Türkiye’nin yerli sanayi ve teknoloji mücadelesi nasıl başarılı oldu?
Kaan ve Şeftali arasında bağ kurabildiniz mi? Eskiden yerli sanayi yerine şeftaliyi savunanlar vardı. Türkiye, 80’lerde bayrak direğine ip bulamayan bir ülkeydi. Bugün ise yerli otomobil, uçak ve teknolojiyle gurur duyuyoruz.
ABONE OLTürkiye’nin yerli sanayi ve teknoloji üretiminde geldiği nokta, geçmişte karşılaşılan engeller ve bugünkü başarı hikayeleriyle yeniden gündemde. 1980’lerde bayrak direğine ip bulmakta zorlanan Türkiye’den, yerli otomobil, uçak ve ileri teknoloji projeleriyle dünya sahnesine güçlü bir çıkış yapıldı. Peki, bu süreç nasıl gelişti? İşte Kaan’dan Şeftali’ye uzanan hikaye...
Bu Kaan, bu da Şeftali. İkisi arasında bir bağ kurabildiniz mi?
Oysa eğer geçmişteki zihniyet devam etseydi, bugün bundan değil, bundan olacaktı. Hem de bir sürü. Türkiye'nin yerli sanayi ve teknoloji üretimine karşı çıkanlar, şeftali üretimi daha kolay olduğu için yerli araba, yerli motor ve yerli uçak yerine yerli şeftaliyi savunuyordu.
Durum o kadar içler acısı ki, o halde gelin en baştan başlayalım... Türkiye, 1980'lerde bir çıkmaza sürüklenmişti. Böyle deyince şimdi aklınıza ekonomik buhran, siyasi gerginlikler falan geliyordur ama benim bahsettiğim konu o değil ne yazık ki. Anıtkabir'deki bayrak direğine ip bulunamıyordu. Koskoca devlet adamları işi, gücü bırakıp bununla uğraşıyordu. Neyse ki bir işadamı bu vahim duruma el attı ve ip bulundu. Hatta bu muazzam çaba için özel bir plaket bile alındı. Çünkü evet, bir bayrak direğine ip bulmak gerçekten paha biçilemez bir yetenekti.
SSK hastanelerinde cenazesi rehin kalan insanların gökyüzüne yükselen feryatlarıyla bilinen bir ülke konumuna gelmişti Türkiye. Şimdi ise uzaya çıkan, yerli ve milli uçağıyla gök vatanla buluşan, kendi otomobiliyle yolları dumana katan bir Türkiye var. Ancak bu başarıyı sindiremeyenler de yok değil. Dahası günümüzde kendi ürettiklerimizin aslında yerli olmadığını iddia edenler bile var. Gerçekten de Türkiye'nin ilk yerli otomobili, devrime genç yaşta katkı sağlayan yüksek makine mühendisi Kemalettin Vardar'ın dediği gibi... Bu kişiler ne yazık ki destek olmak yerine bir miktar da köstek olmasalardı, bugün Türkiye'nin sanayisi çok daha ileri seviyelerde olabilirdi. Biz de bu kişilere kısaca geçmişi hatırlatmak için bu içeriği hazırladık. Kim bilir, belki bundan sonra biraz destek olmayı düşünebilirler. En azından böyle umuyoruz.
Ülkemizin ilk yerli otomobili, Devrim arabalarının üretimine başlanmıştı. Ancak Türkiye çağı yakalamışken bir anda avuçlarının içinden kaçırıverdi. Türkiye'nin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisi Vecihi Hürkuş, 1924'te kendi uçağını yaparak tarihe geçmişti. Ancak kendi fabrikasını kurmasına rağmen devletin yeterli desteğini alamayarak projesini hayata geçiremedi. Aynı dönemde ünlü işadamı Nuri Demirağ da kendi uçak fabrikasını kurup Türkiye'nin ilk yerli uçak motorunu geliştirdi. Ancak Türk Hava Kurumu'ndan gelen siparişlerin bir anda iptal edilmesi üzerine projeden vazgeçmek zorunda kaldı.
Bugün ise birileri takoz olmaya çalıştı ama TUSAŞ da BAYKAR da ASELSAN da pes etmedi. Devlet de, millet de arkasında durdu. Kaan da, Kızılelma da, Anka da gök vatanla buluştu. Geçmişte ipi ödüllendirenler sus pus oldu.
1961 yılı, yer Ankara. 1. Otomotiv Sanayi Kongresi düzenleniyor. Koç Otomotiv Grubu'nu temsilen toplantıya katılan Bernard Nahum, Bursa'da şeftali üretmek otomotiv üretmekten hem daha kolay hem daha kazançlıdır diyerek hafızalara kazındı. Başbakan Necmettin Erbakan, genç bir devlet olan Türkiye'nin kendi motorunu üretmesi gerektiğini savunuyordu. Ancak projenin karşısına çıkan engellerle boğuşurken bundan da netice çıkamamıştı. Yani Türkiye aslında daima çağı yakalamış. Yakalamış yakalamasını ama birileri projeleri akamete uğratmak için elinden geleni yapmış.
Mesela Türkiye'nin ilk yerli uydusu Turksat 1A, 1994'te yörüngeye ulaşamamıştı. İlk yerli tankımız 6 ay, 2008'de geliştirilmiş ancak motor ve şanzıman gibi kritik parçaların tedariğinde yaşanan sorunlar nedeniyle seri üretime geçilememişti. Yani zamanında yerli telefonda, uyduda, arabada üretecek durumdaydık. Zaten Selçuk Bayraktar'ın şu sözleri de her şeyi açıklamıyor muydu?
"Bunun içinde yüzden fazla bilgisayar var. Her birini biz tasarladık. İçinde milyonlarca satır yazılım var. Bütün bu teknolojiyi geliştirmek yaklaşık 20 senemizi aldı. Şu anda kendi sınıfında dünyanın en iyisi. Görüyorsunuz değil mi? Az önce bahsettiğim 1 milyon satır yazılım falan yok burada. 10 binlerce parça da yok. İki parçadan oluşan havacılıkta çok önemli bir bileşeni görüyorsunuz. Ben şimdi bunu Akıncı'nın önüne koyuyorum. Bu kadar basit de bunu koymak. Hiçbir yere gidemiyor. Ne o gösteriyi yapabiliyor, ne o dünya tarihini yazabiliyor ne terörle mücadelede kullanılabiliyor ülkemizin güvenliği için. Bunu da milletimizin takdirine bırakıyorum. O takozu oradan kaldıramayan medeniyetler ne havacılıkla başarılı olabilirler ne uzaya çıkabilirler."
Bugün ise ne aksaklık, ne arıza, ne de engeller yolumuza taş koyabiliyor. Bizim aklımıza şu sözler geliyor:
Necmettin Erbakan'ın Türkiye'de motor üreteceğiz sözlerine Bülent Ecevit hayalcilik demişti. Erbakan'ın cevabı ise manidardı:
"Hayal çok kıymetli bir şey. Bir şey hayal edilmeden hiçbir şey yapılamaz. Türkiye uçak ve tank yapabilen fabrikaların hayalini kurdu."
İşte Kaan da, Kızılelma da, Togg da bir hayalin ürünü değil mi? Peki sadece soruyorum, tüm bu engellere rağmen bu noktalara kadar gelmişken hâlâ birileri neden ısrarla takoz olmaya çalışıyor? Bir ülkenin evladı, ülkesinin başarılarına hiç mi sevinmez?