Sosyal medyada yeni düzenlemeler ve Özgürlük-Güvenlik dengesi
Platformların uzun süre dış denetime kapalı ve neredeyse mutlak bir serbestiyet politikası takip etmeleri; şantaj, ifşaat, iftira ve hakaret yoluyla kişilik haklarını, çocukların ve kişisel verilerin güvenliğini tehdit ediyor.
ABONE OLSETA 30 Nisan 2026 tarihinde, Mert H. Akgün’ün kaleme aldığı, Sosyal Medyada Yeni Düzenlemeler ve Özgürlük-Güvenlik Dengesi İsimli Odak yazısını yayımladı.
İŞTE O YAZI...
Ağ tabanlı dijital teknolojilerin en önemli çıktılarından biri olan sosyal medya araçları yalnızca kitle iletişiminde değil sonuçları itibarıyla siyasi, ekonomik ve toplumsal hayatta da dönüştürücü bir etki oluşturdu.
Sosyal medya platformları, insanlara televizyon veya gazete gibi geleneksel kitle iletişim mecralarına kıyasla çok daha yaygın, doğrudan, anlık, etkileşimli ve erişilebilir bir iletişim ve haberleşme imkanı sunuyor. Özellikle etkileşim unsuru ile kullanıcılar tüketici olmakla yetinmiyor, içerik üreticisi pozisyonuna geçiyor.
Dolayısıyla platformların medya şirketleri ve yöneticilerinin belirleyici gücünü kırarak kullanıcıyı yani bireyi öne çıkardığını, bu suretle haberleşmeyi demokratikleştirdiğini ifade edebiliriz. İsteyen herkesin saniyeler içinde yerkürenin herhangi bir noktasındaki bireyler ya da gruplarla etkileşime girebilmesi şüphesiz bir iletişim devrimiydi. Sosyal medyanın bu fonksiyonu, siyasi ve sosyal hareketlerde derin tesirler bıraktı. Arap Baharı’nda veya Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişimine karşı toplumsal mobilizasyonda sosyal medya önemli bir rol oynadı.
Fakat internetin merkezi kontrole kapalı doğası ve küresellik gibi niteliklerini de kullanan platformlar diğer yandan hukuki sorumluluğun aşındığı; kamu düzeni, seçim güvenliği ve hatta aşı karşıtlığı gibi kampanyalarda görüldüğü üzere genel sağlığın tehdit edildiği zeminler de oluşturdular. Durumu daha da vahim bir boyuta taşıyan husus ise bazı platformların hizmet sundukları ülkelerin egemenliklerini tanımakta isteksiz davranmaları, hatta siber alanda devlet dışı egemenlerin ortaya çıktığı ve devlet hukukunun devre dışı kaldığı iddiasıydı.
Bu çekincenin arkasında çok sayıda ve birbirinden oldukça farklı perspektiflere sahip ulus devlet regülasyonlarına uyum sağlamanın platformlara getireceği ilave maliyet ile inovatif kültürün baskılanması endişesi vardı. Ancak platformların sahip oldukları gücü paylaşmak istememeleri diğer bir deyişle mevcut layüsel pozisyonlarını devam ettirme arzularıyla –Avustralya’daki gelir paylaşımına ilişkin yasada olduğu gibi çeşitli örneklerde– devletlerle mücadeleye giriştikleri de görülüyor.
Küresel ağ etkisiyle pazarı domine eden bu platformların faaliyet gösterdikleri ülkelerde ekonomik hayata katkılarının sınırlı kaldığı sıkça tartışılsa da gazetecilikten siyasete, eğlence ve kültürden gündelik hayata uzanan “vazgeçilmez” konumları devletler üzerinde azımsanamayacak bir güce eriştiklerini ortaya koymaktadır.
Facebook ve Instagram (şu anki Meta) ile Twitter (şu anki X) gibi sosyal medya platformlarında yaşanan Cambridge Analytica skandalı, ABD Başkanı Donald Trump’ın hesabının askıya alınması, Gazze soykırımı ve İsrail’e yönelik eleştirilere dijital sansür uygulanması platformların istismara açık gücünü gözler önüne seren örneklerdi.
Platformların uzun süre dış denetime kapalı ve neredeyse mutlak bir serbestiyet politikası takip etmeleri; şantaj, ifşaat, iftira ve hakaret yoluyla kişilik haklarını, çocukların ve kişisel verilerin güvenliğini; dezenformasyon yoluyla kamu düzenini ve genel sağlığı ağır bir şekilde tehdit ediyor.
Bunlara platformların içerik moderasyonu işlemlerine karşı etkili bir itiraz mekanizması sunulmaması ve faillerin kimliğinin gizlenmesi sebebiyle hak arama özgürlüğünün ihlal edilmesi de eklenebilir. Tüm bunların neticesinde bir bütün olarak hukuk düzeni ve hukuki güvenlik ciddi şekilde zedeleniyor.
Bu tehlikelere karşı zaman içinde farklı saiklerle çeşitli hukuki düzenlemelerle platformlar üzerindeki kamu denetimini güçlendirmeye yönelik adımlar atılmıştır. Nitekim Almanya’da Sosyal Ağ Kanunu (NetzDG), Avustralya’da Haber Medyası Kanunu ve Avrupa Birliği’nde Dijital Hizmetler Yasası (DSA) bu çabaların başlıca örnekleri arasında bulunmaktadır. Türkiye de 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”da yaptığı muhtelif değişikliklerle dijital egemenliğini ve platformlar üzerindeki yasal denetimi güçlendirmeye çalışan ülkeler arasında yer almaktadır.
GÜNDEMDEKİ YASAL DÜZENLEMELER
Bugünlerde bir yandan TBMM’de kabul edilerek yasalaşan on beş yaşın altındaki çocukların sosyal medyaya erişimini yasaklayan kanun diğer yandan da taslak aşamasında olduğu belirtilen kullanıcıların platformlara “kimlik doğrulamasıyla giriş” yapması gibi sosyal medya mecralarına yeni yükümlülükler getiren düzenlemeler konuşuluyor.
22 Nisan’da kabul edilen 7578 sayılı Kanun ile sosyal ağ sağlayıcısı olarak tarif edilen platformların on beş yaşını doldurmayan çocuklara hizmet sunamayacağı, bu amaçla yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri alması gerektiği açıkça düzenleniyor; on beş yaşını doldurmuş olanlara ise “çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunulması” öngörülüyor. Benzer bir düzenleme geçtiğimiz yıl Avustralya’da yürürlüğe girmiş ve 16 yaş altı çocukların sosyal medyaya erişimi engellenmişti.
KANUNLA AYRICA ŞU MÜEYYİDELER ÖNGÖRÜLÜYOR:
Çocukların gerçekleştireceği işlemler üzerinde daha fazla ebeveyn kontrolünün sağlanması
Aldatıcı reklamların engellenmesi
Platformların yaşam hakkı ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi gibi gecikmesinde sakınca bulunan hallerde içerik kaldırma ve erişim engelleme kararlarını en geç bir saat içinde uygulaması
Yükümlülüklerin ihlali halinde kademeli şekilde reklam yasağı ve internet trafiği bant genişliğinin daraltılması
Kanunda ayrıca oyun platformlarında derecelendirme ve ebeveyn kontrolüne ilişkin düzenlemeler de yer alıyor. Bu düzenlemeler çocuğun üstün yararının korunması ve hukuk düzeninin güçlendirilmesi bağlamında faydalı olabilir. Sosyal medya platformlarındaki anonimlik, hukuki sorumluluktan kaçış için bir kalkana dönüşmemelidir.
Anadolu Ajansı’nın derlediği bilgilere göre TBMM gündemine gelmesi beklenen diğer düzenleme ise yetişkinlerin sosyal medya platformlarına e-Devlet üzerinden yapılacak kimlik doğrulamasıyla erişmesini öngören yasal düzenlemedir.
Bu yükümlülüğe uymayan sosyal ağ sağlayıcılarına kanunda öngörülen reklam yasağı ve bant genişliğinin daraltılması gibi yaptırımların yanı sıra küresel cirolarının yüzde 3’üne kadar para cezası uygulanabileceği de ifade ediliyor. Teknik açıdan ise halihazırda “sahibinden.com” gibi platformlarda uygulanan e-Devlet doğrulama uygulamasına benzer bir sistemin tasarlanması bekleniyor. Düzenlemenin kapsamına Türkiye’deki günlük erişimi bir milyonun üzerinde olan sosyal medya mecralarının gireceği belirtilse de taslak henüz kanun teklifi şeklinde Meclise sunulmuş değil.
ÇATIŞAN HAK VE DEĞERLERİN DENGELENMESİ
Ancak bu hedefleri takip eden düzenlemeler–diğer pek çok alanda olduğu gibi–çatışan hak ve menfaatleri temel değerler ekseninde bağdaştırmayı da başarabilmelidir. Bu değerler sosyal medya bağlamında en başta ifade özgürlüğü, basın hürriyeti, sözleşme ve teşebbüs hürriyeti ile kamu düzeni, genel sağlık, milli güvenlik ve kişilik haklarıdır. Bu süreçte parlamento, düzenleyici işlemler ve uygulamalar bakımından idare makamları ve yargı organı makul bir denge yakalamalıdır.
Kişilerin hukuka aykırı fiillerinden sorumlu tutulmaları sağlanırken kamusal müzakere, siyasi faaliyetler, eleştiri ve haber alma hakkı çerçevesinde ifade özgürlüğü de korunabilmelidir.
Sosyal medya mecralarının dezenformasyon merkezi haline gelmemesi için etkin önlemler alınmalı fakat bu yapılırken hangi içeriğin dezenformatif olduğunun tespiti konusunda güvenceli bir mekanizma da tesis edilebilmelidir. Bu anlamda hesap verebilirliği güçlendirecek tedbirlerin çevrim içi çoğulculuğu gözetecek şekilde tasarlanması önemlidir.
Son olarak sosyal medyanın denetimi konusuna bir bütün olarak yaklaşılması; denetleme ve düzenleme mekanizmalarının ifade özgürlüğü, hukuki öngörülebilirlik, veri güvenliği ve ölçülülük temelinde kurgulanması gerektiğini de belirtelim. Özgürlüklerin güvenliğe, güvenliğin özgürlüklere kıydırılmadığı bir denge mümkün ve TBMM bu mahiyette yenilikçi kurum ve kuralları da dikkate alarak bir hukuki çerçeveyi tesis edebilir.