AK Parti Sözcüsü Çelik'ten 'Fon şeytanları' çıkışı: Taviz verilmeyecek!

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, fon soruşturmasına ilişkin açıklamalarda bulundu. 'Fon şeytanlarının üzerine gidiyoruz' diyen Çelik, en güçlü şekilde taviz verilmeden hesap sorulacağını belirtti.

ABONE OL
GİRİŞ 20.10.2026 16:05 GÜNCELLEME 20.10.2026 17:09 GÜNCEL
AK Parti Sözcüsü Çelik'ten 'Fon şeytanları' çıkışı: Taviz verilmeyecek!

Yüz binlerce kişiyi ilgilendiren fon soruşturmasında olağan tasfiye süreci kapsamında 45 binin üzerinde kişiye yaklaşık 40,8 milyar liralık ödeme gerçekleştirilirken, geriye kalan 65 fonla ilgili olağanüstü tasfiye süreci devam ediyor. Konuya ilişkin hazırlanan kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulması beklenirken, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısının ardından önemli değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu iradeyle çalışmaların hızlı bir şekilde yürüdüğünü belirten Çelik, "Bütün bu bizim fon dolandırıcıları, fon şeytanları dediğimiz bu yolsuzlukları yapanların üzerine gidilmesi konusunda yüksek bir iradeyle, kararlı ve tavizsiz bir şekilde hareket ediliyor." dedi.

Süreci yürütürken meşru yatırımcı ile dolandırıcıların hassasiyetle birbirinden ayrıldığına dikkat çeken Çelik, "Türkiye'nin bu konular tartışılırken sermaye piyasalarına zarar verecek, Türk ekonomisine zarar verecek birtakım yaklaşımların, değerlendirmelerin doğru olmadığını ifade ediyoruz. Ama bunun yanı sıra tabii bu fon şeytanlarının, bu fon dolandırıcılarının üzerine gidilmesi konusundaki kararlılığımızı bu mekanizmalarla ifade etmeye devam ediyoruz." diye konuştu.

"NE SİYASİ LİNCE NE DE SİYASİ HİMAYEYE MÜSAADE EDERİZ"

Herhangi bir siyasi linç kampanyasıyla kimsenin mahkum edilmeyeceğini anlatan Çelik, şunları kaydetti:

"Herhangi bir siyasi himaye ile de herhangi bir iddianın örtbas edilmesine müsaade etmeyiz. Burada temel mesele bütün gerçeğin açığa çıkması ve bu gerçeğin açığa çıkmasıyla birlikte de gereken sonuçlara ulaşılmasıdır. O yüzden devletin bütün kurumları Cumhurbaşkanımızın talimatıyla görevinin başında ve bu meselenin tam olarak açığa çıkması, bu fon şeytanlarının, fon dolandırıcılarının hem çaldıkları paraların geri alınması hem de cezalandırılması konusunda adliyeden maliyeye, bütün denetim kurumlarına kadar herkes görevinin başında."

Mağdur edilenlerin korunması için gereken hassasiyetin gösterildiğini ifade eden Çelik, Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın başkanlığındaki koordinasyon kurulunun bu görevi ifa etmek üzere üst üste toplantılar yaptığını bildirdi.

Bahçeli’den fon soruşturması çıkışı: En güçlü yaptırımlar uygulanacak

"SİSTEMSEL BİR VİTES YÜKSELTİLMESİ SON DERECE ÖNEMLİ"

Sermaye Piyasası Kurulunca tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonlarında sürecin adil, şeffaf ve etkin şekilde yürütülmesini önemsediklerini dile getiren Çelik, ödemelerin hukuki güvenceye kavuşturulması amacıyla hazırlanan kanun teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edildiğini hatırlattı.

Düzenlemenin bu hafta Meclis'te görüşülmesinin beklendiğini aktaran Çelik, "Bir daha böyle şeylerin tekerrür etmemesi için yapısal tedbirlerin alınması, sistemsel bir vites yükseltilmesi son derece önemli. Bu çerçevede bu mevcut kanun teklifinin yanı sıra sermaye piyasalarındaki yapısal sorunların giderilmesini sağlamaya dönük, aynı zamanda düzenleyici ve denetleyici mekanizmaların güçlendirilmesine dönük, yaptırım ve cezaların caydırıcılığının artırılmasına dönük ve Sermaye Piyasası Kanunu'nda kalıcı ve kapsamlı değişiklikleri öngören bir taslak çalışması üzerinde de çalışmalar devam ediyor." ifadelerini kullandı.

Kanun teklifiyle hedeflenen adımları sıralayan Çelik, fonların mal varlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasının ve fon kayıp ile zararının sorumlulardan tahsil edilerek pay sahiplerine ödenmesinin amaçlandığını belirtti.

"YANLIŞ YAPANLARDAN HESABI EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE SORULACAK"

Sürecin siyasi polemik konusu yapılmaması gerektiği uyarısında bulunan Çelik, söz konusu dolandırıcılığın üzerine sonuna kadar gidileceğini belirterek, "Kime yakın, kime uzak, kim nerede duruyor, hangi makam sahibi, bunların hiçbirinin önemi yok. Dediğim gibi ne siyasi linçle mahkum ettiririz herhangi bir kimseyi ne de siyasi himaye ile herhangi bir iddiayı örtbas ettiririz. Gerçek sonuna kadar açığa çıkacak ve yanlış yapanlardan bunun hesabı en güçlü şekilde sorulacak." dedi.

Çelik'in konuşmasına şöyle devam etti:

TERÖRSÜZ TÜRKİYE KONUSUNDA HASSASİYET UYARISI

Sayın Cumhurbaşkanımızın, genel başkanımızın her zaman üzerinde hassasiyetle durduğu bir konu da terörsüz Türkiye süreci ve terörsüz bölge süreci konusundaki gelişmeler. Burada Sayın Cumhurbaşkanımız, genel başkanımız, AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın birlik ve bütünlük içerisinde bir yürüttüğü bir politika olan, bu politikanın başarıya ulaşması için gereken hassasiyetin gösterilmesi konusunda her zaman MKYK'mıza ve MYK'mıza hatırlatmalarda ve uyarılarda bulunuyor.

İSRAİL, BATI ŞERİA'YI GAZZELEŞTİRİMEYE ÇALIŞIYOR

Geldiğimiz noktada da burada çevre etrafımızdaki gelişmelere baktığımızda aslında terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecinin ne kadar kıymetli, zamanlamasının ne kadar doğru bir süreç olduğunu hep beraber görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a saldırısından sonra bölgede ortaya çıkan tablo, Gazze'deki soykırım devam ederken İsrail'in Batı Şeria'ya da Gazzeleştirmeye dönük attığı adımlar, Lübnan'a yaptığı saldırılar, Suriye topraklarına yaptığı saldırılar, yine Suriye içerisinde Süveyda bölgesindeki ayrılıkçı grupların bütün bu faaliyetlerini gördüğümüzde aslında çok daha büyük bir siyasi projenin yürürlüğe koyulmaya çalışıldığını görüyoruz.

Dün Netanyahu'nun yayınladığı bir harita vesilesiyle de bir tartışma ortaya çıkmıştı. Siyonist işgalcilik ve emperyalist bölücülük adeta kol kola girmiş, bölgedeki Türkleri, Kürtleri, Arapları birbirlerinden uzaklaştırmak, aralarında fitne çıkarmak için elinden gelen bütün enstrümanları, çabayı devreye sokmuş durumda.

Hem bu emperyalist bölücülüğe karşı, hem Siyonist işgalciliğe karşı en güçlü duruşu bölge halkları olarak kardeş ülkelerle birlikte sergilemek durumundayız. Bu bakımdan, terörsüz Türkiye süreci aynı zamanda bir terörsüz bölge süreci olarak, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgenin kol kola yürüyen, iç içe geçmiş, birbirinden ayrılmaz kader birliği olan süreçler ve kavramlar olduğunu ifade etmiştik. Bu hem milletimizin huzurunu ve bekasını teminat altına alma bakımından, hem de bölgedeki kardeş halkların üzerindeki Siyonist işgalcilik ve emperyalist bölücülük temelli siyasi projelerin berhava edilmesi bakımından son derece kıymetli,  sonuçlar doğuracaktır.

NEÇİRVAN BARZANİ'YE ÖNERİSİ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ

Tabii Kuzey Irak yönetiminden Sayın Barzani, Neçirvan Barzani bu adımları sebebiyle Sayın Cumhurbaşkanımızın, Nobel Barış Ödülü'nü hak ettiğini vurgulamıştır, kendisine teşekkür ediyoruz. Ama tabii bunlar çeşitli mekanizmalar,  çeşitli şekillerde gündeme geliyor. Ama Cumhurbaşkanımızın en önemsediği şeyin bölge halklarının kardeşliği, onların rızası ve duası olduğunu ve siyasi gayretini o çerçevede sürdürdüğünü bir kere daha ifade etmek isterim.

Zaman zaman terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge ile ilgili aksamalar olduğuna dair birtakım yaklaşımlar ortaya çıkıyor. Tabii bunlar inişli çıkışlı süreçlerdir, lineer süreçler değildir, doğrusal süreçler değildir. Bazen bir ayda gidemediğiniz ilerlemeyi bir yerde elde edemediğiniz ilerlemeyi bir günde elde edersiniz. Bazen tersi olur.

O sebeple önemli olan buradaki çalışmaların doğru yapılmasıdır. Biz tabii çok sayıda olumsuz cümle, söylem, negatif yaklaşım görüyoruz. Tek tek bunlara cevap vermeye kalksak odağımızı kaybederiz. Odağımız terörsüz Türkiye'nin ve terörsüz bölgenin hedefine ulaşmasıdır. O yüzden odağımızdan ayrılmamalıyız. Odağımız konusunda hassasiyetimizi en güçlü şekilde korumalıyız. Sayın Cumhurbaşkanımızın, genel başkanımızın bize verdiği talimat da budur.

İşte birtakım kavramsal çerçeveler birbirine çarpıştırılıyor. Birtakım kelimeler birbirine çarpıştırılıyor. Birtakım öncelikler, sonralıklar birbirine çarpıştırılıyor. Ama esas bellidir. O da bu çerçevede Sayın Bahçeli'nin yaptığı tarihi çağrıdan sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölgenin bir devlet politikasına dönüşmesiyle birlikte yüce meclis de devreye girmiştir. Oradaki komisyonla birlikte rapor hazırlanmıştır. Daha sonra da silah bırakmayı temin edecek PKK terör örgütünün tasfiyesini tamamlayacak mekanizmanın ne olduğuna dair kanun 467 gibi tarihi bir kararla çıkmıştır.

"SİLAH BIRAKILINCA KANUN OTOMATİK OLARAK DEVREYE GİRECEK"

Bundan sonrasında yapılması gereken bu kanunun gereklerini yerine getirmek, kanunun gerekleri yerine gelip de terör örgütünün tasfiyesi ve silah bırakılması gerçekleştiğinde kanun zaten otomatik olarak devreye girecek ve süreç sağlıklı bir şekilde işleyecektir. Onun dışında sürekli olarak mekanizmanın üzerindeki yorumlar çeşitli tarih bildirmeler, çeşitli yol göstermeler, çeşitli olumsuz değerlendirmeler bu meselenin dışında devletin kurumları Cumhurbaşkanımızın talimatıyla işinin başındadır. Üzerlerine düşeni biliyorlar. Yüce Meclis'in de onayladığı yasayla birlikte yol haritası iyice berraklaşmıştır.

Yol haritasının siyasi tarafı, sosyal tarafı aynı şekilde dediğim gibi kanuni zemini oluşmuştur. Yıllardır şu söylenirdi: bu işlerde  siyasi irade olsa bile bir kanuni zemin oluşmadığı için ilerlenemiyor denirdi. E bu kanuni zemin de oluşmuştur. Bundan sonrasında önemli olan mekanizmanın hızlı bir şekilde  çalışmasıdır.

Bunun karşısında duran yani terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini bütün bu berraklığın dışına çıkarmaya çalışan burada flu bir alan oluşturmaya çalışan ve bu süreci baltalamaya çalışan hangi odak olursa olsun Siyonist işgalciliğin ve emperyalist bölücülüğün yanında kendisini konumlandırmış olur.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE HERKESİN FAYDASINA OLAN BİR SÜREÇ

Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci; Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın, Süryani'nin, Alevi'nin, Ezidi'nin, Nusayri'nin, Şii'nin herkesin faydasına olan bir süreçtir. Herkesin hakkı olan huzuru ve refahı ve güvenliği getirecek bir süreçtir. O sebeple bunun karşısında duranın tüm bu kavramlarla kavgası olduğu ortaya çıkmış olur.

Dikkatli bir dil kullanmak lazım. Birtakım yanlış projelerin parçası olacak yaklaşımlardan uzak durmak lazım. İşin olumlu tarafına, işin pozitif tarafına odaklanmak lazım. Şimdiye kadar olumlu anlamda pek çok adım atıldı, pozitif anlamda pek çok gelişme yaşandı. Bunları daha da güçlendirecek adımlar atma konusu irade Cumhur İttifakı'nda vardır.

Ama dediğim gibi 467 ile gerçekleşen, ortaya çıkan iradenin, içerdiği yasanın içerdiği yol haritasına uyulduğu müddetçe herhangi bir kaza ihtimali söz konusu olmayacaktır. Tabii ki biliyoruz, istihbari olarak biliyoruz, siyasi olarak biliyoruz; süreci sabote etmek isteyen, Siyonist işgalciliğin ve emperyalist bölücülüğün sponsoru olan bazı ülkeler, bazı odaklar olduğunu biliyoruz, görüyoruz. Ama burada herkes basiret ve sağduyuyla bu sürecin doğru sonuca ulaşmasını sağlamaya çalışmalıdır.

"BU BİR KADER BİRLİĞİDİR"

Tarih bunun üzerine bugün kuruluyor. Bütün bu fitne senaryolarına karşı, bütün bu emperyalist senaryolara karşı Türksüz Kürt, Kürt'süz Türk, Türk ve Kürt olmadan Arap, Arap olmadan Türk ve Kürt doğru, huzurlu ve anlamlı bir geleceğe kavuşamaz. Bu bir kader birliğidir. Bu hem kaderdaşlıktır hem de geleceği beraber kurma iradesidir. Bu gözle bakmamız gerekir diye değerlendiriyoruz.

Tabii İsrail'de seçimler vesilesiyle mevzi kaybeden soykırım şebekesi, burada hem Gazze'de ikinci aşamaya geçilmesini engellemeye çalışıyor. Hamas kabul ettiği halde Netanyahu hükümeti ikinci aşamaya geçilmesini kabul etmiyor, bunu engelliyor. En basitinden yeterli miktarda insani yardımın oraya ulaşmasını bile engelliyor ve halen de saldırılarla Gazze'de insan öldürmeye devam ediyor.

E şimdi Batı Şeria'da yine adımlar atmaya başladılar ve yeni birtakım onların tabiri yerleşim yerleri açıyoruz diyorlar. Biz yerleşim yerleri demiyoruz. Biz oraya hırsızlık bölgeleri diyoruz, işgal bölgeleri diyoruz. Yani bu yerleşim yeri tabiri daha önce de söyledim, çok yanlış bir tabir ya da yerleşimci tabiri yanlış bir tabir. Filistinlilerin toprağına çöken kişinin adı yerleşimci değil, hırsızdır. Filistinlilerin toprağında kendisine yer yapmaya çalışan grup, guruh, her kimse, onlar da yerleşimci değil, bir hırsızlık şebekesidir.

Onun için bu yerleşimci ve yerleşim yeri tabirinden uzak durmak lazım. Batı Şeria'daki Filistin toprağını Filistinlilerin elinden çalmaya çalışan, orayı gazzeleştirmeye çalışan gelişmelere karşı da bütün gücümüzle gereken mücadeleyi vermeye çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımız çok güçlü bir diplomasi trafiği yürütmeye devam ediyor. Özellikle Mescid-i Aksa'nın statüsü konusunda geçenlerde yine bir mabette maalesef talmudik birtakım ritüellerle yapılan, camide yapılan talmudik ritüellerle yapılan saygısızlıklar konusu gereken tavrı uluslararası bütün platformlarda göstermeye devam ediyoruz.

"SOYKIRIM ŞEBEKESİNİN BÜTÜN AÇIKLAMALARI TAMAMEN YALAN SİYASETİ ÜZERİNE KURULU"

Tabii Netanyahu zemin kaybettikçe seçim kampanyasını Cumhurbaşkanımıza karşıtlık üzerine kurmaya çalışıyor. Bunun bizim için herhangi bir hükmü yok. İsrail'deki bu soykırım şebekesinin bütün açıklamaları, Cumhurbaşkanımız hakkındaki bütün açıklamaları hezeyandan ibaret açıklamalardır. Ve tamamen yalan siyaseti üzerine kuruludur. Ama bu yalan siyasetinin ve bu hezeyanların bu soykırımı ve onların siyasi sıkışmışlıklarını örtbas edecek hiçbir tarafı yoktur. Cumhurbaşkanımız hakkında, Türkiye hakkında, partimiz ve Cumhur İttifakımız hakkında yapılan yayınların hepsini yok hükmünde sayıyoruz. Biz doğruyu söylemeye, İnsanlık İttifakının gür sesi olarak hakikati ifade etmeye bundan sonrasında da devam edeceğiz.

SEL FELAKETİ

İstanbul'daki sel felaketi ile ilgili olarak gerçekten çok üzgünüz. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyoruz. Çeşitli illerde de sel felaketleri oldu. İstanbul ve diğer illerdeki bu felaketlerden zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Hayatını kaybedenlere Allah rahmet eylesin. Buradan ailelerine başsağlığı dileklerimizi arz ediyoruz.

Burada AFAD, Çevre Şehircilik Bakanlığı, bütün devletin ilgili kurumları çalışmalar yapıyorlar. Buradaki hasar tespitleriyle birlikte ilgili kurumların birtakım zararların tazmini konusundaki yaklaşımını da somut olarak vatandaşlarımız görecekler.

MEKKE ANLAŞMASI

Ve değerli arkadaşlarım çok istismar edilen bir konuydu muhalefet tarafından. Mekke ortak savunma anlaşması. Bilindiği gibi meclise sevk edildi. Fakat şimdiye kadar birçok bu konuda maalesef provokasyon yapıldı ve yalan söylendi. Önce bunun NATO'ya alternatif bir anlaşma olup olmadığı sorgulandı.

Halbuki burada net bir şekilde ifade ettik. Bu NATO'ya alternatif olmadığını, tam tersine uluslararası güvenlik mimarisinin tamamlayıcı bir mekanizması olduğunu net bir şekilde ifade ettik ki NATO üyesi pek çok ülkenin de güvenlik mimarisinin tamamlayıcısı olarak içinde bulunduğu başka anlaşmalar da var. Mekke anlaşmasını da bu şekilde düşünmek lazım.

SUUDİ ARABİSTAN'A ASKER GÖNDERİLECEK Mİ?

Bu anlaşma kapsamındaki askeri destek, kuvvet konuşlandırması ve diğer unsurların işte meclisin onayı olmadan, anayasal süreçlere tabi olmadan hükümetimiz tarafından hayata geçirilmeye çalışıldığına dair bir yalan siyaseti de epey dolaşıma sokuldu. Halbuki böyle bir şey söz konusu değil. Yüce Meclis'in onayı ve anayasal süreçler dahilinde bu anlaşma Türkiye tarafından işletilecektir.

Başka ülkelerin de bu anlaşmaya katılması, bu anlaşmanın prensipleri, amaçları açısından son derece kıymetli olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız hem bölgemizdeki bu anlaşmanın içerdiği Yakın Doğu, Orta Doğu bölgesi, hem Kafkasya, hem Balkanlar için çeşitli zamanlarda çeşitli modelleri gündeme getirmiştir. Ve bu Mekke Ortak Savunma Anlaşması da Doğu Akdeniz'den aslında Kızıldeniz ve Körfez'e kadar uzanan bölgede bizim barış, istikrar ve istikrarsızlaştırıcı faaliyetlere karşı bölgesel caydırıcılığı ortaya koyma yaklaşımımızın bir ürünüdür.

Sayın Cumhurbaşkanımız çok uzun zamandır Doğu Akdeniz'den Kızıldeniz ve Körfez'e kadar olan bölgeyi içeren iş birliklerinin ekonomik anlamda olsun, güvenlik anlamında olsun sıkılaştırılması ve güçlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Tabii bazı çevreler henüz bilgiye sahip olmadan bunu hemen yine bir eksen kayması ve kontrolsüz ve onaysız asker gönderme mekanizması olarak değerlendirdiler. Halbuki bunların hepsi asılsızdır.

"TSK'NIN HER TÜRLÜ YURT DIŞI GÖREVİ ANAYASAYA BAĞLILIKLA GERÇEKLEŞİYOR"

Her türlü yurt dışı görevi Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'nin meclisin iradesine, anayasamızın 92. maddesine ve milli egemenlik ilkelerimize tam bir bağlılıkla gerçekleşmektedir. Bundan sonrasında da böyle olacaktır. Zaten yüce meclis bunu bu çerçevede tartışacaktır, değerlendirecektir. Arkadaşlarımız da o tartışmalar sırasında hakikati ortaya koyacaklar.

Yine biliyorsunuz Suudi Arabistan'a yapılan saldırıları güçlü bir şekilde kınadık. Özellikle Mekke-i Mükerreme'ye yapılan saldırılar hiçbir şekilde kabul edilemez. Bunun yanı sıra Riyad, Doğu Bölgesi, Necran, Abha, Hamis, Muşaitkentlerine füzeler ve İHA'larla saldırı yapılması da hem kardeş Suudi Arabistan'ın güvenliğine bir tehdit oluşturması bakımından reddettiğimiz, kınadığımız, lanetlediğimiz faaliyetlerdir. Hem de bölgesel güvenliği tehdit etmektedir.

Halen Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlık devam ederken bir de Babülmendep'in konuşulmaya başlanması bu artık bir felaket senaryosuna dönüşür. Bölgesel değil, artık küresel barışı da doğrudan etkileyecek bir sonuç doğurur. Dolayısıyla Körfez bölgesindeki tırmanmalar karşısında hem Hürmüz Boğazı'ndaki seyir seferin güvenliğinin sağlanması hem de kardeş ülkelere dönük bu saldırıların sona ermesi gerektiğini bir kere daha ifade ediyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız da Suudi Arabistan konusundaki kardeş Suudi Arabistan'la dayanışmamız konusundaki diplomasi trafiğini yürütmektedir.

Şule Altınel Haber7.com - İnternet Editörü

Editör Hakkında

Sakarya’da doğdu. Marmara Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamlamasının ardından gazetecilik kariyerine başladı. 2016 yılından beri çeşitli medya kuruluşlarında çalıştı. 2025 Haziran ayından itibaren Haber7’de ‘gündem editörü’ olarak kariyerini sürdürmekte.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR