Bakan Ersoy rakamları açıkladı! Türkiye Avrupa'ya örnek oldu! Ayasofya'da tarihi keşif
Ayasofya'daki restorasyondan Haydarpaşa ve Sirkeci projelerine kadar birçok alanda yürütülen çalışmaları değerlendiren Kültür Ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, ilk dokuz aylık turizm gelirinin 51 milyar 278 milyon dolara ulaştığını söyledi.
ABONE OLKültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, turizm sektöründeki son verileri, bölgesel krizlerin sektöre yansımalarını, kaçırılan kültür varlıklarının iadesi süreçlerini ve yürütülen büyük restorasyon projelerini Antalya'da gazetecilerle düzenlediği Antalya Basın Buluşmasında değerlendirdi. Bakan Ersoy, toplantıda Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli'nin de aralarında bulunduğu gazetecilerin sorularını yanıtladı.
'TURİZMDE SAVAŞLARIN ETKİSİNİ GÜÇLÜ TANITIM HAMLELERİYLE SINIRLADIK'
Bölgedeki jeopolitik gerilimlerin turizm hareketliliğine etkilerine dikkati çeken Bakan Ersoy, "Aslında 2026 yılına çok iyi bir başlangıç yapmıştık. Ancak şubat ayının sonunda Körfez bölgesinde başlayan savaş, turizm hareketliliğini de etkiledi. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyayı düşündüğünüzde bu gelişmelerin bize doğrudan yansımaları oluyor. Hem çatışmaların yaşandığı bölgenin yakınındayız hem de önemli kaynak pazarlarımızın bir kısmı bu bölgede bulunuyor." dedi.
Enerji fiyatlarındaki yükselişin hava yolu ulaşım maliyetlerini artırdığını belirten Ersoy, uçak yakıtındaki artışın ham petrol fiyatlarını dahi aşabildiğini ifade etti. Türkiye'nin jeopolitik olarak bir "ateş çemberinin" içinde olduğunu söyleyen Bakan Ersoy, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen dış politika ve barışa yönelik diplomatik çabalar sayesinde Türkiye’nin bu coğrafyada bir istikrar adası olduğu bir kez daha ortaya çıktı." değerlendirmesinde bulundu.
'BİZ GERÇEKLİĞİ GÖREREK 2018 YILINDA TURİZM STRATEJİMİZDE ÖNEMLİ BİR DEĞİŞİKLİĞE GİTTİK'
2018 yılı itibarıyla bölgede yaşanabilecek krizleri öngörerek turizm stratejilerinde önemli bir değişikliğe gitme kararı aldıklarını aktaran Bakan Nuri Ersoy, "Geçmişte de bölgemizde krizler vardı, bugün de var. Gelecekte de benzer gelişmelerle karşılaşabileceğimizin farkındayız. Biz bu gerçekliği görerek 2018 yılında turizm stratejimizde önemli bir değişikliğe gittik." şeklinde konuştu.
Bakan Ersoy sözlerine şöyle devam etti:
"O dönemde kendimize şu soruyu sorduk: Türkiye’nin turizm sektörünü krizlere karşı nasıl daha dayanıklı hâle getirebiliriz?
Bunun iki temel yolu var: Ürün çeşitliliği ve kaynak pazar çeşitliliği. Bu iki hedefe ulaşmak için de tanıtımın kurumsallaşması ve etkili biçimde yürütülmesi gerekiyordu. 2019 yılında Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansını kurduk. Bugün dünyanın dört bir yanında yoğun ve kesintisiz tanıtım kampanyaları yürütüyoruz.
Bu çalışmalar sayesinde hem turizm ürünlerimizi çeşitlendirdik hem de kaynak pazarlarımızı genişlettik. Örneğin Antalya’daki otelcilerimizle konuştuğunuzda, geçmişte misafir ağırlamadıkları ülkelerden artık ziyaretçi aldıklarını söylüyorlar. Farklı pazarlardan gelen ziyaretçileri eskiden daha çok İstanbul’da görürdük. Ulaşım altyapısının ve hava yolu bağlantılarının gelişmesiyle Antalya da çok geniş bir uluslararası erişime kavuştu. Antalya, güçlü konaklama altyapısı ve hizmet kalitesiyle zaten dünyanın önemli turizm şehirlerinden biri."
'SAVAŞ BAŞLADIĞINDA YALNIZCA ENERJİ FİYATLARINDAN ETKİLENMEDİK, ÖNEMLİ KAYNAK PAZARLARIMIZDA DA SORUNLAR YAŞADIK'
Bakan Ersoy, bölgede patlak veren savaştan yalnızca enerji fiyatlarının etkilenmediğini, Türkiye'nin önemli kaynak pazarlarının da savaş nedeniyle sorunlar yaşandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Savaş başladığında yalnızca enerji fiyatlarından etkilenmedik. Önemli kaynak pazarlarımızda da sorunlar yaşadık. Rusya-Ukrayna savaşı zaten devam ediyordu. İran da bizim önemli kaynak pazarlarımızdan biri. Körfez pazarında ise Suudi Arabistan’ın önemli bir yeri var.
Savaş ortamında havalimanları kapanabiliyor, uçuşlar durabiliyor, hava sahalarının kullanımı kısıtlanabiliyor. Yaptırımların genişlemesi de ulaşım bağlantılarını etkiliyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye, turizmde yıllardır yaptığı yatırımların karşılığını almayı başardı."
'İLK DOKUZ AYLIK TURİZM GELİRİMİZ YÜZDE 2,4 ARTIŞLA 51 MİLYAR 278 MİLYON DOLAR OLDU'
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Türkiye'nin ilk 9 aylık dönemde turizm gelirlerinin yüzde 2,4 artışla 51 milyar 278 milyon dolar seviyesine ulaştığını bildirdi.
Ersoy, "Dün üçüncü çeyrek ve ilk dokuz aylık turizm sonuçlarımızı açıkladık. Üçüncü çeyrekte turizm gelirimiz, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 artarak 25 milyar 526 milyon dolara ulaştı. İlk dokuz aylık turizm gelirimiz ise yüzde 2,4 artışla 51 milyar 278 milyon dolar oldu. İkinci çeyrekte savaşın etkilerini daha yoğun hissetmiştik. O dönemde yaptığımız açıklamada, en kötüsünün geride kaldığını ve bundan sonra toparlanma beklediğimizi söylemiştim. Nitekim turizm sektörümüzle birlikte çok hızlı hareket ettik. Güçlü tanıtım ve satış kampanyalarını devreye aldık. Türkiye’nin güvenli ve istikrarlı bir destinasyon olduğunu uluslararası kamuoyuna etkili biçimde anlattık." diye konuştu.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy şu ifadeleri kullandı:
"Başta Türk Hava Yolları olmak üzere hava yolu şirketleri ve tur operatörleriyle rezervasyon eğilimlerini, uçuş planlamalarını ve kapasite ihtiyaçlarını birlikte değerlendirdik. Bir pazarda talep yavaşladığında diğer pazarlardaki çalışmalarımızı yoğunlaştırdık.
Türkiye’nin yeniden Formula 1 takvimine alınması, NATO Zirvesi’ne başarıyla ev sahipliği yapması ve Antalya’nın COP31 için seçilmesi de ülkemize duyulan güveni güçlendirdi. Türkiye’nin büyük uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek kapasitesini gösterdik. Kültür ve sanat etkinlikleriyle de bu süreci destekledik; bunların yurt dışındaki tanıtımlarını gerçekleştirdik."
'DİJİTAL TANITIMLAR SAYESİNDE 74 ÜLKEDE 7,1 MİLYAR GÖSTERİME ULAŞTIK'
Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bu yıl gerçekleştirilen dijital tanımlar sayesinde 74 ülkede 7,1 milyar gösterime ulaştıklarını belirten Bakan Ersoy, Türk yapımı mini dizilerin yeni tanıtım stratejilerinin önemli bir parçası olduğunu vurguladı.
Türk dizilerinin ve sanatçıların uluslararası pazarlarda çok popüler olduğunu söyleyen Bakan Ersoy, Türk yapımlarının güçlü olduğu pazarlara yönelik Türk dizi yıldızlarının yer aldığı mini diziler hazırlamaya başladıklarını ve ikişer dakikalık bölümlerden oluşan bu serilerle destinasyonlarını bir hikaye içinde anlattıklarını belirtti.
Bakan Ersoy, 2025 ve 2026 yıllarında yayımlanan 10 mini dizinin toplamda 10,5 milyar gösterime ulaştığını ve bu sonucun beklentilerin çok üzerinde olduğunu ifade etti.
Söz konusu mini dizi çalışmalarının iki yönlü faydası olduğunu söyleyen Bakan Ersoy:
"Bu çalışmanın iki yönlü faydası var. Sanatçılarımızın uluslararası bilinirliğini destekliyoruz. Aynı zamanda ülkemizin turizm değerlerini çok daha etkili anlatıyoruz. Çünkü kısa bir reklam filminde anlatabilecekleriniz sınırlı. Bir destinasyon için hazırladığınız mini dizide ise çok daha güçlü bir hikâye kurabiliyorsunuz. Ege, Antalya, İstanbul, Doğu Karadeniz ve diğer bölgelerimiz için farklı içerikler üretiyoruz. Bütün bu çalışmaların sonuçlarını üçüncü çeyrek rakamlarında da görüyoruz."
'TURİZMİ 81 İLİMİZE YAYMAK GİBİ BÜYÜK BİR HEDEFİMİZ VAR'
Bakan Ersoy, "2018 yılında göreve geldiğimde turizm stratejimizi anlatırken önemli bir şey söylemiştim: Artık nicelik kadar niteliğe de odaklanacağız. Buradan ziyaretçi sayısını önemsiz gördüğümüz anlaşılmasın. Türkiye büyük bir turizm ülkesi ve biz her gelir grubundan ziyaretçiyi hedefliyoruz.
Turizmi 81 ilimize yaymak gibi büyük bir hedefimiz var. Dolayısıyla yalnızca yüksek gelir grubuna hitap eden bir destinasyon olmak istemiyoruz. Ancak harcama kapasitesi yüksek ziyaretçileri de ülkemize çekmek ve onların beklentilerine uygun hizmet standartlarını geliştirmek istiyoruz. Hem ziyaretçi sayısını artırmaya hem de turizm gelirlerini yükseltmeye odaklanan bir strateji yürütüyoruz.
Bu yıl bölgemizdeki savaşlar ziyaretçi hareketliliğini de etkiledi. Yılın başındaki göstergeler daha güçlü bir büyümeye işaret ediyordu. Savaşın ilk döneminde ciddi rezervasyon iptalleriyle karşılaştık. Ancak hızla yeni kampanyalar başlattık ve bu iptallerin büyük bölümünü yeni rezervasyonlarla telafi ettik." ifadelerini kullandı.
Turizm verilerini değerlendirirken yalnızca kişi başı toplam gelire bakmamak gerektiğini vurgulayarak, önemli göstergelerden birinin kişi başı gecelik harcama olduğunu aktaran Bakan Ersoy:
"Özellikle yüksek harcama potansiyeline sahip ziyaretçilere yönelik çalışmalarımızla turizm gelirlerimizi artırmayı başardık.
Burada her zaman vurguladığım bir konu var: Turizm verilerini değerlendirirken yalnızca kişi başı toplam gelire bakmamak gerekiyor. Bizim için önemli göstergelerden biri kişi başı gecelik harcamadır. Çünkü kişi başı toplam harcama, ortalama kalış süresinden doğrudan etkileniyor.
Bu yılın ilk dokuz ayında ortalama kalış süresi 10,34 gece olarak gerçekleşti. Ziyaretçilerimizin ülkemizde geçirdikleri süreyi korumayı ve farklı deneyimlerle uzatmayı önemsiyoruz.
'YABANCI ZİYARETÇİLERİN KİŞİ BAŞI ORTALAMA GECELİK HARCAMASI 119,9 DOLARA ULAŞTI'
Kişi başı gecelik harcamada ise büyümeye devam ediyoruz. İlk dokuz ayda yabancı ziyaretçilerin kişi başı ortalama gecelik harcaması 119,9 dolara ulaştı. Tüm ziyaretçi grupları birlikte değerlendirildiğinde ise kişi başı ortalama gecelik harcama, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,6 artarak 107,7 dolar oldu.
Bu rakamlar, sektörün doğru bir istikamette ilerlediğini gösteriyor. Yıl sonuna kadar çok büyük bir sürprizle karşılaşmazsak 65 milyar doların üzerinde turizm geliri elde edeceğimizi düşünüyorum. Ancak mevcut jeopolitik gelişmeleri de dikkate alarak ihtiyatlı davranmamız gerekiyor."
Tarihi eser kaçakçılığıyla mücadelede kurumsal yapıyı güçlendirdiklerini ve kaçakçılık birimini daire başkanlığı seviyesine çıkardıklarını anlatan Ersoy, şu ifadelere yer verdi:
"Kültür varlıklarının iadesi gerçekten zor ve çok boyutlu bir çalışma. Çünkü uluslararası bir süreçten söz ediyoruz. Türkiye’de kendi idari yapınızı güçlendirebilirsiniz ancak yabancı ülkelerdeki hukuk sistemlerini ve süreçleri tek başınıza hızlandıramazsınız. Biz bu nedenle öncelikle kurumsal kapasitemizi güçlendirdik. Kaçakçılıkla mücadele birimimizi daire başkanlığı seviyesine yükselttik. Böylece hem personel kapasitemizi hem de birimin kurumsal temsil gücünü artırdık. Uluslararası ilişkilerde kurumunuzun temsil düzeyi de önemli. Biriminizi üst seviyeye taşıdığınızda, karşı taraftaki muhataplarınızla daha güçlü bir kurumsal ilişki kurabiliyorsunuz." dedi.
'İKİLİ ANLAŞMALARIMIZI ARTIRARAK ÜLKE SAYISINI 14'E ÇIKARDIK'
İkinci olarak uluslararası ikili anlaşmalarımızı artırdık. Burada özellikle iki grup ülkeye odaklandık. Birincisi, kaçırılan eserlerin alıcılarının bulunduğu ülkeler. İkincisi ise bu eserlerin kaçakçılık güzergâhlarında yer alan transit ülkeler. Çünkü eseri henüz satışa çıkmadan veya nihai varış noktasına ulaşmadan tespit edebilmek çok önemli.
Bu alanda anlaşma yaptığımız ülke sayısını 14’e çıkardık. Bu ülkeler; Özbekistan, Türkmenistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Peru, Bulgaristan, Yunanistan, İran, Romanya, ABD, Ekvator, Sırbistan, İsviçre, İtalya ve Macaristan.
Üçüncü olarak ülke içindeki uzmanlık kapasitemizi geliştirdik. Yurt dışında bir eser sergilendiğinde veya müzayedeye çıkarıldığında bunu hızla tespit etmeniz gerekiyor. Ardından satışın durdurulması ve hukuki sürecin başlatılması için girişimde bulunuyorsunuz. Bu aşamada Dışişleri Bakanlığımız, büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımızla çok yakın çalışıyoruz.
İşin en zor kısmı ise çoğu zaman eserin Anadolu’dan kaçırıldığını ortaya koymak. İlgili ülkenin hukuk sistemine ve dosyanın özelliklerine göre farklı süreçler yürütülüyor. Eserin kökenini ve ülkemizden hukuka aykırı biçimde çıkarıldığını güçlü delillerle göstermeniz gerekiyor.
Bu nedenle her eser için ayrı bir bilimsel çalışma yürütüyoruz. Uzman ekiplerimiz, eserin hangi bölgeden çıktığını ve hangi arkeolojik alana ait olduğunu araştırıyor. Arşiv kayıtları, kazı belgeleri, eski fotoğraflar, tanık ifadeleri ve bilimsel analizler bu dosyaların temelini oluşturuyor.
'KÜLTÜR VARLIKLARININ İADESİNDE TÜRKİYE ARTIK DÜNYAYA EĞİTİM VERİYOR'
Bazen onlarca yıl önce tutulmuş bir tutanak, bazen bir bilim insanımızın araştırması, bazen de bir tanığın anlatımı iadenin önünü açabiliyor. Boubon kökenli eserler için yürüttüğümüz çalışmalar bunun önemli örneklerinden biri. Heykellerin bulundukları alanla ilişkisini ortaya koyan en küçük ayrıntı bile dosyalarımız açısından büyük önem taşıyor.
Bu konuda ciddi bir uzmanlık kazandık. Bugün dünyanın farklı ülkelerinden uzmanlar Türkiye’ye gelerek eğitim alıyor, kültür varlıklarının iadesi konusundaki tecrübemizden yararlanıyor.
Uluslararası kolluk kuvvetleriyle ve adli makamlarla kurduğumuz ilişkiler de çok önemli. Bugün birçok ülkede birlikte çalıştığımız ekipler var. Bu ilişkiler sayesinde sonuçları daha hızlı almaya başladık.
'ŞU ANDA ÜZERİNDE ÇALIŞTIĞIMIZ ÇOK SAYIDA OPERASYON VAR'
Şu anda üzerinde çalıştığımız çok sayıda operasyon var. Ancak bunların ayrıntılarını açıklayamam. Çünkü devam eden bir operasyon hakkında bilgi verirseniz süreci riske atabilirsiniz.
'BU HAFTA ABD'DEN YENİ ESERLERİMİZ GELDİ, BUNUN AÇIKLAMASINI YAPACAĞIZ'
Şunu söyleyebilirim: Bu hafta Amerika Birleşik Devletleri’nden yeni eserlerimiz geldi. Bunun açıklamasını da yapacağız. ABD, İsviçre, Japonya, Özbekistan, Yunanistan, Danimarka ve Çin gibi çok sayıda ülkeyle çalışmalarımız devam ediyor.
Bizim için bir eserin kaçırılmasının üzerinden kaç yıl geçtiği, o eserin peşini bırakmak için bir gerekçe değil. Kültür varlıklarımızın izini sürmeye ve onları doğdukları topraklarla buluşturmaya devam edeceğiz."
'DİYARBAKIR CEZAEVİ’NDEKİ ÇALIŞMALARI YIL SONUNA KADAR TAMAMLAMAYI HEDEFLİYORUZ'
Diyarbakır Cezaevi'nin dönüşüm projesinde son aşamaya gelindiğini açıklayan Bakan Ersoy şöyle konuştu:
"Hedefimiz, çalışmalarımızı yıl sonuna kadar tamamlamak. Biliyorsunuz, burayı yalnızca bir müze olarak düşünmedik. Bir taraftan geçmişte yaşanan acıların unutulmaması, demokrasinin, hukuk devletinin ve insan haklarının öneminin gelecek kuşaklara aktarılması için bir hafıza müzesi oluşturuyoruz.
Diğer taraftan gençlerimizin ve vatandaşlarımızın yararlanabileceği kapsamlı bir kültür ve sanat merkezi hazırlıyoruz. 47 dönümlük alanda yürüttüğümüz projede, 18 bin 500 metrekarelik bölüm hafıza müzesi ve kütüphane olarak değerlendirilecek. Beş bloktan oluşan kompleksin ilk üç bloğunda hafıza müzesi ve çok amaçlı sergi salonları, diğer iki bloğunda ise kütüphaneler yer alacak. İstiyoruz ki geçmişte acı olayların yaşandığı bu yapı, hafızasını korurken gençlerimizin bilimle, bilgiyle, kültürle ve sanatla buluştuğu bir yer olsun.
Cezaevinin eski kapalı spor salonunu da 520 kişilik çok amaçlı bir gösteri ve etkinlik salonuna dönüştürüyoruz. Burada tiyatro gösterileri, konferanslar ve farklı kültür-sanat etkinlikleri gerçekleştirilebilecek. Açık alanları da etkinliklere uygun biçimde düzenliyoruz. Bahçesiyle birlikte Diyarbakır’ın önemli kamusal yaşam alanlarından biri olacak.
Hafıza müzesinin hazırlanma sürecinde çok hassas davrandık. Geçmişte burada bulunmuş kadın ve erkeklerle görüşmeler gerçekleştirildi. Dönem tanıklarının, tarihçilerin, akademisyenlerin ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarından yararlandık.
Danışma kurulunun çalışmaları doğrultusunda arşiv belgelerini değerlendirdik. Tanıklıkları ve tarihî belgeleri birlikte ele alarak müzenin içeriğini hazırladık. Yaşananları, o dönemin tanıklarını dinleyerek gelecek nesillere aktarmayı önemsiyoruz.
Burası hem geçmişte yaşananları unutturmayacak bir hafıza mekânı hem de Diyarbakır’ın kültür ve sanat hayatına yeni bir soluk kazandıracak önemli bir merkez olacak. Gençlerimizin kitapla, kültürle ve sanatla buluşabileceği, günün farklı saatlerinde yaşayan bir alan oluşturuyoruz."
'AYASOFYA'NIN YER ALTI MEKÂNLARI GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR'
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nde Mimar Sinan döneminden sonraki en kapsamlı restorasyonun yürütüldüğünü ifade eden Ersoy, doğu yarım kubbesindeki çalışmalar için çelik platform kurulumuna başlandığını bildirdi.
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'ndeki zemin altı çalışmalarına ilişkin çok önemli bilgiler veren Bakan Ersoy:
"Daha önce müdahale edilmemiş veya müdahalenin çok güç olduğu bölümlerde de çalışıyoruz. Özellikle kubbe ve taşıyıcı sistemlerle ilgili önemli güçlendirme faaliyetleri yürütülüyor. Ayasofya çok değerli bir kültür mirası olduğu için attığımız her adım bilimsel incelemelerden geçiyor.
Bütün uygulamalar, Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün koordinasyonunda, Bilim Heyetimiz ve Koruma Kurulumuzun kararları doğrultusunda ilerliyor. Üniversitelerden görüş alıyoruz. Yapılacak müdahaleler inceleniyor, test ediliyor ve değerlendiriliyor. Ancak ondan sonra uygulamaya geçiyoruz.
Ana kubbedeki çalışmalarımız sürerken, mihrap ve minberin bulunduğu doğu bölümünün üzerindeki yarım kubbede de yeni bir aşamaya geçtik. Yapılan modelleme ve statik analizler, bu bölümün güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koydu.
Yapısal müdahalelerin ve mozaik, kalem işi ile mermer yüzeylerdeki koruma çalışmalarının güvenle yürütülebilmesi için doğu yarım kubbeye erişim sağlayacak çelik çalışma platformunun kurulum sürecini başlattık.
Özgün mihrap ve minber başta olmak üzere tarihî mimari unsurları koruma altına alıyoruz. İbadet ve ziyaret düzeninin devamı için gerekli geçici düzenlemeleri de çalışmalarla birlikte planlıyoruz. Ayasofya’yı ibadete ve ziyarete açık tutarken yapının güvenliğini ve özgün dokusunu koruyacak son derece hassas bir mühendislik çalışması yürütüyoruz.
Yer altında da kapsamlı çalışmalarımız var. Burada tarihî tüneller, su kanalları, mahzenler ve farklı amaçlarla kullanılmış mekânlar bulunuyor. Bu alanların temizliği, belgelenmesi ve korunması sürüyor.
Şu ana kadar yaklaşık 3 bin ton çamur ve moloz çıkarıldı. Böylece daha önce erişilemeyen alanların incelenmesi mümkün hâle geldi. Bazı bölümlerde ilerledikçe yeni mekânlara ulaşıyoruz.
Bu yapılar, İstanbul’un tarihî su yönetimi ve altyapısı hakkında da önemli bilgiler veriyor. Yağmur sularının tahliyesi ve su dağıtımı gibi işlevlere sahip yer altı sistemlerini araştırıyoruz. Bazı bölümler insanların geçebileceği büyüklükte. Ancak bütün alanların işlevlerini ve tarihsel bağlantılarını henüz ortaya koymuş değiliz. Araştırmalarımız devam ediyor.
Kuzeydoğu bölümündeki dört odalı yer altı mezarında, yani hipojede yürütülen çalışmalar da Ayasofya’dan daha eski dönemlere uzanan izleri anlamamıza katkı sağlıyor.
'AYASOFYA'NIN YER ALTI EN AZ ÜST YAPISI KADAR İLGİNÇ, HALKIMIZLA BULUŞTURMAYI HEDEFLİYORUZ'
Ayasofya’nın yer altı, en az üst yapısı kadar ilginç. Yakın bir tarihte bu alanları öncelikle basın mensuplarımıza tanıtmak, sizlere çalışmalarımızı yerinde göstermek istiyoruz.
Ardından gerekli koruma, güvenlik ve ziyaretçi altyapısı çalışmaları tamamlanan uygun bölümleri halkımızla buluşturmayı hedefliyoruz. Hangi alanların ziyarete açılabileceğini bilimsel incelemeler ve güvenlik koşulları belirleyecek.
Böylece Ayasofya’nın bugün görülemeyen tarihî katmanlarının da tanınmasına imkân sağlayacağız. Fatih’in emanetini, kubbesinden yer altındaki yapılarına kadar bütüncül bir yaklaşımla koruyoruz."
'ANTALYA’YI DÜNYANIN EN ÖNEMLİ KONGRE VE ETKİNLİK MERKEZLERİNDEN BİRİ YAPACAĞIZ'
Bakan Ersoy, "Turizmdeki temel hedeflerimizden biri, hareketliliği yılın 12 ayına yaymak. Özellikle kıyı bölgelerimizde düşük sezon olarak adlandırdığımız kış aylarında turizm hareketliliğini artırmamız gerekiyor. Bu yalnızca ziyaretçi sayısıyla ilgili değil. Sürdürülebilir istihdam, hizmet standartlarının korunması ve turizm ekonomisinin yıl boyunca çalışması açısından da önemli. Bu nedenle kongre ve etkinlik turizmine ciddi yatırım yapıyoruz. TGA bünyesinde yeni bir yapılanmaya gidiyoruz. Uluslararası kongreleri ve büyük ölçekli organizasyonları ülkemize kazandırmak için teklif hazırlayacak, pazarlama ve organizasyon süreçlerini yürütecek profesyonel bir yapı oluşturuyoruz. Personel istihdamı da başladı." dedi.
'ANTALYA EXPO ALANINDA TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK VE EN ÖNEMLİ FUAR, KONGRE VE ETKİNLİK MERKEZLERİNDEN BİRİNİ HAYATA GEÇİRMEYİ HEDEFLİYORUZ'
İstanbul’da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nin Bakanlığımıza devri gerçekleşeceğini duyuran Bakan Ersoy, bu konuyla ilgili hukuki süreçte davayı kazandıklarını ifade ederek, devir işlemlerinin tamamlanmasının ardından gerekli yatırımları yaparak Lütfi Kırdar Kongre Merkezini değerlendireceklerini söyledi.
Çok önemli uluslararası devlet zirvelerine ev sahipliği yapan Antalya'daki EXPO alanında Türkiye'nin en büyük ve en önemli fuar, kongre ve etkinlik merkezlerinden birini hayata geçirmeyi planladıklarını aktaran Bakan Ersoy şu ifadelere yer verdi:
"COP31 tamamlandıktan sonraki süreçte, ilgili alanların aşamalı olarak Bakanlığımıza devredilmesi planlanıyor. Böylece Antalya’da büyük ölçekli uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek güçlü bir kongre altyapısına sahip olacağız.
Antalya’nın güçlü bir konaklama altyapısı, uluslararası hava yolu bağlantıları ve büyük organizasyonlara ev sahipliği yapma tecrübesi var. Şimdi bu birikimi, dünya ölçeğinde bir fuar, kongre ve etkinlik merkeziyle tamamlamak istiyoruz.
Alanı mevsimlerin ihtiyaçlarına göre değerlendireceğiz. Yaz döneminde turistlerimiz ve Antalyalılar için yeni bir etkinlik ve deneyim alanı oluşturacağız. Dolulukların daha düşük seyrettiği kış ve bahar dönemlerinde ise uluslararası kongreler, fuarlar ve şirket organizasyonlarıyla şehrimize yeni bir ziyaretçi hareketliliği kazandıracağız.
Uluslararası etkinlikleri yalnızca NATO Zirvesi veya COP31 gibi devletlerin katılımıyla gerçekleştirilen organizasyonlardan ibaret görmemek gerekiyor. Küresel şirketlerin de on binlerce kişinin katıldığı büyük organizasyonları var.
Bu tür etkinliklerde şirketler yalnızca bir kongre merkezi aramıyor. Kamu otoritesinin desteğini, güçlü ulaşım ve konaklama altyapısını ve kurumsal güvenceyi de görmek istiyor. Biz bu organizasyonlara sistematik biçimde teklif verebilecek kapasiteyi oluşturuyoruz.
2027 yılından itibaren Türkiye’nin uluslararası etkinlikleri ülkemize kazandırmak için daha güçlü biçimde teklif veren ve bunları organize eden bir merkez olmasını hedefliyoruz. TGA’da turizm tanıtımı için kurduğumuz başarılı modeli bu alana da taşımak istiyoruz.
Bunun otellerimizden seyahat acentelerimize, yeme içme işletmelerimizden esnafımıza kadar geniş bir kesime katkı sağlamasını hedefliyoruz. Aynı zamanda Antalyalıların sosyal, kültürel ve sanatsal hayatını zenginleştiren, şehrin günlük yaşamıyla bütünleşen bir alan oluşturacağız."
'ANTALYA’YA YAKLAŞIK ÜÇ KAT DAHA BÜYÜK SERGİ ALANIYLA YENİ NESİL MÜZE'
Yeni Antalya Arkeoloji Müzesi’ni 2027 yılında hizmete açmayı hedeflediklerinin altını çizen Bakan Ersoy şu ifadeleri kullandı:
"Yeni Antalya Arkeoloji Müzesi’ni 2027 yılında hizmete açmayı hedefliyoruz. Yapım takvimini etkileyen üç temel unsur oldu: Ruhsat süreci, zeminin yapısı ve turizm sezonundaki çalışma kısıtları.
Projeyi üç etap hâlinde planladık. İlk etapta eserlerimizin uluslararası müzecilik standartlarına uygun biçimde paketlenmesini, taşınmasını ve güvenlikli geçici depolarda koruma altına alınmasını tamamladık. Ardından mevcut yapıların kontrollü yıkımını gerçekleştirdik.
İkinci etap yapım işinin ihalesi 4 Aralık 2025’te gerçekleştirildi ve 12 Aralık’ta yer teslimi yapıldı. Ancak dava süreçleri nedeniyle inşaat ruhsatı 13 Nisan 2026’da alınabildi. Bu durum, yapım faaliyetlerinin tam kapasiteyle başlamasını etkiledi.
Arazinin traverten kayaç yapısı nedeniyle temel kazısı ve hafriyatın gerekli bölümlerinde kırıcı ekipman kullanılması gerekiyor. Bu da çalışmanın zaman alan aşamalarından biri.
Kaybedilen zamanı telafi etmek amacıyla çift vardiyalı çalışma planladık. Ancak müze alanının kent merkezinde ve turizm açısından yoğun kullanılan bir konumda bulunması nedeniyle, turizm sezonunda gürültülü çalışmaların ve ağır nakliyatın gece yürütülememesi bizi tek vardiyayla sınırlandırdı. Dolayısıyla planladığımız hızlandırma programını uygulayamadık.
Yeni Antalya Arkeoloji Müzesi önemli özelliklere sahip olacak. Eski müzeye göre kapalı alanı iki katına, sergi alanları ise yaklaşık üç katına çıkıyor. Böylece depolarda bekleyen eserlerimizin büyük bölümünü ziyaretçilerimizle buluşturabilecek, Antalya’nın arkeolojik zenginliğini çok daha kapsamlı biçimde sergileyebileceğiz.
Müzenin mimarisi de oldukça etkileyici olacak. Çevresiyle bütünleşen, açık alanları bulunan ve ziyaretçilere bir yaşam alanı sunan müze tasarlıyoruz. İç ve dış sergi alanları, peyzaj düzenlemeleri ve kamusal kullanım alanlarıyla Antalya’nın yeni cazibe merkezlerinden biri olacak. Elbette müzenin bütün güvenlik gereksinimleri de karşılanacak.
Şu anda zeminde önemli çalışmalar yürütülüyor. Bu aşama tamamlandıktan sonra yapının daha hızlı yükseldiğini göreceksiniz.
Yeni müzenin ziyaretçi sayısında ciddi bir artış sağlayacağını düşünüyoruz. İlerleyen dönemde Antalya Müzesi’ni gece müzeciliği uygulamasına da dâhil edebiliriz.
Çünkü Antalya’da turistlerin yalnızca oteller bölgesinde kalmasını istemiyoruz. Ziyaretçileri şehir merkezine çekmek, kültür ve sanat hayatıyla buluşturmak, özellikle düşük sezonda da şehre hareketlilik kazandırmak istiyoruz. Yeni Antalya Arkeoloji Müzesi bu hedefin önemli parçalarından biri olacak."
'TÜRKİYE’NİN GECE MÜZECİLİĞİ MODELİ AVRUPA’YA ÖRNEK OLDU'
Türkiye'nin uygulamaya geçirdiği "gece müzeciliği" modelinin Avrupa ülkelerine örnek olduğunu söyleyen Bakan Ersoy, İtalya ve Yunanistan'nın gece müzecilği uygulamasının nasıl hayata geçirildiğine dair bilgi almak istediklerini söyledi.
Bakan Ersoy, "Gece müzeciliği uygulamasından çok memnunuz. Hatta sonuçlar beklentilerimizin üzerine çıktı. Beni en çok sevindiren gelişmelerden biri de Türkiye’de başlattığımız bu uygulamanın yurt dışında örnek alınması. İtalya’da ve Yunanistan’da benzer çalışmaların başladığını görüyoruz. Hatta gelip bize uygulamayı nasıl yaptığımızı soruyorlar.
Özellikle Antalya ve Ege gibi yaz aylarında sıcaklığın çok yüksek olduğu destinasyonlarda gece müzeciliği önemli bir ihtiyacı karşılıyor. Günün en sıcak saatlerinde turistler doğal olarak denizde veya havuz başında olmak istiyor. O sıcakta otelden çıkıp ören yeri gezmek cazip gelmeyebiliyor.
Biz de ziyaretçilerin gün batımından sonra daha serin bir ortamda tarihî alanları gezmesini, ardından çevredeki esnafla buluşmasını hedefledik.
Ancak bunun yanında çok güzel bir sonuçla daha karşılaştık. Gece aydınlatılan ören yerleri gündüzden farklı bir atmosfere kavuştu. Ziyaretçiler gündüz gezdikleri ören yerlerini gece yeniden görmek istemeye başladı. Yani aynı alanı farklı saatlerde iki kez ziyaret eden misafirlerimiz oldu. Uygulamaya yoğun ilgi var.
Önümüzdeki dönemde özellikle şehir merkezlerine yakın ve ziyaretçi yoğunluğu yüksek alanlarda gece müzeciliği uygulamalarını artıracağız. Bazı mevcut alanlarda da ziyaret güzergâhlarını ve kapsamı genişleteceğiz.
Burada iki temel kriterimiz var. Birincisi ziyaretçi yoğunluğu, ikincisi de ören yerinin şehirle ve esnafla ilişki kurabilmesi.
Amacımız, ziyaretçinin tarihî alanı gezmesinin yanında çevredeki ekonomik ve sosyal hayatın da bu hareketlilikten yararlanması." şeklinde konuştu.
'HAYDARPAŞA VE SİRKECİ İSTANBUL’UN YENİ KÜLTÜR VE SANAT MERKEZLERİ OLACAK'
Haydarpaşa ve Sirkeci garlarına ilişkin projelerin ilk etaplarının 2027 yılında açılmasının hedeflendiğini aktaran Ersoy, Haydarpaşa Garı'nın zemininde tespit edilen sorunlara dikkati çekti.
İncelemelerde orijinal projede yer alan yaklaşık 1000 ahşap kazıktan sadece 200'ünün tespit edilebildiğini kaydederek, zemin sıvılaşma riskine karşı fore kazık ve enjeksiyon yöntemleriyle güçlendirme yapıldığını anlatan Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy:
"Tescilli tarihî yapılarda bu tür durumlarla karşılaşmak mümkün. Burada yalnızca birer gar binasından söz etmiyoruz. Farklı dönemlerde inşa edilmiş çok sayıda tarihî yapının bulunduğu geniş alanlardan bahsediyoruz. Bu nedenle her yapının mevcut durumunu, taşıyıcı sistemini ve koruma ihtiyaçlarını ayrı ayrı değerlendiriyoruz.
15 Ağustos 2024’te TCDD ile imzaladığımız protokolün ardından bilimsel ve teknik çalışmalarımızı başlattık. Haydarpaşa’da yürüttüğümüz incelemeler sırasında gar binasının orijinal projelerine de ulaştık.
Bu projelerde, yapının temelinde uzunlukları 8 ile 21 metre, çapları ise 50 ile 90 santimetre arasında değişen yaklaşık 1.000 ahşap kazık bulunduğunu gördük. Mevcut durumu belirlemek için yapılan jeoradar çalışmasında bunların yaklaşık 200’ünün yerinde olduğu, yaklaşık 800’ünün ise tespit edilemediği belirlendi.
Bu, yapının güvenliği açısından üzerinde dikkatle durulması gereken bir bulguydu. Sondajlar, arazi ve laboratuvar testleriyle zemini de ayrıntılı biçimde inceledik. Zeminin gevşek, suya doygun ve sıvılaşma riski taşıyan bir yapıda olduğu belirlendi.
Bu nedenle önceliğimiz, üst yapı çalışmalarından önce zeminin güvenliğini sağlamak oldu. Uzman mühendislerimizin hazırladığı zemin iyileştirme projesi, akademik heyetler tarafından incelendi ve Danışma Kurulumuzca uygun görüldü.
Yapının çevresinde fore kazık, içinde ve dışında ise farklı enjeksiyon yöntemleriyle zemin güçlendirme uygulamaları gerçekleştirildi. Binaya yerleştirdiğimiz teknik izleme cihazlarıyla yapının davranışını sürekli takip ederek çalışmaları kontrollü ve aşamalı biçimde yürüttük. Bodrum katındaki sınırlı çalışma alanı da özel ekipman ve hassas uygulama gerektirdi.
Alandaki diğer yapıları da kendi zemin ve taşıyıcı sistem özelliklerine göre ele aldık. Sirkeci’de de zemin güvenliğine ve güçlendirme ihtiyaçlarına öncelik verdik.
Bu süreç hem zaman aldı hem de ilave maliyetler oluşturdu. Ancak gerekli güçlendirmeleri yapmadan üst yapıyı restore etmenin doğru olmadığını biliyoruz. Özellikle deprem riski düşünüldüğünde, yapının temel güvenliği en az üst yapısı kadar önemli.
'YENİ ARKEOLOJİK KALINTILAR ORTAYA ÇIKTI'
Arkeopark alanında altyapı, drenaj ve ziyaretçi güzergâhları için yapılan kazılarda da yeni arkeolojik kalıntılar ortaya çıktı. Projeleri bu kalıntıları koruyacak şekilde yeniden düzenledik. Bu teknik süreçler ve proje revizyonları, ilave süre ihtiyacı doğurdu.
Zemin çalışmalarında ilerledikçe üst yapı restorasyonlarında da daha hızlı yol alıyoruz. Burada çok titiz bir restorasyon gerçekleştiriyoruz. Tarihî yapıların üzerindeki sonradan yapılmış sıvaları kaldırdığınızda, altlarından özgün mimari detaylar ve bezemeler çıkabiliyor. Bunları özgün hâline uygun biçimde tek tek onarıyoruz. Çatılarda, tavanlarda, duvarlarda ve süsleme elemanlarında ince işçilik gerektiren uygulamalar yapıyoruz.
Haydarpaşa’da kapsamlı bir kültür ve sanat alanı oluşturuyoruz. Ana gar binası ulaşım işlevini korumaya devam edecek. Bunun yanında her yaş grubuna hitap eden büyük bir kütüphane, yazma eserlere yönelik alanlar, sergi salonları, sanat ve tasarım atölyeleri ile çok amaçlı kültür-sanat mekânları hazırlıyoruz.
'ANADOLU YAKASI'NIN İLK ARKEOLOJİK MÜZESİNİ BURADA HAYATA GEÇİRMEYİ HEDEFLİYORUZ'
Anadolu Yakası’nın ilk arkeoloji müzesini de burada hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Arkeopark ve açık etkinlik alanlarıyla birlikte İstanbul’a önemli bir kültür ve sanat merkezi kazandıracağız.
Sirkeci’de ise farklı bir tarihsel anlatı öne çıkacak. Burada bir göç müzesi oluşturuyoruz. Çünkü Sirkeci’nin Türkiye’nin göç tarihinde özel bir yeri var. Avrupa’ya yapılan göçler, Balkanlardan Türkiye’ye gelişler ve tarihî demir yolu hatları bu alanın hafızasında önemli bir yer tutuyor.
Haydarpaşa’da da Anadolu’ya uzanan demir yolu tarihini ve savaş dönemlerinde garın üstlendiği rolü ele alan içerikler olacak.
Her iki alanda çok amaçlı sergi salonları, etkinlik merkezleri ve açık hava organizasyon alanları oluşturuyoruz. Haydarpaşa’daki eski Et ve Balık Kurumu tesislerinin bulunduğu bölgede de önemli bir performans ve etkinlik merkezi planlıyoruz. Ayrıca geniş peyzaj alanları hazırlıyoruz.
Rami Kütüphanesi’nde olduğu gibi vatandaşlarımızın günlük yaşamlarında kullanabilecekleri, yeşil alanları ve yürüyüş yolları bulunan yeni kamusal mekânlar ortaya çıkacak.
Haydarpaşa’nın ulaşım açısından çok önemli bir konumu var. Çevresindeki raylı sistemler, vapur iskeleleri ve diğer toplu taşıma bağlantıları, alanın erişilebilirliğini güçlendiriyor. Trenlerin Haydarpaşa’ya gelmeye devam etmesini sağlayacağız. Turistik trenler de buradan hareket edebilecek. Garın ulaşım işlevini korurken güçlü bir kültür ve sanat merkezi oluşturuyoruz.
Anadolu Yakası’nda bu ölçekte bir kültür-sanat merkezine ihtiyaç var. Haydarpaşa bu ihtiyaca önemli ölçüde cevap verecek.
Sirkeci de tarihî yarımadanın merkezinde çok değerli bir konumda. Orada adeta bir kültür ve sanat vahası oluşturuyoruz. Topkapı Sarayı, Ayasofya, Gülhane ve Sirkeci arasında ziyaretçilerin kullanabileceği kültür rotalarını geliştirmek istiyoruz. Böylece tarihî yarımadadaki ziyaretçi hareketliliğini daha geniş bir alana yayacağız.
Sirkeci’de de demir yolu ve Marmaray bağlantıları korunacak. Ulaşım erişimiyle kültürel kullanımın birlikte sürdüğü, gerekli güvenlik kontrollerinin sağlandığı düzenli bir ziyaret ortamı oluşturacağız. Yaya alanlarını ve parkları genişletecek, insanların rahatlıkla vakit geçirebilecekleri kamusal alanlar hazırlayacağız.
'İLK ETAPLARI 2027 YILINDA AÇMAYI HEDEFLİYORUZ'
Haydarpaşa ve Sirkeci’yi İstanbul’un kültür ve sanat hayatına önemli katkılar sunacak iki yeni merkez olarak görüyoruz. İlk etapları 2027 yılında açmayı hedefliyoruz. Uygulama takvimini de bilimsel tespitler ve koruma gereklilikleri doğrultusunda ilerletiyoruz."
'DİJİTAL TURİZMDE HEM OTELİ HEM TÜKETİCİYİ KORUYACAĞIZ'
Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemindeki dijital seyahat platformlarına yönelik kanun teklifine ilişkin açıklamalarda bulunan Ersoy, adil rekabet ortamının amaçlandığını kaydetti.
Düzenlemenin detaylarını aktaran Ersoy, "Teklife göre, yurt içinden yurt içine yapılan satışlarda platformların hizmete konu satış bedeli üzerinden alabileceği tutar yüzde 17’yi geçemeyecek. Bu hesaplama vergiler hariç tutar üzerinden yapılacak. Yabancı platformlara Türkiye’de temsilci bulundurma yükümlülüğü getiriliyor. Böylece tüketicinin şikâyetini iletebileceği bir muhatabın bulunması amaçlanıyor. Yabancı dijital konaklama platformları için teklifte iki yıl süreli, devredilemeyen bir izin belgesi öngörülüyor ve belge bedeli 5 milyon lira olarak belirleniyor." ifadelerini kullandı.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Arkeoloji Müzesi'nin yeni binasının 2027 yılında açılacağını, EXPO alanının kongre merkezine dönüştürüleceğini ve Formula 1 organizasyonunun İstanbul geneline yayılan bir kültür ve tanıtım festivali olarak planlandığını sözlerine ekledi.