Beşiktaş’ın ziyneti Sinan Paşa Camii'nde yürek sızlatan görüntü

İstanbul'un tarihi simgelerinden Sinan Paşa Camii'ni örnek gösteren Kemal Kahraman, kültürel mirasın korunmasında restorasyon kadar düzenli bakımın ve kurumlar arasındaki koordinasyonun önemine dikkat çekti.

ABONE OL
GİRİŞ 27.06.2026 12:01 GÜNCELLEME 27.06.2026 12:06 GÜNCEL
Beşiktaş’ın ziyneti Sinan Paşa Camii'nde yürek sızlatan görüntü

İstanbul'un asırlardır ayakta duran tarihi eserleri, yalnızca mimari değerleriyle değil, taşıdıkları kültürel hafızayla da büyük önem taşıyor. Bu mirasın korunması ise restorasyon kadar düzenli bakım ve sürdürülebilir koruma anlayışını da gerektiriyor. Yazar Kemal Kahraman, Beşiktaş'ın simge yapılarından Sinan Paşa Camii'ni örnek göstererek kaleme aldığı yazısında, tarihi eserlerin gelecek kuşaklara en sağlıklı şekilde aktarılabilmesi için dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Kemal Kahraman;

İstanbul’un semtlerine kimliğini veren, süsleyen, ruhani bir hava kazandıran tarihi eserler vardır. Çevredeki bütün değişime, yıkımlara, görgüsüzce yükselen beton yapılara rağmen onlar sessiz, vakur ve zarif endamıyla bir ahir zaman bilgesi gibi varlıklarını sürdürür. Bulundukları semtte, usta eller tarafından yapılan duvarların, avluların, kubbelerin gölgesinde yaşamayı anlamlı hale getirir. Fatih Camii olmadan Fatih semtini, Mihrimah Sultan olmadan Üsküdar’ı, Eyüp Sultan Camii olmadan Eyüp semtini düşünemezsiniz.

Beşiktaş denince de aklımıza önce Sinan Paşa Camii geliyor. Barbaros Hayrettin Paşa türbesinin hemen arka tarafında, iskeleden, boğazdan bakınca Beşiktaş siluetine hakim olan klasik dönem mimarisinde zarif, vakur bir cami. 1548’de Kaptan-ı Derya yani Donanma Komutanı Sinan Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış. Kaptan-ı Deryalar tarafından yaptırılan diğer önemli camilerden Kılıç Ali Paşa Camii Tophane’de, Piyale Paşa Camii Kasımpaşa’da özgün mimarileriyle klasik dönemden günümüze İstanbul’un ziyneti olmaya devam ediyor.

Beşiktaş bölgesi Osmanlı’nın son zamanlarında öne çıkmış, sonunda saltanat merkezi haline gelmiştir. Fakat Sinan Paşa Camii Beşiktaş’ın çok erken yerleşim dönemlerinden beri oradadır. Osmanlı donanmasının çekildiği bir yerdir. Rivayete göre Hızır Reis olarak da bilinen Barbaros Hayrettin Paşa sahile gemileri bağlamak için beş adet taş diktirmiş. Bölgeye adını veren “Beştaş” kelimesi zamanla Beşiktaş olmuştur. Bu büyük denizcinin kabri iskelenin hemen arkasındadır. Ondan sonra Sokullu Mehmet Paşa, sonra konumuz olan Sinan Paşa, sonra Piyale Paşa, sonra Kılıç Ali Paşa geliyor. Osmanlı’nın ihtişam devrinden söz ediyoruz.

Sinan Paşa adaşı olan Mimar Sinan’a camiyi havale ediyor ama camiyi görmeye ömrü vefa etmiyor. O sırada ne Piyale Paşa, ne Kılıç Ali Paşa camileri ortada yoktur. Üsküdar’daki Kaptan Paşa Camii de 18. Yy’a aittir. Bu durumda Sinan Paşa, karşı yakada Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camii haziresine defnediliyor. Koca Sinan, Paşanın, adına yapılan camiyi uzaktan da olsa seyretmesini düşünmüş olabilir. Bütün bunlardan, Sinan Paşa camiinin Piyale Paşa camiinden de, Kılıç Ali Paşa Camii’nden de kıdemli olduğunu anlıyoruz.

Boğazın önemli ziynetlerinden birisi olan bu camiyi görmeden pek İstanbul’u görmüş sayılmazsınız. Beşiktaş’ın insanı bunaltan yapıları ve dar sokakları arasında gezerken birden insana ferahlık veren, kurtuluşa çağıran ezan sesi duyarsınız. Sahil tarafında iseniz, ya da ünlü çarşı civarındaki kalabalıklar arasında kendinizi kaybettiyseniz bu ilahi ses sizi kendinize getirir. Dünyanın türlü hallerinin karmaşık mesajlarının uçuştuğu atmosferde birden yüzyılların içinden gelen ezeli ve ebedi hakikati hissedersiniz. Gönlünde biraz iman olan herkes en azından bu mübarek sesin varlığıyla huzur bulur, kendini güvende hisseder. Çağrıya koşanlarsa kapısından girince bambaşka bir dünyaya açılan, insana huzur veren kadim bir avluyla karşılaşır. Ortadaki zarif şadırvandan abdestini alıp 500 yıldır olduğu gibi cemaat içinde vakit namazını eda eder.

Konumuz da işte bundan sonra başlıyor. Beşiktaş’a yolumuz düştüğünde uğramayı alışkanlık haline getirdiğimiz bu camide belki on yıl kadar önce bir restorasyon yapılmıştı. Caddeye doğru çıkıntı yapan cumbalı Hünkar mahfilinden bahsetmiyorum. O da yakın zamanlarda yenilendi. Caminin kendisi, özellikle iç mekanı restorasyondan kısa zaman sonra sorunlar yaşamaya başladı. Kalem işi süslemelerle bezenen kıble duvarları zeminle bitiştikleri yerden kısa zamanda dökülmeye, duvarda derin çukurlar oluşmaya başladı. Nem ve drenajla ilgili bir sorun yaşandığı anlaşılıyordu. O zamanlar Beşiktaş’ta oturduğumuzdan, sıklıkla bu camiye yolumuz düşüyor, her seferinde duvarlarda oluşan döküntüleri görerek üzülüyordum. Çünkü Beşiktaş’ın tarihi envanterinde önemli bir yeri olan camiye çok çeşitli semtlerden, şehirlerden, ülkelerden insanlar gelerek ziyaret ediyor. Yani vitrin durumunda olan bir kültür mirasından söz ediyoruz.

Bu durumda olan camilerin üç önemli devlet kurumunu ilgilendiren fonksiyonları söz konusudur; aidiyet itibariyle Vakıflar Genel Müdürlüğü, idari bakımdan Diyanet İşleri Başkanlığı, fonksiyon bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığı. Ülkemizdeki birçok tarihi eserde bu kurumlarımız arasındaki koordinasyon eksikliği veya yetki paylaşımındaki sorunlar nedeniyle özellikle Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait tarihi mirasa yeteri kadar veya zamanında özen gösteremediğimiz bir gerçektir. Bu yazımız işte bu noktaya dikkat çekerek bir ölçüde katkı sağlamayı amaçlıyor.

Sinan Paşa Camii’nde yaşanan sorunu önce cami yetkilileriyle görüştüm. Bu güzel mimari eserin bakımsızlıktan dökülen duvarlarını dikkatlerine çeksem de yapacak bir şeyleri olmadığını, tarihi yapıya günlük müdahale yapılamadığını, ancak yeni bir restorasyon projesini beklediğini söylediler. Konuyu Vakıflar Bölge Müdürü ile görüştüğümde de buna benzer bir cevap aldım. Yine bir kamu kurumu olan Milli Saraylar idaresinin Beşiktaş’ta olduğunu, benzeri onarımları yapacak donanıma ve personele sahip olduklarını, belki onlardan yardım istenebileceğini söyledim. Dolmabahçe Sarayı’na komşu kadim bir caminin bakımını yapmak onlar için de bir onur olabilirdi.

Anladığım kadarıyla ata mirasımız, kurumlar arası yardımlaşma ya da işbölümü altyapısına şiddetle ihtiyaç duyuyor. Mevcut prosedürler böyle bir sürece pek uygun değil. Restorasyon bir kez yapılıyor, artık tarihi yapı ne kadar dayanırsa. O zaman, restorasyon yapan firmayla diyelim ki on yıllık bir sürekli bakım anlaşması neden yapılamıyor? Neden her gün ziyaret edilen hazine gibi bir eser böyle yüz kızartıcı bir bakımsızlığa mahkum oluyor?

Ülkemizde çok çeşitli inanç ve kültürlere ait antik çağlardan bu yana varlığını sürdüren nice tarihi mekan var. Bunlardan birçoğunun turizme olan katkıları gibi nedenlerle çok daha iyi durumda olduklarını biliyoruz. Bakım, onarım ve tanıtımları çok iyi yapılıyor. Azınlık vakıfları tarafından idare edilen pek çok dini mekana da hak ettiği özenin gösterildiğine şahit oluyoruz. İstanbul bunun örnekleriyle doludur. Kime sorsanız karşılaştırma yaparak size hüzünlü cevaplar vereceklerdir.  

İşin ilginç yanı, ülkemiz son on beş yirmi yıl sürecinde yalnız Anadolu’da değil bütün Osmanlı coğrafyasında ata yadigarı eserlerin restorasyonunu yaptırmakla meşhur olmuştur. Böylesine aktif bir ihya devrinde, İstanbul boğazındaki önemli semtlerimizden birinin siluetine hakim olan kadim bir camimizin bakım ve onarım için yıllardır prosedürleri beklemesine insanın gönlü razı olmuyor. Yazımız bu anlamda, teberrüken kaleme alınmıştır.

Son olarak, Sinan Paşa Camii’nde bulunan tarihi saatlerle ilgili bir not düşmek isterim. Cami envanterine 19. Yy. da girdiği anlaşılan saatler müze ortamlarında koruma altında tutulan ve dokunulmasına izin verilmeyen orijinal saatler cinsindendir. E&A Djambas Freres imzalı Osmanlıca yazılı saatin İstanbul işi olması ayrı bir önem taşıyor. Telafisi mümkün olmayan bu saatlerin insanların kolayca ulaşabileceği bir konumda veya biçimde tutulmaması gerektiğini hatırlatmak isterim.

Fuat Öner Haber7.com - Sorumlu Müdür/Yayın Koordinatörü

Editör Hakkında

1989 İstanbul doğumlu olan Fuat Öner, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi İnternet Gazeteciliği-Yayıncılığı ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme bölümlerinden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Sosyal Medya Yönetimi’nde yüksek lisans Eğitimini tamamladı. Medya sektörüne 2008 yılında adım atan Öner, Star TV ve Habertürk gazetelerinde çeşitli görevler üstlendi. 2012 yılında Kanal7 Medya Grubu'na haber editörü olarak katılan Öner, şu anda Haber7.com'da Yayın Koordinatörü olarak görev yapmaktadır. Evli ve bir çocuk babasıdır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR