Mümtaz'er Türköne'yi kimler dövdü

'Kürt sorunu'nun tartışıldığı Abant Platformu'nda konuşan Prof. Mümtaz'er Türköne, Mamak Cezaevi günlerini anlattı, 'Kürt-Türk ayırımı doğru değil' dedi.

ABONE OL
GİRİŞ 05.07.2008 11:04 GÜNCELLEME 05.07.2008 11:04 GÜNCEL
Mümtaz'er Türköne'yi kimler dövdü

Ünal TANIK Abant'tan bildiriyor

Kürt sorununda “Barışı ve geleceği birlikte aramak” konusunu tartışan Abant Platformu’nun ikinci gününde “Geçmişin muhasebesi” yapıldı.

Başkanlığını Prof. Mehmet Altan’ın yaptığı ilk oturumda Doç. Kemal Sayar “Kürt sorununda psikolojik dinamikler”i anlattı. Kemal Sayar, insan psikolojisinin, “biz ve diğerleri” yaratmaya yatkın olduğunu belirterek, bu tuzaktan kurtulması gerektiğini söyledi. Sayar şunları söyledi:

BULUŞMA ODALARI ÖNERİSİ: Korku siyasetleri yürürlüğe konulduğunda insanın içindeki küçük dikdatörler hayata geçiyor. Bunu bilenler, “dikdatörleri” harekete geçirmeyi biliyorlar. Sıradan insan bu noktada etnik siyasetçilerin kucağına düşüyor.

Buluşma odaları kurmalıyız. Bu buluşma odalarında her türlü acıyı yaşayanlar bir araya getirmeli.

Şehit cenazelerine dikkat etmeliyiz. Cenazeler, intikam arzusunu harekete geçiriyor. İnsanlar, kendilerinden saymadığı kişilere karşı öfke ve kin besliyorlar. İnsanlar, bu tür olaylarla dünyanın çok da yaşanılası bir yerde olmadığı duygusuna kapılıyor. Bu duygu insanların en derinindeki duyguları depreştiriyor. Ruhumuzun sertleşmesi ve başkalarının acılarına kabuk bağlaması bu dönemlerde en tehlikeli durum. Bunun için ıstırapları dile getirmelerine izin verilmeli.

TV ACIYI CILIZLAŞTIRIYOR: İkinci Dünya Savaşı’nda askerlerin yüzde 80’i karavana atmışlar. İsabetli atış yapanların yüzde 20’si isabetli atış yapmış. İnsanlar, bir başkasını gözlerine bakarak öldürmeye meyilli değilmiş.

Savaşı televizyonlardan bir sinema filmi gibi izliyoruz. Atari oyunu gibi görüyoruz. Maalesef, acı, televizyon marifetiyle cılızlaştırılıyor.

Türkiye maalesef kendi düşüncesi dışındakine kör ve sağır.

Mümtaz’er Türköne: CEZAEVİNDE BENİ DÖVENLER KÜRT İDİ

Ben 12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi’nde kaldığım günlerde bol bol dayak yedim. İstiklal Marşı için çok dövdüler. Oysa ben MHP davasından içerde idim. İdeolojim gereği, iyi bilmem gereken konulardı. Ama bana dayak atan ise hep Kürtler idi. Aslında Türkiye Mamak Cezaevi’nden farklı değil.

İttihat Terakki’den bahsediyoruz. İttihat Terakki’nin 5 kurucusundan 2’si Kürt. Kürtler ve Türkler ve Kürtler diye ayırdığınız zaman o kürt’ün içinde Cemal Gürsel var, Abdullah Cevdet var. Cemal Gürsel, 2500 Kürt’ün idamını istedi.

Cumhuriyeti kuranlar kimler, Çerkezler ve Makedonyalılar. Cumhuriyet kurulurken, bir ulus oluşturulmaya çalışıldı. Bu dönemde önce Türkler Türkleştirilmeye çalışıldı.

Türkler ve Kürtler ayırımı doğru bir ayırım değil.

 Dün Rojbin burada çok duygusul tablolar ortaya koydu. Benim de gözlerimin dolmasına neden olan tablolar idi bunlar. Ama bu tür tabloyu karşı taraf da üretebilir. Belki en az bu kadar dramatik hikayeler bunlar. Bu tür hikayeler bizi faşizme götürür.

Rojbin’in anlattıkları, çok profesyonelçe çekilmiş bir filmden alınan enstantaneler gibi geldi.

Kürt aydınları, konuyu sadece Kürt sorunu olarak ele alıp çözmeden yana. Oysa sorunlara böyle yaklaştığımızda sorunu çözemeyiz.

Türkiye’de hiç Kürt Türk ayırımının yapılmadığı demokratik çözümler bulmalıyız.

Kürt sorununun üzerinde tekel oluşturduğu bir dilin, bir kurgunun ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Kürt-Türk tabirlerinin üzerinde yeniden düşünmemiz gerektiğini söylüyorum.

Türk ve Kürt kelimeleri aynı harflerin farklı dizilişinden ibarettir.

Ümit FIRAT: 1925'TEKİ ACILARIMIZI UNUTAMAYIZ

Dün kırmızı gömlek giymiştim, eleştiri aldımb. Bugün kamusal eleştiri yapacağım diye elbise giydim.

Türk siyasetini eleştirmenin dibi yok. Dipsiz kuyu. Türk siyaseti devlet politikası. Fransız politikasının çerçevesi belli. Ama Türk siyaseti dendiğinde sınır yok.

Ben Cumhuriyet öncesine pek değinmeyeceğim. Lozan'ın son kabul edildiği 1925'te Türkiye sınırlarından çıkarılıp İngiltere'ye devredildiği döneme gideceğim.

Adına hukuk ödülü verilen Mahmut Esat Bozkurt, tam hukuksuzluk abidesi. Türkiye'de Türk'ten başka kimsenin yaşama hakkı bulunmadığını her nutkunda söyledi.

Hazret-i Ali'nin evlatlarına yapılan haksızlık ve cinayetlerin yasları binlerce yıldır unutulmadı. 1925'te yapılanların da unutulması mümkün değil. Bunun telafisi mümkündür ama unutulması mümkün değil.

Takrir-i Sükun uygulaması ile başlatılan diktatörlük döneminde idam edilenlerin cesetlerini ailelerine bile teslim etmediler. Ailelerine bunu çok gördüler.

1925’teki bu uygulamalarda Kürtçe bütünüyle yasaklandı.

27 Mayıs’ta 60 civarında yatılı mektep kuruldu, bunların tek amacı, belirtilen yasadaki gibi amacı asimilasyon idi.

Köy ve yerleşim yerlerinin adlarını değiştirerek onların tarihleriyle bağları kesilmeye çalışıldı.

19 Ekim 1983’te bir kanun daha çıkarıldı. Burada da Kenan Evren’in giderayak çıkardığı bir kanun idi. Irak’ta Kürtçe ikinci resmi dil idi. Irak’ta çalınanlardan Kürtçe’yi kullandırmamak için idi bu kanun.

1943'te bir Muğlalı olayı vardı. İran-Türkiye arasında çıkan anlaşmazlık sonucu 38 askeri alırlar. 33 kişiyi serbst bırakırlar. Bu serbest bırakmayı hazmedemeyen komutan, onları bir dereye götürürler. Mısto Ağa'nın kızını serbest bırakır ve 32 kişiyi kurşuna dizerler. 1948'te bu olay Meclis'te patlak verir.

Mehmet ALTAN: Muğlalı'nın adı bir kışlaya verildi. Yakınları buna itiraz etti, konu şimdi Danıştay'da

Ümit FIRAT: Özal'ın, Demirel'in, Yılmaz'ın Erdoğan'ın söylediği sözler önemlidir. Bundan sonra kimse bu sözlerin gerisine düşmeye cesaret edemedi.

Bolu Valisi Halil İbrahim AKPINAR: Hakkari'de Rojbin'in problemlerini çözmezsek her taraftaki insanlar rahat edemez. İliada'da okumuştum. Troya'da savaş kızışıyor. Elini kaldırıp tanrılar tanrısına yalvarıyor. Güç buluyor, götürüp Santos'a şifa bulmasını sağlıyor.

Ben de Tanrı'ya yalvarıyorum. Leni babalar analar ağlamasın, insanlar cesetleri değil gelinleri damatları karşılasın. İnsanların silaha değil daha çok sevgiye ihtiyacı var.

Hüseyin GÜLERCE: Bu toplantı Kürt ve Türkler'in birbirlerini kırmadan dökmeden konuşabiliyor. Buradaki insanlar empati yapabilen insanlar. Bu toplantının önemli bir tarafı daha var. Türkiye tarihinin en önemli dönemi olan Ergenekon çetesi operasyonları sırasında yapılıyor.

Bin yoldan bu yana bu topraklarda Kürt-Türk, Alevi-Sünni ayırımı olduğunu görmedik. Olaylara baktığımızda bizi bizim dışımızda bazı unsurların bizi birbirimize düşman etmeye çalıştığı belli. Dün Zaman gazetesinde vardı, Sivas olaylarında ölenlerin arasında iki istihbaratçı vardı.

Bence biz bu sorunu çözeriz.

Altan TAN: 3 şeyin üzerinde durmak istiyorum. Bu konuştuğumuz sorunda kavga hakların kavgası değil. Türk-Kürt arasında değil. Bu kavga, Ortadoğu’ya cebren dayatılan sistemlerle bölge insanın kavgasıdır. 2- Kürtler’inbu kadar acı çektiğini insanlar bilmediğini söylediler. Birileri Kürt eşittir PKK anlayışının yerleşmesini sağlamaya çalışıyorlar. Bu salonda insanların bir çoğunun, ya amcası, ya babası öldürüldü. 3- Kürt siyaseti ile ilgili bir şey söylemek istiyorum. Sola kayan Kürt aydınlarına sesleniyorum. Kürt sorunu Türkiye’nin demokratikleşme sorunudur. Ortadoğu’nun yeniden ayağa kalkmasıdır. Türkiye’de Kürt sorunu başörtüsünden ayırt edilemez, Alevi sorunundan ayırt edilemez Dört tekerlekli araba gibi

Ayhan AKTAR:

Mümtazer Türköne’ye cevap vermek istiyorum. Kürt-Türk ayırımı bağlamında bakıyoruz. Ama biz bu topraklarda yaşıyoruz. Milliyetçiliği iyi anlamamız gerek. İlk atlayanlar Sırplar, ardından Yunan, Ermeni Türkler ve son olarak da Kürtler. Milliyetçilik trenine binerseniz şiddete bulaşırsınız. 100 yıl önce iktidarı ele geçiren İttihatçılar, 7 yıl sonra Ermeni tehcirini gündeme getirdi. Rojbin'in hikayesini dinlememiz gerek, bilmemiz gerek. Ama bir  taraftan da milliyetçilik tuzağına düşmemesi gerektiğini anlatmalıyız.

Burhan KAYATÜRK: Türkiye'de demokrasiye direnenler, her konuda aynı gerekeçe ile karşı çıkıyorlar. Mesela Müslümanlar için, "Bunlar camiye gidebiliyorsunuz, engelleyenler var mı?" diyorlar. Kürtler için de, "Siz milletvekili oluyorsunuz, genel müdür oluyorsunuz" diye karşı koyuyorlar. Bizim bu problemi çözmemiz gerek.

Şaban ÇALIŞ: Dün sorunun demokrasi sorunu olduğu ortaya konmuştu. Aslında sorun insanlık sorunu. İnsani sorun. Jandarma hikayeleri, köy değiştirme işlemleri Toroslar'ın zirvesinde yaşayan bir Türk olarak ben de yaşayan biriyim. Barışın dilinin inşa edilmesi gerektiğine inanıyorum. Türk-Kürt kelimelerine refenans vermeden çözmenin yollarını bulmalıyız.

Levent KÖKER: Geçmişle bugün içiçe. Rojbin dün önemli bir şey söyledi. "Belki biz de o zaman Kürt olmaktan utanmayız" dedi.

Enver SEZGİN: 25 yıldır Kürt meselesi etrafında gelişen çatışma herkesi gerdi. Bu sürede Kürt sorununu çok konuştuk. Cengiz Çandar bunlardan. Soy ismi engel ama o da değişir. Kürt meselesini PKK ile birlikte anılıyor. PKK, bir sonuç aslında. Kürtler'deki toplumsal değişimin bir ürünüdür. 1990'larda köylerden şehirlere yerleşenlerin talepleri farklılaştı. TRT'de ekimde Kürtçe yayın başlayacak. Bunun önemini iyi göreceğiz. Ne var ki devletin resmi görüşü hala değişmiş değil. Bu garabete rağmen iyi bir gelişme.

Ali Fuat BUCAK: Ben Ümit’in dediği yere de geleceğim. Kuzey Irak’tan gelen Reber, “Hanginiz Kürt hanginiz Türk tanıyamadım” dedi. Aslında biz terörü nasıl engelleriz peşindeyiz. Gelinen nokta burası. TRT'nin Kürtçe yayını da elbette ki önemli. GAP'ın bitirilmesi ele alındı. Aslında GAP'ın çapı da küçültüldü. Bunun farkına varan köylüler kıyameti koparacak. Kotu 800'den 600'e indirmişler.
Kürt sorunun çözümü sanıldığından daha zor. Ama çözüm mutlaka da olacak.

Cevat ÖNEŞ: Düşünce ve duygu yoğunluğu içinde geçmişimize baktık. Çözülemediği için günümüze taşınan noktaları yeniden gündeme getirdik. Tarihsel birlikteliğimizi korumak istiyoruz. Rojin duygu dünyasını ortaya koydu. Sadece Kürtler değil, hepimiz yorulduk. Ama çözüm yolunu biliyoruz. Demokratik sistem kesintiye uğramadan sorunlarımızı çözmenin öncelik kazandı. PKK terörü, çözülemeyen Kürt sorununun sonuçlarından biridir.

Osman TUNÇ: Kültürile ilgili bir iki söz etmek istiyorum. Kürt kültürünün temelinde dil vardır. Bununla birlikte eğitim, müzik, folklor sorunu vardır. Bediüzzaman, ben Kürtçe düşünüp Türkçe yazıyorum demişti.

Leyla İPEKÇİ: Dünden beri Rojbin deniyor. Ben de bu masadayım. Bana Leyla Hanım deniyor, hemcinsime Rojbin deniyor ısrarla. Eğer dün Rojbin hanımın söylediklerinden hepimizin gözleri dolmuşsa, olayın kendine bakmalıyız. Mümtazer Hoca’yı Mamak’ta Kürtler’in dövmüş olduğundan hareketle bir yere gidilmez.

 Mehmet METİNER: Mümtazer Hoca’nın söylediklerini önemsiyorum. Silahı hala pazarlık konusu yapanların güdümünden çıkmalıyız. Kürt sorunu çözülmezse demokrasi gelmez değil, demokrasi sorunu çözülürse Kürt sorunu da çözülür.

Rojbin Tuğan KALKAN: Rojbin benim. Mümtazer Türköne’ye cevap vermek istiyorum. Burada buradan Türklerden özür diliyorum. Burada bulunan Türkler’den çocuğu Türkçe bilmeyen kimse yok sanırım. Ama çocuğu Kürtçe bilmeyen çok Kürt var. Benim anlattıklarım, bir denizin küçücük bir damlası. Benim anlattıklarıma üzülenler, Hakkari’ye sivil olarak gelsin. Sadece Hakkari'de 43 bin kişi yerlerinden edildi. Türköne bir duygu simetrisinden bahsetti. Bu istatistiklere bakılarak nasıl bir simetri olabilir. 5500 faili meçhulden kaçı Türk acaba, şehit cenazesinden bahsediyorsunuz.

Doğru, ama biz bunun daha gazlasını yaşıyoruz. Birliktelikten umudumuzu kesmiş olsa idik burada olmazdık. Biz dilimize gem vurduk, sizleri incitmemek için. Aslında bunları bilmeniz gerek. Duygulardan arınmış bir siyasetin yaratılmasından söz ediliyor.

Ne kadar çok bilim adamı rapor yayınlamış. Siz gerçekten orada nasıl bir tablo olduğunu bilmiyorsunuz. Başkale liisesinde şubat ayından bu yana 43 çocuk dağlara gitti. Kürt çocuklarına terörist olmaktan başka seçenek sunmalı. Şiddet hepimizi boğacak bir deniz haline geldi. Keşke nevrozda yaşananları görme imkanı olsa idi.

Ben tiyatro eğitimi almadım. Sadece 1996'dan bu yana hakkari'de avukatlık yapıyorum.

Naci BOSTANCI: Burada Mümtazer Türköne’nin anlattıkları bazılarını rahatsız etti. Oysa anlattıkları Türkiye’nin genel yaklaşımının çok hafifletilmiş şekli. Üstelik Mümtazer Hoca’yı pek çok kesim, “Mümtazer Kördöne” olarak anılıyor. Bunu kimse unutmasın.

Mücahit FINDIKLI: Burada her iki kesimin de şahinler kanadı yok. Maalesef bu konunun çatışanları yok. Bu konuya çoğu zaman çatışanlar yön veriyor.

İhsan DAĞI: Sorunun adı aslında milliyetçilik. İster Türk, ister Kürt olsun farketmiyor. Kürt sorunun yarattığı sorun verdiği acılar tarafından eleştiriliyor. Türk devletinin bakış açısı eleştiriliyor. Kürt milliyetçileri, Türk milliyetçilerini esas alan bir yaklaşım içinde. Kürt hareketi de şiddet siyasetini sorgulamalı. Kürt milliyetçiliği, Türk milliyetçiliğinden daha ahlaki veya daha doğru olamaz.

Zeynep DAĞI: Sokakta sorun olmadığı ifade edilmişti. Öncesinde öğretim üyesi olduğum için gençlerle gözlem yapma imkanım oluyordu.  Maalesef, ötekini öteleyen bir mantığı her defasında görüyordum. Bir Kürt öğrencim vardı. "Murat var ki sen Ermenisin" deyince, "Hocam lütfen dediğinizi geri alır mısınız".

Bu bizim yaşadığımız tehlikenin büyük olduğunu görüyorum. Samimi olmanın önemini görüyorum.

Cengiz ÇANDAR: Rahmetli Özal’a anlatmıştım. Batman’da biri benim kolumu çekti. “Eğer, bize eğitim hakkı verilmezme ben bu dağlara çıkarım. Eğer eğitim hakkı verilirse, çocuğuma Kürtçe eğitim hakkı verilen bir yere göndermeyebilirim” dedi. Ben çelişkiyi hatırlattığımda, “Ben eğitim hakkım için ölürüm, ama o hakkı ele geçirince kullanıp kullanmamak benim hakkım” dedi. Özal, bunu 1992’de bunu ortaya atınca kıyamet koptu. Bir süre önce birer saat yayın başladı. Başbakan geçenlerde kalktı, “TRT Kürtçe, Arapça ve Farsça yayın yapacak” dedi. Artık bu saatten sonra yapsanız ne olur, yapmasanız ne olur. Bu üçünü bir arada yapmaya kalkarsanız, siz Kürtleri içinize sindirememişsiniz demektir.

Kürt sorunun en önemli tanımı, bir devlet sorunu olmasıdır. Kürtler’in devleti yok. 19’uncu yüzyıldan itibaren milliyetçiliğin tarih kulvarına girdiği dönemi yaşıyoruz. Ama Kürtler’in yok. Bu bölgenin otokton halkı olan Kürtler’in yok. Kürtler bir devlete kavuşamadığı sürece Ortadoğu’da sorun bitmez. Ya da Kürtler, bölgedeki devletlerden birinde, “Bizim devlete ihtiyacımız yok. Biz burada kendimizi ifade ediyoruz” diyebilmeliler. İş dönüp dolaşıp Türkiye’nin dönüşümüne. Eğer Rojbin’in anlattıkları burada oluyorsa, bu devleti dönüştürme kavramını tartışıyor olmamız gerek. Yeni Anayasada bunu gerçekleştirmemiz gerek.

Daha  öteye gideyim. Irak Anayasında uygulanan Türkmenlerin yoğunlukta olduğu bölgelerde Türkmence'nin resmi dil olarak uygulanmasını esas alabiliriz. Türkiye'nin Kürt yoğun bölgelerinde Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmeli. Trafik levhalarında Kürtçe ve Türkçe birlikte yazılmalı.

75 Kürt milletvekili var deniyor. Abdurrahman Kurt'un dışında öbürlerini göremedik. Bunu kürt çevrelerinden bile görmedik.

Haber 7