İlke Vakfı 10 disiplini aynı masaya oturttu: Aileyi yeniden düşünmek
İLKE Vakfı’nın 10 disiplinli çalışması, Türkiye’de aile kurumunu doğurganlık düşüşü, boşanma artışı, dijital ebeveynlik ve konut krizi gibi başlıklarla ele alarak çok boyutlu bir dönüşüm fotoğrafı ortaya koyuyor.
ABONE OLİLKE Vakfı, Türkiye'de aile kurumunun yaşadığı dönüşümü on ayrı uzmanlık alanından mercek altına alan kapsamlı bir soruşturma dosyası yayımladı. Sosyolojiden ilahiyata, hukuktan mimariye, ekonomiden medyaya uzanan çalışmada uzmanlar; doğurganlığın 1,48'e gerilemesinden boşanma davalarının uzamasına, konut krizinden dijital ebeveynliğe kadar pek çok başlığı tartışıyor. Editörlüğünü Prof. Dr. Ramazan Tiyek'in üstlendiği rapor, klasik analiz formatının dışına çıkarak her uzmana aynı dört soruyu yöneltiyor ve çok sesli bir tartışma zemini kuruyor.
RAPOR HAKKINDA
Aileyi Yeniden Düşünmek: Farklı Disiplinlerden Bakışlar, İLKE Vakfı'nın "Soruşturma Dosyası" serisinin ilk halkası olarak yayımlandı. Vakfın Toplumsal Düşünce ve Araştırmalar Merkezi (TODAM) bünyesinde hazırlanan çalışma, klasik araştırma raporu formatından ziyade gazetecilik geleneğindeki "soruşturma" yöntemine yakın bir kurguya sahip. On uzmana aynı dört temel soru yöneltildi: Aileyi kendi alanlarında nasıl tanımlıyorlar; Türkiye'de aile kurumunun karşı karşıya olduğu yapısal zorluklar neler; TÜİK'in son verileri kendi disiplinleri açısından ne anlama geliyor; ve hangi politika önerileri geliştirilebilir? Cevaplar bir araya getirilerek aile meselesinin sosyolojiden mimariye kadar uzanan çok katmanlı bir resmi ortaya çıkarıldı.
İLKE Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Av. Ahmet Sait Öner takdim yazısında, ailenin hem "ifsat edici dış faktörlerin etkisiyle çözülmeye açık bir yapı" hem de "çocuk eğitimi ve kültürel değerlerin aktarımında doğrudan belirleyici bir aktör" olduğunu hatırlatarak meselenin dengeli bir zeminde ele alınması gerektiğinin altını çiziyor. Raporun giriş yazısını kaleme alan editör Prof. Dr. Ramazan Tiyek ise çalışmanın amacını şöyle ifade ediyor: “Ortak ve tekil bir bakış açısı üretmekten ziyade; farklı perspektiflerin, yorumların ve yaklaşım biçimlerinin görünür kılınması suretiyle çok sesli ve zengin bir tartışma zemini oluşturulması amaçlanmıştır.”
DİKKAT ÇEKEN VERİLER
Rapor, Türkiye'nin aile manzarasını yansıtan birkaç çarpıcı veriyi öne çıkarıyor:
Doğurganlık hızı 1,48'e geriledi — Türkiye, kendini yenileme düzeyi olan 2,1'in çok altına 2003'te indi; düşüş 2014'ten itibaren kesintisiz sürüyor.
Boşanmaların evliliklere oranı yüzde 33'e ulaştı — 2014'te bu oran yüzde 22 düzeyindeydi.
Aile mahkemelerinde 2024'te 674 binin üzerinde dosya bulunuyor — Yıl içinde açılan boşanma davası sayısı 320 bini aştı.
Tek kişilik hane oranı yüzde 20'lere yaklaştı — Hem büyük şehirlerdeki bireyselleşme hem küçük yerleşimlerdeki yaşlı nüfus bu oranı besliyor.
7-12 yaş çocuğu olan her 10 ebeveynden 6'sı ekran süresi nedeniyle çocuğuyla anlaşmazlık yaşıyor — Bu oran 0-6 yaş grubunda dahi yüzde 52.
İstanbul'da kişi başına düşen yeşil alan 1 metrekarenin altında — İmar mevzuatı ve uluslararası standartlar en az 10 metrekare öngörüyor.
'AİLE KRİZİ, KALP KRİZİ GİBİDİR'
Raporun takdim yazısını kaleme alan İLKE Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Av. Ahmet Sait Öner, ailenin Anayasa'nın 41. maddesinde toplumun temeli olarak tanımlandığını hatırlatıyor ve ekliyor:
"Siyasi, ekonomik ve benzeri krizler geçici nitelik taşıyabilirken aileye ilişkin krizler, tıpkı bir organizmanın hayati unsuru olan kalp gibi, toplumsal yapıyı derinden sarsabilecek ve çöküşe sürükleyebilecek sonuçlar doğurabilmektedir."
Öner, aileye ilişkin sorunların çok boyutlu olmasının disiplinler arası bir bakışı zorunlu kıldığını ifade ediyor: "Bu rapor hazırlanırken farklı alanlardan hareketle tespitler ve çözüm önerileri geliştirilmesine özen gösterildi. Her yılın 'aile yılı' ciddiyetiyle ele alınması gereken bu önemli meseleye katkı sunmasını temenni ediyorum."
SOSYOLOJİ — Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın, Türkiye'nin yaşadığı demografik dönüşümün ülkenin geleceği ve güvenliği açısından öncelikli bir mesele haline geldiğini söylüyor:
"Boşanmanın olağanüstü ve istisnai olmaktan çıktığı yeni bir bağlama taşındık. Evliliği koruma ve sürdürme yönünde kurulmuş geleneksel aile yapısı çözülüyor."
Akın, çözümün yalnızca maddi teşviklerde aranamayacağını vurguluyor: "Dünyadaki birçok örneğin de gösterdiği gibi sadece evliliğe ve çocuk sayısına karşılık para ödenmesi, aile kurumunu kurtarmayacaktır. Mevcut durumun bu haliyle devam etmesi halinde oluşacak risklerle ilgili toplumun detaylı şekilde bilgilendirilmesine ihtiyaç var."
PSİKOLOJİ — Dr. Kln. Psk. Vahide Ulusoy Gökçek
Klinik psikolog Dr. Vahide Ulusoy Gökçek, ailenin önündeki yapısal engellerin başında ekonomik kırılganlık ve psikososyal destek mekanizmalarının yetersizliğinin geldiğini söylüyor. Şiddet meselesinde ise hukuki çerçevenin tavizsiz olmasını talep ediyor:
"Aile fertleri ve yasal organlar, şiddet göreni korumakla aile birliğini korumak arasında kalma eğilimindeler. Oysa bu, psikologlar için son derece nettir: Şiddetin sineye çekilmesi, nesilden nesile aktarılan sürgit problemlere yol açar."
Gökçek somut bir öneri olarak şunu paylaşıyor: “Aile yılının spesifikleştirilerek 'Aile İçi Şiddete Hayır' yılının ilan edilmesi ve devletin tüm kurumlarıyla bu yılı birden fazla etkinlikle gündeme getirmesi, toplumsal farkındalık açısından anlamlı bir adım olacaktır.”
İLAHİYAT — Prof. Dr. Saffet Köse
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, kadın-erkek ilişkisinin yanlış bir kavramsal zeminde tartışıldığını söylüyor:
"Kadın-erkek arasındaki ilişkinin eşitlik değil 'eşdeğerlilik' üzerine kurulması gerekir. Eşitlik anlayışında aynileştirme söz konusuyken eşdeğerlilik anlayışında farklılığı kabul edip tamamlayıcı unsuru öne çıkarmak esastır."
Köse, günümüzün en kritik aile sorunlarından birinin "babalığın ve anneliğin işlevsizleşmesi" olduğunu belirtiyor: "Modern iş yaşamının getirdiği yoğunluk ve zaman baskısı, ebeveynlerin asli rollerini yerine getirmesini engelliyor. Ailenin ve evin yerini öğretmen ve soğuk ilişkilerin örgütlediği resmi kurum olan okulların doldurması mümkün değildir."
EĞİTİM — Hikmet Azer
Millî Eğitim Bakanlığı Daire Başkanı Hikmet Azer, Maarif Modeli'nin nihai hedefinin "Yaşanabilir Çevrede, Aile ve Toplum ile Huzurlu İnsan" olduğunu hatırlatıyor ve aileyi şöyle tanımlıyor:
"Çocuğa en fazla değer veren, çocuğun üstün yararını gözeten, karşılıksız ve sınırsız seven ve çocuğun kendisini güvende hissettiği yuvaya aile denir. Eğitimde her çocuk değerlidir ve feda edilemez."
Azer, değerler eğitimindeki kopuklukların büyüyen bir risk haline geldiğini söylüyor: "Aileler değer ve kültür aktarmakta zorlanırken, okul sistemi de bu boşluğu her zaman dolduramamakta. Bu durum, dijitalleşmenin her alanı kapsadığı bir dönemde en savunmasız bireyler olan çocukları daha fazla olumsuz etkiliyor; çocuklarda kimlik ve aidiyet sorunlarına yol açıyor."
HUKUK — Av. Ahmet Sait Öner
Av. Ahmet Sait Öner, Adalet İstatistiklerinden hareketle çarpıcı bir tablo çiziyor: 2024'te aile mahkemelerinde toplam dosya sayısı 674 bini geçti; boşanmaların evliliklere oranı 2014'teki yüzde 22'den 2024'te yüzde 33'e yükseldi.
"Uzun süren boşanma davaları, aile için neredeyse müstakil bir tehdit nedenine dönüştü. Mahkemeler eliyle inatlaşma artıyor, olası uzlaşı imkanlarının önü tıkanıyor. Fiilen sona ermiş evlilikler, hukuki icbarla resmi varlığını sürdürüyor."
Öner kapsamlı bir reform paketi öneriyor: aile mahkemelerinde arabuluculuğun devreye sokulması, 6284 sayılı Kanun'da "delil veya belge aranmaz" ibaresinin kaldırılması, Medeni Kanun'un nafakayı düzenleyen 175. maddesindeki "süresiz" ibaresinin gözden geçirilmesi ve velayette ortak velayet uygulamasının kanuna eklenmesi. Dijital alanda aileyi tahrip eden içeriklere karşı TCK'nın 225 ve 226. maddelerinde caydırıcı düzenleme yapılmasını da gerekli görüyor.
EKONOMİ — Prof. Dr. Murat Anıl Mercan
Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Anıl Mercan, ailenin ekonomistler için sadece duygusal değil, üretken bir birim olduğunu hatırlatıyor:
"Bir ebeveynin çocuğa bakmak için harcadığı her ilave saat, onun işgücü piyasasında kazanabileceği muhtemel ücrete denk bir fırsat maliyetine sahiptir. Kadınların eğitim seviyesi arttıkça piyasadaki ücretleri yükseliyor; bu artış çocuk bakımı dolayısıyla yaşanabilen işgücü kaybının oluşturduğu maliyeti de artırıyor."
Mercan'a göre çözümün anahtarı esneklikte: "Yeterli kurumsal destek olmadan rasyonel ekonomik tepki doğurganlığı azaltmak olmaktadır. Türkiye'de iş ve aile yaşamı dengesinin önündeki en büyük engellerden biri, kadınları ya tam zamanlı istihdam ya da işgücüne hiç katılmama arasında seçim yapmak zorunda bırakan katı işgücü piyasası yapılarıdır."
SOSYAL POLİTİKA — Prof. Dr. Mehmet Fatih Aysan
Marmara Üniversitesi Nüfus ve Sosyal Politikalar Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Fatih Aysan, Türkiye'nin yaşadığı dönüşümü "İkinci Demografik Geçiş" çerçevesinde okuyor:
"2003'te yenilenme düzeyine inen ve 2014'te 2,19 olarak gerçekleşen toplam doğurganlık hızı, o yıldan itibaren düzenli bir şekilde düştü. Yükseköğretim mezunu annelerde ve istihdama katılan kadınlarda toplam doğurganlık hızı çok daha düşük."
Aysan'ın altını çizdiği nokta önemli: "Doğurganlıktaki düşüşün yegâne sebebi ekonomik değildir; kültürel değişimi de doğru anlamak ve buna uygun önlemler almak gerekir." Çözümün de devlet eliyle değil, sivil toplum ve akademinin proaktif katılımıyla şekilleneceğini vurguluyor.
SOSYAL HİZMET — Dr. Esin Tüccar
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Dr. Esin Tüccar, sahada otuz yıllık deneyimine dayanarak konuşuyor:
"Türk aile yapısının karşılaştığı en büyük yapısal zorluk değişim ve dönüşümde yer bulamayan rol çatışması alanıdır. Rol çatışması bir rolün yok olmasıyla değil, yönetilmesi ve ortak bir zeminde var edilmesiyle çözülebilir."
Tüccar dijital ebeveynlik konusundaki açığa da dikkat çekiyor: "Türkiye'de aile yapısına karşı en büyük riskin dijital alanda ebeveynlerin yetersizliği, dijital ebeveynlik bilincinin olmaması ve eksik kalması olduğunu ifade edebilirim. Ev sınırları içerisinde birbiriyle iletişime geçemeyen yeni bir aile sistemi ile karşı karşıyayız." Aile danışmanlığı hizmetlerinin akreditasyon ve standart eksikliği nedeniyle gizli bir risk oluşturduğuna da dikkat çekiyor.
ŞEHİR VE MİMARİ — Prof. Dr. Yasemin Çakırer Özservet
Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yasemin Çakırer Özservet, kira fiyatlarındaki artışın sadece ekonomik değil sosyal bir kriz olduğunu söylüyor:
"Kira fiyatlarındaki düzensizlik ve kontrolsüzlük çığırından çıkmış durumda. Aileler sadece fiziksel olarak değil, sosyal olarak da yerinden ediliyor. Bu durum komşuluk ilişkilerinin zayıflamasına, kuşaklar arası desteğin azalmasına ve ailenin iyi oluşunun ciddi düzeyde sarsılmasına yol açıyor."
Özservet, çocuk gözüyle bakmanın aileyi de güçlendirdiğini söylüyor: "İstanbul'da kişi başına düşen yeşil alanın 1 metrekarenin altında olması, bu konunun ne kadar ihmal edildiğini gösteriyor; oysa imar kanunu ve uluslararası standartlar en az 10 metrekare şartı koşuyor." Çözüm olarak "Aile ve Çocuk Dostu Mahalle Standartları"nın yasal zemine kavuşturulmasını ve kentsel dönüşümde "çocuk etki değerlendirmesi" yapılmasını öneriyor.
MEDYA VE İLETİŞİM — Doç. Dr. Elyesa Koytak
İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Elyesa Koytak, TÜİK Türkiye Aile Yapısı Araştırması'ndan çarpıcı bir bulguyu öne çıkarıyor:
"Türkiye'de her 10 ebeveynden en az 5'i internet/dijital dünyada geçirilen süre konusunda çocuğuyla anlaşmazlık yaşıyor. 7-12 yaş arası çocuğu olan ebeveynlerde bu oran yüzde 59'a varıyor. Bir başka çarpıcı bulgu, 0-6 yaş arası çocuğu olanlarda da oranın yüzde 52 olması. Ebeveyn ile çocuk arasındaki dijital gerilim okulla değil, daha erken başlıyor."
Koytak, demografik sorunun yapısal arka planına dikkat çekiyor: "Türkiye'nin doğurganlık ya da demografi meselesinin çözümü bana kalırsa statü sisteminden geçiyor. Çok çocuk sahibi olmanın sosyoekonomik statü göstergesi olacağı, çocuk sahibi olmanın sosyal hareketliliğin hem vesilesi hem de göstergesi olacağı bir toplumu düşünebilmeliyiz."