Ünlü ilahiyatçıdan çağrı: 'İran'a karşı ABD'yi desteklemek Ehli Sünnet'e karşıdır'

İlahiyatçı Profesör Doktor Hayreddin Karaman, İran'ın hava saldırılarıyla hedef alındığı bugünlerde, İslam ülkelerinin "Ehli Sünnet" anlayışını terk etmemesi çağrısında bulundu.

ABONE OL
GİRİŞ 31.03.2026 13:52 GÜNCELLEME 31.03.2026 14:47 GÜNCEL
Ünlü ilahiyatçıdan çağrı: 'İran'a karşı ABD'yi desteklemek Ehli Sünnet'e karşıdır'

             
HABER7

ABD - İsrail koalisyonu, 28 Şubat'tan bu yana İran'a yönelik işgal savaşını sürdürüyor. İran makamları, bir ayı aşan saldırılar nedeniyle en az 3 bin insanın hayatını kaybettiğini bildirdi. Ölenler arasında İran'daki liderliğin yönetim kademesinden önemli isimler de vardı.

İlahiyatçı Profesör Doktor Hayreddin Karaman, İran'ın hava saldırılarıyla hedef alındığı bugünlerde, İslam ülkelerinin "Ehli Sünnet" anlayışını terk etmemesi çağrısında bulundu.

Karaman, Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan "Hiç zamanı değil" başlıklı köşe yazısında, İran’a karşı ABD ve İsrail’i destekleyen bazı çevrelerin, bu yaklaşımı meşrulaştırmak amacıyla İran halkının itikadını “küfür” (İslam dışı) olarak nitelendirdiğini, yaygın ifadeyle “tekfir” ettiğini belirtti.

Karaman, "İran’a ve Gazze kahramanlarına karşı ABD ve İsrail’i desteklemek veya haklı bulmak kesinlikle Ehl-i Sünnet itikadına aykırıdır." diyor.

İlahiyatçı yazar, bazı Müslümanların kendi din anlayışlarına uymayan inanç sahiplerini kolayca tekfir ederek dinden çıktıklarını ileri sürdüğünü belirtti.

Kendi anlayışlarına uymayan davranışları ise eleştirip düzeltmeye çalıştıklarını ifade eden Karaman, bu yaklaşımın Müslümanlar arasında ayrışmaya yol açtığını ve usulüne uygun eleştiri ile düzeltme imkanını da ortadan kaldırdığını kaydetti.

"Tahkik ehli ulemanın güzel ve unutulmaması gereken bir açıklamaları vardır: 'Lüzûm-i küfür değil de iltizâm-ı küfür küfrü gerektirir.' Bu kâideye göre bir kimsenin İslâm dairesinden dışarı çıkması, Müslümanlara göre yabancı sayılabilmesi için küfrü (Müslümanlığa sığmayan bir düşünce ve inancı) bilerek ve gönülden benimsemiş olması gerekir. Kişi, küfrü gönülden ve bilerek benimsemediği müddetçe, onun bir yorum veya davranışı, bir başkasına göre dinden çıkmasını gerektiriyor diye o kâfir sayılamaz; yani gerçekte kâfir olmaz."

Karaman, aynı yazısında, tevilin (yorumun) usûlüne uygun yapılmaması durumunda ciddi hataların ortaya çıkabileceğini, bu tür yorumların kişi ve grupları Allah ve Rasûlü’nün (s.a.v.) murad ettiği İslam yolundan uzaklaştırabileceğini ifade etti.

Ancak tevil bulunduğu sürece küfür hükmü vermenin ve tevil sahiplerini İslam ümmetinin dışına çıkarmanın son derece dikkatle ele alınması gereken, ağır sorumluluk doğuran bir yaklaşım olduğunu vurguladı.

"Bence tevil, 'kişinin şahsî düşünce, keşif, ilhâm ve temâyülünü vahyin üstüne çıkarıyor, vahyi geri plâna itiyor, açıkça veya doğurduğu sonuç itibârıyla akla ve ilhâma dayanan bir din getiriyorsa' bu tevil sahipleri ile birleşilemez. İslâm adına ortak bir hizmet gerçekleştirilemez. İhtilâf vahye öncelik vermemekten değil de onun sübutu (bize sağlam olarak intikâli -ki, bu ancak hadîsler için söz konusudur, âyetlerin tamamı kesin olarak bize tebliğ edilmiştir- yahut usûlünce yorumdan kaynaklanıyorsa bu ihtilâf grupları ile iş birliği mümkündür ve gereklidir."

Karaman, yazısında, bir kimsenin davranışının dış görünüş itibarıyla “bunu ancak kâfir yapar ya da söyler” kanaati uyandırması durumunun “küfr-i lüzûmî” olarak adlandırıldığını belirtti. Bu durumda kişinin, söz konusu davranışının küfrü gerektirdiğini bilmeyebileceğini ya da bunu yaparken kâfir olmayı kastetmemiş olabileceğini ifade etti.

Buna karşılık, kişinin yaptığı veya söylediği şeyin küfrü gerektirdiğini ve Müslümanı dinden çıkaracağını bilerek bu davranışı gerçekleştirmesi hâlinde ise küfrü benimsediğini, bunun da “küfr-i iltizâmî” olarak nitelendirildiğini vurguladı.

"İmdi farklı düşünen, farklı yapan iyi niyetli, samimi Müslümanlarla tartışmak, kardeşçe ve 'Birbirlerine karşı merhametlidirler' ferman-ı ilâhîsine uygun üslupta karşı fikir ileri sürmek, uyarmak...mümkündür, caizdir. Fakat onları tekfir etmek, nehiy ani’l-münker yapmak caiz değildir. Çünkü bir kimsenin kâfir olmasının şartı iltizamdır (küfrü benimsemesidir), yahut da söz ve davranışının İslâm içinde kalmasına müsait (yüzde bir bile olsa) tevil ihtimali taşımamasıdır.

Karaman, "nehiy ani’l-münker" (kötülükten sakındırma) ilkesinin içtihada açık konularda değil, yalnızca tarafların meşru olmadığı hususunda uzlaştığı meselelerde uygulanabileceğini belirterek, yoruma açık konularda farklı görüşleri benimseyen kişi ve grupların birbirlerini İslam'dan veya meşruiyet çerçevesinden dışlamalarının yanlış olduğunu ifade etti. Kadınların yüzünü kapatması meselesini örnek gösteren Karaman, bu tür ihtilaflı durumlarda tarafların birbirlerini ıslah etmeye kalkışmak yerine, her Müslümanın kendi içtihadının meşruiyetini kabul etmeye mecbur olduklarını vurguladı.