Bilal Erdoğan: Eğitim, tüm toplumun ortak sorumluluğu olarak ele alınmalı
IV. Uluslararası Montessori Zirvesi, gün boyu süren oturum ve panellerle tamamlandı. Zirvede; modern dünyada çocukluk algısının dönüşümü, dijitalleşmenin çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri ele alındı.
ABONE OLYeni Türkiye Eğitim Vakfı’na (YETEV) bağlı Palet Montessori Akademisi MATEPP tarafından bu yıl “Modern Dünyada Çocuk: Riskleri Anlamak, Potansiyeli Özgürleştirmek” teması ile düzenlenen IV. Uluslararası Montessori Zirvesi, Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşti.
Zirveye; Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür, YETEV Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci İnci, Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, European Montessori College Kurucusu Clare Healy Walls, European Montessori College Direktörü Sarah Kennedy Berge, Okul Dışı Kurucusu ve Milli Eğitim Bakanı Danışmanı Yavuz Yiğit, akademisyenler ve eğitimciler katıldı.
BAKAN TEKİN: ÇOCUKLARIMIZ, ÖNÜNE NE KOYARSAK ONU DEVRALIYOR
Zirvenin açılış konuşmasını yapan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, modern dünyanın çocuklara hem önemli fırsatlar hem de ciddi riskler sunduğunu söyledi. Tekin, dijital araçlar ve yoğun içerik akışının çocukların gelişimini zorlaştırdığını, bu nedenle çocukluk meselesinin yalnızca eğitim yöntemleriyle değil, değerler, kişilik gelişimi ve birlikte yaşama kültürü çerçevesinde ele alınması gerektiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu:
"Hepimiz biliyoruz ki evlatlarımız, en çok bizim onlara ve birbirimize nasıl davrandığımıza bakarak büyüyor. Kendilerine verdiğimiz nasihatten önce, evin içinde kurduğumuz dili, öfke anında gösterdiğimiz tavrı, sokakta sergilediğimiz muameleyi, ekranda normalleştirdiğimiz davranışları görüyorlar. Çocuklarımız, önüne ne koyarsak onu devralıyor. Biz hangi iklimi kurarsak, bir müddet sonra onun yankısı evlatlarımızın tavrında, sözünde ve dünyayla kurduğu ilişkide karşımıza çıkıyor."
BİLAL ERDOĞAN: EĞİTİM, TÜM TOPLUMUN ORTAK SORUMLULUĞU OLARAK ELE ALINMALI
Yaptığı açılış konuşmasında eğitimin, toplumsal bir seferberlik ruhuyla ele alınması gerektiğini kaydeden Bilal Erdoğan ise şöyle konuştu:
“Eğitimin sadece öğretmenin işi olmadığını, sadece Milli Eğitim Bakanlığı'nın işi olmadığını; bütün toplumun, bütün bireyleriyle 'Ben ne yapmalıyım? Benim rolüm bunun içinde nedir?' düşüncesiyle ele alması gereken bir mesele olduğunu yeniden hatırlamamız gerektiğini düşünüyorum. Ve tabii ki bütün eğitim gönüllüleri, bütün öğretmenlerimize yeniden dört kolla bu önemli göreve, bu önemli davaya sahip çıkması için de önemli bir hatırlatma olduğunu düşünüyorum.”
'MONTESSORİ YAKLAŞIMI, İNSAN FITRATIYLA GÜÇLÜ BİR PARALELLİK TAŞIYOR'
Maria Montessori’nin fıtrat merkezli yaklaşımı ile kültürel değerlerimiz arasındaki uyuma dikkat çeken Erdoğan şu ifadeleri kullandı:
“Montessori yolculuğuna 2011 yılında çıktığımızda beni en çok büyüleyen Maria Montessori'nin insan doğasından ne kadar etkilendiği, insan doğasını keşfetmekten ne kadar etkilendiği olmuştu. Ve bizim kendi inancımızla ne kadar paralellikleri olduğunu görerek bu işe yaklaştık. Yani 'insan fıtratını' keşfettiğini söylüyordu Maria Montessori. Ve insan fıtratının aslında yetişmeye, gelişmeye ne kadar müsait olduğunu, bize düşenin bunu işlemekten ziyade bunu koruyup kollamak, bunu doğal enerjilerine aslında emanet edebilmek, bırakabilmek olduğunu bizlere anlatmaya çalışıyordu. Ve oluşturmaya çalıştığı sınıf ortamı ve o sınıfa yerleştirdiği materyaller de aslında bunun sadece sağlayıcılarıydı.”
İNCİ: ÇOCUKLUĞA DAİR KONUŞTUĞUMUZ HER MESELE TOPLUMSAL BİRLİKTELİĞİMİZLE DOĞRUDAN İRTİBATLI
Boğaziçi Üniversitesi olarak zirveye ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını ifade eden İnci, zirvede ele alınacak konunun yalnızca akademik bir tartışma değil, toplumsal sorumluluğumuzun tam da merkezinde yer alan hassas bir mesele olduğunu söyledi.
İnci, “Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadise, çocukluk üzerine daha derinlikli ve dikkatli düşünmemiz gerektiğini acı bir şekilde gösterdi. Çocukluğa dair konuştuğumuz her meselenin, aslında geleceğimizle ve toplumsal birlikteliğimizle doğrudan irtibatlı olduğunu özellikle vurgulamak isterim.” dedi.
YEŞİLAY GENEL BAŞKANI DİNÇ: SORUMLULUK BİLİNCİ HAYATLA BAĞI KUVVETLENDİRİYOR
“Toplumun Yeniden Yazdığı Çocukluk: Yeni Riskler, Yeni İmkânlar” başlıklı konferansta konuşan Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, dünyanın çok hızlı bir değişimden geçtiğini ve bu süreçte bireylerin en çok ‘sorumluluk alma’ noktasında zorlandığını ifade etti.
Dinç, “Bu dönemin en çok ihmal edilen konularından biri sorumluluk almaktır. Herkesin dışarıdan bir destek, bir dokunuş beklediği bir dönemdeyiz. Ancak kendi sorumluluğunu alabilen insan sayısı her geçen gün azalıyor. Oysa sorumluluk almak, insanın hayatla bağını kuvvetlendirmesi anlamında en önemli beceridir" dedi. Günümüzde yakın ilişkilere ve fedakârlığa bakış açısının da değiştiğine dikkat çeken Dinç, modern dünyada sorumluluk almanın ‘soğuk’ bir kavram haline geldiğini belirterek; "Eşimiz, çocuğumuz ve yakın çevremizle olan bağlarımızda sorumluluk almak artık kaçınılan bir durum oldu. 'Kimseye fedakârlık yapmayacağım' düşüncesi ve 'toksik ilişkiler' gibi kavramların arkasına sığınılarak, karşılıklı menfaate dayalı bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.” ifadelerini kullandı.
'ŞİKÂYET ETTİĞİMİZ KONULARLA ALAKALI ESASINDA BİZ DE SORUMLUYUZ'
Toplumsal sorumluluk meselesine de değinen Dinç: “Toplum, esasında içinde yaşayan insanlardan müteşekkil ve içinde yaşayan insanlar toplumu inşa ediyorlar. Dolayısıyla yaptığımız ya da yapmadığımız her şey topluma bir yön veriyor, bir şekil veriyor; iyi ya da kötü. Dolayısıyla şikâyet ettiğimiz konularla alakalı esasında biz de sorumluyuz. Şikâyet ettiğimiz konuları çözülmesi ya da gerçekleşmemesi için neler yapıyoruz? ona bir bakmak lazım.”
EUROPEAN MONTESSORİ COLLEGE KURUCUSU: ÇARPIM TABLOSU KADAR EL BECERİLERİ DE ÖNEMLİ
European Montessori College Kurucusu, yazar ve uluslararası konuşmacı Clare Healy Walls, “Modern Dünyada Nitelikli Eğitim: Temel Montessori İlkeleri” adlı konferans konuşmasında montessori eğitiminin günümüz dünyasındaki yerini ve geleneksel eğitimden farklarını çarpıcı bir bakış açısıyla değerlendirdi. Walls, eğitimin sadece dil veya matematik öğrenmekten ibaret olmadığını, asıl meselenin "insan olmak" ve “özgüven kazanmak” olduğunu vurguladı.
Geleneksel eğitim sisteminin çocukların doğal gelişim süreçlerini kısıtladığına dikkat çeken Walls, pratik yaşam becerilerinin akademik başarının anahtarı olduğunu şu sözlerle ifade etti:
"Geleneksel okulda çarpım tablosunun cam silmekten daha önemli olduğunu düşünüyoruz. Ama değil. El becerilerinin gelişmesi, çocuğun kendisine güvenmesini sağlar. Bir çocuk kendine güvendiğinde ve kendisini iyi hissettiğinde, çarpım tablosunu öğrenmek onun için çok kolay bir hale gelir. Bu bir gerçektir."
'MONTESSORİ, MODASI GEÇMEYEN BİR YAPIYA SAHİP'
Montessori yönteminin yüz yıllık bir geçmişe sahip olmasının, onun güncelliğini yitirdiği anlamına gelmediğini belirten Walls, bu sistemin esnek yapısına değindi:
"Montessori yöntemi bir çerçevedir. Yapay zekâ dahil dünyayı değiştiren her şeyi müfredatımıza dahil edebiliriz. Bu yöntem modası geçmeyen bir yapıya sahip, çünkü insanoğlunun modası geçmiyor. Robotların dünyayı ele geçirmesinden korkulsa da önümüzdeki yüzyıllarda da insan, insan kalmaya devam edecek. Montessori de tam olarak bu insan olma süreciyle ilgilidir."
Konferansın ardından, Okul Dışı Kurucusu ve Milli Eğitim Bakanı Danışmanı Yavuz Yiğit moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Modern Dünyada Bilinçli Yetişkin: Riskleri Yönetmek, Potansiyeli Özgürleştirmek” başlıklı panelde; Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şaziye Senem Başgül, European Montessori College Direktörü, Konuşmacı ve Yazar Sarah Kennedy Berge ile Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Alpaydın yer aldı.
MODERN DÖNEMDEKİ BİREYSELLİK KAVRAMI ÇOCUKLARI YALNIZLAŞTIRIYOR
Panelde konuşma yapan Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şaziye Senem Başgül günümüz dünyasında kuşaklar arasındaki makasın hiç olmadığı kadar açıldığını vurguladı.
Geçmişte rekabetin daha az olduğunu ve ebeveynlerin çocuklarını geleneksel yöntemlerle, "kalpten" büyüttükleri bir düzenin hâkim olduğunu belirten Gül, günümüzde annelerin yine sevgiyle yaklaşmasına rağmen, modern dönemin getirdiği bireyselliğin çocukları daha yalnız bıraktığını ifade etti. Başgül, bu sürecin en belirgin ayrımının "dijital yerlilik" kavramında yattığına dikkat çekti. 70 kuşağı ve öncesini bu dünyaya sonradan eklemlenen "dijital göçmenler" olarak tanımlarken, yeni neslin doğrudan bu teknolojinin içine doğduğunu belirtti. Bu durumun, yalnızlığın ve bireyselliğin çok daha hâkim olduğu bir dönemi beraberinde getirdiğini vurguladı.
'RİSKLERİN TÜRÜ DEĞİŞTİ'
Yaptığı konuşmada günümüz gençliğinin karşı karşıya kaldığı toplumsal ve psikolojik riskleri ele alan Alpaydın, Türkiye’nin hızlı kentleşme ve dijital dönüşüm sürecinin gençler üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Fiziksel imkanların artmasına rağmen psikososyal risklerin derinleştiğini vurgulayan Alpaydın, modern dünyanın beraberinde getirdiği yeni sorunları analiz etti. Türkiye’nin çok hızlı bir kentleşme süreci yaşadığını ve nüfusun yüzde 93’ünün kentlerde ikamet ettiğini belirten Alpaydın, Türk toplumunun teknolojiye olan merakı ve yüksek mobilitesi nedeniyle dünyadaki pek çok topluma göre çok daha hızlı bir dönüşüm içerisinde olduğunu vurguladı. Bu durumun ise nesiller arası çatışmaları ve anlayış eksikliklerini tetiklediğini ifade etti.
'BUGÜN PSİKOSOSYAL RİSKLER DAHA BÜYÜK'
Geçmişle günümüz arasında bir kıyaslama yapan Alpaydın, şu ifadeleri kullandı:
"Hızlı ve biraz kötü kentleşmenin doğurduğu bir şey var; kentlerde çocuklar bizim zamanımıza göre daha fazla evde vakit geçiriyorlar. Zaten ailelerin de ekonomik sorunları var, sosyal problemleri var, ailevi problemler var. Böyle bir atmosferde, sahici ilişkilerde genel olarak bir azalma var. Herhalde en çok mahrum kaldıkları şeyler sağlam ve uzun dostluklar. Yoksa fiziksel koşullar, sağlık vesaire açısından bizden çok iyiler. Ama bugün psikososyal riskler daha büyük. Gerçekten bütün araştırmalar daha fazla ruh sağlığı probleminin görüldüğünü, bunlarda artış olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.”
'DÖRT DUVAR ARASINDAKİ NESİL KENDİNİ İFADE EDEMİYOR'
Zirvenin kapanış konuşmasını yapan YETEV Okulları Genel Müdürü Yusuf Tüfekçi ise eğitimde model arayışlarından toplumsal duyarlılığa, kültürel kodlarımızdaki eğitim mirasından gelecek vizyonuna kadar önemli açıklamalarda bulundu.
Günümüz çocuklarının karşı karşıya olduğu en büyük tehlikenin dijital bağımlılık ve aşırı korumacı ebeveyn tutumu olduğunu belirten Tüfekçi, şunları söyledi:
“Dijital dünyaya ve dört duvarın içerisine hapsolmuş çocuklarımız maalesef kendilerini ifade etmekte güçlük çekiyorlar. 20 yaşına gelmiş ancak bir düğmesini dikemeyen, kendi ayakkabısını bağlayamayan, hayatı anlamlandırmakta zorlanan bir nesil ile karşı karşıyayız. İşimiz her zamankinden daha zor. Hedefimiz; bir problemle karşılaştığında onu kendi öz yetisiyle çözebilen, ayakları yere sağlam basan bireyler yetiştirmektir.”
'ÇOCUKLAR ALLAH’IN VE AİLELERİN EMANETİDİR'
YETEV Okulları’nın eğitim felsefesini “emanet” kavramı üzerine inşa ettiklerini vurgulayan Tüfekçi, Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan’ın bu konudaki yaklaşımına atıfta bulunarak: “Çocuklar bize hem Allah’ın bir emaneti hem de anne babaların en kıymetli varlıkları olarak emanetidir. Bu kutsal emaneti en iyi şekilde işlemek, onları milli ve manevi değerlerle donatmak bizim temel mükellefiyetimizdir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile de örtüşen bu erdem ve değer odaklı eğitim anlayışını okullarımızda bizzat uyguluyoruz” ifadelerini kullandı.
IV. Uluslararası Montessori Zirvesi Sertifika ve hediye takdiminin ardından sona erdi.