AK Partili Çelik: 467 kararı emperyalist niyetlere cevap oldu

AK Parti Sözcüsü Çelik, Genel Merkez binasında düzenlediği basın toplantısında, TBMM’de 467 oyla kabul edilen yasal düzenlemenin, emperyalizmin ve siyonizmin bölgeye yönelik kötü niyetlerine karşı verdiği güçlü bir cevap olduğunu söyledi.

ABONE OL
GİRİŞ 11.08.2026 14:36 GÜNCELLEME 11.08.2026 17:06 GÜNCEL
AK Partili Çelik: 467 kararı emperyalist niyetlere cevap oldu

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, TBMM'de 467 oyla kabul edilen yasal düzenlemenin tarihi bir adım olduğunu belirterek, Türkiye'nin kendi meselelerini milli iradeyle çözecek güce ve kararlılığa sahip olduğunu vurguladı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Genel Merkez binasında basın toplantısı düzenledi. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge sürecine ilişkin dikkat çeken mesajlar veren Çelik, TBMM’de 467 oyla kabul edilen yasal düzenlemenin, emperyalizmin ve siyonizmin bölgeye yönelik kötü niyetlerine karşı verdiği güçlü bir cevap olduğunu söyledi.

İşte AK Parti Sözcüsü Çelik'in konuşmasından öne çıkanlar: 

"Dün tarihi bir gündü. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge gündemimiz açısından Yüce Meclis, 467 gibi yüksek bir kabul oyuyla PKK-KCK terör örgütünün silah bırakmasının önünü açan, bunun zeminini oluşturan, bunun gerçekleşmesi için çerçeve oluşturan yasal zemini oluşturmuş oldu.

Tabii, Sayın Cumhurbaşkanımızın iç cepheyi güçlendirme çağrısından, iç cephenin güçlendirilmesi gerektiğine değinmesinden sonra Sayın Bahçeli'nin gerçekleştirdiği tarihi çağrı, daha sonrasında Sayın Cumhurbaşkanımızın bunu devlet politikasına dönüştüren iradesi, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konusunda Türkiye'nin yepyeni bir stratejik hamle yapması şeklindeki bir tabloyu ortaya çıkardı. Bütün bu geçen süre içerisinde bir sürü iniş çıkış oldu. Zaman zaman aksama ya da yavaşlama denilen dönemler oldu. Ama her seferinde söyledik. Dedik ki Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesi, Sayın Bahçeli'nin iradesi, hem olayın Cumhur İttifakı boyutuyla hem de devlet politikası boyutuyla net bir irade ortaya koyuyor. Bazen dedik, bir yılda gidilen yol bir günde gidilir. Bazen haftalarca yerinde sayıyor gibi gözükebilir. Ama burada net bir irademizin olduğunu, net bir yol haritamızın olduğunu çeşitli defalarda belirttik. Daha sonrasında Yüce Meclis'in, Meclis'te kurulan komisyonla devreye girmesi, Meclis boyutunun da hayata geçmesini sağladı.

Meclis Başkanımızın başkanlığında haftalar süren çalışmalarla tüm toplum kesimlerinin katılımı sağlanmış oldu ve günün sonunda Meclis Komisyonunun yayınladığı rapor, meseleyi bütün çerçevesiyle ortaya koyan, terörün ortadan kalkması, Türkiye'nin terör yükünden kurtulması için ilkeleri, prensipleri, yol haritasını ortaya koyan çok anlamlı bir çerçeve oluşturdu. 467 kabul oyu, Cumhuriyet tarihinde, siyasi tarihimiz açısından çok önemli bir hem sayısal hem de siyasal bir niteliğe işaret ediyor. Sadece bunu sayısal bir nitelik olarak göremeyiz. Bunun siyasal anlamı da büyük. Makul bir çerçevede ortaya gelen yasal düzenlemenin Yüce Meclisteki milletvekillerinin çok yüksek bir oranıyla kabul gördüğünün işareti. Her bir milletvekili tabii ki kendi seçim bölgalarında vatandaşlarımızın duygularını, hissiyatlarını taşıyor. Onların taleplerini Meclise yansıtıyor. Aynı zamanda da farklı toplum kesimlerini temsil ediyor. Dolayısıyla Yüce Meclisin iradesi, hem farklı toplum kesimlerinin sürece pozitif yansımasını göstermesi bakımından hem Meclis içerisinde çok tartışılan bir konuda, 50 yıldır yürütülen terörle mücadele çerçevesinde pek çok etrafında literatür oluşmuş, pek çok yaklaşım oluşmuş bir konuda, esasında gelinen noktadaki yasal çerçevenin makul bulunduğunun, bu çerçevede silah bırakma ve örgütün tasfiyesi sürecinin desteklendiğinin net bir işaretidir.

"NET BİR İRADE ORTAYA KOYULDU"

Sayın Cumhurbaşkanımızın olayı devlet politikası süreciyle talimatlandırması, aynı zamanda partimize net talimatlar vererek sürecin nasıl işlemesi gerektiğine dair net bir yol haritası ortaya koyması, Partimizi de talimatlandırdığı heyetle birlikte yürüttüğümüz, takip ettiğimiz ve sonuçlandırmaya çalıştığımız politikaların ana esasını oluşturdu. Sürecin çeşitli aşamalarında tabii ki doğal olarak bu süreçte krizler olur, inişler çıkışlar olur, tıkanmalar olur. Sayın Bahçeli'nin yaptığı stratejik müdahaleler, meselenin önünün açılması ve meselenin doğru bir rotada ilerleyebilmesi açısından hayati önemli oldu. Biz Parti'de yaptığımız her MYK, MKYK toplantısında Sayın Cumhurbaşkanımız, bu süreç başladığından beri konuşmasının ilk kısmını MYK'larımıza, genel başkan yardımcılarımıza ve MKYK'larımıza yaptığı hitaplarda bu konuya ayırarak Cumhur İttifakı'nın birlik, beraberlik içerisinde hareket etmesi gerektiğini sürekli olarak ifade ettiler. Bu konudaki prensipleri bize hatırlattılar. Böylece üç şeyi net bir şekilde gördük.

Birincisi, net bir irade ortaya koyuldu. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından, hem Sayın Bahçeli tarafından. İkincisi, Partimiz açısından bakıldığında ve Cumhur İttifakı açısından bakıldığında, yapılan çalışmalar çerçevesinde net bir yol haritamız vardı. Burada devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde nasıl bir yol yürüneceği görülüyordu. Devlet kurumlarının nasıl çalışmalar yapacağı net bir şekilde önümüzdeydi. Üçüncüsü de net bir hedefe sahiptik. O da Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge dediğimiz, birbirinden ayrılmaz, iç içe girmiş, bütünleşik ve birbiriyle bağlantısı kuvvetli, detaylandırılmış bir hedefin yol haritasıyla tahakkuk ettirilmesi için yapılacak çalışmalar.

"YAPICI ELEŞTİRİLERDE BULUNANLARIN SÖZLERİ DE SON DERECE KIYMETLİ"

Bütün bu süreç içerisinde pek çok tartışma oldu. Burada her zaman şunu söyledik. Biz süreci destekleyenler kadar sürece dönük olarak yapıcı eleştirilerde bulunanların sözleri de son derece kıymetlidir. Çünkü siyaset nihayetinde pek çok fikrin çarpışmasıyla ortak noktalar bulma sanatıdır. İnsanoğlu siyaseti bunun için icat etmiştir. Kavganın, çatışmanın, silahın, savaşın yerine meselelerin konuşarak çözülmesi, akılla çözülmesi, birtakım yöntemler ve çözüm denklemleri üretilerek çözülmesi şeklinde bir kabiliyet olarak siyaset ortaya çıkmıştır, bir yetenek olarak siyaset ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla burada yapıcı eleştirileri de çok dikkatle dinlediğimizi, burada yaptığımız toplantılarda, ki iki yıl içerisinde yani onlarca toplantı yapmışızdır, sabah akşam toplantımız, toplandığımız zamanlar olmuştur. Bütün bu toplantılar içerisinde bu yapıcı eleştirileri de katkılar kadar dikkate aldığımızı ve değerlendirdiğimizi ifade etmek isterim.

Bütün bunların değerlendirilmesi, hem yol haritamızı şekillendirme açısından hem ilerletme açısından çok büyük katkı sağladı. Dün elde edilen 467 rakamının sayısal niteliğinden çok daha büyük bir siyasal niteliği bu şekilde ortaya çıkmış oldu. Meclis açısından, Meclisin genelinin bu mutabakatı 467 gibi bir oranla sağlamış olması, esasında Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde parlamento zayıfladı, Meclis geriye itildi gibi iddiaların ne kadar boş olduğunu gösterdi. Yüce Meclisin, milletimizin verdiği yetki ve tarihsel birikimiyle bütün bu meselelerin çözümünde üzerine düşen sorumluluğu millet adına ve millet için gerçekleştirme konusunda gerektiğinde görevini yapma bakımından ne kadar yüksek bir kabiliyet ortaya koyabildiği de görüldü.

Bu süre içerisinde bu konuyla ilgili pek çok tartışma yapıldı. En yoğun tartışmalar dün gerçekleşmiş oldu. Fakat şu durumu da ifade etmek gerekir. Bu eleştiriler açısından bunu söylemek isterim. Mesela toplumsal hayata baktığınızda, aslında yapıcı eleştirilerin, ki eleştiri son derece doğal bir haktır ve eleştiriye her zaman ihtiyacımız vardır, eleştiri olmazsa en iyisini, en doğrusunu bulabilme imkânını kaybederiz. O yüzden eleştirileri her zaman hürmetle karşılamak lazım. Ama toplumsal hayatta sivil toplumla buluştuğumuzda ortaya çıkan eleştirilerle Meclisteki eleştiriler arasında bir fark vardı. Toplumda büyük bir çoğunluğu bu eleştirileri yapıcı bir biçimde ortaya koyarken, yani bu hedefe ulaşırken şunlara dikkat edin, şu değerleri dikkate alın, bu yol haritasında şu hususları dikkate alın gibi yaklaşımlar varken, dün maalesef son derece yıkıcı birtakım, sayı az da olsa birtakım yıkıcı eleştirilerle Mecliste bir görünürlük üretmeye çalışanlar oldu.

"YASADA OLMAYAN ŞEYLERİ VARMIŞ GİBİ GÖSTEREREK ELEŞTİRİ ÜRETMEYE ÇALIŞTILAR"

Net bir şekilde tabii bizim hatiplerimiz şu soruyu sordular. Bu eleştirileri yapanlara sizin öneriniz nedir? Sizin yaklaşımınız nedir? Denildiğinde aslında herhangi bir şeyin ortada olmadığını, ortaya konulamadığını, stratejik bir yaklaşımın olmadığını, siyasi bir yaklaşımın olmadığını, hem Türkiye'deki bu meselenin tarihi açısından hem bölgedeki gelişmeler açısından meseleyi okuma konusunda büyük bir siyasi yetersizlik olduğunu net bir şekilde görmüş olduk. Burada en yanlış olan işlerden bir tanesi, çok az sayıda da olsa Meclisteki bazı eleştirilerin esasında yasada olmayan şeyleri varmış gibi göstererek hayali bir şey üzerinden bir eleştiri üretmeye çalıştığıdır. Şimdi bu çok önemli bir mesele. Çünkü milletin bu kadar önemli bir meselesini çözerken dersine iyi çalışmış olmak, meseleyi derinlemesine kavramış olmak, meselenin hem tarihini hem bugününü hem bölgesel etkilerini biliyor olmak son derece kıymetli bir şeydir. Fakat bazılarının gerçekten bundan yoksun olduğunu ve üstelik de burada hukuki açıdan ve siyasi açıdan herhangi bir şekilde bu yasal çerçevede olmayan şeyleri varmış gibi göstererek hayali bir eleştiride bulunduğunu gördük.

"NET BİR ŞEKİLDE YASA ORTADADIR"

Onun içinlerin zaman zaman televizyonlarda da yapıldığını görüyoruz. Net bir şekilde yasa ortadadır. Bunun içerdiği maddeler net bir şekilde ortaya koyulmuştur. Mecliste tartışılmıştır. Ve günün sonunda Yüce Mecliste 467 milletvekili, tarihi bir sayısal ve siyasal mesaj vererek bu büyük sonucu ortaya çıkarmıştır. Bu sürecin en kıymetli taraflarından bir tanesi de şu. Çeşitli ülkelerde çatışma çözümleri denilen bir literatür var. Esasında bu literatürün ortaya çıkmasındaki o ülkelerdeki sosyolojik gerçeklikle ya da oradaki toplumsal ilişki ağıyla Türkiye'deki durumun bir ilgisi olmadığını biz uzun zamandır söylüyoruz. Dolayısıyla bu işlerin kes, kopyala, yapıştır şeklinde ezbere birtakım yöntemlerle olmayacağını defalarca ifade ettik.

"TÜRKİYE'NİN ÜÇÜNCÜ BİR GÖZE İHTİYACI YOKTUR"

İşte oradaki ülkelerde etnik olarak, dini olarak, mezhebi olarak birbirinden tamamen ayrışmış, tamamen kopmuş toplum kesimleri arasında ortaya çıkan çatışmalar için üretilmiş bu literatür, üçüncü göz denilen bir mekanizmaya zaman zaman ihtiyaç duymuş. Bu üçüncü göz mekanizmalarında çalışanların bir kısmı, birtakım kurumlar, uluslararası kurumlar ve kişiler bizlere de ulaştılar. Biz bütün bu süreçlerde rol alalım, yardımcı olalım ya da bütün bu süreçlere vaziyet edelim gibisinden. Buna söylediğimiz şey şu oldu. Türkiye'nin üçüncü bir göze ihtiyacı yoktur. Türkiye'de bir tane göz vardır. O da milli bir gözdür. Bu da 86 milyonun ta kendisidir. Türkiye'de bu çatışma çözümleri denilen literatürü oluşturan ülkelerdeki gibi bir sosyal durum da yoktur. Yani bu mesele Türk ile Kürt arasında bir mesele olarak gündeme gelmemiştir.

Bugün bu işlerin en sıcak olduğu zamanlarda, bu işlerle ilgili stresin, toplumsal stresin en yüksek olduğu zamanlarda Türkü, Kürdü, Arabı, Alevisi, Sünnisi bütün kesimlerden vatandaşımız tek bir millet olma şuurunun dışında bir durumla, bir yaklaşımla hareket etmemiştir. Dolayısıyla mezhep temelinde bölünme ya da etnik temelinde ayrışma gibisinden bir yaklaşımla izah edilecek bir mesele değildir. Bugün konuştuğumuz konu PKK-KCK terör örgütünün tasfiyesi ve silahlarını bırakması konusudur. Bununla ilgili olarak uzun zamandır söylenen şey şuydu. Bunun geçmişteki çeşitli denemelerden sonra bir yasal güvenceye ihtiyacı var. Bu yasal güvence ortaya çıktığı zaman silah bırakma süreci ve örgütün tasfiyesi süreci hızlı bir şekilde gerçekleşir. Geçmiş dönemlerde pek çok adım atılmasına rağmen eksik olan buydu. Bu tamamlanırsa örgütün tasfiyesi ve silahların bırakılması konusundaki zemin oluşturulmuş olacak ve yol haritası tamamlanmış olacak diye. Burada söylediğim gibi, herhangi bir üçüncü göz olmadan, gayet şeffaf bir biçimde, 86 milyon vatandaşımızın gözünün önünde örgütün tasfiyesi ve silah bırakması için bu yasal çerçeve oluşmuştur.

"EMPERYALİST PROJELER ENGELLENECEK"

Türkiye, çeşitli emperyalist projelerin, çeşitli perde arkasındaki çevrelerin, vekâlet savaşları yoluyla terör örgütlerini kullanarak bölgemizi şekillendirmeye çalıştığını, ülkemize istikamet vermeye çalıştığını, ülkemizde kaos ortamı oluşturmaya çalıştığını yıllar içerisinde defalarca gördü. Şimdi yakın zamanda da biliyorsunuz, şöyle bir şey konuşuluyordu. Şimdiki Orta Doğu düzeninin çerçevesini oluşturan Sykes-Picot rejiminin değişmesinden, değiştirilmesi gerektiğinden, bunun aksayan taraflarından bahsediliyordu. Tabii daha sonra görüldü ki Batı'da Sykes-Picot rejiminin değiştirilmesinden bahsedenlerin amacı, daha organik, daha insani, bölge halklarının güvenliğine, müreffeh geleceğine, daha iyi yaşam koşullarına kavuşmasına hizmet edecek bir yaklaşım değil. Burada yine bölgeyi, etnik ve mezhebi temelde, yakın bölgemizi, ülkemize yakın bölgeyi etnik ve mezhebi temelde mikro birtakım parçacıklara bölmek, daha çok kaos çıkarmak, kendi çıkarlarını garanti altına almak için bölgede birtakım terör devletçikleri oluşturmak şeklinde birtakım yaklaşımların olduğunu net bir şekilde gördük. Emperyalizmin ve Siyonizmin bu tip projeleri olduğu, aslında birtakım gelişmelerin arkadaki bu emperyalist ve Siyonist siyasi projelerin neticesi olarak ortaya çıktığını görmek için çok derin bir bakış açısına gerek yok. Bunlar iyice görünür hâle geldi. Onun için Türkiye'nin, dünyadaki diğer süreçlerden farklı olarak herhangi bir üçüncü göze ihtiyaç duymadan, yegâne göz, milli göz olarak 86 milyon vatandaşımızın gözünün önünde her şeyin şeffaf bir biçimde yapıldığı bir süreç yürütmesi son derece kıymetlidir.

"TÜRKİYE MODELİ, BÖLGE ÜLKELERİ İÇİN DE BİR YÖNTEM VE ADRES OLACAKTIR"

Bu tabii esas olarak bir yöntem olarak Türkiye modelidir. Bundan sonrasında terör örgütü tasfiye olur ve silahlarını bırakırsa, bu süreç tamamlanırsa, bu bölge ülkeleri için de bir yöntem olarak bir adres olacaktır. Böylece bölgemizde Türk'ü, Kürt'ü, Arap'ı, Alevi'yi, Sünni'yi, Şii'yi, Nusayri'yi, Dürzi'yi, Ezidi'yi, Keldani'yi birbirine düşürmek isteyen emperyalist ve Siyonist projelerin herhangi bir şekilde amacına ulaşması engellenmiş olacaktır. Onun için buraya kadar gelinen tartışmaların, buraya kadar kullanılan yöntemin, Türkiye'nin bu meseleyi yürütme biçiminin, Türkiye'de devletin ve siyasetin ortaya koyduğu bu yaklaşımın, Yüce Meclisin ortaya koyduğu bu yaklaşımın başlı başına kıymetli olduğunu görmek lazım.

Bakın, etrafımızda bu tartışmalar yapılırken emperyalist ve Siyonist birtakım odakların net bir şekilde bölgeyi etnik temelde, dini temelde daha çok birbirine düşürmeye çalışan, hatta aynı etnik grup, aynı dini gruplar içerisinde çatışma çıkarıp kendilerine birtakım çıkar hatları oluşturmaya çalışan yaklaşımlarını net bir şekilde görüyoruz. Bunun defalarca bozulmasında Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesinin pek çok etkisi oldu. Ülkemize karşı zaman zaman yanlış işler yapmış olanların bile halklarının başına böyle kötülükler gelmesin diye, böyle şeylerle karşılaştıklarında Sayın Cumhurbaşkanımız, bölgedeki kardeşlik siyasetinin gereği olarak, bölge barışının korunması amacıyla pek çok fitneyi engellemek üzere doğrudan devreye girmiştir ve bunlar engellenmiştir. En son bunu nerede gördük arkadaşlar? Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a haksız, hukuksuz ve hakkaniyetsiz saldırısı sonrasında hem Irak'taki hem İran'daki Kürt kardeşlerimizi İran'a karşı ayaklandırmaya çalışan bir Siyonist faaliyet herkesin gözü önünde gerçekleşti. Orada ise bütün bölgeye Sayın Cumhurbaşkanımızın verdiği mesaj, herhangi bir şekilde bu savaşları daha da büyütecek, halklara daha çok acı çektirecek hiçbir işe kimsenin girişmemesi gerektiği şeklindeydi. Bunun detayları uzundur. Bunun detayları başlı başına bir tarihtir. Ve burada Cumhurbaşkanımızın bölge barışını bir kardeşlik siyareti üzerinden tahkim etme ve bunu koruma konusunda, bu fitneleri bertaraf etme konusundaki iradesi başlı başına bir literatür oluşturur. Ama Irak'taki ve İran'daki Kürt kardeşlerimiz bu saldırganlığın parçası olmayarak, oradaki kanaat önderleri, orada yaşayan kardeşlerimiz tarihin doğru tarafında durdular ve böylece oradaki farklı gruplar arasına fitne sokacak, acılar oluşturacak birtakım senaryoları kurgulayanların senaryolarını ellerinin tersiyle itmiş oldular.

"467 'EVET' OYU EMPERYALİZME VERİLEN GÜÇLÜ BİR CEVAP OLMUŞTUR"

O sebeple Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge süreci, dün yasal çerçeveye Yüce Meclisin 467 gibi tarihi bir kabul oyu vermesiyle büyük mesajlar vermiştir. Birincisi, bu mesaj hem Irak'ta hem Suriye'de hem İran'da biraz evvel bahsettiğim gelişmeler çerçevesinde yankılanacaktır. Bu Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefi bakımından terörsüz bölgeyi arzulayan bütün kardeş halklar için bir yankı oluşturacaktır. Bakın, Türkiye'de böylesine uzun tarihi olan bir meseleyi bir yasal zemin oluşturarak çözme konusunda son derece net bir irade, net bir yol haritası ortaya çıkmıştır. Demek ki bu mümkün olabiliyordur denilecektir. Dolayısıyla dün 467 kararı, 86 milyon vatandaşımızın emperyalizmin ve Siyonizmin bölgemize dönük kötü niyetlerine karşı verdiği güçlü bir cevap olmuştur.

"DİCLE'NİN VE FIRAT'IN KUZULARINI EMPERYALİZME YEM ETMEYECEĞİZ"

Daha öncesinde de söyledik. Dicle'nin ve Fırat'ın kuzularını emperyalizme yem etmeyeceğiz dedik. Birileri Dicle'nin ve Fırat'ın kuzularıyla Yeşilırmak'ın, Kızılırmak'ın kuzularının birbiriyle yumruk yumruğa karşı karşıya gelmesini istiyor. Birileri Dicle'nin ve Fırat'ın kuzularıyla evlatlarıyla, Yeşilırmak'ın, Kızılırmak'ın evlatlarının arasına tarihte hiç var olmamış birtakım fitnelerin, duvarların, perdelerin girmesini istiyor. Biz de istiyoruz ki hem Dicle'nin ve Fırat'ın kuzularını bu emperyalist ve Siyonist projelere yem etmeyeceğiz hem de bundan sonrasında Dicle'nin ve Fırat'ın evlatlarıyla Kızılırmak'ın ve Yeşilırmak'ın evlatlarının, Seyhan'ın ve Ceyhan'ın evlatlarının geleceğe kol kola, omuz omuza, el ele tutuşarak yürümesi için daha güçlü adımlar atmaya devam edeceğiz. Bunun tabii siyaset boyutu var, toplumsal boyutu var. Ama günün sonunda 86 milyonun iradesinin her şeyin üstünde olduğu, bölgedeki bütün kötücül planları bozacak bir yetkinliğe sahip olduğu bir kere daha görülmüştür. Bundan sonrasında hem Terörsüz Türkiye hedefinin gerçekleşmesi açısından hem Terörsüz Bölge hedefinin gerçekleşmesi bakımından Irak, İran, Avrupa'daki legal ve illegal unsurları, Suriye, bütün bu bölgeyi kapsayan bölgede örgütün silahlarını bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerekiyor.

SİLAHLARIN BIRAKILMASI: "YÜCE MECLİSTE BİR İZLEME KOMİSYONU BUNU TAKİP EDECEK"

Silahların bırakılması ve tasfiye sürecinin tamamlanması ile ilgili mekanizmaları daha önce anlattım. Bu bir kurul tarafından takip edilecek. Ayrıca Yüce Mecliste bir izleme komisyonu bunu takip edecek. Bunun onaylanmasıyla, MGK kararının ortaya çıkmasıyla birlikte bu yasa yürürlüğe girecek. Kurulun yapacağı çalışmalar var. Tüm bu çerçeve aslında bütün boyutlarıyla silah bırakma ve örgütün tasfiyesi konusundaki yol haritasının yasal bir güvenceye kavuşturulması bakımından net bir adımın ortaya atıldığını gösteriyor. Terör her zaman demokrasi üzerinde yüksek bir stres üretir. Demokrasi üzerinde bir yüktür. Bu ister istemez toplumsal hayatı da etkiler. Dünyanın her yerinde böyledir. Sayın Cumhurbaşkanımız defalarca bütün bu süreçte devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerlerinin esas alınarak sürecin yürütüleceğini ifade ettiler. Bu çerçevede bahsettiğimiz bu yol haritası çerçevesinde silahlar bırakıldıktan ve terör sona erdikten sonra tabii ki Türkiye'nin demokrasi ölçeği büyüyecektir.

"TÜRKİYE, ÜLKEMİZE ZARAR VERMEK İSTEYENLERE KARŞI BU MÜCADELEYİ HAKKIYLA VERDİ"

Dün Mecliste bazı yıkıcı eleştiriler yapanlar, Cumhuriyetimizle ilgili, demokrasimizle ilgili aslında bu yasanın hiçbir şekilde hiçbir tarafında geçmeyen birtakım tehditlerden bahsettiler. Esasında yapıcı eleştiriler olsa tabii ki can kulağıyla dinleriz. Bir yerde hata mı yapıyoruz diye bunları dikkate alırız. Bunu yaptık da zaten. Geçen süre içerisinde aylarca pek çok kesimden uzmanı, vatandaşımızı, herkesi dinledik. Yani daha doğrusunu nasıl yapabiliriz? Daha iyisini nasıl yapabiliriz? Hem siyasi açıdan hem hukuki açıdan bunu nasıl gerçekleştirebiliriz diye. Ama bütün bunların dışında yasada olmayan şeyleri gündem yaparak Cumhuriyetimizin ya da demokrasimizin tehlikede olduğunu söylemek, başlı başına bir siyasi iftira kampanyasıdır. Biz bütün bunları Cumhuriyetimiz ilelebet payidar olsun diye yapıyoruz. Demokrasimiz daha yüksek standartlara ulaşmak için üzerindeki yüklerden, ağırlıklardan kurtulsun diye yapıyoruz. Aynı zamanda şimdiye kadar ülkemize dönük olan bütün bu kötücül projeler karşısında kahramanca savaştılar. Kahramanca mücadele ettiler şehitlerimiz. Allah hepsine rahmet eylesin. Kahramanca mücadele ettiler gazilerimiz. Hepsine şükranlarımızı sunuyoruz. Şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakârlıkları ve kahramanca mücadeleleri sayesinde ülkemizi bölmek isteyenler amacına ulaşamadı. Ülkemize, milletimize kötülük etmek isteyenler amacına ulaşamadı. Dolayısıyla Türkiye, ülkemize zarar vermek isteyenlere karşı bu mücadeleyi hakkıyla verdi.

"MİLLETİMİZİN DEĞERLERİNE HALEL GETİRECEK EN UFAK BİR ADIM ATILMAYACAKTIR"

Devletin mücadelesinin, devletin mücadele kitabının çeşitli bölümleri vardır. Kuşkusuz terörün gündemden çıkarılması için devletin hard power denilen sert güç unsurları kullanıldığı kadar soft power denilen yumuşak güç unsurları da kullanılır. Geçmişte de AK Parti iktidarından öncesinde de çeşitli MGK kararlarıyla, çeşitli yasal düzenlemelerle terörün sona ermesini teşvik etmek üzere pek çok kanun çıkarılmıştır. Dolayısıyla burada Cumhuriyetimizi ya da demokrasimizi tehdit eden, ona zarar veren işler yapıldığını söyleyenlerin söylediklerinin hiçbir zemini yoktur. Biz Cumhuriyetimiz ilelebet payidar olsun diye, milletimiz her daim güvende olsun diye, devletimizin bekası korunsun diye, demokrasimiz Türkiye Yüzyılı'nda daha yüksek standartlara ulaşmak için bu yüklerden kurtulsun diye, kahraman şehitlerimizin ve gazilerimizin mücadelesi taçlansın ve onların gelecek nesillere bıraktığı bu güzel ülke daha iyi hedeflere ulaşsın diye bütün bunları yapmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bütün bu çerçeve içerisinde her şey milletin gözünde meşru mekanizmalar içerisinde gerçekleşti. Milletimiz müsterih olsun. Burada Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu irade net bir iradedir. Burada devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerlerine halel getirecek, gölge düşürecek en ufak bir adım atılmamıştır, atılmayacaktır.

Dün de Yüce Mecliste ortaya çıkan tablo, aslında Türkiye'deki toplumsal gerilimlerin azaltılması, Türkiye'deki siyasal stresin yumuşatılması bakımından da anlamlı bir tablodur. 467 gibi bir kabul oyunun ortaya çıkması ve bunun Cumhur İttifakı ile beraber DEM Parti'den, Yeni Parti'den, CHP'den, Yeni Yol'dan, HÜDAPAR'dan, bağımsızlardan milletvekillerinin oyuyla bunun bu şekilde tecelli etmesi, Yüce Meclisin bütün bu çoğulculuk içerisinde, adını saydığım ve sayamadığım partilerde de olur, bunun tecelli etmesi, aslında Yüce Meclisin millet adına ve millet için vazifesini yapmak üzere iş başında olduğunu ve sorumluluğunu müdrik olduğunu gösterir. Mecliste kullandığımız bir ifade vardır. Meclis gündemine hâkimdir deriz. Yani bu şu demektir. Yüce Meclisin gündemine hiç kimse, hiçbir iç vesayet unsuru ya da hiçbir dış unsur müdahale edemez. Yüce Meclisin gündemini millet iradesi dışında hiçbir şey tayin edemez. Yüce Meclisin kararını millet iradesi dışında hiçbir şey şekillendiremez. Onun için sık sık Meclis gündemine hâkimdir deriz. Onun için milletimiz müsterih olsun. Aynı zamanda bu 467 kararı, dünyaya da verilmiş çok büyük bir mesajdır. O da şudur. Dünyadaki bütün dikişlerin çözüldüğü, iç cephelerin çeşitli ülkelerde darmadağın hâle geldiği bir dönemde, uluslararası ilişkiler kurala dayalı düzenden boşanıyor. Uluslararası sistemin dikişleri çözülüyor. Tüm bunun içerisinde Türkiye, 86 milyonun ortak iradesiyle milli bir gözle, biz kendi meselemizi kendimiz hallederiz iradesini ortaya koyuyor. Bir Türkiye modeli çıkarıyor ve bunu sadece Türkiye için değil, bölge halklarının iyiliği için de yapıyor. Tüm bu tablo içerisinde baktığımızda, bütün bunun dünyaya verdiği mesajın da çok kuvvetli olduğunu görmek lazım. Zaten bugün yabancı ülkelerdeki tartışmalara, yorumlara, gazetelere baktığınızda, çeşitli siyasilerin açıklamalarına baktığınızda, dünyada bilinen bütün bağlar çözülürken Türkiye'nin böylesine irade ve yöntemler üretebilmesinin ne kadar kıymetli olduğu görülmektedir. Şimdi bütün bu süreci daha da kıymetli hale getirecek olan şey bu hedefe ulaşılmasıdır. Silah bırakma, tasfiye sürecinin tamamlanmasıdır. Bununla birlikte Yüce Meclis işinin başındadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Bahçeli'nin iradesi net bir şekilde ortadadır. Dün Mecliste muhalefet partilerinden de güzel konuşmalar yapıldı, çeşitli milletvekilleri tarafından. Bu meselenin halledilmesine dönük olarak ortaya koyulan irade bakımından DEM Parti'den güzel konuşmalar yapıldı. Cumhuriyet Halk Partisi'nden yapıldı. Yeni Parti'den yapıldı. HÜDA PAR'la görüşmelerimiz var. Onlar çeşitli şekillerde bu görüşlerini belirttiler. Yeni Yol'dan yapıldı. Bütün bu tablo, adını saydığım ve sayamadığım partilerle ilgili ortaya çıkan tablo, esasında siyasi farklılıkların büyük bir meseleyi çözmek üzere bir araya geldiğinde nasıl büyük bir sinerji oluşturabileceğini göstermesi bakımından çok önemli. Bundan sonra Türkiye'nin karşılaşacağı büyük meseleler açısından ya da çözüm gerektiren büyük meseleler açısından da bu kıymetli olacaktır. Biz bu sürece aynı şekilde destek vermeye devam edeceğiz. Dün 467 kararı çıktıktan sonra hemen bugün yine bu konuyla ilgili toplantımız var. Görevlendirilmiş arkadaşlarımızla süreci aynı şekilde takip etmeye devam edeceğiz.

AK PARTİ 25. YILINI BAŞKENT'TE KUTLAMAYA HAZIRLANIYOR

Diğer bir gündem konumuz arkadaşlar, 14 Ağustos günü herkesi Ankara Millet Bahçesi'ne, partimizin kuruluş yıl dönümünde Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı konuşmayı dinlemeye davet ediyoruz. Bugün orada 25 yılımızı çok görkemli bir görsel şölenle birlikte kutlayacağız. Bu arada 81 ilimizde 25. yıl hazırlıklarımız, faaliyetlerimiz Teşkilat Başkanımızın koordinasyonunda devam ediyor. Hem il danışma meclisi toplantılarımız yapılıyor hem vefa toplantıları yapılıyor. İl, ilçe başkanlıklarımız bu şekilde 25. yıla uygun bir şekilde donatılıyor. İlde vefa buluşmalarımızla köklerimizle bugünümüz, bugünümüzle geleceğimiz arasındaki köprüyü her zaman kuran AK Parti'nin bu niteliği bir kere daha görülmüş oluyor. Bu son 15 gündür, yani bütün bakanlıklarımızın faaliyetleri zaten AK Parti hesaplarından paylaşılıyor. Bir hafıza tazelenmesi yapılıyor. Tabii Başkent Millet Bahçesi'nde Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşması, bir 25. yıl konuşmasının ötesinde Cumhuriyet tarihinin tarihi konuşmalarından biri olacaktır. Bu 25 yıl içerisinde neredeyse 250 yıllık bir siyasi yol yürümüştür. Hem yoğunluk bakımından hem zorluk bakımından hem gerçekleştirilen icraatlar ve hizmetler bakımından bunun her aşamasında Sayın Cumhurbaşkanımız, büyük tehlikelerle karşı karşıyayken, büyük sıkıntılarla karşı karşıyayken bile tavizsiz bir irade ile bütün bu yola liderlik etmiştir. Ve bugün, Genel Başkanımız bu 25 yılı alnının akıyla, milletin duasıyla, Cenab-ı Allah'ın yardımıyla, büyük bir gayretle, emekle, fedakârlıkla yürümüş olarak o gün milletinin huzurunda olacaktır. Milletiyle bu büyük dertleşmeyi, büyük buluşmayı, büyük hasbihali gerçekleştirecektir. Bütün vatandaşlarımızı 25. kuruluş yıl dönümümüz için 14 Ağustos günü saat 17.30'da Ankara Millet Bahçesi'nde buluşmaya davet ediyoruz. Orada hem Cumhurbaşkanımızın konuşmasını dinleyeceğiz hem de büyük bir görsel şölenle bu 25 yıllık yolu nasıl yürüdüğümüzü, bundan sonrasını nasıl yürüyeceğimizi bir kere daha aziz milletimizle paylaşmış olacağız. Buradan bütün vatandaşlarımıza saygılarımızı sunuyoruz. Herkese hayırlı haftalar diliyoruz.

Ahmet Aydemir Haber7.com - Muhabir

Editör Hakkında

İstanbul Üniversitesi, “Gazetecilik” bölümünden mezun oldu. Gündem, siyaset, yaşam, magazin, spor ve SEO editörlüğü yaptı. Meslek hayatına Ocak 2024’ten beri Haber7’de devam ediyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR