Hocalar Anıtkabir'de öldürülecekti!

Üniversite hocaları ve yargı mensupları 'laiklik tehlikede' diye 7 Mayıs'ta Anıtkabir'e yürüme kararı alır. Yürüyüşe öğrenciler de katılacaktır fakat üç albay buna karşı çıkar...

ABONE OL
GİRİŞ 26.02.2008 09:10 GÜNCELLEME 26.02.2008 09:10 GÜNCEL
Hocalar Anıtkabir'de öldürülecekti!

Basında, Ergenekon terör örgütünün de darbeye zemin hazırlamak için çeşitli eylemlerde bulunduğu yazıldı. Konu, dönemin canlı şahitlerinden birinin açıklamalarıyla aydınlandı. Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Erdal Yavuz'un yaşadıkları, günümüzdeki olaylara ışık tutuyor. Yavuz, 12 Mart muhtırası öncesinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin sol görüşlü talebe cemiyeti başkanıydı. 1 Mayıs 1969' da Yargıtay Başkanı İmran Öktem ölmüştür. Maltepe Camii imamı 'dinsiz' olduğu gerekçesiyle Öktem'in cenaze namazını kıldırmayacağını açıklar. Bunun üzerine üniversite hocaları ve yargı mensupları 'laiklik tehlikede' diye 7 Mayıs'ta Anıtkabir'e yürüme kararı alır. Yürüyüşe üniversite talebeleri de katılacaktır. Fakat eylem öncesi ilginç bir gelişme yaşanır. 4 Mayıs akşamı bir arkadaşı Yavuz'u bilmediği bir yere götürür. Orada üç albay, Yavuz'a şu uyarıyı yapar: 'Bu yürüyüşte ateş açılacak, ölenler olacak ve bunun üzerine biz duruma el koyacağız. Eğer öğrenciler yürüyüşe katılacak olursa tepkinin ciddiyeti bozulacaktır. Siz öğrencilerin yürüyüşe katılmasını engelleyin.'

Prof. Dr. Erdal Yavuz, bu önemli bilgileri Radikal'in önceki gün yayınlanan 'İki' ekinde yazdı. 'Şu andaki gelişmeler hiç de eskileri aratmıyor.' diyen Yavuz, Danıştay baskını, Hrant Dink cinayeti ve PKK saldırılarını bir 'dejavu' olarak yaşadığını dile getirdi. Yavuz, üç albayın uyarısından sonra yaşanan gelişmeleri ise şöyle aktardı: 'Bana 'tebliğ edilen' bu senaryoyu, ülkemin menfaatine olabileceği düşüncesiyle kabul ettim ve yürütmeye çalıştım. İlk görüştüğüm kişi, o sarıda Ankara Hukuk Fakültesi asistanı olan Uğur Mumcu oldu. Uğur bu senaryoyu onayladı ve elinden geleni yapacağını söyledi. İkinci muhatabım yine aynı fakülteden Doğu Perinçek idi ve onunla da mutabık kaldık. 'Mihri Bellici' ve 'Doktorcu' (Hikmet Kıvılcımlı yandaşı) ve Türkiye İşçi Partili gruplardan arkadaşlarla da anlaştıktan sonra sıra Mahir Çayan ve yandaşlarına gelmişti. Üniversite gençliğinin en atılgan grubunun lideri olarak Mahir de beni dinledikten sonra 'tamam' dedi.

Yine de bunlar yetmedi ve öğrenciler arasında bir tartışma süreci başladı. Ertesi gün bütün grupların tartışma ve çekişmelerinden sonra bir 'ortak karar' çıktı: 'Yürüyüşe öğrenciler katılacak'. O yürüyüşte dağıtılan ve orduyu göreve çağıran dört satırlık bir bildiri de başka çare kalmadığı için bu anıları anlatan kişinin kaleminden çıktı. Ama bu yazıyı hazırlarken eski defterleri ve kutuları kurcalayıp o bildiri metnini arayıp bulmaya yeltenmedi ve belki de gücü yetmedi. O biraz yorgun; çünkü şu andaki gelişmeler hiç de eskileri aratmıyor.'

Danıştay saldırısı da bir darbe hazırlığıydı

Prof. Erdal Yavuz, Hürriyet Gazetesi'nin internet sitesine yaptığı açıklamada Abdi İpekçi'nin, 12 Mart muhtırasını haklı çıkartmak için öldürüldüğünü belirtti. İpekçi, 1 Şubat 1979'da İstanbul Maçka'daki evinin yakınlarında arabasında iken silahlı saldırıya uğramıştı. Necip Hablemitoğlu cinayeti (18 Aralık 2002) ve Danıştay baskınıyla da (17 Mayıs 2006) yeni bir darbenin tezgâhlandığını iddia eden Yavuz, Hrant Dink'in katledilmesinin ve PKK'nın yeniden eyleme geçmesinin de bununla bağlantılı olduğunu savundu. Yavuz, Ergenekon'un bu durumun somut bir göstergesi olduğunu kaydetti.

Zaman