970 yılına kadar devam ettirilmiştir. 8 Ağustos 1980’de hünkar mahfili ibadete açılmışsa da 14 Eylül 1980’de restorasyon gerekçesiyle tekrar ibadete kapatılmıştır.

Ayasofya’nın Müzeye çevrilmesi Konusunda Ne Düşünülmeli?

Bu mevzuyu hiçbir şekilde hangi açıdan bakarsak bakalım konuşmaya ihtiyaç duyulmamalıydı. Yine de bu konuda söylenecek çok söz olmasına rağmen maddeler halinde sıralayarak birkaç noktaya temas ile iktifa edelim.

Kanunen vakıf malın vakfedildiği amacın dışında kullanılmaması gerektiği noktasından hareketle cami olarak vakfedilen yapının müzeye çevrilmesi yanlıştır.
Tapu senedinde Ayasofya Camii’nin Sahibi, Ebulfeth Sultan Mehmet Vakfı görülmektedir. 1936 tarihli Bu senedin Müzeye çevirme işleminden sonraya ait olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır. 1936 tarihli senetle Ayasofya’nın sahibi net bir şekilde beyan edilmektedir. Bu bağlamda Ayasofya hakkında tasarruf hak ve yetkisi Bakanlar Kuruluna değil sahibine aittir. Sahibi ise tapu senedinde bellidir.
Fatih’in Ayasofya’yı Camiye çevirmesi, savaşarak girdiği şehirde uygulama hakkına sahip olduğu bir teamülün gereğidir.
Ayasofya’nın, egemenliği sonlandırılan bir devletin mülkü olduğu ve bu devletin bakiyesinin yeni muzaffer devlete ait olarak tevarüs edildiği gerçeği göz ardı edilmemelidir.
Ayasofya’nın Camiye çevrilmesi, fethedilmiş bölge insanlarına yönelik fetheden tarafın egemenlik vurgusunun yapıldığı bir teamül olarak görülmelidir.
Ayasofya’nın fetihten sonra korunarak camiye çevrilmesi, Endülüs camilerinin yerle bir edildiği o günün şartlarında bir jest olarak görülmelidir.
Hem siyaseten sona ermiş bir devletin mülkü hem de Ortodoks mezhebine bağlı Bizans’ın fetihten bir süre öncesinden fetihten sonrasına kadar patriklik makamının boş olduğu ve patriklik makamının Fatih tarafından yaptırılan bir seçimle tekrar hayat kazandırıldığı dikkatlerden kaçmamalıdır. Bu bağlamda hem siyasi liderlik hem dini liderlik bağlamında sahibi bulunmadığı ayrıntısına da dikkat edilmelidir.
Bu topraklarda hem Milli hem Dini egemenliğin sembolü olan Ayasofya’nın taşımış olduğu sembolik değere uygun kullanılması Dini-Milli egemenliğimizin gereğidir.
Başka bir devletin Ayasofya hakkında görüş beyan etmesine mahal verilmemeli, bu gibi girişimlere müsaade edilmemelidir.
Ayasofya’nın camiye çevrilmemesini Batı ülkelerine karşı bir sorumluluk veya hoşgörü göstergesi olarak takdim etmek kabul edilecek bir gerekçe değildir. Zira batı, Ayasofya cami değilken de din ve vicdan hürriyeti konusunda utanç verici bir tutum sergilemekten geri durmamaktadır.
Balkanların tümünde İslam ve Osmanlı eserlerine reva görülen muamele görmezden gelinerek Ayasofya hakkında ahkâm kesmeye çalışanların mabet ve eserlere karşı işledikleri cürümler not edilmelidir.
Yakın zamanda Bosna’da ve günümüzde bulundukları-işgal ettikleri diğer bölgelerde kutsallara veya kendilerinden olmayan insanlara karşı gerçek yüzlerini ortaya koyan Batı’nın bir mabet hususunda görüş beyan edecek durumda olmadığı net bir şekilde görülmeli ve güçlü bir şekilde haykırılmalıdır. 
Değil mabet, (kendileri veya menfaatleri dışında kalan) hiçbir kutsal veya hiçbir değer hususunda insancıl davran(a)mayan Batının Ayasofya konusunda ahkâm kesmeye çalışması işledikleri cürümleri örtmeye yetmemelidir.
Atina’da bir cami bulunmadığı gibi bölgedeki diğer camilerin İçki içilen meyhane, Tuvalet ve/veya başka iğrenç amaçlarla kullanılmasını görmezden gelerek Ayasofya konusunda ahkâm kesenlere verilecek en iyi cevap, ân bile kaybetmeden Ayasofya’yı camiye çevirmek olmalıdır.
Endülüs’te ayakta Cami bırakmayan Batı’nın, ayakta kalan neredeyse tek cami olan Kurtuba Camiini Katedrale çevirmek suretiyle sütunlarının bir kısmını da söktüğünü ve Kurtuba Camiinin halen aktif bir şekilde katedral olarak kullanıldığını hatırlatmaya hacet duyulmamalıdır.
Kudüs’te Mescid-i Aksa, Hindistan’da Hazratbal Camii, Sincan-Uygur, Balkanlar ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde kutsallarımıza yönelik saldırılara tepki verilirken, yanı başımızdaki Ayasofya görmezden gelinmemelidir. 
Fethin sembolü ve Fatih’in emaneti Ayasofya Cami olduğu sırada müzeye çevrilmiştir. Müzeden önce son olarak Cami kullanıldığı ve ibadethane olarak Cami hüviyetinin iade edilmesi gerekliliği dikkatlerden kaçmamalıdır.
Cami, Ezan ve Namazla işi olmayanların Ayasofya’nın camiye çevrilmesi konusunda beyan edecekleri olumsuz görüşlere itibar edilmemelidir. Bir cami hakkında olumsuz bir tutum sergileyen ve cami ile ilgisi olmayanların ne hakla veya neden görüş beyan ettiklerine, bu görüşleriyle kime hizmet ettiklerine de dikkat edilmelidir.
Milli manevi manada hatta devletimizin varlığı ve bağımsızlığını ilgilendirecek seviyede bizden hazzetmeyen devlet veya milletlerin Ayasofya üzerinden gösterdikleri tepki ve duruşlar dikkate alınarak;  Muhafazakâr olmasa bile coğrafyamız insanının içinde yaşadığı toplumun değerlerine uygun bir tutum sergilemesi topluma, tarihe ve kendi coğrafyasına karşı sorumluluğunun gereğidir.
İnsanlığın din ve vicdan hürriyeti konusunda daha toleranslı davranmaya başladığı ve bu konuda bir takım norm ve beyannamelerin ihdas edilerek daha çağdaş yaşanmaya başlandığı gibi bir düşünce; Ayasofya üzerinde bulunan hakkın kaybedilmesine sebep ve gerekçe teşkil etmemelidir.
İnsanlığın eriştiği iddia edilen medeni ve birlikte yaşayabilme evresinden söz edilecekse; yaklaşık altı asır önce fethedilen İstanbul’da kıyım yapmayan ve Ayasofya’yı vakıflaştırarak camiye çevirip koruyan Fatihe mukabil 20. Yüzyılın başlarında balkanlarda yaşanan kıyım ve yıkıma bakarak Batı’nın niyet ve uygulamalarına dikkat edilmelidir.

Müslümanların ve Batılıların Uygulamaları Nasıl Bir Tablo Doğrumuştur?

Müslümanları hoşgörüsüzlükle suçlayanların özelde Kudüs genelde İslam coğrafyasının tümüne bakmaları gerekmektedir. Özellikle Kudüs’te günümüzde var olan gayr-ı İslami mabet ve mekânların varlıklarını tarihteki Müslümanların egemenlikleri sayesinde koruyabildikleri gerçeği unutulmamalıdır. Haçlıların Kudüs’e girişi sırasında Kudüs’te Müslüman bırakmadıklarını, günümüzde de İsrail’in Müslümanlara reva gördükleri zulüm bir asra yaklaşmıştır. Buna karşılık Müslümanların tarih boyunca ortaya koydukları uygulamalarla gayrı Müslimlerin uygulamalarının mukayese edilmesi imkânsız farklar taşıdığını görmemek mümkün değildir. İslam coğrafyasında halen cemaati bulunan yerlerde Hıristiyanların kiliseleri faal durumdadır. Ve bu durum Müslümanlar açısından olumsuz olarak görülmemektedir. Ancak aynı tutumu Batı veya Medeni! geçinen devlet ve milletlerde görememekteyiz.

Ne Bosna’da ne de Batı’nın hükmettiği veya istila ettiği başka bölgelerde Müslümanların uygulamalarına denk bir uygulama görmek neredeyse imkânsızdır. Endülüs Medeniyetini yok ederken hiçbir Müslümana yaşam hakkı vermeyenlere karşılık İstanbul’un fethinden sonra patrik seçtirip millet sistemi kapsamında hak ve hukukları tanımlanan gayrı Müslimlerin durumlarının mukayese edilmesi imkânsızdır.               

İslam Coğrafyasında Bulunan Farklı Dinlere Bakış Konusunun İç Açıcı Olduğu Söylenebilir mi?

Siyasal istikrarsızlıklar ve yaşanmaya devam eden hatta devam ettirilmeye çalışılan savaşlar ve iç kavgalar bu sorunun cevabı için bizleri yanıltmamalıdır. İslam coğrafyasında neredeyse Hıristiyan mezheplerinin tümüne rastlamak mümkün iken aynı durum medeni geçinen ülkeler için söylen(e)mez. Fethedildiği yedinci yüzyılın ilk yarısından bugüne kadar kaybedilmemiş olan İslam coğrafyasının muhtelif birçok noktasında gayr-ı İslami topluluklar varlıklarını huzur ve barış içerisinde sürdürmeye devam etmektedirler. Hıristiyanlığın neredeyse tüm mezheplerinin İslam Coğrafyasında bulunuyor olmasının yanında Yezidilik ve Zerdüştiliğin de bu coğrafyada yaşamaya devam ettiğinin altı çizilmelidir.

Entelektüel! bir takım söylemlerle bazen Ayasofya’nın camiye çevrilme işlemi eleştirilebilmektedir. Fethedilen bölgelerde gayrı Müslim ahalinin hak ve hukukunun temin edilmesi ihmal edilmeden din ve vicdan hürriyetlerinin tanıması ve tanımlanması konusu dikkate alınarak yapılan camiye çevirme işlemi İslam egemenliğinin bir alameti olarak sembolik bir değer taşımaktadır. Gayr-ı Müslimler açısından kaybedilmiş yenilgiyle sonuçlanmış bir savaşın akabinde yaşanan yenilgi dikkate alındığında, gerçekleştirilen camiye çevirme işlemi kaybedenler açısından teferruat olarak görülse gerektir. Müslümanların savaşta yenilmeleri durumunda neredeyse kaçınılmaz bir şekilde maruz kaldıkları etnik ve dini temizliğe mukabil zafer zamanlarında ortay koydukları uygulamalar eleştirilmeyi değil sadece ve sadece takdir edilmeyi hak etmektedir.

Müslümanlar Tarafından Camiye Çevrilme İşlemi Ne Zamandan Beri Uygulanmaktadır?

İlk dönemlerden itibaren camiye çevirme işlemleri birçok bölgede uygulanmıştır. Camiye çevirme işlemleri sırasında gayr-ı Müslimlerin ellerinde bulunan tüm mabetlere el konma gibi bir işlem katiyen görül(e)mez. Hatta camiye sembolik manada yapılan çevirmelerin dışında kalan mabetler özenle korunmuştur. Bunun en güzel örneği ise bizatihi Hz. Ömer’in Kudüs’te ortaya koyduğu uygulamadır. Patriğin Hz. Ömer’e namazını kilisede kılabileceğini söylemesine rağmen, daha sonra Ömer namaz kılmıştır gerekçesiyle kilisenin camiye çevrilme girişimine maruz kalmaması için bu teklif Halife Hz. Ömer tarafından reddedilerek kilisenin dışında kiliseye yakın bir noktada namaz kılmıştır. Kudüs’te Hz. Ömer’in Kıyamet kilisesine yönelik bu hassasiyeti, Kıyamet Kilisesinin Hıristiyanların yeryüzünde en kutsal kilisesi olduğu gerçeğiyle birlikte düşünülmelidir. Ancak ifade edildiği gibi birçok camiye çevirme işlemi de ilk dönemlerden beri uygulanagelmiştir. el-Halil Hz. İbrahim Camii, Gazze ulu cami, Şam Emevi Camii, Diyarbakır Ulu Camii, Harran Ay Tanrıçası mabedi başta olmak üzere farklı bölgelerde camiye çevirme işlemleri uygulanmıştır.

Zulüm 1453’te Başladı Diyenler Var, Haklı Olabilirler mi?

Fatih ve fetihlere laf söyleyenlere gelince; öncelikle kimin ağzıyla konuşulduğu, konuşulanların kimi sevindirip kimi incittiği konusuna bakarak söylemlerinin neye ve kime hizmet ettiğini görme imkânına sahip olunacaktır. Batı’nın tarihteki işgal, sömürü ve katliam hareketlerine söz söylemeyip İstanbul’un fethi üzerinden işgal güzellemeleri yapanların dil, fikir ve zihinlerinin kesin manada işgal edildiği veya art niyetli olduklarını anlamak zor olmasa gerek. Günümüzde dünyanın farklı birçok bölgesinde yaşanan katliam ve talanların sebeplerinin en büyüğü Batı’nın âli! menfaatlerinin sürdürülmesi gayreti olduğu görülmektedir. Günümüzde Fransa’nın yoksul Afrika (sömürge) ülkelerinden yıllık 500 milyar $ para devşirmeye devam etmesi, medeniliklerini! insan haklarına! saygılarını göstermeye yetmektedir. Batı’nın bu uygulamalarının yanında Rusların Batı’dan geri kalmadığını, Çin’in ise Uygur’da yaptıklarını, Hinduların Keşmir’deki uygulamaları ile yan yana getirildiğinde, Medeniliği tanımlayan egemen güçlerin Medenilik! Gereği ihdas edip mutabık kaldıkları insan hakları beyannamelerinin! yoksulları veya zayıfları ezerek soymaktan başka bir işe yaramadığı görülecektir. Medeni Dünya’nın eriştiği seviyeye rağmen ortaya konulan ikiyüzlü ve çifte standart uygulamalara karşılık Fatih döneminde Osmanlı Devletini tehdit edecek bir güç olmamasına rağmen Fatih’in günümüzde bile uygulanmasına hasret kalınmış insani uygulamalarına söz söylemeye çalışanların derdini anlamak mümkün değildir.

Fatih millet sistemi usulüne göre kanunnameler hazırlatarak tüm yaşayanların hak ve hukukunu, din ve vicdan hürriyetini teminat altına almıştır. Fatih kendi payına düşen esir-köleleri Haliç’in kenarında yerleştirme büyüklüğünü göstermiştir. Fethi hazmetmeyen Batılıların Fatih ve Fetih aleyhindeki söylemleri anlaşılabilir bir durumdur. Fatih’in fethettiği şehirde oturup Fatih ve Fetih’e laf söyleyerek zulmün 1453’te başladığını iddia edenlerin Orta Asya’ya dönüp Orta Asya’da yaşamaları, dürüstlüklerini gösteren önemli bir işaret olarak görülecektir.

Kimisine Göre Ayasofya’nın Para Getirdiği Gerçeği Dile Getiriliyor, Ayasofya Müze Kalsa Olmaz mı, Ayasofya hakkında hak sahibi Fatih’in bizzat vakıf kurdurarak vasiyet yazdırmasını ve cami dışında kullanılmasına rıza gösterilmemesini açıkça beyan etmesine rağmen, müzeye çevrilmesinin ne izah edilir ne de kabul edilir bir yanı bulunmaktadır. Dine, Tarih’e ve Milli değerlere aykırı bir davranış olduğu gibi Fatih’e saygısızlık anlamına da gelen bu uygulamadan acilen vaz geçilmelidir. Bu konuda atılacak adımla ilgili hareket noktası, Dinimiz, geçmişimiz, tarihimiz, Milli değerlerimiz ve bağımsızlığımız şeklinde farklı başlıklar altında ayrı ayrı değerlendirilebilmelidir. Farklı kesimlerden farklı düşünceye sahip coğrafyamızın insanı bu başlıklardan biri veya bir kaçı için Ayasofya’nın camiye çevrilmesi konusuna olumlu bakmayı sorumluluk olarak addetmelidir.

Para getireceği gerekçesiyle Ayasofya’nın Müze bırakılması talebi kabul edilemez bir gerekçedir. Zira para getirecek diye bir ölçünün kabul edilmesi para getirmesi muhtemel kabul edilemez başka seçenekleri de insanların aklına getirebilecektir. Kaldı ki Din, Maneviyat, Tarihimiz, geçmişimiz, Fatih’in emaneti ve değerlerimiz başta olmak üzere bu meyanda çoğaltılabilecek gerekçelerden hiçbir tanesi para veya menfaate mukabil pazarlık konusu yapılabilecek hususlar değildir.

Mısır Fetva Kurulunda İstanbul’un Fethi Aleyhinde İfadeler Kullanıldı, Sebebi Ne Olabilir? İslam Dünyasının Konuya Bakışı Nedir?

Sisi’nin fetva kurulu tarafından İstanbul’un Fethinin işgal olarak takdim edilmesi, işgalin asıl mekânını bizlere göstermektedir. Başta gönül ve akılları işgal altında bulunan zevat, Peygamber varisi sıfatıyla dini değerlerimize taalluk edecek bir takım seviyesiz iddiaları ortaya atabilmişlerse, kerametleri ilimlerinden değil cehaletlerinden menkuldür. İslam dünyası fethi ve Fatih’i derin bir saygı ve muhabbetle yâd eder. Fetva heyeti karşılaştığı yoğun tepkiden dolayı söylemini değiştirmek zorunda kalmıştır.

Avrupa Parlamentosunun Ayasofya Hakkında Görüş Beyanı Var, Hoşgörü Bağlamında Değerlendirilebilir mi? Batı, (Avrupa Parlamentosu) kendi ikiyüzlü çifte standart uygulamalarını ve mabetlere neler yaptıkları konusunu görmezden geledursun, 2019 yılında Ayasofya’nın Camiye çevrilmemesi gerektiği yönünde görüş beyan etsin.

481 yıl cami olarak kullanılmasına rağmen Ayasofya’nın içinde bulunan mozaiklerin yanı sıra birçok noktasında Hıristiyan sembolleri ve çok sayıda Haçın günümüze kadar sağlam bir şekilde kalmış olması, Müslümanların ve Fetheden zihniyetin saygısını, hoşgörüsünü, insanlığını ve değerlere yaklaşımını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Son Söz Olarak?

Medeniyet tarihimizin, değerlerimizin, dini ve milli kimliğimizin geçmişten günümüze günümüzden de geleceğe taşınabilmesi ve inşa edilebilmesi açısından Ayasofya’nın taşıdığı anlam ve misyona uygun bir statüde tutulması gerekliliği hiçbir zaman dikkatlerden kaçmamalıdır.