TBMM Başkanı Kurtulmuş: NATO yetersiz kaldı, AB genişlerken ilk göreceği yer Türkiye'dir
İskandinavya dönüşü gazetecilerin sorularını yanıtlayan TBMM Başkanı Kurtulmuş, Rusya'ya komşu ülkelerin ciddi güvenlik ihtiyacı duyduğunu belirterek "Türkiye'nin önemi sadece askerî değil ekonomik ve siyasi açıdan da artıyor" dedi.
ABONE OLTBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Finlandiya ve İsveç’e gerçekleştirdiği resmî ziyaretlerin dönüşünde aralarında Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli'nin de olduğu gazetecilerle bir araya geldi.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve İsveç Kralı Carl XVI. Gustaf ile yapılan üst düzey temasların detaylarını paylaşan Kurtulmuş, Avrupa'nın içinde bulunduğu güvenlik zafiyetleri, liderlik krizi ve Türkiye'nin dış politikadaki kilit rolü hakkında çarpıcı değerlendirmeler yaptı.
"TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERDE YENİ BİR DÖNEM BAŞLADI"
İskandinav ülkelerinin uzun süren NATO üyelik süreçlerini hatırlatan Kurtulmuş, söz konusu ülkelerle geride bırakılan diplomatik sürece ve gelinen yeni aşamaya işaret etti.
Kurtulmuş, üyeliğin tamamlanmasının ardından ilişkilerin farklı bir boyuta evrildiğini belirterek, "Finlandiya ve İsveç, özellikle NATO süreçlerinde birtakım gerilimlerin olduğu ülkelerdi. NATO'ya girdikten sonra her iki ülke açısından da Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir dönem başladı." ifadelerini kullandı.
AB'NİN ETKİSİZLEŞMESİ VE NATO'NUN YETERSİZ KALMASI
Avrupa'nın mevcut güvenlik durumuna ilişkin çarpıcı tespitlerde bulunan Kurtulmuş, bölge ülkelerinin arayışlarını doğrudan şu sözlerle aktardı: "Hakikaten Türkiye'nin önemi artıyor. Avrupa Birliği'nin etkisizleşmesi ve Avrupa’nın güvenliği bakımından NATO’nun yetersiz kalması, özellikle Rusya'ya komşu olan ülkelerde ciddi bir güvenlik ihtiyacı ortaya çıkartıyor."
Bu güvenlik ihtiyacının sadece askerî bir çerçevede değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Kurtulmuş, "Güvenliği sadece askerî açıdan değil ekonomik ve siyasi güvenlik olarak da görüyorlar. Bu alanlarda Türkiye'nin önemi daha da artıyor. İnşallah bu toplantıların bu bakımdan da faydası oldu." değerlendirmesinde bulundu.
"HEM FİNLANDİYA HEM DE İSVEÇ’TE ÇOK İLGİ GÖSTERDİLER"
Temasları sırasındaki diplomatik kabullere de değinen Kurtulmuş, "Havaalanından itibaren üst düzey bir ağırlama ve karşılama vardı. Hem Finlandiya hem de İsveç’te çok ilgi gösterdiler." diyerek karşılaştıkları diplomatik nezaketi dile getirdi.
Devletin zirvesindeki görüşmelerin verimli geçtiğini aktaran Kurtulmuş şunları kaydetti:
"Finlandiya'da Cumhurbaşkanı Sayın Alexander Stubb ile İsveç’te de Kral Carl XVI. Gustaf ile görüşmemiz, her iki ülkenin de Türkiye'ye verdikleri önemin açık göstergeleridir. Her iki görüşme de oldukça verimli geçti. Helsinki’de Finlandiya Parlamentosu Başkanı Sayın Jussi Halla-Aho ile Stokholm’de İsveç Parlamentosu Başkanı Sayın Andreas Norlen ile yaptığımız baş başa ve heyetler arası görüşmelerde görüşlerimizi ifade ettik. Ziyaretlerimizi başarılı bir şekilde tamamladık."
ANKARA'DA KRİTİK NATO ZİRVESİ
Kurtulmuş, açıklamalarını Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek kritik bir zirvenin duyurusuyla tamamlayarak, "Her iki ülkenin meclis başkanı da 28-29 Haziran’da İstanbul’da düzenlenecek NATO Parlamenter Zirvesi’ne katılıyorlar. Bizim açımızdan son derece verimli ve faydalı bir ziyaret oldu." bilgisini paylaştı.
İŞTE KURTULMUŞ'UN GAZETECİLERİN SORULARINA VERDİĞİ CEVAPLAR
NATO ülkelerinin tamamının meclis başkanları geliyor mu?
Şu ana kadar hepsi teyit etmedi ama 20'nin üzerinde meclis başkanı katılacağını bildirdi. Daha vakit var, muhtemelen son ana doğru katılacak meclis başkanı sayısı artacaktır.
"İSVEÇ KRALI İLE BÜYÜK ORANDA MÜŞTEREK FİKİRLERİMİZ VAR"
İsveç Kralı Carl XVI. Gustaf ile Çok samimi bir görüşme gerçekleştirdik. Yaklaşık 40 dakika sürdü, bu da Türkiye’ye verdiği önemi gösteriyor. Hem ikili ilişkileri hem bölgesel konuları hem Avrupa’nın geleceğiyle ilgili konuları hem de dünyanın geleceğiyle ilgili konuları, özellikle Birleşmiş Milletlerin fonksiyonsuz hale gelmesi gibi başlıkları değerlendirdik. Büyük oranda müşterek fikirlere sahip olduğumuzu gördüm. İyi bir görüşme oldu.
"ORADA BİR ŞEYLER OLUYOR VE DOĞRUDAN TÜRKİYE'Yİ İLGİLENDİRİYOR"
SORU: Türkiye’nin etrafında ve küresel ölçekte yaşanan krizleri onlar da derinden hissediyor mu? Bu konuda neler gözlemlediniz?
Bu konu İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsündeki yuvarlak masa toplantısının soru cevap kısmında gündeme geldi. Türkiye, şu anda dünyayı yakından ilgilendiren hangi küresel sorun varsa hepsinin fiziki, fikri ve siyasi olarak tam ortasında yer alıyor. Dolayısıyla Türkiye, bu sorunların hiçbirine uzak duramaz, bigâne kalamaz. Bu nedenle sorunların hepsiyle ilgili Türkiye'nin ne düşündüğünü öğrenmek istiyorlar.
Mesela Suriye'nin yeniden yapılanmasında Türkiye ne düşünüyor? Suriye'de ne oluyor, hangi denge nasıl oluşuyor, Türkiye bu kadar farklı dengeleri nasıl bir arada tutuyor, bunların hepsini merak ediyorlar. Mesela Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye arasındaki ilişkiler nasıl şekillenecek? Orada bir şeyler oluyor ve doğrudan Türkiye'yi ilgilendiriyor.
Rusya-Ukrayna savaşı Türkiye'yi zaten başından beri ilgilendiriyor. Doğu Akdeniz'deki gelişmeler de aynı şekilde ilgi alanımızda. Bu bölgelerin hepsiyle ilgili Türkiye'nin bir tutumu, kararlığı var ve millî bir perspektifle yönetmek durumunda olduğu dış politika ilişkileri var.
"BU ÇALIŞMALAR TÜRKİYE İÇİN MİLLÎ BİR VAZİFE HATTA ZORUNLULUK"
Amerika-İsrail/İran savaşında da aynı durum söz konusu. Zaten Filistin meselesi konusunda bir kere daha gördük ki, Filistin davasının en önemli savunucusu Türkiye. Herkes bu durumu kabul ediyor ve Filistin'in geleceği konusunda ne düşündüğümüzü de takip ediyorlar. Bunlar tabii ki çok değerli şeyler.
Artık öyle bir noktaya geldik ki hele hele Türkiye için dış politika sadece belli kurumlar aracılığıyla yapılacak bir iş değil. Bu arada parlamenter diplomasi de bu sebeple çok öne çıkıyor; daha da öne çıkacak. Parlamenter diplomasinin ağırlığını daha fazla artıracağız. Çünkü bu çalışmalar Türkiye için millî bir vazife hatta zorunluluk.
SORU: Finlandiya Cumhurbaşkanının açıklamalarını gördünüz mü? Şöyle bir ifade kullanıyor. “Türkiye'ye AB yolu açılmalı. AB üye sayısı 40'a çıkmalı. Listede Türkiye'de olmalı. Güvenlik açısından olabildiğince Türkiye'ye yakın olmalıyız.” Bir konferansta bu ifadeleri kullandı. Sizinle görüşmeden sonra yaptı bu açıklamayı. İçeride bu konuda neler söyledi acaba?
Sayın Stubb, Sayın Cumhurbaşkanımızın davetlisi olarak daha evvel Türkiye'ye gelmişti. Hakikaten oldukça entelektüel, siyasetçi kimliğinin dışında dünyadaki küresel gelişmeleri çok yakın takip eden ve sadece takip eden değil, yönlendirici fikirler üretebilen birisi. Ankara'daki görüşmemizde de çok samimi bir hava vardı. Hatta Ankara’dan uğurlarken dedi ki “Bu görüşmenin devamını mutlaka Helsinki’de yapmamız lazım.” Bu bakımdan Helsinki’deki görüşmemiz Ankara’daki görüşmemizin devamı oldu.
"2014 AVRUPA'NIN GENEL OLARAK GÜVENLİĞİ KONUSUNDA EN ÖNEMLİ TEREDDÜTLERİN BAŞLADIĞI TARİHTİR"
Herkese olduğu gibi Batılı siyasetçilere de açık ve net konuşmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tüm görüşmelerimizde sadece diplomatik, karşılıklı gönül alma şeklinde cümleler değil, ne düşündüğümüzü çok açık ifade ediyoruz. Her iki ülkedeki toplantılarda da şunu dile getirdim. Avrupa bakımından yeni bir durum söz konusu. 2014'te Rusya'nın Kırım'ı ilhakıyla birlikte Avrupa Birliği’nin hiçbir şey yapamadığını, reaksiyon gösteremediğini; NATO'nun da yeterince bir tepki veremediğini gördük. Bu tarih Avrupa'nın genel olarak güvenliği konusunda en önemli tereddütlerin başladığı tarihtir. O günden bu yana endişeler derinleşerek devam ediyor.
Trump'ın ikinci dönemine başlamasıyla birlikte Avrupa ile Amerika arasında, Avrupa'nın güvenliği konusunda ciddi ihtilafların ortaya çıktığı aşikâr. Dolayısıyla yeni perspektiflere ihtiyaç var. Aynı tezleri tekrarlamanın bir anlamı yok. Bunları çok net şekilde, açıklıkla söylüyoruz. Burada Avrupa'nın “Biz bize yeteriz” deme lüksü kalmamıştır. Avrupa'nın içine kapanma lüksü de kalmamıştır.
"GENİŞLEMEYİ DÜŞÜNDÜKLERİ ZAMAN İLK GÖRECEKLERİ YER TÜRKİYE'DİR"
Avrupa içerisindeki bütün ırkçılık, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı gibi Avrupa siyasetini rotasından çıkaran gelişmelere rağmen AB mutlaka genişleyerek kendisini korumak mecburiyetindedir. Genişlemeyi düşündükleri zaman ilk görecekleri yer Türkiye'dir. Finlandiya'da Cumhurbaşkanı Sayın Stubb’ın bunu da açıklıkla kabul ettiğini ve etrafına anlatmaya başladığını da gördüm.
"O CÜMLEYİ BİLEREK KULLANDIM"
SORU: Ukrayna konusunda özellikle Trump’ın tavrı Avrupa'da güvensizlik yaratıyor duygusu oluştu mu görüşmelerde?
ABD-AB ilişkilerine dair görüşlerime hiç kimse “Hayır, öyle değil” demedi. “Trump'ın özellikle ikinci döneminde Avrupa ile Amerika arasındaki görüş ayrılıkları NATO'yu da etkisizleştiriyor” cümlesini bilerek kullandım.
SORU: Bu açıdan baktığınızda Türkiye'yi vazgeçilmez görme ihtimalleri var mı ilerde? Ne düşünüyorsunuz?
Oraya doğru ilerliyor.
SORU: Çünkü genel perspektifte yine eski kodlara dönüyorlarmış gibi bir durum var.
Artık ne iki kutuplu dünya var ne tek kutuplu dünya var. Hiçbir ülke, hiçbir kıta, hiçbir bölge tek başına dünyayı yönetemez. Bu kadar açık bir gerçeklik var. Zaten bu kadar çatışmanın, kavganın ve gürültünün olmasının temel nedenlerinden birisi de bu. Ortaya çıkmaya başlayan çok kutupluluk dediğimiz hatta ben bu durumu çok merkezlilik kavramının daha doğru ifade ettiğini düşünüyorum, dolayısıyla çok merkezli bir dünyaya doğru gidiyoruz.
"TÜRKİYE BİRÇOK ÜLKE TARAFINDAN ARANILAN BİR MÜTTEFİK HALİNE GELECEK"
Batılıların “orta güç” olarak tanımladığı ülkelerin ortaya çıkmakta olduğunu görüyoruz. Hiç şüphesiz Türkiye bunlardan birisi. Jeostratejik önemi, jeokültürel avantajları, tarihi birikimi ve potansiyeli itibarıyla Türkiye bu ülkelerden birisidir. Türkiye birçok ülke tarafından aranılan bir müttefik haline gelecektir.
SORU: Avrupa'da bir lider sorunu olduğu da düşünülüyor, son yıllarda özellikle. Acaba Türkiye'nin Sudan'da, Somali'de, Libya’da yaptıklarını ciddi şekilde görebiliyorlar mı, anlayabiliyorlar mı? Siz nasıl görüyorsunuz bu durumu?
Avrupa'da lider sorunu var. Önemli liderlerin dönemi özellikle Merkel’den sonra sona ermiş oldu. Kayda değer, çok etkili lider çıkartamıyor Avrupa siyaseti. Bu sonucun Avrupa siyasetinin doğasından kaynaklandığını düşünüyorum. Kendi içlerinde politik ihtilafları başarılı bir entegrasyon tecrübesi olan Avrupa Birliği’yle belli bir aşamaya kadar getirdiler, siyasi entegrasyonu sağladılar. Avrupa Parlamentosuyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi birçok kurumla… Ekonomik açıdan para birliğini büyük oranda temin ettiler. Ama ortak bir savunma gücüne bundan 20 sene evvel sahip olabilselerdi bugün çok köklü bir Avrupa kimliğinden bahsedecektik ve bu kimlik doğal olarak da Avrupa'nın tamamına liderlik yapabilecek siyasi figürleri çıkaracaktı. Bu kadar dağınık ortamda Avrupa’yı kapsayacak kuvvetli bir siyasi figüre de çok ihtiyaçları yok. Çünkü kendi aralarında fikirleri farklılaştı. Daha kötü gelişmeler de oldu...
20 sene evvel Avrupa için düşünülemeyecek birçok çıkış; örneğin aşırı sağın bu kadar yükselmesi, yabancı düşmanlığının ana akım siyasetleri bu kadar etkiler hale gelmesi, İslam düşmanlığının artması aslında Avrupa Birliği ülkelerinin “ortak sözlü anayasası” diyebileceğimiz değerler sisteminde büyük tahribatlara neden oldu. Dolayısıyla hem siyasi birliği gerektirecek siyasal birlik atmosferinde törpülenmeler oldu hem de toplumsal normlarda özellikle aşırı sağ akımlar Avrupa siyasetinin ana gövdesini büyük oranda tahrip etti. Rusya'nın Kırım'ı işgaliyle başlayan süreçte de bir tepki geliştiremedikleri için, sorunlara çözüm bulmakta Avrupa kıtasının çaresiz kaldığını düşünüyorum.
SORU: Bu tablodan çıkabilirler mi?
Söylediklerimi zaten kendi aralarında konuşuyorlar. Benim söylediğim kadar açık söylemiyorlar belki ama gidişatın farkındalar ve bu durumdan çıkmak için gayret gösteriyorlar.
"ORTALAMA BİR AVRUPA ÜLKESİ BUNLARDAN BİR TANESİNİ BİR YILDA ANCAK YAPABİLİR"
SORU: Bu kadar savaş ortamında Türkiye’de peş peşe barış zirveleri yapılıyor. NATO Meclis Başkanları Toplantısı 28-29 Haziran’da İstanbul’da yapılacak. NATO Liderler Zirvesi ise bu sene 6-7 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek. Antalya’da COP31 toplantısı olacak. Dünya ölçeğinde 5-6 organizasyona Türkiye ev sahipliği yapıyor.
Evet, ortalama bir Avrupa ülkesi bunlardan bir tanesini bir yılda ancak yapabilir. Bu da Türkiye’nin gücünü gösteriyor, algıyı çok olumlu hale getiriyor. Dışarda yeni bir perspektif sunabilen, bu kadar türbülansın ortasında istikrarı koruyabilen bir ülke olarak Türkiye’nin hem Rusya-Ukrayna hem de Amerika-İran gibi konularda arabuluculuk yapabilen, en azından uzlaştırmacı, fikir üretebilen bir ülke görüntüsü var, bunlar çok kıymetli.
SORU: ABD-İsrail/İran savaşına rağmen son Parlamentolar Arası Birlik Toplantısına da rekor katılım olmuştu.
PAB 152. Genel Kurulu, İstanbul’da yapıldı. Şimdiye kadarki en yüksek katılımla gerçekleşti. 2 bin 400 kişi katıldı. 800 parlamenter, 80’e yakın meclis başkanı yer aldı. Başarılı, herkesin memnun olduğu bir organizasyonu tamamladık.
"BİRÇOK YÜKSEK TEKNOLOJİ ALANINDA DA TÜRKİYE ÖNEMLİ BİR MERKEZ HALİNE GELİYOR"
SORU: Türkiye'nin geleceği yönüyle nasıl bakıyorsunuz? Bizim açımızdan aydınlık bir gelecek, tablo var mı?
Türkiye doğru bir istikamette ilerliyor. Bu kadar büyük türbülansların yaşandığı bir dönemde inşallah siyasi istikrarımızı koruyarak, bütünlüğümüzü koruyarak, kendi problem alanlarımızı hızla çözmeyi başararak yolumuza devam edersek Türkiye çok iyi bir ivme yakalamıştır. Bu ivmeyi de inşallah yukarıya doğru sürdürebilecek güce, potansiyele sahiptir. Savunma sanayii başta olmak üzere birçok yüksek teknoloji alanında da Türkiye önemli bir merkez haline geliyor. Uluslararası çatışma çözümlerinde sözüne itibar edilir, ciddi bir arabulucu ülke konumunu güçlendiriyor. Bölgesindeki ve dünyadaki birçok çatışmaya yeni, barışçıl görüşler ve perspektifler geliştirebilmeyi başarabiliyor. Sözü, geçmişe göre daha itibarlı bir ülke konumundayız. Ümit ederim ki bu istikamette devam edersek daha etkili bir ülke olacağız.